Bakara Suresi 108. Ayette “Yoksa Siz de Daha Önce Musa’ya Sorulduğu Gibi Peygamberinizi Sorguya Çekmek mi İstiyorsunuz? Kim İmanı İnkârla Değiştirirse, Şüphesiz Dosdoğru Yolun Ortasından Sapmış Olur” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Soru sormak insanı hakikate götürebilir; fakat soru, öğrenmek için değil hakikati sürekli ertelemek için soruluyorsa artık merak olmaktan çıkar, direncin başka bir biçimine dönüşür.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 108. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 108. ayeti, insanın soru sorma biçimini, peygambere yaklaşımını ve iman ile inkâr arasındaki tercihini ele alır.
Ayet müminlere:
“Yoksa siz de peygamberinizi, daha önce Musa’ya sorulduğu gibi sorgulamak mı istiyorsunuz?”
diye sorar.
Burada sıradan ve samimi soru sormak eleştirilmez.
Asıl problem:
hakikati anlamaya çalışmak yerine,
gereksiz talepler üretmek,
peygamberi sürekli sınamak,
delil geldikçe yeni delil istemek
ve teslimiyeti sürekli ertelemektir.
Ayetin sonunda ise çok sert bir sonuç gelir:
“Kim imanı inkârla değiştirirse dosdoğru yoldan sapmış olur.”
“Peygamberinizi Sorguya Çekmek” Ne Anlama Gelir
Buradaki ifade:
Hz. Muhammed’e soru sormanın bütünüyle yasaklanması anlamına gelmez.
Sahâbe peygambere:
ibadet,
ahlak,
hukuk,
gündelik hayat
hakkında pek çok soru sormuştur.
Kur’an’ın eleştirdiği başka bir tavırdır:
Peygamberi sürekli olağanüstü taleplerle sınamak.
Yani:
“Şunu da göster.”
“Bunu da yap.”
“Şu mucizeyi de getir.”
“Bunu görürsek belki inanırız.”
şeklinde bitmeyen bir şartlar zinciri oluşturmak.
Musa’ya Daha Önce Ne Sorulmuştu
Ayet, Hz. Musa’nın kavmiyle yaşadığı bazı olaylara gönderme yapar.
Kur’an’da İsrailoğullarının Musa’dan zaman zaman:
olağanüstü taleplerde bulunduğu,
açık deliller gördükten sonra bile yeni şartlar ileri sürdüğü,
hatta:
“Allah’ı açıkça görmedikçe sana inanmayacağız.”
gibi taleplerde bulunduğu anlatılır.
Dolayısıyla 108. ayet müminlere tarihsel bir uyarı verir:
Geçmişteki aynı hatayı tekrarlamayın.
Kur’an Soru Sormaya Karşı mı
Hayır.
Kur’an birçok yerde insanı:
düşünmeye,
akletmeye,
araştırmaya,
delil istemeye
çağırır.
Bu nedenle sorun:
soru sormak değildir.
Sorun:
sorunun niyetidir.
Bir soru:
öğrenmek için sorulabilir.
Bir soru:
gerçeği araştırmak için sorulabilir.
Ama soru aynı zamanda:
kaçmak için de sorulabilir.
İnsan cevabı kabul etmeye niyeti olmadan sürekli yeni sorular üretebilir.
Samimi Soru İle Bahane Üreten Soru Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Samimi soru şöyle der:
“Anlamak istiyorum.”
Bahane üreten soru ise:
“Kabul etmemek için yeni bir sebep arıyorum.”
Samimi insan cevap geldiğinde:
onu değerlendirir.
Gerekirse fikrini değiştirir.
Bahane arayan kişi ise cevap geldiğinde:
başka bir soru üretir.
Sonra bir tane daha.
Sonra bir tane daha.
Böylece soru:
hakikate açılan kapı olmaktan çıkıp,
hakikatten kaçış koridoruna
dönüşebilir.
İnsan Neden Sürekli Yeni Kanıt İster
Bazen gerçekten yeterli delil görmediği için.
Bu anlaşılabilir bir durumdur.
Ama bazen mesele delil değildir.
İnsan:
karar vermek istemez.
Çünkü karar:
sorumluluk getirir.
Eğer hakikati kabul ederse:
hayatını değiştirmesi gerekebilir.
Bu nedenle:
“Bir kanıt daha.”
demek,
aslında:
“Henüz karar vermek istemiyorum.”
anlamına gelebilir.
Delil Talebinin Bir Sınırı Olmalı mıdır
Akılcı düşüncede delil istemek gereklidir.
Fakat hiçbir delilin yeterli kabul edilmediği bir noktada:
şüphecilik kendi başına amaç haline gelebilir.
İnsan şöyle diyebilir:
“Bunu gördüm ama başka bir şey daha görmek istiyorum.”
Sonra:
“Onu da gördüm ama kesin değil.”
Bu sonsuza kadar devam edebilir.
Bir noktada insan şu soruyu sormalıdır:
“Gerçekten kanıt mı arıyorum, yoksa hiçbir kanıtın beni bağlamamasını mı istiyorum?”
Bakara 108 Körü Körüne İmanı mı Savunuyor
Hayır.
Ayetin bağlamı kör inanç çağrısı değildir.
Daha önceki ayetlerde:
apaçık deliller,
vahyin doğrulayıcı niteliği,
peygamberlik,
akletme
üzerinde durulmuştu.
Burada eleştirilen şey:
delil geldikten sonra hakikati sürekli yeni taleplerle ertelemektir.
Dolayısıyla ayet:
aklı değil,
bitmeyen bahane üretimini
eleştirir.
İnsan Neden Hakikati Sürekli Ertelemek İster
Çünkü hakikat bazen karar ister.
Karar ise:
değişim,
bedel,
sorumluluk
getirebilir.
Bir insan:
bir ilişkisinin kötü olduğunu bilir.
Ama:
“Biraz daha bekleyeyim.”
der.
Bir alışkanlığının zarar verdiğini bilir.
Ama:
“Bir kanıt daha göreyim.”
der.
Bir haksızlık yaptığını bilir.
Ama:
“Belki ben haklıyımdır.”
diye oyalanır.
Bazen insanın sorunu:
gerçeği bilmemek değil, gerçeğin gereğini yapmak istememektir.
“Kim İmanı İnkârla Değiştirirse” Ne Demektir
Ayet burada yine ticaret çağrışımı taşıyan bir değiş tokuş dili kullanır.
İnsan:
imanı bırakıp,
inkârı tercih etmektedir.
Bu yalnızca bir düşünce değişikliği olarak sunulmaz.
Bir değer değişimidir.
Yani kişi:
elindeki daha değerli olanı daha değersiz olanla değiştirmiş
olur.
Bu ifade Kur’an’ın başka ayetlerindeki:
satın almak,
satmak,
değiştirmek
metaforlarıyla da uyumludur.

İman Nasıl İnkârla Değiştirilebilir
İnsan bir anda değil, süreç içinde uzaklaşabilir.
Önce:
şüphe oluşabilir.
Sonra:
sorumluluktan kaçış.
Ardından:
hakikati küçümseme.
Sonra:
kibir.
En sonunda:
bilinçli reddediş.
Bu nedenle büyük kopuşlar bazen:
küçük ama sürekli tercihlerin
sonucudur.
Bakara 108 insanı tam burada uyarır:
Hakikatle ilişkinin yönüne dikkat et.

“Dosdoğru Yolun Ortasından Sapmak” Ne Anlama Gelir
Ayet:
“sevâe’s-sebîl”
ifadesini kullanır.
Bu:
doğru yol,
düzgün istikamet,
yolun dengeli ve doğru çizgisi
anlamlarını taşır.
İman bırakılıp bilinçli inkâr tercih edildiğinde:
insan artık:
doğru istikametten uzaklaşmış
olur.
Burada yol metaforu önemlidir.
Çünkü insan hayatı:
bir yöneliş
olarak anlatılır.

Yanlış Yola Sapmak Bir Anda mı Olur
Her zaman değil.
Bazen insan çok küçük bir sapmayla başlar.
Bir derece yanlış yön:
ilk adımda önemsiz görünebilir.
Ama uzun bir yolculukta:
hedefi kilometrelerce değiştirebilir.
Ahlaki hayatta da böyledir.
Küçük bir taviz.
Sonra bir taviz daha.
Sonra:
yanlış normalleşir.
Bu nedenle doğru yolu korumak:
sadece büyük kararlarla değil,
küçük tercihlerle de ilgilidir.

Şüphe İman İçin Her Zaman Tehlikeli midir
Hayır.
Samimi şüphe bazen:
daha derin bir anlayışa
götürebilir.
İnsan:
sorar,
araştırır,
düşünür
ve inancını daha bilinçli hale getirebilir.
Tehlikeli olan şüphe:
hakikati araştırmak istemeyen şüphedir.
Yani insanın her cevaptan sonra yeni bir kaçış yolu üretmesi.
Bu nedenle önemli ayrım şudur:
Şüphe seni hakikate mi götürüyor, yoksa hakikatten kaçırıyor mu?

Her Sorunun Cevabını Bilmeden İnanmak Mümkün müdür
Evet.
İnsan hiçbir alanda bütün soruların cevabını bilmez.
Bilimde bile:
cevabı bilinmeyen sorular vardır.
Bir görüşe makul biçimde güvenebilmek için:
her ayrıntının çözülmüş olması gerekmez.
Önemli olan:
temel gerekçelerin yeterli olup olmadığıdır.
İman açısından da insan:
sorular taşırken
inanabilir.
Sorusu olması:
otomatik olarak imansız olduğu
anlamına gelmez.

“Sürekli Sorgulamak” Her Zaman Zihinsel Özgürlük müdür
Hayır.
Sorgulama değerli olabilir.
Ama sorgulamayı hiçbir sonuca ulaşmama yöntemi haline getirmek de mümkündür.
İnsan:
hiçbir şeye bağlanmaz.
Hiçbir karar vermez.
Her cevaba:
“Ya değilse?”
der.
Bu durumda özgür görünürken:
kararsızlığının esiri
olabilir.
Gerçek düşünsel özgürlük:
soru sormak kadar,
yeterli gerekçe gördüğünde sonuç kabul edebilmektir.

Bakara 106, 107 Ve 108 Arasında Nasıl Bir Bütünlük Vardır
- ayette:
Allah’ın vahiy ve hüküm üzerindeki tasarrufu anlatılır.
- ayette:
göklerin ve yerin hükümranlığının Allah’a ait olduğu belirtilir.
- ayette ise müminlere:
peygamberleri karşısında geçmiş toplumların aşırı ve dirençli sorgulama tavrına düşmemeleri
uyarısı yapılır.
Böylece üç ayette:
ilahi otorite, ilahi kudret ve insanın bu hakikat karşısındaki tavrı
birlikte ele alınır.
Asıl mesele:
İnsan hakikate nasıl yaklaşacak?

Bakara 108’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Soru sormaktan vazgeçme; fakat sorularını karar vermemek için saklanabileceğin bir yere dönüştürme.
Araştır.
Sorgula.
Delil iste.
Farklı görüşleri incele.
Ama bir noktada kendi niyetini de sorgula:
“Bu cevabın doğru olabileceğini gerçekten kabul etmeye açık mıyım?”
Eğer cevap:
“Hayır, ne söylenirse söylensin fikrim değişmeyecek.”
ise artık mesele araştırmak değildir.
Savunma yapmaktır.

Son Söz
Bakara 108 Bize “Gerçekten Cevap mı Arıyoruz, Yoksa Kabul Etmemek İçin Yeni Sorular mı Üretiyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 108. ayet, düşünmenin en hassas sınırlarından birini gösterir:
Soru ile kaçış arasındaki sınırı.
İnsan soru sormalıdır.
Çünkü sorgulamayan zihin kolayca:
taklide,
yanlış bilgiye,
hurafeye
teslim olabilir.
Ama tam tersi de mümkündür.
İnsan öylesine çok soru sorar ki:
hiçbir cevabın kendisini bağlamasına izin vermez.
Bir kanıt gelir.
“Bir tane daha.”
der.
O da gelir.
“Başka?”
der.
Bir cevap verilir.
“Tamam ama ya şu?”
der.
Sonra yeni soru.
Sonra yenisi.
Bu noktada soru sormak:
hakikate yaklaşmanın değil, karar vermeyi sonsuza kadar ertelemenin aracı
haline gelebilir.
İşte Hz. Musa’nın kavmine yapılan gönderme bu açıdan çok anlamlıdır.
Sorun merak değildi.
Sorun:
açık işaretlerden sonra bile teslimiyetin sürekli yeni taleplere bağlanmasıydı.
Bu davranış insan hayatının başka alanlarında da görülebilir.
“Biraz daha düşünürsem karar veririm.”
dersin.
Aylar geçer.
“Biraz daha emin olayım.”
dersin.
Yıllar geçer.
“Doğru zamanı bekliyorum.”
dersin.
Ama bazen doğru zaman değil:
karar verme cesareti
eksiktir.
Bakara 108’in sonunda bu yüzden:
imanı inkârla değiştirmekten ve doğru yoldan sapmaktan
söz edilir.
Çünkü insanın sürekli ertelediği şey bazen yalnızca bir cevap değildir.
Kendi yönüdür.
Ve belki ayetin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir konuda “Daha fazla kanıt istiyorum” dediğinde gerçekten hakikate ulaşmaya mı çalışıyorsun; yoksa kabul etmek istemediğin bir sonucun gelmesini sonsuza kadar ertelemeye mi?
“Soru insanı büyütür, eğer cevaba açık sorulmuşsa. Fakat hiçbir cevabı kabul etmemeye karar vermiş bir zihinde soru artık merak değil, saklanma yeridir. Hakikati aramak yalnızca sormak değil; bulduğunda onu kabul edebilecek cesarete de sahip olmaktır.”
Ersan Karavelioğlu