📖 Bakara Suresi 102. Ayette “Süleyman’ın Hükümdarlığı Hakkında Şeytanların Uydurduklarına Uydular. Süleyman İnkâr Etmedi; Fakat Şeytanlar İnkâr Etti

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,784
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 102. Ayette “Süleyman’ın Hükümdarlığı Hakkında Şeytanların Uydurduklarına Uydular. Süleyman İnkâr Etmedi; Fakat Şeytanlar İnkâr Ettiler. İnsanlara Sihri ve Bâbil’de Hârût ile Mârût Adlı İki Meleğe İndirileni Öğretiyorlardı. O İkisi, ‘Biz Ancak Bir İmtihanız, Sakın İnkâr Etme’ Demeden Hiç Kimseye Bir Şey Öğretmezlerdi. İnsanlar Onlardan Karı ile Kocanın Arasını Açacak Şeyler Öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın İzni Olmadıkça Bununla Hiç Kimseye Zarar Veremezlerdi. Kendilerine Fayda Vermeyip Zarar Verecek Şeyleri Öğreniyorlardı. Andolsun, Onu Satın Alanın Ahirette Bir Nasibi Olmadığını Biliyorlardı. Kendilerini Karşılığında Sattıkları Şey Ne Kötüdür, Keşke Bilselerdi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Bilgi insanı her zaman yükseltmez. Bazı bilgiler hakikati anlamak için değil, başka insanların iradesini bozmak ve zarar vermek için arandığında bilgi olmaktan çıkar, ahlaki bir sınava dönüşür.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 102. Ayette Ne Anlatılmaktadır ❓


Bakara Suresi’nin 102. ayeti Kur’an’ın en çok tartışılan ayetlerinden biridir.


Ayet aynı anda:


Hz. Süleyman, şeytanlar, sihir, Bâbil, Hârût ve Mârût, insan ilişkilerine zarar verme, özgür irade, ilahi izin ve bilginin ahlaki sorumluluğu


gibi birçok meseleyi ele alır.


Temel mesaj son derece nettir:


Hz. Süleyman’ın sahip olduğu olağanüstü hükümranlık:


sihir ve inkârla açıklanamaz.


Kur’an açıkça:


“Süleyman inkâr etmedi.”


der.


Asıl suçlananlar, insanlara sihir öğreten ve onları bu yolla hakikatten uzaklaştıran şeytanlardır.


2️⃣ “Süleyman’ın Hükümdarlığı Hakkında Şeytanların Uydurduklarına Uydular” Ne Demektir ❓


Hz. Süleyman Kur’an’da:


peygamber,


hükümdar,


Allah’ın kendisine özel nimetler verdiği


bir kişi olarak anlatılır.


Fakat sonraki dönemlerde onun olağanüstü güçleri hakkında çeşitli efsaneler ve anlatılar ortaya çıkmıştır.


Bazı geleneklerde Süleyman’ın:


sihir sayesinde hüküm sürdüğü


gibi iddialar bulunmuştur.


Kur’an bu iddiayı açıkça reddeder.


Süleyman’ın otoritesi:


büyücülüğün sonucu değildir.


Allah’ın kendisine verdiği bir nimettir.


3️⃣ “Süleyman İnkâr Etmedi” İfadesi Neden Özellikle Vurgulanmıştır ❓


Çünkü ayetin en temel amaçlarından biri:


Hz. Süleyman’ı sihir ve küfür suçlamasından temize çıkarmaktır.


Kur’an’ın ifadesi çok kesin:


Süleyman kâfir olmadı.


Bu, önemli bir ayrımdır.


Bir peygambere verilmiş olağanüstü imkânlarla:


sihir yoluyla elde edildiği iddia edilen güçler


birbirine karıştırılmamalıdır.


Kur’an bu karışıklığı düzeltir.


4️⃣ “Fakat Şeytanlar İnkâr Ettiler” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet suçun yönünü değiştirir.


Süleyman değil:


şeytanlar inkâr etmiştir.


Neden?


Çünkü:


insanlara sihir öğretiyorlardı.


Buradaki önemli nokta şudur:


Bilginin aktarılması her zaman masum değildir.


Eğer öğretilen şey:


insanı aldatmak,


zarar vermek,


ilişkileri bozmak,


hakikati gizlemek


amacıyla kullanılıyorsa bilgi:


ahlaki açıdan yıkıcı bir araca


dönüşebilir.


5️⃣ Kur’an’daki “Sihir” Kavramı Ne Anlama Gelir ❓


“Sihir” kelimesi tarih boyunca çeşitli anlamlarda kullanılmıştır.


Bunlar arasında:


aldatma,


göz yanıltma,


gizli yöntemlerle insanları etkileme,


büyücülük iddiası


gibi anlamlar bulunabilir.


Kur’an’ın farklı ayetlerindeki sihir anlatımlarının tamamını tek bir mekanizmaya indirgemek doğru değildir.


Bakara 102’nin asıl amacı:


sihri öğretmek değildir.


Tam tersine:


zarar vermeye yönelik böyle uygulamaların ahlaki ve dinî tehlikesini göstermektir.


6️⃣ Hârût Ve Mârût Kimdir ❓


Ayette Bâbil’de:


Hârût ve Mârût


isimleri zikredilir.


Klasik İslam tefsirlerinin yaygın yorumunda bunlar:


iki melek


olarak anlaşılmıştır.


Ancak tarih boyunca ayetin dil yapısı ve olayın mahiyeti konusunda farklı yorumlar da ortaya çıkmıştır.


Kur’an’ın kesin biçimde vurguladığı nokta şudur:


Onlar kendilerinden bir şey öğrenmek isteyen kişiye önce:


“Biz ancak bir imtihanız; sakın inkâr etme.”


uyarısını yapmaktadır.


Yani burada serbestçe kötülük öğreten iki varlık değil:


insanın seçiminin sınandığı bir durum


vardır.


7️⃣ Neden Böyle Bir Bilginin Öğretilmesine İzin Verilmiş Olabilir ❓


Ayetin en zor sorularından biri budur.


Burada bilginin varlığı ile:


o bilginin kötüye kullanılması


birbirinden ayrılmalıdır.


İnsan birçok şeyi öğrenebilir.


Ama ne yapacağı:


ahlaki sınavıdır.


Ateş:


ısıtır.


Ama yakmak için de kullanılabilir.


Bir ilaç:


iyileştirir.


Yanlış kullanılırsa zarar verebilir.


Teknoloji:


hayatı kolaylaştırır.


Ama insanlara zarar vermek için de kullanılabilir.


Bakara 102’nin derin mesajlarından biri:


Bilginin varlığı, onu kullanmanın ahlaken meşru olduğu anlamına gelmez.


8️⃣ “Biz Ancak Bir İmtihanız, Sakın İnkâr Etme” Ne Demektir ❓


Bu ifade ayetin merkezindedir.


Hârût ve Mârût’un baştan uyarı yaptığı anlatılır:


“Bu bir sınavdır.”


Yani kişi bilgisiz değildir.


Kendisinin tehlikeli bir alana girdiği açıkça bildirilmiştir.


Bu nedenle sonrasında yapacağı tercihin:


ahlaki sorumluluğu


vardır.


İnsan için büyük sınav çoğu zaman yalnızca:


“Bunu yapabilir miyim?”


değildir.


Daha büyük soru:


“Yapabiliyor olmam, yapmam gerektiği anlamına gelir mi?”


sorusudur.


9️⃣ Her Yapabildiğimiz Şeyi Yapmak Ahlaken Doğru mudur ❓


Hayır.


İnsanın teknik kapasitesi ile:


ahlaki hakkı


aynı şey değildir.


Bir insan:


başkasının sırrını öğrenebilir.


Ama açıklamamalıdır.


Bir sisteme zarar verebilecek bilgiye sahip olabilir.


Ama zarar vermemelidir.


Bir insanın zayıflığını öğrenebilir.


Ama onu manipüle etmek için kullanmamalıdır.


Bakara 102’nin bilgi ahlakına ilişkin büyük mesajı buradadır:


Güç sahibi olmak, o gücü kullanma hakkı vermez.


🔟 “Karı ile Kocanın Arasını Açacak Şeyler Öğreniyorlardı” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet, kötüye kullanılan bilginin çok somut bir sonucunu verir:


Eşlerin arasını bozmak.


Aile, insanlar arasındaki en yakın güven ilişkilerinden biridir.


Bu ilişkinin:


aldatma,


manipülasyon,


fitne,


zarar verici uygulamalar


aracılığıyla yıkılması ağır bir kötülük olarak gösterilir.


Ayet böylece sihir tartışmasını soyut bırakmaz.


Ortaya çıkan gerçek zarara dikkat çeker:


İnsanların arasındaki güveni parçalamak.


1️⃣1️⃣ İnsanların Arasını Bozmak Neden Bu Kadar Ağır Bir Davranıştır ❓


Çünkü bir ilişkiyi yıkmak bazen yalnızca iki kişiyi etkilemez.


Evlilik bozulduğunda:


çocuklar,


aileler,


sosyal çevre,


insanların psikolojik dünyası


da etkilenebilir.


Bu yüzden Kur’an’da:


fitne,


iftira,


dedikodu,


bozgunculuk


gibi toplumsal güveni yıkan davranışlar ciddi biçimde eleştirilir.


Bakara 102’nin verdiği örnek de:


insanların en hassas bağlarından birini hedef almaktır.


1️⃣2️⃣ “Allah’ın İzni Olmadan Hiç Kimseye Zarar Veremezlerdi” Ne Anlama Gelir ❓


Bu ifade tevhid açısından son derece önemlidir.


Ayet sihre:


Allah’tan bağımsız, sınırsız ve mutlak bir güç


atfetmez.


Hiçbir varlık:


Allah’ın egemenliğinin dışında hareket eden bağımsız bir güç değildir.


Bu nedenle ayet insanların:


büyü,


cin,


gizli güçler


gibi konularda kontrolsüz korkular geliştirmesine karşı da temel bir teolojik sınır çizer:


Mutlak güç Allah’a aittir.


1️⃣3️⃣ “Allah’ın İzni” Kötülüğü Allah’ın İstediği Anlamına mı Gelir ❓


Burada önemli bir ayrım vardır.


Bir olayın Allah’ın yaratma düzeni içinde gerçekleşmesine izin verilmesi ile:


ahlaken onaylanması


aynı şey değildir.


İnsan yalan söyleyebilir.


Zulmedebilir.


Haksızlık yapabilir.


Bunların dünyada gerçekleşebilmesi:


Allah’ın bunlardan razı olduğu anlamına gelmez.


İnsan özgürlüğünün bulunduğu bir dünyada:


kötü tercihin mümkün olması da sınavın bir parçasıdır.


Dolayısıyla ilahi izin:


ahlaki onay


olarak anlaşılmamalıdır.


1️⃣4️⃣ “Kendilerine Fayda Vermeyip Zarar Verecek Şeyi Öğreniyorlardı” Ne Demektir ❓


Bu cümle çok güçlü bir bilgi eleştirisidir.


İnsan bazen yalnızca:


“Bunu öğrenebilir miyim?”


sorusunu sorar.


Ama Kur’an başka bir soru sordurur:


“Bu bilgi bana ve başkalarına ne yapacak?”


Her bilgi aynı değerde değildir.


Bir bilginin:


amaç,


kullanım,


sonuç


boyutu önemlidir.


İnsan kendi ruhunu ve başkalarının hayatını bozacak şeylere merak duyabilir.


Ayet bunu:


zarar getiren bilgi


olarak tanımlar.


1️⃣5️⃣ Zararlı Bilgi Diye Bir Şey Gerçekten Var mıdır ❓


Bilginin kendisi ile kullanımı arasında ayrım yapmak gerekir.


Ancak bazı bilgilerin özellikle:


zarar verme,


manipüle etme,


dolandırma,


yıkım oluşturma


amacıyla öğrenilmesi açık bir ahlaki probleme dönüşebilir.


Modern dünyada da benzer soru vardır:


Bir teknoloji yapılabiliyorsa yapılmalı mı?


Bir insanın tüm özel bilgilerine ulaşabiliyorsak ulaşmalı mıyız?


Bir algoritmayla insanları manipüle edebiliyorsak bunu kullanmalı mıyız?


Bakara 102, yüzyıllar öncesinden çok temel bir ilkeyi düşündürür:


Bilgi ahlaktan bağımsız değildir.


1️⃣6️⃣ “Onu Satın Alanın Ahirette Nasibi Yoktur” Ne Anlama Gelir ❓


Buradaki “satın almak” ifadesi yine mecazi bir ticaret dilidir.


İnsan:


hakikati,


ahlakı,


ahiret sorumluluğunu


bırakıp zararlı bir güç elde etmeyi tercih etmektedir.


Bu nedenle aslında yaptığı şey:


kısa vadeli güç karşılığında kalıcı değerini satmaktır.


Ayet:


böyle bir tercihin ahirette ağır sonuç taşıdığını


belirtir.


Çünkü insan elde ettiği bilgiyi:


iyilik için değil, kötülük için


kullanmıştır.


1️⃣7️⃣ Bakara 102 Sihirden Çok “Güç Ahlakı” Hakkında da Bir Ayet midir ❓


Çok güçlü biçimde böyle okunabilir.


Ayetin derininde şu soru vardır:


İnsan başkasını etkileyebilecek bir güç elde ettiğinde ne yapacak?


Onu iyilik için mi kullanacak?


Manipülasyon için mi?


İnsanları birleştirecek mi?


Ayıracak mı?


Koruyacak mı?


Zarar verecek mi?


Bu nedenle sihir burada yalnızca tarihsel bir konu değildir.


Aynı zamanda:


gücün ahlaki sınırı


üzerine büyük bir ders verir.


1️⃣8️⃣ Bakara 102’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir ❓


Belki şöyle özetlenebilir:


Her bilginin peşinden koşma; önce o bilginin seni hangi insana dönüştüreceğini sor.


İnsan çok şey bilebilir.


Ama bilgelik:


her şeyi bilmek değildir.


Bilgelik bazen:


bilmemeyi tercih etmek, kullanmamayı seçmek ve sınır koyabilmektir.


Bir şey sana güç veriyor olabilir.


Ama bu güç:


başkalarının iradesini,


ilişkilerini,


huzurunu


bozuyorsa:


kazanmış görünürken aslında kendinden bir şey kaybedebilirsin.


1️⃣9️⃣ Son Söz ❓ Bakara 102 Bize “Bir Şeyi Yapabilecek Güce Sahip Olmak, Onu Yapmaya Hakkımız Olduğu Anlamına mı Gelir?” Diye mi Soruyor ❓


Bakara Suresi 102. ayet yüzeyde:


Süleyman,


şeytanlar,


sihir,


Hârût ve Mârût


hakkında konuşuyor gibi görünür.


Ama derine indiğimizde insanlığın en eski ve en modern problemlerinden biriyle karşılaşırız:


Bilgi ile ahlak arasındaki ilişki.


İnsan daima güç aradı.


Doğayı kontrol etmek istedi.


Başka insanların davranışlarını etkilemek istedi.


Geleceği bilmek istedi.


Gizli olanı öğrenmek istedi.


Rakibinden üstün olmak istedi.


Fakat bütün bu arzuların ortasında çok önemli bir sınır vardır:


Yapabilmek ile haklı olmak aynı şey değildir.


Bir insan başka bir insanı kandırabilir.


Ama kandırmamalıdır.


Birinin korkusunu kullanarak onu yönlendirebilir.


Ama yapmamalıdır.


İki insanın arasını bozabilir.


Ama yapmamalıdır.


Gizli bir bilgiyle bir başkasına zarar verebilir.


Ama bilgiye sahip olması:


ona ahlaki izin vermez.


Hârût ve Mârût anlatısındaki:


“Biz ancak bir imtihanız.”


uyarısı bu nedenle olağanüstü güçlüdür.


Belki insan hayatındaki bütün güçler için aynı cümleyi söyleyebiliriz:


Para bir imtihandır.


Bilgi bir imtihandır.


Teknoloji bir imtihandır.


Otorite bir imtihandır.


Güzellik bir imtihandır.


Şöhret bir imtihandır.


Başkasının sırrını bilmek bile bir imtihandır.


Çünkü asıl soru:


“Neye sahibim?”


değildir.


Asıl soru:


“Sahip olduğum şeyle ne yapıyorum?”


Ayetin bir başka önemli mesajı da korkuya sınır koymasıdır.


İnsan gizemli güçleri öylesine büyütebilir ki Allah’ın mutlak egemenliğini unutabilir.


Oysa ayet açıkça:


“Allah’ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezler.”


der.


Yani Kur’an hem kötüye kullanılan gizli bilgiye karşı uyarır hem de o gücü:


Allah’tan bağımsız bir mutlak kudret


haline getirmeyi reddeder.


Sonunda mesele yine insana döner.


Ne öğrendin?


Niçin öğrendin?


Kimin için kullandın?


Birilerini iyileştirdin mi?


Yoksa böldün mü?


Bir insanın özgürlüğünü artırdın mı?


Yoksa onu manipüle mi ettin?


Belki Bakara 102’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:


Eline başka insanların hayatını değiştirebilecek bir güç geçtiğinde, seni durduracak şey yalnızca yapamamak mı olacak; yoksa yapabileceğin halde “Bu doğru değil” diyebilecek bir ahlakın da olacak mı?


“Gücün en yüksek biçimi, başkasını kontrol edebilmek değildir; kontrol edebileceğin halde sınır koyabilmektir. İnsan ne kadar çok şey yapabildiğiyle değil, yapabileceği kötülüklerin ne kadarından kendi iradesiyle vazgeçebildiğiyle de ölçülür.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt