Bakara Suresi 104. Ayette “Ey İman Edenler! ‘Râinâ’ Demeyin, ‘Unzurnâ’ Deyin ve Dinleyin. İnkârcılar İçin Elem Verici Bir Azap Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan yalnızca ne söylediğinden değil, sözünün nasıl anlaşılabileceğinden de sorumludur. Bazen tek bir kelime değişir; fakat o değişiklik, iletişimdeki bütün bir fitne kapısını kapatabilir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 104. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 104. ayeti ilk bakışta oldukça küçük bir dil meselesinden söz ediyor gibi görünür.
Müminlere:
“Râinâ demeyin, unzurnâ deyin.”
buyrulur.
İki ifade de bağlama göre:
“Bizi gözet, bize fırsat ver, bizi dikkate al.”
gibi yakın anlamlar taşıyabilir.
Fakat “râinâ” kelimesi kötü niyetli kişiler tarafından başka çağrışımlarla kullanılarak:
alay, hakaret veya anlam çarpıtması
aracına dönüştürülebiliyordu.
Kur’an bunun yerine anlamı daha açık olan:
“Unzurnâ”
ifadesinin kullanılmasını ister.
Böylece ayet yalnızca bir kelimeyi değiştirmez.
Çok büyük bir iletişim ilkesi koyar:
Fitneye, hakarete ve kötüye kullanıma açık bir ifade varsa daha açık ve temiz olanını tercih edin.
“Ey İman Edenler” Hitabı Neden Önemlidir
Bu ayette doğrudan:
müminlere
hitap edilir.
Bu önemlidir.
Çünkü bundan önce uzun süre başka toplulukların davranışları eleştirilmişti.
Şimdi Kur’an yönünü müminlere çevirir.
Adeta:
“Başkalarının hatalarını okudunuz; şimdi kendi dilinize dikkat edin.”
der.
Bu çok önemli bir Kur’an üslubudur.
İnsan yalnızca:
başkasının yanlışını görmekle yetinmemelidir.
Kendi davranışını da düzeltmelidir.
“Râinâ” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Arapçada “râinâ” kelimesi bağlama göre:
“Bizi gözet.”
“Bize biraz mühlet ver.”
“Bizi dikkate al.”
gibi anlamlarda kullanılabilir.
Sahâbenin Hz. Peygamber’e hitabında bu kelimenin kötü niyet taşımayan bir kullanımı söz konusu olabilirdi.
Fakat kelimenin ses yapısı veya başka dilsel çağrışımları üzerinden bazı kimselerin onu:
alaycı veya aşağılayıcı biçimde kullanabildiği
klasik tefsirlerde aktarılır.
Bu nedenle Kur’an başka bir ifade kullanılmasını ister.
“Unzurnâ” Ne Demektir
“Unzurnâ”:
“Bize bak.”
“Bizi gözet.”
“Bize fırsat ver.”
gibi anlamlar taşıyabilir.
Burada amaç anlamı tamamen değiştirmek değildir.
Tam tersine:
aynı ihtiyacı daha açık ve yanlış kullanıma daha kapalı bir ifadeyle anlatmaktır.
Yani ayetin çözümü çok pratiktir.
Sorunlu çağrışım taşıyan kelime yerine:
daha berrak bir kelime seçilir.
Aynı Anlama Yakın İki Kelimeden Neden Biri Yasaklanmıştır
Çünkü iletişimde yalnızca sözlük anlamı önemli değildir.
Bir kelimenin:
bağlamı,
çağrışımı,
başka insanlar tarafından nasıl kullanıldığı,
yanlış anlaşılma ihtimali
de önemlidir.
Bir kelime teorik olarak masum olabilir.
Ama pratikte:
hakaret veya kötü niyet için kullanılan bir kapıya
dönüşmüşse onu terk etmek daha hikmetli olabilir.
Bakara 104 bu nedenle iletişim etiği açısından olağanüstü ince bir ayettir.
Ayet “Kelimeler Önemsiz Değildir” mi Diyor
Kesinlikle.
İnsan bazen:
“Ne söylediğimin ne önemi var, niyetim belli.”
diyebilir.
Ama iletişim yalnızca niyetten oluşmaz.
Karşı tarafın:
ne duyduğu,
ne anladığı,
kelimenin toplumdaki anlamı
da önemlidir.
Bu nedenle iyi niyet:
özensiz dili her zaman mazur göstermez.
Kur’an burada müminlere:
daha dikkatli konuşmayı
öğretir.
İyi Niyetli Bir Kelime Nasıl Kötüye Kullanılabilir
Dil yaşayan bir yapıdır.
Bir kelime bir toplumda normal olabilir.
Başka bir çevrede:
alaycı,
küçümseyici,
argo
bir anlam kazanabilir.
İnsanlar bazen aynı kelimeyi:
farklı tonlarla,
farklı niyetlerle,
farklı anlamlarla
kullanabilir.
Bu nedenle iletişimde yalnızca:
“Ben ne demek istedim?”
sorusu yetmez.
Şunu da sormak gerekir:
“Bu söz nasıl anlaşılacak?”
Ayet Hakaretin Gizli Biçimlerine de Dikkat Çekiyor mu
Evet.
İnsan bazen açıkça hakaret etmez.
Ama kelime oyunlarıyla,
çift anlamlı ifadelerle,
ima yoluyla,
alaycı tonla
aynı sonucu oluşturabilir.
Böylece dışarıdan bakıldığında:
“Ben kötü bir şey söylemedim.”
diyebilir.
Ama niyet:
incitmek veya aşağılamak
olabilir.
Bakara 104’ün bağlamı bu tür dil oyunlarına karşı çok dikkat çekicidir.
Bir Sözün Sözlük Anlamı Masumsa Her Zaman Masum mudur
Hayır.
Bir sözün anlamını:
yalnızca sözlük belirlemez.
Tonlama,
bağlam,
kullanıldığı ortam,
konuşan kişinin amacı
da belirler.
Örneğin çok sıradan bir kelime bile:
alaycı bir ses tonuyla söylendiğinde
hakarete dönüşebilir.
Bu nedenle ahlaklı iletişim:
kelime seçiminin yanında niyeti de kapsar.
“Dinleyin” Emrinin Ayetteki Yeri Neden Önemlidir
Ayet yalnızca:
“Şu kelimeyi kullanmayın.”
demiyor.
Ardından:
“Dinleyin.”
diyor.
Bu çok anlamlıdır.
Çünkü sağlıklı iletişim iki yönlüdür:
Doğru konuşmak.
Ve:
doğru dinlemek.
İnsan karşısındaki kişiyi gerçekten dinlerse sürekli:
“Bir daha söyle.”
“Bize dikkat et.”
demek zorunda kalmayabilir.
Dolayısıyla ayet dil düzeltmesinin yanında:
dinleme terbiyesi
de öğretir.

Dinlemek İle Duymak Aynı Şey midir
Hayır.
İnsan sesi duyabilir.
Ama düşüncesi başka yerde olabilir.
Kelimeyi işitir.
Ama anlamaya çalışmaz.
Gerçek dinleme:
dikkat,
sabır,
anlama isteği
gerektirir.
Bu nedenle:
“Dinleyin.”
emri çok önemlidir.
Kur’an’ın istediği insan:
yalnızca iyi konuşan değil,
iyi dinleyen
insandır.

İletişimde Yanlış Anlaşılmayı Önlemek Kimin Sorumluluğudur
Mümkün olduğu ölçüde iki tarafın da.
Konuşan kişi:
açık,
dürüst,
anlaşılır
olmaya çalışmalıdır.
Dinleyen kişi ise:
kötü niyet aramak yerine anlamaya çalışmalıdır.
Bakara 104 özellikle konuşanın kelime seçimini düzenler.
Yani:
“Niyetim iyi, gerisi beni ilgilendirmez.”
yaklaşımı yeterli görülmez.
İnsan mümkünse daha açık olan dili seçmelidir.

Ayet “Yanlış Anlaşılabilecek Sözlerden Kaçının” İlkesi Taşıyor mu
Güçlü biçimde evet.
Bir ifade sürekli:
gerilim,
yanlış anlama,
kötüye kullanım
üretiyorsa daha açık bir ifade kullanmak akıllıca olabilir.
Bu:
gerçeklerden kaçmak değildir.
Tam tersine:
gerçeği daha temiz biçimde anlatmaktır.
Bazen iletişimde büyük tartışmaların nedeni görüş farkından çok:
kelime farkıdır.

Dil İnsanlar Arasında Fitne Üretebilir mi
Kesinlikle.
Bir kelime:
dedikodu başlatabilir.
Bir ima:
iki kişiyi birbirine düşürebilir.
Bir hakaret:
yıllarca sürecek düşmanlık oluşturabilir.
Yanlış aktarılmış bir cümle:
bir topluluğu karşı karşıya getirebilir.
Bu nedenle dil görünmez ama son derece güçlüdür.
Bakara 104 bize:
dilin yalnızca iletişim aracı değil, ahlaki sorumluluk alanı olduğunu
hatırlatır.

Günümüzde Sosyal Medya Bu Ayeti Daha da Güncel Hale Getiriyor mu
Evet.
Bugün bir insan birkaç saniye içinde:
binlerce,
hatta milyonlarca kişiye
bir cümle ulaştırabilir.
Üstelik yazılı iletişimde:
ses tonu,
mimik,
niyet
çoğu zaman görünmez.
Bu nedenle yanlış anlaşılma ihtimali daha yüksektir.
Bir kelime:
bağlamından koparılabilir.
Bir cümle:
başka anlamda paylaşılabilir.
Bakara 104’ün iletişim ilkesi bugün son derece değerlidir:
Sözünü mümkün olduğu kadar açık kur.

“Ama Ben Öyle Demek İstemedim” Her Zaman Yeterli Bir Savunma mıdır
Hayır.
Gerçekten yanlış anlaşılmalar olabilir.
İnsan istemeden kötü bir kelime seçebilir.
Bu durumda açıklama yapmak doğaldır.
Fakat sürekli aynı yanlış anlaşılmayı üreten bir ifade kullanılıyor ve daha açık bir alternatif bulunduğu halde kişi bunda ısrar ediyorsa:
iletişim sorumluluğu gündeme gelir.
Bakara 104’te çözüm çok nettir:
Problemli kelimede ısrar etmek yerine:
daha açık olan kelimeye geçin.

Bakara 101, 102, 103 Ve 104 Arasında Nasıl Bir Geçiş Vardır
- ayette:
bilinen kitabın arkaya atılması
anlatılmıştı.
- ayette:
zarar veren bilginin peşinden gidilmesi
eleştirildi.
- ayette:
iman ve takvânın daha hayırlı olduğu
bildirildi.
- ayette ise takvânın çok somut bir örneği ortaya çıkar:
Diline bile dikkat et.
Bu önemlidir.
Takvâ yalnızca büyük ibadetlerde görünmez.
Bazen:
tek bir kelimeyi seçerken
bile ortaya çıkar.

Bakara 104’ten Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Doğru niyet yetmez; doğru ifade de önemlidir.
Bir insan:
iyi niyetli olabilir.
Ama kaba konuşabilir.
Doğru bir düşünceyi:
yanlış kelimelerle anlatabilir.
Haklı olduğu bir konuda:
insanları incitebilir.
Bu nedenle olgun iletişim:
haklı olmakla yetinmez; anlaşılabilir ve saygılı olmayı da önemser.
Bazen bir kelimeyi değiştirmek:
bir tartışmayı engelleyebilir.
Bir dostluğu koruyabilir.
Bir yanlış anlamayı ortadan kaldırabilir.

Son Söz
Bakara 104 Bize “Söylediğimiz Şey Kadar, Onu Nasıl Söylediğimiz de Önemli Değil mi?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 104. ayet bize büyük bir savaş, büyük bir günah veya karmaşık bir hukuk meselesi anlatmıyor.
Sadece:
bir kelimeyi değiştiriyor.
“Râinâ” yerine:
“Unzurnâ.”
İlk bakışta insan:
“Bu kadar küçük bir kelime farkı neden Kur’an’da yer alıyor?”
diye sorabilir.
Belki ayetin güzelliği tam da burada saklıdır.
Çünkü insan hayatını yalnızca büyük kararlar oluşturmaz.
Bazen:
tek bir kelime,
tek bir tonlama,
tek bir ima,
tek bir cümle
bir ilişkinin yönünü değiştirebilir.
İnsan:
“Benim niyetim kötü değildi.”
diyebilir.
Fakat karşısındaki kişi incinmiştir.
O halde ahlaki olgunluk bazen:
“Ben haklıydım.”
demek yerine:
“Bunu daha iyi nasıl söyleyebilirdim?”
diye sorabilmektir.
Ayet aynı zamanda kötü niyetli dil oyunlarına da sınır çizer.
Bir kelimeyi bilerek eğip bükerek:
hakaret üretmek,
alay etmek,
küçümsemek
ahlaki olarak masum değildir.
Çünkü sözün arkasında niyet vardır.
Ve ardından gelen:
“Dinleyin.”
emri bütün mesajı tamamlar.
İyi iletişim sadece iyi konuşmak değildir.
Karşımızdakini gerçekten dinlemektir.
Belki birçok insan ilişkisinde sorun şudur:
Herkes konuşuyor.
Ama kimse:
gerçekten dinlemiyor.
İnsan cevap vermek için dinliyor.
Kendini savunmak için dinliyor.
Karşı tarafın açığını yakalamak için dinliyor.
Oysa anlamak için dinlemek bambaşka bir şeydir.
Belki Bakara 104’ün bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Bir tartışmada gerçekten hakikatin anlaşılmasını mı istiyorsun, yoksa kullandığın kelimelerle karşı tarafı yenmek mi istiyorsun?
Çünkü dil bazen köprü kurar.
Bazen duvar örer.
Bazen yarayı iyileştirir.
Bazen yıllarca kapanmayacak bir yara açar.
Ve insanın olgunluğu:
yalnızca doğru sözü bilmesinde değil, doğru sözü doğru biçimde söyleyebilmesinde de ortaya çıkar.
“Kelimeler yalnızca ağızdan çıkan sesler değildir; bazen bir insanın kalbine bırakılan izlerdir. Bu yüzden konuşurken yalnızca doğru olup olmadığımızı değil, sözümüzün ne inşa ettiğini de düşünmeliyiz.”
Ersan Karavelioğlu