Bakara Suresi 113. Ayette “Yahudiler, ‘Hristiyanların Dayandığı Hiçbir Şey Yoktur’ Dediler; Hristiyanlar da ‘Yahudilerin Dayandığı Hiçbir Şey Yoktur’ Dediler. Oysa Her İkisi de Kitabı Okumaktadır. Bilmeyenler de Onların Söylediğine Benzer Sözler Söylediler. Allah, Ayrılığa Düştükleri Konularda Kıyamet Günü Aralarında Hüküm Verecektir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan kendi hakikatini savunurken karşısındakinin sahip olduğu bütün doğruları yok saymaya başladığında artık hakikati değil, tarafını savunuyor olabilir. Gerçek düşünsel olgunluk, rakibinin yanlışını göstermek kadar doğrusunu da teslim edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 113. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 113. ayeti, dinî kutuplaşma, karşılıklı dışlama ve hakikatin grup aidiyetine indirgenmesi üzerinde durur.
Ayet iki karşılıklı iddiayı aktarır:
Yahudilerden bazıları:
“Hristiyanların dayandığı hiçbir gerçek yoktur.”
der.
Hristiyanlardan bazıları ise:
“Yahudilerin dayandığı hiçbir gerçek yoktur.”
der.
Fakat Kur’an hemen çok dikkat çekici bir noktayı hatırlatır:
“Oysa onlar kitabı okuyorlar.”
Yani iki tarafın da vahiy, peygamberlik ve Allah inancıyla ilişkisi bulunmasına rağmen birbirlerinin sahip olduğu bütün dini temeli yok saymaları eleştirilir.
Ayetin sonunda ise nihai hüküm insanlara bırakılmaz:
Allah, kıyamet günü ayrılığa düştükleri konularda hüküm verecektir.
“Yahudiler Hristiyanların Dayandığı Hiçbir Şey Yoktur Dediler” Ne Anlama Gelir
Buradaki ifade sıradan bir fikir ayrılığından daha serttir.
Bir kişi:
“Ben senin bazı görüşlerine katılmıyorum.”
diyebilir.
Bu normal bir tartışmadır.
Ama:
“Sende hiçbir hakikat yok.”
demek çok daha kapsayıcı bir reddediştir.
Karşı tarafın bütün:
inanç tarihini,
peygamberlik geleneğini,
ahlaki mirasını
tek cümleyle değersizleştirmektir.
Ayet tam olarak bu mutlak dışlama dilini sorgular.
“Hristiyanlar da Yahudilerin Dayandığı Hiçbir Şey Yoktur Dediler” Ne Demektir
Ayet eleştiriyi tek taraflı yapmaz.
Karşılıklı bir suçlama vardır.
Bir taraf diğerini bütünüyle reddederken diğer taraf da aynı yöntemi kullanmaktadır.
Bu çok önemlidir.
Çünkü Kur’an burada yalnızca:
“Bir taraf yanlış yaptı.”
demiyor.
Daha derin bir insan davranışını gösteriyor:
Gruplar birbirlerine düşmanlaştıklarında aynı hatayı karşılıklı olarak üretebilirler.
Her biri yalnızca kendi tarafını görür.
Karşı tarafın bütün değerini sıfırlar.
“Oysa Her İkisi de Kitabı Okumaktadır” İfadesi Neden Bu Kadar Çarpıcıdır
Çünkü iki taraf da tamamen vahiyden habersiz değildir.
Her iki gelenekte de:
Allah,
vahiy,
peygamberlik,
ahlak,
hesap
gibi ortak kavramlar bulunmaktadır.
Buna rağmen taraflar birbirlerine:
“Sizin hiçbir temeliniz yok.”
demektedir.
Kur’an burada büyük bir çelişkiyi gösterir:
Kitabı okuyup yine de birbirini bütünüyle yok saymak.
