Bakara Suresi 101. Ayette “Kendilerine Allah Katından, Ellerindekini Doğrulayan Bir Peygamber Gelince, Kitap Verilenlerden Bir Grup Allah’ın Kitabını Sanki Hiç Bilmiyorlarmış Gibi Arkalarına Atıverdiler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen hakikati bilmediği için değil, bildiği hakikat hayatını zorlaştırdığı için onu arkasına atar. Bilmek ile sadık kalmak arasındaki mesafe, insan karakterinin en büyük sınavlarından biridir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 101. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 101. ayeti, önceki ayette anlatılan ahit bozma temasını daha ileri taşır.
Allah katından, ellerindeki vahyin temel hakikatlerini doğrulayan bir peygamber gelir.
Fakat Kitap verilenlerden bir grup:
Allah’ın Kitabını arkalarına atar.
Üstelik ayet çok çarpıcı biçimde:
“Sanki bilmiyorlarmış gibi…”
der.
Yani burada cehaletten daha ağır bir problem vardır.
Mesele:
Bilmemek değil, bildiğini yok saymaktır.
“Allah Katından Bir Peygamber Geldi” İfadesi Kimi Anlatmaktadır
Burada Hz. Muhammed’e işaret edilmektedir.
Kur’an’ın anlatımına göre Hz. Muhammed’in getirdiği mesaj:
önceki peygamberlik geleneğinden kopuk değildir.
Hz. İbrahim,
Hz. Musa,
Hz. Davud,
Hz. İsa
ve diğer peygamberlerin temel tevhid çizgisini sürdürür.
Bu nedenle ayet:
“Ellerindekini doğrulayan bir peygamber”
ifadesini kullanır.
“Ellerindekini Doğrulayan” Ne Demektir
Bu ifade daha önceki ayetlerde de tekrar edilmişti.
Kur’an:
Allah’ın birliği,
vahiy,
peygamberlik,
ahlaki sorumluluk,
hesap günü
gibi temel ilkelerde önceki ilahi mesajları doğruladığını bildirir.
Dolayısıyla yeni peygamberin mesajı:
“Geçmişteki bütün peygamberler yanlıştı.”
dememektedir.
Aksine:
aynı vahiy zincirinin devamı
olduğunu iddia etmektedir.
O Halde Neden Yeni Peygamber Reddedildi
İşte ayetin düşündürdüğü temel problem budur.
Bir mesajın önceki vahyi doğrulaması, herkesin onu otomatik olarak kabul edeceği anlamına gelmez.
Çünkü insan karar verirken yalnızca:
bilgiye
bakmaz.
Aynı zamanda:
çıkar,
aidiyet,
otorite,
gelenek,
kibir
gibi etkenlerden de etkilenebilir.
Bu nedenle hakikat:
tanındığı halde reddedilebilir.
“Kitap Verilenlerden Bir Grup” İfadesi Neden Önemlidir
Çünkü Kur’an yine mutlak genelleme yapmaz.
Ayet:
“Kitap verilenlerin hepsi”
demez.
“Onlardan bir grup”
der.
Bu ayrım çok önemlidir.
Çünkü Ehl-i Kitap içinde:
kabul edenler,
reddedenler,
dürüst davrananlar,
farklı tavırlar sergileyenler
bulunabilir.
Ayetin eleştirisi:
belirli bir davranış biçiminedir.
“Allah’ın Kitabını Arkalarına Atmak” Ne Anlama Gelir
Bu son derece güçlü bir mecazdır.
Bir şeyi arkaya atmak:
onu önemsememek,
görmezden gelmek,
hayatın dışına çıkarmak
anlamına gelir.
Yani kitap fiziksel olarak fırlatılmıyor olabilir.
Asıl anlatılan:
onun ölçülerinin bilinçli biçimde terk edilmesidir.
İnsan kitabı elinde tutabilir ama mesajını:
hayatının arkasına atabilir.
Bir Kitaba İnanıp Onu Arkaya Atmak Mümkün müdür
Evet.
İnsan bir kitabı kutsal kabul edebilir.
Onu okuyabilir.
Ezberleyebilir.
Saygı gösterebilir.
Ama kararlarını verirken:
kitabın ahlaki ölçülerini dikkate almayabilir.
Bu durumda kitap:
sembolik olarak vardır,
ama hayatın merkezinde değildir.
Bakara 101’in eleştirisi tam olarak bu çelişkiye dokunur:
Kitabı bilmek başka, kitabın rehberliğini kabul etmek başka şeydir.
“Sanki Bilmiyorlarmış Gibi” İfadesi Neden Çok Serttir
Çünkü burada bilinçli görmezden gelme vardır.
Bir insan gerçekten bilmiyorsa:
öğretilebilir.
Ama biliyor ve bilmiyormuş gibi davranıyorsa:
problem daha derindir.
Bu durumda kişi:
bilgisini bastırmaktadır.
Hakikat vardır.
Bilgi vardır.
Fakat davranış:
cehalet taklidi yapmaktadır.
Bu, insanın kendi bilgisinden kaçmasıdır.
İnsan Bildiği Bir Gerçeği Nasıl Yok Sayabilir
Bunu hayatın birçok alanında görürüz.
İnsan:
sigaranın zararlı olduğunu bilir ama içmeye devam eder.
Bir ilişkinin kendisine zarar verdiğini bilir ama kopamaz.
Bir davranışın haksız olduğunu bilir ama çıkarı nedeniyle sürdürür.
Bir sözü tutması gerektiğini bilir ama kolayına gelmediği için bozar.
Yani bilgi:
davranışı otomatik olarak yönetmez.
İrade ve karakter devreye girer.
Bilmek Neden Tek Başına Yeterli Değildir
Çünkü insan yalnızca bilgiyle hareket eden bir varlık değildir.
İstekleri vardır.
Korkuları vardır.
Alışkanlıkları vardır.
Çıkarları vardır.
Bu nedenle:
“Doğruyu biliyorum.”
cümlesi ile:
“Doğru olanı yapıyorum.”
cümlesi arasında büyük fark olabilir.
Bakara 101 bize bu farkı çok net biçimde gösterir.

İnsan Kendi Bilgisinden Kaçabilir mi
Evet.
Bazen insan bir gerçeği o kadar rahatsız edici bulur ki:
onu düşünmemeye çalışır.
Konuyu değiştirir.
Kendisine başka açıklamalar üretir.
Karşı delilleri küçümser.
Böylece zihin:
bildiği şeyi duymamış gibi yaşamaya
başlayabilir.
Bu bir tür içsel kaçıştır.
Ayetin:
“Sanki bilmiyorlarmış gibi”
ifadesi tam da bu psikolojik durumu düşündürür.

Kutsal Metni Arkaya Atmak Günümüzde Nasıl Olabilir
Bugün insan kutsal kitabını fiziksel olarak arkaya atmayabilir.
Tam tersine büyük saygı gösterebilir.
Ama eğer:
adaleti okuyor ve haksızlık yapıyorsa,
kul hakkını biliyor ve çiğniyorsa,
dürüstlüğü savunuyor ama yalan söylüyorsa,
merhameti anlatıyor ama zalim davranıyorsa,
o zaman şu soru doğar:
Kitap gerçekten hayatın önünde mi, arkasında mı?

İnsan Neden Dini Sembol Olarak Koruyup İlke Olarak Yaşamayabilir
Çünkü sembol taşımak daha kolaydır.
Bir kimliğe ait olmak:
sorumluluk duygusu verebilir.
Ama ilkeye göre yaşamak:
bedel ister.
Dürüstlük para kaybettirebilir.
Adalet kendi tarafımıza zarar verebilir.
Merhamet egomuzu zorlayabilir.
İşte burada din:
kimlik mi, ilke mi?
sorusu ortaya çıkar.

Ayet Müslümanlara da Bir Uyarı Taşır mı
Ahlaki ilkesi açısından kesinlikle evet.
Bir Müslüman Bakara 101’i yalnızca:
“Geçmişte bazı Ehl-i Kitap böyle yapmış.”
diye okuyup geçerse ayetin aynasını kendisinden uzaklaştırmış olur.
Kur’an’ı:
okuyup,
dinleyip,
kutsal kabul edip
sonra hayatında sürekli görmezden gelmek de aynı temel problemi düşündürür:
Bilmek ama uygulamamak.
Bu yüzden ayetin eleştirisi evrensel bir ahlaki uyarıya dönüşür.

“Bilmiyormuş Gibi Davranmak” İle İkiyüzlülük Arasında Bağ Var mıdır
Bazı durumlarda olabilir.
İnsan dışarıda:
bir ilkeye bağlı görünür.
Ama içeride ve davranışlarında:
o ilkeyi sürekli ihlal eder.
Bu durumda söz ile fiil arasında ciddi bir kopukluk oluşur.
Fakat her zayıflık doğrudan ikiyüzlülük değildir.
İnsan hata yapabilir.
Önemli olan:
yanlışını kabul edip dönmeye açık olmasıdır.
Asıl tehlike:
yanlışı normalleştirip hakikati bilinçli biçimde arkaya atmaktır.

Bilgi İnsan Üzerindeki Sorumluluğu Artırır mı
Evet.
Genel ahlaki mantık açısından:
bilmek sorumluluğu artırabilir.
Bir insan bilmeden hata yaptığında başka,
bilerek yaptığında başka bir durum ortaya çıkar.
Çünkü bilgi:
alternatifin farkında olmayı
sağlar.
Bakara 101’deki sertlik de buradan gelir.
Bilmiyor değiller.
Ama:
bildikleri şeyi hayatın dışına itiyorlar.

Bakara 100 Ve 101 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Süreç Görülür
- ayette:
ahitlerin bozulması
eleştirilmişti.
- ayette ise:
Allah’ın Kitabının arkaya atılması
anlatılır.
Bu iki davranış birbirine bağlıdır.
Önce söz önemini kaybeder.
Sonra o sözü hatırlatan kaynak da rahatsız edici hale gelir.
İnsan kitabın hükümlerine uymak istemediğinde:
kitabı hayatının kenarına itebilir.
Böylece:
ahit bozulur,
rehberlik terk edilir,
insan kendi istediği gibi yaşamaya başlar.

Bakara 101’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Bilmediğin şeylerden önce, bildiğin halde yapmadığın doğrularla yüzleş.
İnsan sürekli yeni bilgiler arayabilir.
Yeni kitaplar okuyabilir.
Yeni öğütler dinleyebilir.
Ama bazen ihtiyacımız olan şey:
yeni bilgi değil,
zaten bildiğimiz bir doğruyu uygulamaktır.
Belki hayatımızdaki en büyük dönüşüm:
yeni bir hakikat öğrenmekten değil,
eski bir hakikati nihayet ciddiye almaktan
gelecektir.

Son Söz
Bakara 101 Bize “Gerçekten Bilmiyor muyuz, Yoksa Bildiğimizi Yaşamak mı İstemiyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 101. ayetin en sarsıcı kelimeleri belki şunlardır:
“Sanki bilmiyorlarmış gibi…”
Çünkü cehaletin bir mazereti olabilir.
İnsan bilmiyorsa:
öğrenebilir.
Araştırabilir.
Sorabilir.
Fakat biliyorsa?
Doğruyu tanıyorsa?
Ne yapılması gerektiğini anlıyorsa?
Ama yine de onu arkaya atıyorsa?
İşte o zaman problem bilgi eksikliği olmaktan çıkar.
Karakter ve irade problemine dönüşür.
İnsan hayatında birçok şeyi bilir.
Ömrünün sınırlı olduğunu bilir.
Ama gereksiz öfkelerle yıllar harcar.
Sevdiklerinin değerini bilir.
Ama sevgisini söylemeyi erteler.
Sağlığın önemli olduğunu bilir.
Ama kendisini ihmal eder.
Dürüstlüğün doğru olduğunu bilir.
Ama küçük çıkarlar için yalan söyler.
Kırdığı insanla konuşması gerektiğini bilir.
Ama gururu izin vermez.
Demek ki insanın en büyük sorunu her zaman:
“Doğru nedir?”
sorusunun cevabını bilmemek değildir.
Bazen doğruyu gayet iyi bilir.
Ama başka bir şeyi daha çok ister.
İşte Bakara 101’in insanın önüne koyduğu ayna budur.
Kutsal kitabı arkaya atmak sadece onu reddetmek değildir.
Bazen onu önümüzde tutup:
hayatımızı onsuz yönetmek
de aynı soruyu doğurur.
Bu nedenle ayetin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru belki şudur:
Hayatında değiştirmek için yeni bir bilgiye değil, zaten bildiğin hangi hakikate sadık kalmaya ihtiyacın var?
“Cehaletin ilacı bilgidir; fakat bildiği halde yaşamayan insanın ihtiyacı daha fazla bilgi değil, daha fazla dürüstlüktür. Bazen insanın önündeki en büyük hakikat yeni öğrendiği değil, yıllardır bildiği halde arkasına attığı hakikattir.”
Ersan Karavelioğlu