A‘râf Suresi 197. Ayette “Allah’ı Bırakıp Dua Ettikleriniz Size Yardım Etmeye Güç Yetiremezler; Kendilerine Bile Yardım Edemezler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın en büyük yanılgılarından biri, kendisi de korunmaya muhtaç olan bir varlıktan mutlak korunma beklemektir. Sebeplere sarıl ama hiçbir sebebin Allah’ın yerini doldurabileceğini sanma.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin:
- ayetinde:
gerçek:
dayanağı:
açıklanmıştı:
“Şüphesiz benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır ve O salih kulları koruyup gözetir.”
- ayette ise:
gerçek:
bir kez:
daha:
Allah’tan:
başka:
ilahlaştırılan:
varlıklarla:
karşılaştırılır.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Allah’ı bırakıp dua ettikleriniz size yardım etmeye güç yetiremezler; kendilerine bile yardım edemezler.”
Bu ifade:
- ayetteki:
çok güçlü:
biçimde:
yeniden:
hatırlatır.
Bu tekrar:
gereksiz:
değildir.
Tam tersine:
Kur’an’ın:
tevhid:
konusundaki:
temel:
ölçüyü:
zihne:
yerleştirdiğini:
gösterir:
Mutlak yardım ve nihai koruma, yaratılmışların elinde değildir.
Bir:
insan:
başka:
bir insana:
yardım:
edebilir.
Bir:
doktor:
hastayı:
tedavi:
edebilir.
Bir:
dost:
zor zamanda:
el:
uzatabilir.
Bir:
devlet:
vatandaşını:
korumaya:
çalışabilir.
Bir:
anne:
çocuğuna:
siper:
olabilir.
Bunların:
hepsi:
gerçek:
yardımlardır.
Ama:
hepsinin:
ortak:
bir:
özelliği:
vardır:
Sınırlıdırlar.
- ayet:
bu:
sınırın:
unutulmamasını:
ister.
Çünkü:
yaratılmış:
olan:
başkasını:
korumaya:
çalışırken:
kendisi de:
korunmaya:
muhtaçtır.
“Allah’ı Bırakıp Dua Ettikleriniz” Kimlerdir
Ayette:Allah’tan:
başka:
çağrılan:
ve:
ilahî:
bir konuma:
yerleştirilen:
varlıklardan:
söz edilir.
Ayetin:
önceki:
bağlamında:
özellikle:
putlar
ve:
müşriklerin:
Allah’a:
ortak:
koştukları:
varlıklar:
gündemdedir.
Kur’an:
bunların:
gerçek:
gücünü:
sorgular.
Çünkü:
bir:
varlığın:
insanlar:
tarafından:
ilah:
olarak:
kabul:
edilmesi,
onu:
gerçekten:
ilah:
yapmaz.
Bu Ayette “Dua Etmek” Ne Anlama Gelir
Buradaki:dua
yalnız:
sıradan:
bir:
istekte:
bulunmak:
anlamında:
değildir.
Bağlam:
Allah’a:
ortak:
koşulan:
varlıklara:
yöneltilen:
ilahî:
yardım:
ve:
kulluk:
beklentisidir.
Bu nedenle:
bir:
arkadaşına:
“Bana yardım eder misin?”
demekle:
bir:
yaratılmıştan:
Allah’a:
özgü:
mutlak:
yardım:
beklemek:
aynı:
şey:
değildir.
Bu:
ayrım:
çok:
önemlidir.
“Size Yardım Edemezler” Ne Demektir
Bu:ifade:
yaratılmışların:
hiçbir:
şekilde:
yardım:
edemediği:
anlamına:
gelmez.
Çünkü:
insanlar:
birbirlerine:
gerçekten:
yardım:
ederler.
Ayetin:
vurgusu:
ilahî ve bağımsız yardım gücü
üzerinedir.
Yani:
Allah’a:
ortak:
koşulan:
varlıklar:
kendi:
başlarına:
mutlak:
koruma,
kurtarma
ve:
kader:
yönetme:
gücüne:
sahip:
değildir.
İnsanların Yardımı Gerçekse Neden Yine de Allah’a Dayanmak Gerekir
Çünkü:insanların:
yardımı:
belirli:
şartlara:
bağlıdır.
Bir:
doktor:
sana:
yardım:
edebilir.
Ama:
kendisi de:
hastalanabilir.
Bir:
avukat:
seni:
savunabilir.
Ama:
her:
sonucu:
garanti:
edemez.
Bir:
dost:
sana:
para:
verebilir.
Ama:
kendi:
maddi:
gücü:
de:
sınırlıdır.
Bir:
anne:
çocuğunu:
korumak:
ister.
Ama:
her:
tehlikeyi:
önleyemez.
İnsan yardımı değerlidir; fakat mutlak değildir.
“Kendilerine Bile Yardım Edemezler” Neden Tekrar Vurgulanıyor
Çünkü:bu:
ifadede:
çok güçlü:
bir:
mantık:
vardır.
Bir:
varlık:
kendi:
varlığını:
ve:
kaderini:
bile:
mutlak:
biçimde:
kontrol:
edemiyorsa,
başkasının:
hayatının:
mutlak:
koruyucusu:
nasıl:
olabilir?
İnsan:
yaşlanmayı:
tamamen:
durduramaz.
Hastalığın:
her:
türünü:
önleyemez.
Ölümü:
iptal:
edemez.
Put:
kırılabilir.
Heykel:
devrilebilir.
Servet:
kaybedilebilir.
Makam:
el değiştirebilir.
Yani:
yaratılmış olanın kendisi de korunmaya muhtaçtır.
Kendisine Bile Yardım Edemeyen Bir Şeyi İlahlaştırmak Neden Çelişkilidir
Çünkü:ilah:
tasavvuru:
mutlak:
kudret:
ile:
ilişkilidir.
Ama:
ilahlaştırılan:
varlık:
kendisini:
bile:
mutlak:
biçimde:
koruyamıyorsa,
ona:
yüklenen:
ilahî:
güç:
gerçeklikle:
uyuşmaz.
Kur’an:
bu:
çelişkiyi:
çok:
basit:
bir:
soruyla:
ortaya:
çıkarır:
Kendi yardım bekleyen bir varlıktan mutlak yardım nasıl beklenebilir?
Putların İnsanlar Tarafından Korunması Bu Ayetin Mesajını Nasıl Güçlendirir
Bir:put:
kırılmasın:
diye:
korunabilir.
Yağmurdan:
etkilenmesin:
diye:
üzeri:
örtülebilir.
Çalınmasın:
diye:
kilit:
altına:
alınabilir.
Temizlenir.
Taşınır.
Tamir:
edilir.
Yani:
insan:
onu:
korur.
Sonra:
aynı:
nesneden:
kendisini:
korumasını:
bekler.
Kur’an:
bu:
ilişkinin:
tutarsızlığını:
gösterir:
Senin koruduğun şey, seni mutlak olarak nasıl koruyabilir?
Bu Ayetin Mesajı Sadece Putlarla mı Sınırlıdır
Doğrudan:bağlam:
putperestliktir.
Ama:
tevhid:
ilkesi:
çok daha:
geniş:
bir:
öz muhasebe:
imkânı:
sunar.
İnsan:
şunu:
sorabilir:
Hayatımda mutlaklaştırdığım bir yaratılmış var mı?
Bir:
insan:
mı?
Para:
mı?
Makam:
mı?
Teknoloji:
mi?
Kendi:
zekâm:
mı?
Bunların:
hiçbirini:
otomatik:
olarak:
şirk:
diye:
etiketlemek:
doğru:
değildir.
Ama:
Allah’a ait mutlak güveni bir yaratılmışa taşıyıp taşımadığımızı sorgulamak
çok:
değerlidir.
Bir İnsana Güvenmek ile Onu Mutlaklaştırmak Arasında Ne Fark Vardır
Bir:eşine:
güvenebilirsin.
Arkadaşına:
güvenebilirsin.
Doktoruna:
güvenebilirsin.
İş:
ortağına:
güvenebilirsin.
Bu:
normal:
ve:
sağlıklı:
olabilir.
Ama:
şöyle:
düşünmeye:
başlarsan:
“Bu insan olmazsa benim hiçbir çıkışım yok.”
onu:
taşıyamayacağı:
bir:
konuma:
yerleştirmiş:
olabilirsin.
Çünkü:
o da:
sınırlı:
bir:
insandır.
Güven başka, mutlaklaştırmak başkadır.
Bir Doktorun Hayat Kurtarması Allah’ın Yardımıyla Çelişir mi
Hayır.Doktorun:
yardımı:
gerçektir.
Tıbbi:
bilgisi:
gerçektir.
Ameliyatı:
gerçektir.
İlacın:
etkisi:
gerçektir.
İslam’ın:
tevhid:
anlayışı:
bunları:
inkâr:
etmez.
Ama:
doktor:
her:
hastayı:
kurtaramaz.
İlaç:
her:
durumda:
aynı:
sonucu:
vermez.
Bu nedenle:
mümin:
hem:
doktoruna:
teşekkür:
eder,
hem de:
nihai:
şifayı:
Allah’tan:
bilir.
Sebep küçümsenmez; sebep ilahlaştırılmaz.

Para Gerçekten İnsanları Koruyamaz mı
Para:pek çok:
şeyde:
yardım:
eder.
Daha:
iyi:
tedavi:
imkânı:
sağlayabilir.
Güvenli:
bir:
ev:
sağlayabilir.
Eğitim:
sağlayabilir.
Zor:
zamanda:
hareket:
alanı:
kazandırabilir.
Ama:
para:
mutlak:
koruyucu:
değildir.
Bir:
hastalığı:
her:
zaman:
durduramaz.
Ölümü:
iptal:
edemez.
İhaneti:
imkânsız:
hâle:
getiremez.
İç:
huzuru:
garanti:
edemez.
Bu yüzden:
para güçlü bir araç olabilir; fakat ilah değildir.

İnsan Kendisine Fazla Güvenerek de Aynı Yanılgıya Düşebilir mi
Evet.Bazen:
insan:
başkasını:
değil,
kendisini
mutlaklaştırabilir.
“Ben her şeyi çözerim.”
“Benim başıma böyle bir şey gelmez.”
“Kimseye ihtiyacım yok.”
“Her şeyi kontrol ederim.”
diye:
düşünebilir.
Ama:
insanın:
kendi:
bedeni:
bile:
ona:
sınırını:
hatırlatabilir.
Bir:
hastalık,
bir:
kaza,
bir:
beklenmedik:
olay:
insanın:
kontrolünün:
ne kadar:
sınırlı:
olduğunu:
gösterebilir.
Kendine güvenmek değerlidir; kendini mutlak görmek başka bir şeydir.

Bu Ayet İnsanı Çaresizliğe mi Çağırıyor
Hayır.Tam tersine:
insanın:
gerçek:
gücünü:
ve:
gerçek:
sınırını:
bilmesini:
ister.
İnsan:
çalışır.
Plan:
yapar.
Tedbir:
alır.
Yardım:
ister.
Bilgi:
edinir.
Mücadele:
eder.
Ama:
bütün:
bunları:
yaparken:
şunu:
bilir:
Ben mutlak güç sahibi değilim.
Bu:
çaresizlik:
değil,
gerçekçilik ve kulluk bilincidir.

Tevekkül “Hiçbir Şey Yapma, Allah Yardım Eder” Demek midir
Hayır.Tevekkül:
eylemsizlik:
değildir.
Bir:
sınava:
hazırlanacaksan:
çalışırsın.
Bir:
hastalık:
varsa:
tedavi:
olursun.
Bir:
hukuki:
sorunun:
varsa:
gereken:
başvuruları:
yaparsın.
Bir:
tehlike:
varsa:
önlem:
alırsın.
Sonra:
şunu:
bilirsin:
Bütün tedbirlerimin sonucunu mutlak olarak kontrol edemem.
İşte:
tevekkül:
tam:
burada:
başlar.

Bir İnsan Bize Yardım Edemediğinde Ona Kızmak Doğru mudur
Her:durumda:
değil.
Bazen:
insan:
karşısındaki:
kişiden:
onun:
yapabileceğinden:
fazlasını:
bekler.
Sonra:
beklentisi:
karşılanmadığında:
“Beni yalnız bıraktın.”
diye:
öfke:
duyabilir.
Oysa:
karşındaki:
insanın:
da:
sınırları:
vardır.
Belki:
yardım:
etmek:
istedi.
Ama:
gücü:
yetmedi.
Belki:
kendi:
sorunlarıyla:
mücadele:
ediyordu.
Bu:
bize:
şunu:
öğretir:
İnsanlardan insanüstü beklentiler kurmamak ilişkileri de daha sağlıklı hâle getirebilir.

Allah’a Güvenmek İnsanın Korkularını Nasıl Etkileyebilir
Allah’a:güvenmek:
bütün:
korkuların:
bir anda:
yok:
olması:
demek:
değildir.
Ama:
korkunun:
mutlak:
hâle:
gelmesini:
engelleyebilir.
Bir:
insandan:
korkabilirsin.
Ama:
onun:
Allah gibi:
sınırsız:
güç:
sahibi:
olmadığını:
bilirsin.
İşini:
kaybetmekten:
korkabilirsin.
Ama:
rızkının:
tek:
kaynağının:
o:
iş:
olmadığını:
hatırlarsın.
Bu:
insana:
ölçülü bir cesaret
kazandırabilir.

“Allah Bana Yeter” Demek İnsanları Değersiz Görmek midir
Hayır.İnsanların:
değeri:
ve:
yardımı:
inkâr:
edilmez.
Bir:
dost:
hayatında:
çok:
kıymetli:
olabilir.
Eş:
çok:
büyük:
bir:
destek:
olabilir.
Aile:
çok:
önemli:
olabilir.
Ama:
hiçbiri:
Allah’ın:
yerini:
almaz.
Allah’a dayanmak, insan sevgisini azaltmaz; insan sevgisinin sınırını doğru yerde tutar.

A‘râf Suresi 196. ve 197. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayet:
demişti:
“Benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır ve O salih kulları gözetir.”
- ayet:
ardından:
şunu:
söyler:
“Allah’tan başka çağırdıklarınız size yardım edemezler; kendilerine bile yardım edemezler.”
Bu:
iki ayetin:
yan yana:
gelmesi:
çok:
anlamlıdır.
Bir:
tarafta:
Allah’ın velâyeti
vardır.
Diğer:
tarafta:
yaratılmışların sınırlılığı.
Böylece:
Kur’an:
insana:
şunu:
öğretir:
Sebeplerden yararlan ama nihai dayanağını sebeplerin kendisine bağlama.

Sonuç: A‘râf Suresi 197. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 197. ayet:çok:
kısa:
ama:
insanın:
hayattaki:
güven:
duygusunu:
yeniden:
düşündürtecek:
kadar:
derin:
bir:
cümle:
söyler:
“Size yardım edemezler; kendilerine bile yardım edemezler.”
İnsan:
hayat:
boyunca:
yardım:
arar.
Bu:
normaldir.
Çünkü:
insan:
tek:
başına:
yaşayabilecek:
bir:
varlık:
değildir.
Doğduğunda:
yardıma:
muhtaçtır.
Çocukken:
yardıma:
muhtaçtır.
Hastalandığında:
yardıma:
muhtaçtır.
Yaşlandığında:
yeniden:
başkalarının:
yardımına:
ihtiyaç:
duyabilir.
İnsan:
bütün:
hayatı:
boyunca:
başka:
insanlarla:
karşılıklı:
yardımlaşır.
Dolayısıyla:
ayet:
“Kimseden yardım alma.”
demiyor.
Tam tersine:
insanın:
yardım:
aldığı:
varlıkların:
gerçek:
sınırını:
gösteriyor.
Bir:
insan:
sana:
çok:
büyük:
iyilik:
yapabilir.
Belki:
hayatının:
en:
zor:
gününde:
yanında:
olur.
Belki:
seni:
borçtan:
kurtarır.
Belki:
bir:
doktor:
seni:
ölümcül:
bir:
hastalıktan:
kurtaracak:
tedavinin:
sebebi:
olur.
Belki:
bir:
arkadaşın:
sana:
öyle:
bir:
kapı:
açar ki:
hayatının:
yönü:
değişir.
Bütün:
bunları:
küçümsemek:
nankörlük:
olabilir.
İnsanlara:
teşekkür:
etmeliyiz.
Ama:
aynı:
insan:
yarın:
kendisi:
yardıma:
muhtaç:
kalabilir.
Seni:
kurtaran:
doktor:
bir gün:
hasta:
olabilir.
Sana:
borç:
veren:
zengin:
bir gün:
para:
kaybedebilir.
Seni:
koruyan:
baban:
yaşlanabilir
ve:
senin:
korumana:
muhtaç:
kalabilir.
Bir zamanlar:
seni:
kucağında:
taşıyan:
annen,
yıllar:
sonra:
senin:
koluna:
girerek:
yürüyebilir.
İşte:
hayat:
bize:
çok:
çarpıcı:
bir:
gerçek:
gösterir:
Bugün yardım eden, yarın yardıma muhtaç olabilir.
Bu:
insanı:
değersiz:
yapmaz.
Tam tersine:
insan:
olduğunu:
gösterir.
Ve:
belki:
bu:
gerçeği:
anladığımızda:
birbirimize:
daha:
merhametli:
davranabiliriz.
Çünkü:
bugün:
güçlü:
olduğumuz:
için:
yarın:
da:
güçlü:
olacağımızın:
garantisi:
yoktur.
Bugün:
birine:
yardım:
ediyorsan:
kibirlenme.
Yarın:
senin:
yardıma:
ihtiyacın:
olabilir.
Bugün:
birinden:
yardım:
alıyorsan:
utanma.
İnsan:
olmanın:
bir:
parçası:
budur.
Ama:
A‘râf 197:
bütün:
bu:
insani:
yardımlaşmanın:
ötesinde:
çok:
temel:
bir:
tevhid:
çizgisi:
çeker:
Hiçbir yaratılmış mutlak yardımcı değildir.
İnsan:
bunu:
unutunca:
yardımcı:
olan:
kişiyi:
hayatının:
sahibi:
gibi:
görmeye:
başlayabilir.
Bir:
patron:
ona:
iş:
vermiştir.
Sonra:
şöyle:
düşünür:
“Benim bütün rızkım onun elinde.”
Bu:
düşünce:
onu:
doğru:
bildiği:
şeylerden:
vazgeçirebilir.
Patron:
haksızlık:
yapar.
Ama:
“Ses çıkarırsam aç kalırım.”
diye:
her:
şeye:
boyun:
eğer.
Burada:
elbette:
insanın:
gerçek:
hayat:
şartlarını,
ailesini,
ekonomik:
durumunu
ve:
riskleri:
dikkate:
alması:
gerekir.
Tevhid:
insana:
düşüncesizce:
kendini:
tehlikeye:
atmasını:
emretmez.
Ama:
kalpte:
şu:
ölçüyü:
korur:
Patron sebep olabilir; rızkın mutlak sahibi değildir.
Bu:
insana:
daha:
onurlu:
bir:
duruş:
kazandırabilir.
Aynı:
şey:
bir:
ilişkide:
de:
olabilir.
Bir:
insan:
eşine:
veya:
sevgilisine:
öylesine:
bağlanabilir ki:
“O giderse ben yaşayamam.”
diye:
düşünür.
Sevgi:
çok:
güzel:
bir:
duygudur.
Ama:
karşındaki:
insanı:
hayatının:
mutlak:
dayanağı:
yaparsan,
ona:
taşıyamayacağı:
bir:
yük:
yüklemiş:
olursun.
Çünkü:
o:
da:
insandır.
Bir:
gün:
hasta:
olabilir.
Yanlış:
yapabilir.
Değişebilir.
Hatta:
ölüm:
nedeniyle:
hayatından:
ayrılabilir.
Sağlıklı:
sevgi:
şunu:
diyebilir:
“Seni çok seviyorum; ama sen Allah değilsin.”
Bu:
sevgiyi:
azaltmaz.
Tam tersine:
onu:
gerçek:
bir:
insan:
ilişkisi:
hâline:
getirir.
Çünkü:
karşındaki:
insandan:
imkânsız:
bir:
kusursuzluk:
beklemezsin.
Ayetin:
“kendilerine bile yardım edemezler”
ifadesi:
insanın:
kendi:
egosuna:
karşı:
da:
çok:
güçlü:
bir:
uyarıdır.
İnsan:
şöyle:
diyebilir:
“Ben kimseye muhtaç değilim.”
Ama:
bu:
gerçek:
değildir.
Nefes:
almaya:
muhtacız.
Suya:
muhtacız.
Uykuya:
muhtacız.
Başka:
insanların:
ürettiği:
şeylere:
muhtacız.
Bir:
ekmeğin:
masaya:
gelmesi:
için:
bile:
kaç:
kişinin:
emeğine:
ihtiyaç:
vardır:
Çiftçi.
Taşımacı.
Değirmenci.
Fırıncı.
Satıcı.
İnsan:
kendisine:
yeter:
bir:
varlık:
değildir.
Bu:
nedenle:
tevhid:
insanın:
yalnız:
putları:
değil,
kendi egosunu da gerçek ölçüsüne indirmesini
sağlar.
Ben:
önemliyim.
Ama:
mutlak:
değilim.
Benim:
emeğim:
değerli.
Ama:
her şeyi:
kontrol:
edemem.
Benim:
zekâm:
değerli.
Ama:
her şeyi:
bilemem.
Benim:
gücüm:
var.
Ama:
sonsuz:
değil.
Bunu:
kabul:
etmek:
insanı:
küçültmez.
Tam tersine:
gerçekçi:
yapar.
Bazen:
insanın:
büyük:
bir:
rahatlama:
yaşaması:
için:
şunu:
kabul:
etmesi:
gerekir:
Her şeyi ben çözmek zorunda değilim.
Elinden:
geleni:
yaparsın.
Sonra:
Allah’a:
bırakırsın.
Bazen:
sonuç:
istediğin:
gibi:
olur.
Bazen:
olmaz.
Ama:
sen:
kendi:
sorumluluğunu:
yerine:
getirmiş:
olursun.
İşte:
- ve:
- ayetlerin:
verdiği:
mesaj:
burada:
çok:
güçlü:
hâle:
gelir.
196:
şöyle:
diyor:
“Benim velim Allah’tır.”
197:
şöyle:
diyor:
“Allah’tan başka çağırdıklarınız size ve kendilerine mutlak yardım sağlayamazlar.”
Yani:
bir:
tarafta:
yaratılmışların:
sınırlılığı,
diğer:
tarafta:
Allah’ın:
velâyeti:
vardır.
İnsan:
bu:
dengeyi:
koruduğunda:
hayatı:
daha:
sağlıklı:
bir:
yerden:
yaşayabilir.
İnsanlardan:
yardım:
almaktan:
utanmaz.
Ama:
insanların:
kölesi:
de:
olmaz.
Parayı:
kullanır.
Ama:
parayı:
ilahlaştırmaz.
Doktora:
gider.
Ama:
doktoru:
mutlak:
şifa:
sahibi:
görmez.
Plan:
yapar.
Ama:
planının:
kesin:
olduğunu:
sanmaz.
Kendine:
güvenir.
Ama:
kendini:
Allah:
yerine:
koymaz.
Ve:
en:
önemlisi:
bir:
yaratılmış:
onu:
hayal:
kırıklığına:
uğrattığında:
Allah’ın da kendisini terk ettiğini
düşünmez.
Çünkü:
yaratılmışın:
başarısızlığı:
Allah’ın:
yokluğu:
anlamına:
gelmez.
Bir:
doktor:
tedavide:
başarılı:
olamayabilir.
Bu:
Allah’ın:
olmadığı:
anlamına:
gelmez.
Bir:
dost:
seni:
yalnız:
bırakabilir.
Bu:
Allah’ın:
seni:
terk ettiği:
anlamına:
gelmez.
Bir:
kapı:
kapanabilir.
Bu:
bütün:
kapıların:
kapandığı:
anlamına:
gelmez.
İşte:
Allah’a:
dayanmak:
insana:
bu:
geniş:
ufku:
verebilir.
Belki de A‘râf 197’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımda kendisi de yardıma muhtaç olan hangi varlıktan, yalnız Allah’a ait olan mutlak güvenceyi bekliyorum?
Bir:
insandan mı?
Paramdan mı?
Makamımdan mı?
Sağlığımdan mı?
Zekâmdan mı?
Teknolojiden mi?
Kendi:
gücümden mi?
Bunların:
hepsi:
değerli:
olabilir.
Ama:
hepsi:
sınırlıdır.
Ve:
sınırlı:
olan:
şey:
mutlak:
dayanak:
olamaz.
Bu:
nedenle:
A‘râf 197:
insana:
çok:
sade:
ama:
çok:
özgürleştirici:
bir:
ölçü:
bırakır:
İnsanlardan yardım al, insanlara yardım et, sebeplere sarıl ve emeğe teşekkür et; fakat kendisine bile mutlak olarak yardım edemeyen hiçbir yaratılmışı Allah’ın yerine koyma. Çünkü gerçek güven, sebepleri terk etmek değil, sebeplerin sınırını bilerek nihai dayanağı Allah’ta bulmaktır.
“Bugün sana yardım eden yarın senden yardım isteyebilir; bugün güçlü olan yarın güçsüz kalabilir. Bu yüzden insana teşekkür et, sebebe sarıl ve elinden geleni yap; fakat kalbinin son güvencesini sınırlı olana teslim etme. Çünkü yaratılmış değişir, gerçek dayanak ise Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu