📖 Bakara Suresi 97. Ayette “De ki: ‘Kim Cebrâil’e Düşmansa Bilsin ki O, Kur’an’ı Allah’ın İzniyle Senin Kalbine, Önündeki Kitapları Doğrulayıcı

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,784
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 97. Ayette “De ki: ‘Kim Cebrâil’e Düşmansa Bilsin ki O, Kur’an’ı Allah’ın İzniyle Senin Kalbine, Önündeki Kitapları Doğrulayıcı, Müminler İçin Bir Hidayet ve Müjde Olarak İndirmiştir’” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Hakikati taşıyan aracı sevmemek, hakikatin kaynağını değiştirmez. İnsan bazen mesajı reddetmek için önce habercisine düşman olur; fakat doğru, onu kimin getirdiğinden bağımsız olarak doğru kalır.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 97. Ayette Ne Anlatılmaktadır ❓


Bakara Suresi’nin 97. ayeti, vahyin kaynağı ve Cebrâil’in vahiydeki görevi üzerinde durur.


Ayetin ana mesajı oldukça açıktır:


Kur’an’ı Hz. Muhammed’in kalbine ulaştıran Cebrâil, bunu kendi isteğiyle veya bağımsız bir yetkiyle yapmamıştır.


Allah’ın izniyle vahyi getirmiştir.


Dolayısıyla Cebrâil’e düşmanlık etmek, vahyin kaynağıyla ilgili gerçeği değiştirmez.


Kur’an ayrıca kendisini:


önceki vahiyleri doğrulayan,


müminler için hidayet olan,


müjde taşıyan


bir kitap olarak tanımlar.


Ayet böylece hem vahyin aracısını hem de vahyin işlevini açıklar.


2️⃣ Cebrâil Kimdir ❓


Cebrâil, İslam inancında Allah’ın büyük meleklerinden biridir.


En temel görevi:


vahyi peygamberlere ulaştırmaktır.


Hz. Muhammed’e Kur’an’ın vahyedilmesinde de Cebrâil aracılık etmiştir.


Kur’an’ın farklı ayetlerinde Cebrâil çeşitli isim ve sıfatlarla anılır.


Bunlar arasında:


Rûhu’l-Emîn


ve önceki ayette geçen:


Rûhu’l-Kudüs


ile ilişkilendirilen yorumlar vardır.


Dolayısıyla Cebrâil vahyin kaynağı değildir.


Vahyin taşıyıcısıdır.


3️⃣ Ayette Neden “Kim Cebrâil’e Düşmansa” Denilmektedir ❓


Tefsir geleneğinde bu ayetin belirli tartışmalar üzerine indiğine dair rivayetler bulunur.


Bazı kişilerin Cebrâil’i:


savaş,


sertlik,


azap


gibi olaylarla ilişkilendirip ona karşı olumsuz bir tavır geliştirdikleri aktarılır.


Buna karşılık Kur’an şu temel noktayı ortaya koyar:


Cebrâil kendi başına karar veren bağımsız bir güç değildir.


O:


Allah’ın emrini yerine getiren bir melektir.


Bu nedenle ona düşmanlık etmek, aslında ilahi emrin mahiyetini yanlış anlamaktır.


4️⃣ Cebrâil Vahyi Kendi İradesiyle mi Getirmiştir ❓


Hayır.


Ayet özellikle:


“Allah’ın izniyle”


ifadesini kullanır.


Bu son derece önemlidir.


Cebrâil:


vahyin sahibi değildir.


Kur’an’ın yazarı değildir.


Kendi düşüncelerini peygambere aktarmamıştır.


Görevi:


Allah tarafından verilen vahyi iletmektir.


Dolayısıyla vahyin nihai kaynağı:


Allah’tır.


5️⃣ “Kur’an’ı Senin Kalbine İndirdi” Ne Anlama Gelir ❓


Burada dikkat çekici ifade:


“kalbine”


sözüdür.


Vahiy yalnızca kulağa ulaşan bir ses veya dışarıdan alınan bilgi olarak anlatılmaz.