Yani bilgi sahibi olmak:
her zaman adil değerlendirme yapmayı garanti etmez.
İnsan Kitabı Okuduğu Halde Nasıl Bu Kadar Keskin Bir Dışlamaya Gidebilir
Çünkü insan metni yalnızca anlamak için değil:
kendi kimliğini doğrulamak için
de okuyabilir.
Eğer kişi kitaba:
“Gerçek ne?”
sorusuyla değil,
“Benim tarafımın haklı olduğunu nasıl kanıtlarım?”
sorusuyla yaklaşıyorsa,
aynı kutsal metin bile kutuplaşma aracına dönüşebilir.
Bu nedenle sorun yalnızca:
metni okumak değil, nasıl okuduğumuzdur.
Dinî Tartışmalarda “Ya Hep Ya Hiç” Mantığı Neden Tehlikelidir
Çünkü gerçeklik çoğu zaman daha karmaşıktır.
Bir düşünce sistemi içinde:
doğru unsurlar,
yanlış yorumlar,
tarihsel dönüşümler
aynı anda bulunabilir.
Fakat kutuplaşmış insan şöyle düşünür:
“Ben doğruysam sen tamamen yanlış olmalısın.”
Oysa bir konuda iki tarafın da:
bazı doğruları,
bazı yanlışları
olabilir.
Bakara 113 insanı bu siyah-beyaz düşünce biçiminden uzaklaştırır.
Birinin Yanlış Olduğunu Düşünmek Onun Her Konuda Yanlış Olduğu Anlamına Gelir mi
Hayır.
Bu çok temel bir düşünme ilkesidir.
Bir kişi önemli bir konuda yanlış olabilir.
Ama başka konularda:
doğru,
dürüst,
isabetli
olabilir.
Bir dini gelenek hakkında teolojik olarak ciddi eleştiriler yapılabilir.
Ama bu:
o gelenekteki bütün ahlaki, tarihsel veya düşünsel değerin yok olduğu
anlamına gelmez.
Ayetin adalet çağrısı burada önem kazanır:
Karşı çıktığın kişiyi bile adil değerlendir.
“Bilmeyenler de Onların Söylediğine Benzer Sözler Söylediler” Ne Anlama Gelir
Ayet daha sonra ilginç bir benzerlik kurar.
Kitap bilgisine sahip olduğunu söyleyen kişiler ile:
“bilmeyenler”
benzer bir dil kullanmaktadır.
Bu çok sert bir eleştiridir.
Çünkü bilgi sahibi olması gereken insanlar:
bilgisizce genelleme yapanlarla aynı düşünce biçimine düşmüştür.
Yani kişi çok şey okuyabilir.
Ama eğer düşünme biçimi:
önyargılı,
kategorik,
adaletsiz
ise sahip olduğu bilgi onu gerçek anlamda bilgeleştirmemiş olabilir.
Bilgi İnsanı Otomatik Olarak Daha Hoşgörülü Yapar mı
Hayır.
Bilgi insanı:
daha anlayışlı
da yapabilir,
daha kibirli
de.
Bir kişi çok şey öğrendikçe:
“Ne kadar az biliyorum.”
diyebilir.
Başka biri ise:
“Ben biliyorum, diğerleri hiçbir şey bilmiyor.”
diyebilir.
Bu nedenle bilgiyle birlikte:
tevazu,
adalet,
öz eleştiri
gelişmiyorsa bilgi insanın egosuna hizmet edebilir.
Bakara 113 bu açıdan çok güçlü bir uyarıdır.
Dinî Kutuplaşmanın Temelinde Ne Vardır
Tek bir neden yoktur.
Tarih.
Kimlik.
Siyaset.
Toplumsal hafıza.
Güç mücadelesi.
Korku.
Önyargı.
Bunların hepsi etkili olabilir.
Fakat ayetin gösterdiği temel mekanizmalardan biri şudur:
Karşı tarafı bütünüyle geçersiz ilan etmek.
Bu yapıldığında tartışma sona erer.
Çünkü artık:
“Senin hangi konuda haklı olabileceğini”
araştırmaya gerek kalmaz.
Karşı taraf:
başından tamamen yanlış ilan edilmiştir.

İnsan Neden Karşı Tarafı Tamamen Yanlış İlan Etmek İster
Çünkü bu psikolojik olarak rahattır.
Eğer rakibinin hiçbir doğrusu yoksa:
onu dinlemene gerek yoktur.
Kendi fikrini sorgulamana gerek yoktur.
Onun eleştirilerine cevap vermene gerek yoktur.
Bu nedenle:
“Onlarda hiçbir şey yok.”
cümlesi yalnızca karşı tarafı küçültmez.
Aynı zamanda kişinin:
kendi zihnini eleştiriden koruyan bir duvar
oluşturmasına yarayabilir.

Ayet Dinler Arası Diyalog Açısından Nasıl Okunabilir
Ayet doğrudan modern anlamda bir “dinler arası diyalog programı” ortaya koymaz.
Fakat güçlü bir ahlaki ilke taşır:
Karşı tarafı caricature etme, yok sayma ve bütünüyle değersiz ilan etme.
Bir Müslüman:
Yahudilik veya Hristiyanlık hakkında teolojik eleştiriler yapabilir.
Bir Hristiyan veya Yahudi de İslam hakkında eleştiriler yapabilir.
Ama eleştiri:
adil olmalıdır.
Karşı tarafın gerçekten ne söylediğini anlamadan yapılan suçlama:
hakikat arayışı değildir.

Ayet Bütün Yahudi ve Hristiyanları Aynı Şekilde mi Eleştiriyor
Hayır.
Ayet belirli karşılıklı iddiaları aktarır.
Kur’an başka yerlerde Ehl-i Kitap içinde:
dürüst,
adaletli,
ibadet eden,
Allah’a bağlı
kişilerin bulunduğunu belirtir.
Bu nedenle burada anlatılan davranışı:
bütün Yahudilere veya Hristiyanlara değişmez bir özellik
olarak yüklemek ayetin mesajına ters düşebilir.
Çünkü ayetin kendisi zaten:
genellemeci ve dışlayıcı düşünme biçimini eleştirmektedir.

Bu Ayetin Müslümanlar İçin De Bir Uyarısı Var mıdır
Kesinlikle.
Bir Müslüman bu ayeti okuyup yalnızca:
“Bak, Yahudiler ve Hristiyanlar birbirlerini reddetmiş.”
deyip geçerse ayetin aynasını kendisine çevirmemiş olur.
Müslümanlar arasında da:
mezhep,
cemaat,
ekol,
yorum
farklılıkları üzerinden benzer dışlama dili ortaya çıkabilir.
“Bizden olmayan hiçbir şey bilmiyor.”
“Onların bütün söyledikleri yanlış.”
gibi cümleler:
aynı zihinsel hastalığın farklı biçimleri olabilir.

Bir Fikre Karşı Çıkarken Adalet Nasıl Korunur
Önce karşı tarafın görüşünü:
onun kabul edeceği şekilde doğru anlamak
gerekir.
Sonra:
doğru olan kısmı teslim etmek,
yanlış görülen kısmı gerekçelendirmek,
kişiyi değil fikri eleştirmek
gerekir.
En önemlisi de:
kendi tarafımızın yanlış yapabileceği ihtimalini açık tutmaktır.
Bu zor bir disiplindir.
Ama hakikate sadakat:
tarafa sadakatten daha yüksekse
mümkün hale gelir.

“Allah Kıyamet Günü Aralarında Hüküm Verecektir” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda nihai hüküm Allah’a bırakılır.
İnsanlar dünyada:
tartışabilir,
delil sunabilir,
farklı inançlara sahip olabilir.
Fakat nihai olarak:
kimin hangi konuda ne kadar haklı olduğu,
kimin niyetinin ne olduğu,
kimin ne kadar bilgiye sahip olduğu
tam biçimde:
Allah’ın bilgisi dahilindedir.
Bu nedenle insanın kendi hükmünü:
Allah’ın nihai hükmü yerine koymaması
gerekir.

Nihai Hükmün Allah’a Ait Olması İnsanları Tartışmaktan Vaz mı Geçirmelidir
Hayır.
İnsan düşünmeye ve tartışmaya devam edebilir.
Farklı görüşleri karşılaştırabilir.
Doğru olduğuna inandığını savunabilir.
Ama bunu yaparken:
tevazu
korumalıdır.
Yani:
“Benim vardığım sonuç budur.”
demek ile:
“Ben Allah’ın nihai hükmünü kesin olarak biliyorum.”
demek aynı değildir.
Ayet insanın bilgisine bir sınır koyar.

Bakara 113’ten Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Karşı tarafın tamamını reddetmek kolaydır; adil olmak daha zordur.
Bir insanı eleştirirken:
onun doğru yaptığı şeyi de söyleyebilmek,
bir gruba karşı çıkarken:
onların bütün üyelerini aynılaştırmamak,
kendi tarafının hatalarını da görebilmek
yüksek bir ahlaki ve düşünsel olgunluk ister.
Gerçek hakikat arayışı:
rakibi yenmekten çok gerçeği bulmayı önemser.

Son Söz
Bakara 113 Bize “Hakikati mi Savunuyoruz, Yoksa Tarafımızı Hakikatin Yerine mi Koyuyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 113. ayette iki taraf vardır.
Bir taraf:
“Onların hiçbir dayanağı yok.”
der.
Diğer taraf:
“Asıl onların hiçbir dayanağı yok.”
der.
Ve Kur’an ortada çok çarpıcı bir cümle bırakır:
“Oysa onlar kitabı okuyorlar.”
Bu belki de ayetin en düşündürücü yeridir.
Çünkü insanın kitap okuması, bilgi sahibi olması veya dinî eğitim alması tek başına onu:
adaletli,
ölçülü,
önyargısız
yapmaya yetmeyebilir.
İnsan yüzlerce kitap okuyabilir.
Ama sadece kendi tarafını doğrulayan cümleleri seçebilir.
Kendi geleneğinin bütün kusurlarını açıklarken karşı tarafın küçük hatasını büyütebilir.
Kendi grubunda bir yanlış gördüğünde:
“Bu kişisel bir hata.”
der.
Karşı grupta aynı yanlışı gördüğünde:
“Bunların hepsi böyle.”
diyebilir.
İşte zihinsel adalet tam burada sınanır.
Çünkü hakikat sevgisi:
yalnızca kendi tarafının doğrusunu savunmak değildir.
Bazen:
karşı tarafın doğru olduğu noktayı kabul edebilmek
demektir.
Ve bu çok daha zordur.
İnsanın egosu:
“Rakibim haklı olabilir.”
cümlesini sevmez.
Grup aidiyeti:
“Bizim taraf yanlış yapmış olabilir.”
cümlesinden rahatsız olur.
Ama eğer hakikat gerçekten tarafların üstündeyse:
bu cümleleri söyleyebilmek gerekir.
Ayetin sonunda Allah:
kıyamet günü ayrılığa düştükleri konularda hüküm vereceğini
bildirir.
Bu, insana çok önemli bir sınır çizer:
Sen tartışabilirsin.
Araştırabilirsin.
İnandığını savunabilirsin.
Ama başka insanların kalplerinin, niyetlerinin ve nihai kaderlerinin:
mutlak hâkimi sen değilsin.
Belki Bakara 113’ün bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Karşı olduğun bir insanın veya grubun doğru söylediği bir şeyi açıkça kabul edebilecek kadar hakikate sadık mısın?
Çünkü insan bunu yapamıyorsa belki artık hakikatin tarafında değildir.
Kendi tarafının haklı çıkmasının tarafındadır.
“Hakikate sadakat, yalnızca kendi tarafımızın doğrularını görmek değildir. Gerçek adalet, sevmediğimiz birinin doğrusunu kabul edebilecek ve sevdiğimiz birinin yanlışına itiraz edebilecek kadar özgür olabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu