Bakara Suresi 107. Ayette “Göklerin ve Yerin Hükümranlığının Allah’a Ait Olduğunu Bilmiyor musun? Sizin Allah’tan Başka Ne Bir Dostunuz Ne de Bir Yardımcınız Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan güven duygusunu çoğu zaman sahip olduklarında arar; fakat sahip olduklarımız değişir, insanlar gider, güç el değiştirir. Kalıcı güven, değişen şeylerin ardındaki asıl kudreti görebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 107. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 107. ayeti, bir önceki ayette anlatılan ilahi kudret ve hüküm koyma yetkisini daha geniş bir çerçeveye taşır.
- ayette:
Allah’ın bir hükmü kaldırıp yerine başka bir hüküm getirmeye kadir olduğu
belirtilmişti.
- ayette ise bunun sebebi daha temel bir gerçekle açıklanır:
Göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir.
Yani Allah’ın hükmetme yetkisi sonradan elde edilmiş bir güç değildir.
O:
yaratan,
sahip olan,
yöneten,
nihai hükmü veren
olarak tanımlanır.
Ayet ardından insanın bütün bağımlılıklarını sarsan bir cümle söyler:
“Allah’tan başka ne bir veliniz ne de bir yardımcınız vardır.”
“Göklerin Ve Yerin Hükümranlığı Allah’a Aittir” Ne Demektir
Buradaki hükümranlık yalnızca siyasal egemenlik anlamına gelmez.
Kur’an’daki mülk kavramı:
sahiplik,
otorite,
yönetim,
tasarruf
gibi geniş anlamlar taşır.
Yani göklerde ve yerde var olan hiçbir şey:
Allah’ın egemenliğinin dışında değildir.
İnsan sahip olduğunu düşündüğü şeylere gerçekte sınırlı süreyle sahiptir.
Toprak,
mal,
beden,
zaman,
güç
bile nihai anlamda insanın mutlak mülkü değildir.
İnsan Gerçekten Bir Şeyin Mutlak Sahibi Olabilir mi
Gündelik anlamda elbette sahiplik vardır.
Bir ev sizin olabilir.
Bir araç sizin olabilir.
Bir şirket sizin olabilir.
Fakat Kur’an daha derin bir düzeyde sorar:
Bunlara ne kadar süre sahip olacaksın?
İnsan doğarken hiçbir şey getirmez.
Ölürken de hiçbir şey götüremez.
Bu nedenle dünya sahipliği:
geçici bir emanet sahipliğidir.
Mutlak sahiplik:
Allah’a aittir.
Bu Ayet İnsan Sahipliğini Reddediyor mu
Hayır.
Kur’an:
mülkiyet,
alışveriş,
miras,
ticaret
gibi konuları düzenler.
Dolayısıyla insanın hukuki mülkiyetini reddetmez.
Fakat insanın mülkiyet anlayışına bir sınır koyar:
“Benim” dediğin şey bile nihai anlamda sana ait değildir.
Bu düşünce mülkiyeti yok etmez.
Onu:
sorumluluğa dönüştürür.
Bir Şeyi Emanet Olarak Görmek Davranışımızı Nasıl Değiştirir
İnsan bir şeyi mutlak mülkü gibi gördüğünde:
“İstediğimi yaparım.”
diyebilir.
Ama emanet olarak gördüğünde:
“Bunu nasıl kullanmalıyım?”
diye sorar.
Para emanet ise:
haksızlık için kullanamazsın.
Güç emanet ise:
zulüm için kullanamazsın.
Bilgi emanet ise:
insanları kandırmak için kullanamazsın.
Beden emanet ise:
ona karşı da sorumluluğun vardır.
Bu nedenle Allah’ın mülkü fikri:
ahlaki bir sorumluluk üretir.
“Bilmiyor musun?” Sorusu Neden Kullanılıyor
Kur’an burada bilgi isteyen sıradan bir soru sormaz.
Bu tür ifadeler:
hatırlatma ve zihni uyandırma
işlevi taşır.
Adeta:
“Bunu zaten biliyor olman gerekmez mi?”
denmektedir.
Allah’ın göklerin ve yerin sahibi olduğu kabul ediliyorsa:
O’nun vahiy konusunda tasarrufta bulunması neden şaşırtıcı olsun?
Dolayısıyla 107. ayet:
106. ayetteki nesih meselesinin teolojik temelini
kurar.
Allah’ın Mülkün Sahibi Olması Hüküm Koyma Yetkisiyle Nasıl İlişkilidir
Çünkü mutlak sahiplik:
nihai otoriteyi de beraberinde getirir.
Kur’an’ın mantığında:
yaratan Allah’tır.
Varlığın gerçek sahibi Allah’tır.
Dolayısıyla:
nihai hüküm koyma yetkisi de Allah’a aittir.
İnsan:
“Allah neden böyle hükmetti?”
diye sorabilir.
Sorgulamak mümkündür.
Fakat insanın Allah üzerinde:
zorlayıcı bir hak iddia etmesi
Kur’an’ın tevhid anlayışıyla uyuşmaz.
“Allah’tan Başka Veliniz Yoktur” Ne Anlama Gelir
“Veli” kelimesi:
dost,
koruyucu,
yakın,
destekçi,
himaye eden
gibi anlamlara gelir.
Burada Allah’ın:
nihai koruyucu ve dayanak
olduğu belirtilir.
Bu:
“Hiç arkadaşınız olmasın.”
veya:
“İnsanlardan yardım istemeyin.”
demek değildir.
İnsanlar birbirine yardım eder.
Ama hiçbir insan:
mutlak güvence
olamaz.
İnsanlardan Yardım İstemek Bu Ayete Aykırı mıdır
Hayır.
Bir doktora gitmek,
bir dosttan yardım istemek,
bir avukattan destek almak,
bir uzmana danışmak
normaldir.
Kur’an’ın eleştirdiği şey:
yaratılmış bir varlığı Allah’tan bağımsız ve mutlak kurtarıcı görmek
olabilir.
İnsanlar yardımcıdır.
Ama onların gücü:
sınırlıdır.
Bugün vardırlar.
Yarın olmayabilirler.
Nihai kudret:
Allah’a aittir.
“Yardımcı” Kavramı Burada Ne İfade Eder
Ayet:
“nasîr”
kavramını kullanır.
Bu:
yardım eden,
destekleyen,
savunan
anlamlarını taşır.
İnsan büyük güçlere güvenebilir.
Servetine.
Çevresine.
Makamına.
Ordusuna.
Dostlarına.
Ama ölüm,
hastalık,
kaderin büyük dönüşümleri
karşısında bunların sınırı vardır.
Ayet insanı:
sahte mutlaklıklardan
kurtarmak ister.

İnsan Neden Güvenliğini Görünür Şeylerde Arar
Çünkü görünür olanı kontrol edebildiğini hisseder.
Bankadaki para:
güven verir.
Güçlü tanıdıklar:
güven verir.
Sağlam bir kariyer:
güven verir.
Fakat hayat:
bunların hiçbirinin mutlak olmadığını sürekli gösterir.
Ekonomik kriz olabilir.
İş kaybedilebilir.
İnsanlar değişebilir.
Sağlık bozulabilir.
Bu nedenle Kur’an:
güveni tamamen kırmak için değil, doğru yere yerleştirmek için
Allah’ı nihai veli olarak gösterir.

Tevekkül Hiçbir Şey Yapmadan Allah’a Güvenmek midir
Hayır.
Tevekkül:
sebebe başvurup sonucu Allah’a bırakmak
şeklinde anlaşılmıştır.
İnsan çalışır.
Plan yapar.
Tedbir alır.
Tedavi olur.
Ama bütün kontrolün kendi elinde olduğunu zannetmez.
Bu çok önemli bir dengedir.
Tevekkül:
pasiflik değildir.
Kontrol yanılsamasından kurtulmaktır.

Kontrol Yanılsaması Nedir
İnsan hayatındaki olayların tamamını kontrol edebildiğini düşünebilir.
Plan yapar.
Her ihtimali hesaplar.
Güvence oluşturur.
Ama sonra tek bir beklenmedik olay:
bütün düzeni değiştirebilir.
Bu insanın hiçbir kontrolü olmadığı anlamına gelmez.
Fakat kontrolü:
sınırlıdır.
Bakara 107 bu sınırı hatırlatır:
Sen yönetiyorsun ama:
mutlak yönetici sen değilsin.

Bu Ayet İnsana Teselli mi, Yoksa Uyarı mı Veriyor
İkisini birden.
Uyarıdır çünkü:
İnsan kendi gücünü abartmamalıdır.
Tesellidir çünkü:
hayat bütünüyle rastgele ve sahipsiz değildir.
Kur’an’ın perspektifinde evren:
mutlak bir kaosun elinde değildir.
Göklerin ve yerin mülkü:
Allah’a aittir.
Bu düşünce mümine:
varoluşsal bir güven
sunabilir.

Allah’tan Başka Mutlak Dayanak Olmaması Yalnızlık Anlamına mı Gelir
Tam tersine.
Ayet:
insanın en temel yalnızlığının içinde bile Allah’ın varlığını
hatırlatır.
Bazen insanlar gider.
Bazen kimse anlamaz.
Bazen bütün kapılar kapanır.
İnsan kendisini tamamen yalnız hissedebilir.
Ayet ise:
“Nihai velin Allah’tır.”
der.
Bu, insanların değerini azaltmaz.
Ama insanın bütün varlığını:
tek bir insana bağlamasını
engeller.

Bir İnsanı Hayatımızın “Mutlak Dayanağı” Yapmak Neden Tehlikelidir
Çünkü insan sınırlıdır.
Ölebilir.
Değişebilir.
Yanılabilir.
Seni terk edebilir.
Gücü yetmeyebilir.
Eğer bütün varoluşsal güvenini bir insana bağlarsan:
o kişi sarsıldığında:
sen de tamamen yıkılabilirsin.
Bakara 107 burada daha dengeli bir ilişki önerir:
İnsanları sev.
Onlara güven.
Yardım al.
Ama onları:
Allah’ın yerine koyma.

Bakara 106 Ve 107 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
Allah’ın bir hükmü değiştirip yerine başka bir hüküm getirebileceği
anlatılmıştı.
- ayette ise:
bunun neden mümkün olduğu
hatırlatılır:
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.
Yani:
Allah hükmeder.
Çünkü:
nihai egemenlik O’na aittir.
Ardından insanın güven meselesine geçilir:
Bu egemenliğin dışında size mutlak bir koruyucu ve yardımcı da yoktur.
Böylece:
kudret, hükümranlık ve güven
aynı ayette birleşir.

Bakara 107’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Sahip olduklarını kullan ama onlara mutlak güvenme.
Paran olsun.
Ama paran seni tanımlamasın.
Dostların olsun.
Ama bütün varlığını tek bir insana bağlama.
Plan yap.
Ama hayatın plana uymadığında çökmeyecek kadar esnek ol.
Güç sahibi ol.
Ama gücün sonsuz olmadığını unutma.
Çünkü insanın iç huzuru:
kontrol edebildiği şeylerin sayısından değil, kontrol edemediği şeylerle de yaşayabilme gücünden
doğabilir.

Son Söz
Bakara 107 Bize “Gerçekten Neye Güveniyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 107. ayet insanın hayat boyunca kurduğu güven sistemini sarsıcı biçimde sorgular.
İnsan güvende olmak ister.
Bu çok doğal bir ihtiyaçtır.
Bu yüzden kendisine dayanaklar oluşturur.
Para biriktirir.
Ev alır.
İlişkiler kurar.
Sigorta yaptırır.
Güçlü insanlarla tanışır.
Kariyer yapar.
Bunların hiçbiri yanlış değildir.
Fakat insan bazen fark etmeden:
araçları mutlak güvenceye
dönüştürür.
“Param varsa bana hiçbir şey olmaz.”
“Bu kişi yanımda olduğu sürece ben yıkılmam.”
“Bu makamdayken kimse bana dokunamaz.”
“Planımı kusursuz yaptım; hiçbir şey ters gidemez.”
Sonra hayat gelir.
Ve tek bir olay:
bütün bu kesinlik duygusunu değiştirebilir.
İşte Bakara 107:
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.”
diyerek insanın güven anlayışını daha derin bir yere taşır.
Sen sahip olabilirsin.
Ama mutlak sahip değilsin.
Sen yönetebilirsin.
Ama mutlak yönetici değilsin.
Sen yardım edebilirsin.
Ama mutlak kurtarıcı değilsin.
Sen korunabilirsin.
Ama bütün ihtimalleri kontrol edemezsin.
Bu farkındalık insanı güçsüzleştirmek zorunda değildir.
Tam tersine:
kontrol edemediği şeyleri kabul edebilecek kadar güçlü hale getirebilir.
Çünkü insan bütün dünyayı kontrol etmek zorunda olmadığını fark eder.
Görevi:
elinden geleni yapmak,
ahlaki sorumluluğunu yerine getirmek,
çalışmak,
tedbir almak
ve ardından sonucu:
kendinden daha büyük bir kudrete bırakabilmektir.
Belki Bakara 107’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatındaki bütün güvenceler bir gün elinden alınsaydı, seni içeriden ayakta tutacak ne kalırdı?
İşte insanın gerçek dayanağı belki de bu sorunun cevabında ortaya çıkar.
“Geçici şeylere sahip olmak güzeldir; fakat onları sonsuz sanmak insanı kırılganlaştırır. Gerçek huzur, elindekileri severken onların yokluğunda da tamamen yok olmayacağını bilecek kadar derin bir dayanağa sahip olmaktır.”
Ersan Karavelioğlu