Hz. Muhammed’in:


kalbine yerleşen vahiy


olarak ifade edilir.


Kur’an’ın vahiy anlayışında kalp:


anlama,


idrak,


iman,


şuur


merkeziyle ilişkilidir.


Bu nedenle vahyin kalbe indirilmesi:


mesajın peygamber tarafından derin biçimde alınmasını ve özümsenmesini


ifade eder.


6️⃣ Neden “Beyne” Değil de “Kalbe” Denilmektedir ❓


Kur’an’ın dili modern anatomi kitabının dili değildir.


Kur’an’da “kalp” çoğu zaman yalnızca fiziksel organı değil:


insanın manevi ve zihinsel merkezini


ifade eder.


İnsan:


kalbiyle düşünür,


kalbiyle anlar,


kalbiyle inanır


şeklinde anlatılabilir.


Dolayısıyla:


“kalbine indirdi”


ifadesi vahyin insanın en derin bilinç merkezine ulaşmasını anlatan güçlü bir dildir.


7️⃣ Vahyin Kalbe İndirilmesi Neden Önemlidir ❓


Çünkü din yalnızca bilgi meselesi değildir.


Bir insan:


çok şey bilebilir.


Ama bildiği şey:


karakterine,


ahlakına,


davranışına


yansımayabilir.


Kur’an’ın kalp dili:


bilgi ile dönüşüm arasındaki ilişkiyi


hatırlatır.


Gerçek vahiy tecrübesi yalnızca:


“Bunu biliyorum.”


demek değildir.


Aynı zamanda:


“Bu hakikat beni dönüştürüyor.”


demektir.


8️⃣ “Önündeki Kitapları Doğrulayıcı” Ne Anlama Gelir ❓


Kur’an kendisini önceki ilahi vahiylerden tamamen kopuk bir mesaj olarak sunmaz.


Tam tersine:


Hz. Musa,


Hz. İbrahim,


Hz. İsa,


Hz. Nuh


ve diğer peygamberlerin temel mesajını devam ettirdiğini bildirir.


Allah’ın birliği,


peygamberlik,


ahlaki sorumluluk,


hesap günü


gibi temel konular devam eder.


Bu nedenle Kur’an:


önceki vahiy geleneğini doğrulayan


bir kitap olarak tanımlanır.


9️⃣ Kur’an Önceki Kitapları Doğruluyorsa Neden Yeni Bir Vahiy Gelmiştir ❓


Bu önemli bir sorudur.


Kur’an’ın kendi perspektifine göre yeni vahyin gelişinin çeşitli boyutları vardır.


Önceki vahyin temel hakikatlerini:


doğrulamak,


hatırlatmak,


insanların oluşturduğu yanlış yorumları düzeltmek,


yeni bir peygamberlik çağrısı oluşturmak


bunlar arasında düşünülebilir.


Yani doğrulamak:


gereksiz tekrar


anlamına gelmez.


Aynı temel hakikatin yeni tarihsel bağlamda yeniden insanlığa sunulmasıdır.


🔟 Cebrâil’e Düşmanlık Aslında Mesaja Düşmanlık mıdır ❓


Ayetin mantığında bu iki şey birbirinden tamamen koparılamaz.


Çünkü Cebrâil:


Allah’ın vahyini taşımaktadır.


Eğer kişi:


“Cebrâil’i sevmiyorum, o yüzden getirdiği vahyi kabul etmiyorum.”


derse,


aslında mesajı:


aracının kimliği üzerinden


reddetmiş olur.


Bu son derece önemli bir zihinsel hatadır.


Mesajın doğruluğu:


habercinin bize hoş gelip gelmemesine göre belirlenmemelidir.


1️⃣1️⃣ İnsan Neden Mesaj Yerine Mesajcıya Odaklanır ❓


Çünkü mesajı tartışmak bazen daha zordur.


Bir fikir bizi rahatsız ettiğinde:


fikrin içeriğiyle uğraşmak yerine,


onu söyleyen kişiye saldırmak daha kolay olabilir.


“Bunu kim söylüyor?”


“Onu zaten sevmiyorum.”


“O kişiden doğru söz çıkmaz.”


gibi tepkiler ortaya çıkabilir.


Bu durumda insan:


mesajı değerlendirmeden önce mesajcıyı mahkûm eder.


Bakara 97 bu zihinsel mekanizmaya karşı güçlü bir ilke sunar:


Kaynağı ve içeriği doğru değerlendirin.


1️⃣2️⃣ Bir Haberciden Hoşlanmamak Getirdiği Haberi Yanlış Yapar mı ❓


Hayır.


Bir insanı sevmeyebilirsiniz.


Karakterini beğenmeyebilirsiniz.


Onunla fikir ayrılığınız olabilir.


Ama söylediği belirli bir şey:


yine de doğru olabilir.


Hakikat ile kişisel sempati birbirinden ayrılmalıdır.


Aksi halde insan düşünceyi:


kanıta göre değil, duygularına göre


değerlendirir.


Bu, hem dinî hem gündelik hayatta çok önemli bir zihinsel disiplindir.


1️⃣3️⃣ “Müminler İçin Hidayet” Ne Demektir ❓


“Hidayet”:


doğru yolu göstermek


anlamına gelir.


Kur’an burada yalnızca bilgi veren bir kitap olarak tanıtılmaz.


Aynı zamanda:


insanın yönünü belirleyen,


ahlaki ölçü veren,


hayatın anlamını açıklayan


bir rehberdir.


Bu nedenle Kur’an’la ilişki:


yalnızca okumak değil,


yön bulmak


olarak sunulur.


1️⃣4️⃣ Kur’an Neden Her İnsan İçin Aynı Sonucu Doğurmuyor ❓


Aynı metin bir kişiyi derinden etkilerken başka biri tarafından reddedilebilir.


Bunun nedeni sadece metnin kendisi değildir.


İnsanların:


niyetleri,


ön kabulleri,


açıklıkları,


kibirleri,


arayışları


da farklıdır.


Kur’an kendisini rehber olarak sunarken insanın da:


rehberliği kabul etmeye açık olması


gerekir.


Bir pusula yönü gösterebilir.


Ama insan:


ona bakmayı reddederse


yolunu yine kaybedebilir.


1️⃣5️⃣ “Müjde” Ne Anlama Gelir ❓


Kur’an yalnızca:


uyarı,


yasak,


hesap,


azap


kitabı değildir.


Aynı zamanda:


müjde


taşır.


İman eden,


iyilik yapan,


adaleti gözeten,


Allah’a yönelen


insan için umut vardır.


Bağışlanma vardır.


Rahmet vardır.


Ahiret mutluluğu vardır.


Dolayısıyla Kur’an’ın dili yalnızca korku üretmez.


Umut da üretir.


1️⃣6️⃣ Din Sadece Korku Üzerinden Anlatılırsa Ne Eksik Kalır ❓


Çok şey eksik kalır.


İnsan yalnızca cehennem korkusuyla dine yaklaştığında:


Allah’ın rahmeti,


bağışlaması,


sevgisi,


müjdesi


arka planda kalabilir.


Oysa Bakara 97 Kur’an’ı açıkça:


“hidayet ve müjde”


olarak tanımlar.


Bu denge çok önemlidir.


Din:


yalnızca:


“Yanlış yaparsan cezalandırılırsın.”


değildir.


Aynı zamanda:


“Doğruya yönelirsen önünde umut vardır.”


mesajıdır.


1️⃣7️⃣ Bakara 89’dan 97’ye Kadar Nasıl Bir Bütünlük Görülür ❓


Bu ayetler art arda okunduğunda güçlü bir zincir oluşur.


Hakikat gelir.


Bazıları onu tanır fakat reddeder.


Kıskançlık devreye girer.


“Biz sadece bize indirilene inanırız.”


denir.


Musa’ya karşı geçmişteki tutarsızlıklar hatırlatılır.


Ahiret ayrıcalığı sorgulanır.


Ölüm karşısındaki tavır ortaya konur.


Sonra 97. ayette:


vahyin aracısı Cebrâil üzerinden yeni bir itiraz


ele alınır.


Böylece Kur’an aynı temel soruyu sürekli farklı açıdan sorar:


Hakikati gerçekten mi değerlendiriyorsunuz, yoksa reddetmek için yeni gerekçeler mi üretiyorsunuz?


1️⃣8️⃣ Bakara 97’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir ❓


Belki şöyle özetlenebilir:


Mesajı, mesajcıya duyduğun duygudan bağımsız değerlendirmeyi öğren.


Sevmediğin biri doğru söyleyebilir.


Sevdiğin biri yanlış söyleyebilir.


Otorite sahibi biri yanılabilir.


Hiç önemsemediğin biri sana çok değerli bir hakikat gösterebilir.


Zihinsel olgunluk:


“Bunu kim söyledi?”


sorusundan önce:


“Söylenen şey doğru mu?”


sorusunu sorabilmektir.


Hakikat kişisel düşmanlıkların ve dostlukların üstünde tutulduğunda insan daha özgür düşünmeye başlar.


1️⃣9️⃣ Son Söz ❓ Bakara 97 Bize “Hakikati mi Reddediyoruz, Yoksa Hakikati Getiren Kişiyi Sevmediğimiz İçin mi Reddediyoruz?” Diye mi Soruyor ❓


Bakara Suresi 97. ayet ilk bakışta Cebrâil hakkında özel bir teolojik tartışmayı anlatıyor gibi görünür.


Fakat ayetin insan zihnine uzanan çok daha geniş bir mesajı vardır.


Bir hakikat gelir.


Fakat insan:


hakikatin kendisini değerlendirmek yerine onu getiren aracıyı hedef alır.


“Onu sevmiyorum.”


“Benim tarafımdan değil.”


“Onun sözünü kabul etmem.”


diyebilir.


Kur’an ise çok açık bir çizgi çizer:


Cebrâil vahyi kendi adına getirmemiştir.


Allah’ın izniyle getirmiştir.


Dolayısıyla aracıya duyulan kişisel düşmanlık:


mesajın ilahi kaynağını değiştirmez.


Bu ilke modern insanın düşünce dünyasında da son derece değerlidir.


Bir bilimsel bilgi sevmediğimiz bir kişiden gelebilir.


Rakibimiz haklı olabilir.


Bir eleştirmen bizim görmediğimiz bir yanlışımızı gösterebilir.


Bize hiç benzemeyen biri önemli bir doğru söyleyebilir.


Eğer sırf kişiyi sevmediğimiz için onun söylediği her şeyi reddedersek:


hakikate değil, duygularımıza sadık kalmış oluruz.


Ayetin ikinci büyük mesajı ise Kur’an’ın kendisini nasıl tanımladığıdır:


Doğrulayıcı.


Hidayet.


Müjde.



Yani vahyin amacı yalnızca tartışma kazanmak değildir.


İnsanı:


daha doğru,


daha bilinçli,


daha umutlu


bir hayata yöneltmektir.


Belki Bakara 97’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru şudur:


Karşına çıkan bir gerçeği değerlendirirken gerçekten kanıta mı bakıyorsun, yoksa o gerçeği söyleyen kişiye karşı duyduğun sevgi ve nefret mi kararını veriyor?


Çünkü hakikati gerçekten arayan insanın ulaşması gereken olgunluk şudur:


Doğru, düşmanımdan gelse de doğrudur; yanlış, en sevdiğim insandan gelse de yanlıştır.


“Hakikate sadakat, onu yalnızca sevdiğimiz insanlardan geldiğinde kabul etmek değildir. Gerçeğin karşısında egomuzu, aidiyetimizi ve kişisel duygularımızı susturabildiğimiz ölçüde gerçekten özgür düşünmeye başlarız.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt