📖 Nahl Suresi 15. Ayette “Sizi Sarsmaması İçin Yeryüzüne Sağlam Dağlar Yerleştirdi; Nehirler ve Yollar Yarattı ki Yolunuzu Bulasınız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,905
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 15. Ayette “Sizi Sarsmaması İçin Yeryüzüne Sağlam Dağlar Yerleştirdi; Nehirler ve Yollar Yarattı ki Yolunuzu Bulasınız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 14. ayette denizlerin gıda, ulaşım, ticaret ve geçim kaynağı oluşu anlatılmıştı. 15. ayette ise bakış yeniden karaya çevrilir: ‘Sizi sarsmaması için yeryüzüne sağlam dağlar yerleştirdi; nehirler ve yollar meydana getirdi ki yolunuzu bulasınız.’ Ayet, dağları, nehirleri ve yolları insanın yaşadığı yeryüzü düzeninin parçaları olarak gösterir. Ancak ‘dağlar sizi sarsmasın diye yerleştirildi’ ifadesini, ‘Dağ bulunan yerde deprem olmaz’ veya ‘Dağlar dünyanın hareketini tamamen durduran fiziksel çivilerdir’ şeklinde modern jeoloji adına kesin bir formüle dönüştürmek doğru değildir. Kur’an burada bir jeoloji ders kitabı hazırlamamakta; insanın üzerinde yaşadığı dünyanın istikrar, su, yön ve ulaşım bakımından taşıdığı nimetleri hatırlatmaktadır. Doğal süreçleri bilimsel olarak açıklamak Allah’ın yaratmasını reddetmek değildir; ayeti bilimsel teorilere zorla uydurmak da ona saygı değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 15. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَأَلْقَىٰ فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَارًا وَسُبُلًا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Okunuşu:

“Ve elkâ fi’l-ardı revâsiye en temîde bikum ve enhâran ve subulen leallekum tehtedûn.”

Genel anlamı:

“Sizi sarsmaması için yeryüzüne sağlam dağlar yerleştirdi; nehirler ve yollar meydana getirdi ki yolunuzu bulasınız.”

şeklindedir.

Ayet yeryüzündeki üç büyük unsura dikkat çeker: dağlar, nehirler ve yollar. Bunların her biri insan hayatında farklı bir işlev taşır. Dağlar yeryüzü düzeninin önemli parçalarıdır; nehirler su, tarım ve yerleşim açısından büyük önem taşır; yollar ise insanların hareket etmesini, ticaret yapmasını ve birbirine ulaşmasını mümkün kılar.

2️⃣ “Revâsi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “revâsi”, sağlam duran, yerleşmiş, sabit ve ağır dağlar anlam alanına sahiptir.

Kelime, dağların yeryüzünde dikkat çekici biçimde köklü ve büyük oluşunu ifade eder. İnsan dağa baktığında onun:

Ağır.

Sabit.

Kalıcı.

görünen yapısını fark eder.

Kur’an da bu gözlemi kullanır.

Burada esas vurgu, dağların insan hayatında ve yeryüzü düzeninde önemli yer tutmasıdır. Ayetin amacı dağların bütün jeolojik yapısını teknik olarak anlatmak değildir.

3️⃣ “En Temîde Bikum” Ne Demektir ❓​

“Temîde” kelimesi sallanmak, çalkalanmak veya dengesiz biçimde hareket etmek anlam alanına sahiptir.

Bu nedenle ifade:

“Sizi sarsmaması için.”

şeklinde çevrilebilir.

Ancak buradan:

“Dağların bulunduğu yerde yeryüzü hiç sarsılmaz.”

sonucu çıkarılamaz.

Çünkü dağlık bölgelerde depremler meydana gelebilir ve tarih boyunca gelmiştir.

Ayetin söylediği şey ile bizim modern jeoloji hakkında çıkardığımız teknik sonuç birbirine karıştırılmamalıdır.

4️⃣ Bu Ayet “Dağlar Depremi Engeller” mi Diyor ❓​

Bunu bu kadar basit söylemek doğru değildir.

Kur’an’daki ifade:

“Sizi sarsmaması için yeryüzüne revâsi yerleştirdi.”

şeklindedir.

Bu, yeryüzünün genel düzeni ve istikrarı bağlamında anlaşılabilir.

Fakat:

“Dağlar depremi tamamen engeller.”

şeklinde bir bilimsel iddia ayetten doğrudan çıkmaz.

Bugün jeoloji, dağların ve depremlerin çoğu zaman levha tektoniğiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Dağ oluşumu ile yer kabuğundaki büyük hareketler arasında karmaşık bağlantılar vardır.

Dolayısıyla ayeti modern bilime uydurmak için:

“Dağ varsa deprem olmaz.”

demek hem bilimsel hem tefsirî açıdan sorunlu olur.

5️⃣ Dağlar “Kazık” Gibi Dünyayı Sabitliyor mu ❓​

Kur’an’ın başka ayetlerinde dağlar için “evtâd”, yani kazık benzetmesi kullanılır. Bu benzetmeden hareketle bazı modern yorumlarda dağların yer kabuğunu fiziksel olarak çivileyip dünyanın hareketini tamamen engellediği iddia edilmiştir.

Bu konuda dikkatli olmak gerekir.

Dağların yer altında kök benzeri uzantıları olabilir. Modern jeoloji bunu farklı yapısal ve izostatik süreçlerle açıklayabilir. Ancak buradan:

“Kur’an dağların bütün modern jeolojik işlevini bire bir teknik olarak anlatmıştır.”

sonucuna geçmek fazla iddialı olabilir.

Daha güvenli yaklaşım şudur:

Kur’an dağların yeryüzündeki sağlam ve dikkat çekici konumunu insanın anlayabileceği bir dille anlatır; modern jeoloji ise bunların nasıl oluştuğunu ve yer kabuğuyla ilişkisini ayrıntılı biçimde inceler.

6️⃣ Dağlar Nasıl Oluşur ❓​

Modern jeolojiye göre dağlar farklı süreçlerle oluşabilir.

Bazıları levhaların çarpışması ve yer kabuğunun yükselmesiyle ortaya çıkar. Bazıları volkanik faaliyetlerle oluşur. Bazıları uzun jeolojik süreçlerde farklı şekiller kazanır.

Bu bilgi:

Allah dağları yaratmadı.

anlamına gelmez.

Mümin açısından:

Levha hareketleri.

volkanizma.

erozyon.

yükselme.

gibi süreçler yaratılışın işleyiş mekanizmaları olabilir.

Kur’an ile jeoloji arasında gereksiz bir rekabet kurmak doğru değildir.

7️⃣ Deprem Olması Ayetle Çelişir mi ❓​

Hayır.

Ayet:

“Yeryüzü hiçbir zaman sarsılmayacaktır.”

demiyor.

Nitekim Kur’an’ın başka yerlerinde de yeryüzünün sarsılması anlatılır.

Dolayısıyla Nahl 15’i:

“Dağlar varsa deprem imkânsızdır.”

şeklinde okumak ayetin genel bağlamıyla da uyumlu değildir.

Yeryüzü genel olarak insanın yaşayabileceği istikrarlı bir ortamdır; fakat bu ortamda depremler, volkanlar, heyelanlar ve başka doğal süreçler de vardır.

Genel istikrar ile hiç sarsıntı olmaması aynı şey değildir.

8️⃣ Depremi “Allah’ın Cezası” Diye Yorumlamak Doğru mudur ❓​

Her deprem için böyle kesin hüküm verilemez.

Bir bölgede deprem olduğunda bunun:

Fay hareketleri.

levha tektoniği.

yer kabuğundaki gerilim.

gibi doğal sebepleri vardır.

Kur’an bazı geçmiş toplumların belirli felaketlerini özel vahiy ile ilahî ceza olarak açıklayabilir. Ancak bugün meydana gelen her deprem için:

“Allah bu şehri cezalandırdı.”

demek için elimizde özel vahiy yoktur.

Bu tür kesin hükümler özellikle mağdurlara karşı acımasız olabilir.

İnsanların evi yıkılmış, yakınları ölmüş olabilir. Böyle bir anda yapılması gereken ilk şey:

Suçlamak değil yardım etmektir.

9️⃣ Depremde İnsan Tedbiri Önemli midir ❓​

Evet.

Deprem doğal bir olay olabilir; ancak felaketin büyüklüğü büyük ölçüde:

Yapı kalitesine.

zemine.

şehir planlamasına.

denetime.

hazırlığa.

bağlı olabilir.

Aynı büyüklükteki deprem farklı şehirlerde çok farklı sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle:

“Deprem kader, yapacak bir şey yok.”

demek doğru değildir.

Kader inancı:

Sağlam bina yapmayı.

Mühendislik kullanmayı.

zemin incelemesini.

afet planlamasını.

gereksiz kılmaz.

Tevekkül tedbiri iptal etmez.

🔟 Dağların İnsan Hayatındaki Faydaları Nelerdir ❓​

Dağlar yalnız büyük kaya kütleleri değildir.

Dağlık bölgeler:

Su kaynaklarının oluşumunda.

iklim ve yağış düzenlerinde.

biyolojik çeşitlilikte.

mera ve orman alanlarında.

yerleşim ve savunma tarihinde.

önemli roller oynayabilir.

Kar ve yağmur suları dağlık alanlarda birikebilir ve zamanla akarsulara karışabilir.

Birçok nehrin kaynağı yüksek bölgelerde bulunur.

Bu nedenle dağlar ile su sistemi arasında da önemli bağlantılar vardır.

1️⃣1️⃣ Ayette Nehirler Neden Dağlardan Sonra Zikrediliyor ❓​

Ayet:

Dağlar.

Sonra nehirler.

Sonra yollar.

der.

Bu sıralamanın mutlaka teknik jeolojik bir şema olduğunu söylemek gerekmez. Ancak doğal olarak dağlık bölgeler ve su kaynakları arasında güçlü ilişkiler bulunabilir.

Nehirler insanlık tarihi boyunca:

İçme suyu.

tarım.

ulaşım.

enerji.

yerleşim.

ticaret.

açısından büyük önem taşımıştır.

Birçok büyük medeniyet nehirlerin çevresinde kurulmuştur.

Çünkü su, hayatın temel şartlarından biridir.

1️⃣2️⃣ Nehirler Neden Medeniyet İçin Bu Kadar Önemlidir ❓​

Bir nehir:

Tarım alanlarını sulayabilir.

İnsanlara su sağlayabilir.

Hayvanlara hayat verebilir.

Balıkçılık imkânı sunabilir.

Ulaşım yolu olabilir.

Toprağın verimliliğini etkileyebilir.

Bu nedenle Nil, Fırat, Dicle ve başka büyük nehirler tarih boyunca toplumların gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Nahl 15’in nehirleri zikretmesi, insanın hayatını taşıyan doğal sistemlerden birini hatırlatır.

Nehir yalnız su değildir; bir medeniyet damarı olabilir.

1️⃣3️⃣ Nehirler İnsanların Sınırsız Mülkü müdür ❓​

Hayır.

Nehirden:

Bir çiftçi.

Bir şehir.

Bir sanayi tesisi.

bir ülke.

yararlanabilir.

Ama aynı su kaynağında başkalarının da hakkı bulunabilir.

Bir ülke nehrin yukarısında diye bütün suyu keserse aşağıdaki toplumlar zarar görebilir.

Bir fabrika atığını nehre bırakırsa kilometrelerce uzaktaki insanlar etkilenebilir.

Bu nedenle su kaynakları adalet ve sorumluluk gerektirir.

Nehir nimettir; ama aynı zamanda ortak hayat kaynağıdır.

1️⃣4️⃣ Nehirleri Kirletmek Neden Büyük Bir Sorundur ❓​

Çünkü nehir kirliliği yalnız suyun görüntüsünü bozmaz.

İnsan sağlığını.

tarımı.

hayvanları.

balıkları.

yeraltı sularını.

etkileyebilir.

Bir işletme kısa vadede maliyet düşürmek için atığını nehre bırakıyorsa, aslında maliyeti başka insanlara ve doğaya yüklemiş olabilir.

Bu durumda:

Kazanç var ama adalet var mı?

sorusu ortaya çıkar.

İslam ahlakında insanın kazancı başkasına zarar verme hakkı üretmez.

Nimetten faydalanmak, nimeti zehirleme hakkı değildir.

1️⃣5️⃣ “Yollar” Neden Allah’ın Nimeti Olarak Anlatılıyor ❓​

Ayette:

“Ve subulen.”

yani:

“Yollar.”

ifadesi geçer.

Yol:

İnsanı başka yere ulaştırır.

Ticareti mümkün kılar.

Aileleri bağlar.

Bilginin dolaşmasını sağlar.

Toplumları birbirine yaklaştırır.

Geçmişte yol olmaması:

Bir şehre ulaşmanın günler veya haftalar sürmesi.

malların taşınamaması.

haberleşmenin zorlaşması.

demekti.

Bu yüzden yol yalnız fiziksel bir şerit değil, medeniyetin bağlantı sistemidir.

1️⃣6️⃣ Bugünün Karayolları da Bu Ayet Üzerinden Düşünülebilir mi ❓​

Evet, tefekkür açısından düşünülebilir.

Ama:

“Nahl 15 otoyolları açıkça haber veriyor.”

demek gerekmez.

Ayet yolları genel anlamda zikreder.

Bugün:

Karayolları.

demiryolları.

tüneller.

köprüler.

ulaşım ağları.

insanın hareketini çok daha kolaylaştırmıştır.

Bunları Allah’ın verdiği akıl, malzeme ve doğal imkânlarla geliştirilen nimetler olarak görebiliriz.

Ancak insan mühendisliğinin gerçek emeği de görülmelidir.

Allah’a şükretmek mühendisi, işçiyi ve emekçiyi görünmez yapmaz.

1️⃣7️⃣ “Ki Yolunuzu Bulasınız” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“Leallekum tehtedûn.”

buyurulur.

Bu ifade bağlamda:

“Yolunuzu bulmanız, doğru istikamete ulaşmanız.”

anlamına gelir.

Burada doğrudan fiziksel yön bulma anlamı güçlüdür.

Dağlar.

nehirler.

yollar.

insanlara coğrafi işaretler sağlayabilir.

İnsan eski çağlarda:

Dağlardan.

vadilerden.

nehirlerden.

yol izlerinden.

yararlanarak yönünü buluyordu.

Ancak “hidayet” kökünün kullanılması, bir önceki 9. ayetteki manevî doğru yol temasını da hatırlatan güzel bir anlam bağı oluşturur.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 14 ve 15. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 14:

Denizi.

gemileri.

ticareti.

anlatmıştı.

Nahl 15:

Dağları.

nehirleri.

yolları.

anlatır.

Yani insanın hareket ettiği bütün büyük coğrafya önümüze gelir:

Deniz yolu ve kara yolu.

İnsan hem denizde hem karada yol buluyor, geçimini sağlıyor ve seyahat ediyor.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 16. ayette, yön bulma konusu daha da açık hâle gelecek ve şöyle buyurulacaktır: “Daha nice işaretler yarattı; insanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.” Bu ayeti ele alırken özellikle doğal işaretlerle yön bulma, yıldızların denizcilik ve yolculuktaki tarihsel rolü, yıldızlarla yön bulmak ile astrolojiyi birbirinden ayırmak, yıldızların kader belirleyen ilahî güçler olmadığı, modern GPS ve navigasyon teknolojisinin ayetin doğrudan teknik tefsiri sayılmaması ve insanın gökyüzünü bilgi için kullanabilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 15. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 15. ayet insanın üzerinde yaşadığı dünyayı adeta büyük bir harita gibi önüne serer.

Dağlar.

Nehirler.

Yollar.


Bu üç unsur insanlık tarihi boyunca hayatın yönünü belirlemiştir.

Bir dağ:

Sınır olabilir.

Su kaynağı olabilir.

Yol gösterici olabilir.

Bir nehir:

Tarım oluşturabilir.

Şehir doğurabilir.

Ticaret yaratabilir.

Bir yol ise:

İnsanları birbirine bağlayabilir.

Kur’an insana:

“Üzerinde yürüdüğün dünyaya sıradan gözle bakma.”

der.

Bugün bir dağa baktığımızda yalnız:

“Güzel manzara.”

diyebiliriz.

Ama aynı dağın:

Jeolojik geçmişi.

su sistemi.

canlı çeşitliliği.

iklim üzerindeki etkileri.

çok daha büyük olabilir.

Bu, bilim öğrenmenin tefekkürü neden azaltmak zorunda olmadığını gösterir.

Jeoloji öğren.

Dağın nasıl oluştuğunu araştır.

Levha hareketlerini öğren.

Bütün bunlar inanca karşı olmak zorunda değildir.

Tam tersine insanın:

“Ne kadar karmaşık bir dünyada yaşıyorum.”

demesine yol açabilir.

Ancak ayeti bilimsel teori kanıtlama aracına çevirmemek gerekir.

Bugün bir bilimsel model var.

Yarın ayrıntıları değişebilir.

Eğer Kur’an’ın anlamını tamamen bir modele bağlarsak teori değiştiğinde gereksiz kriz üretiriz.

Bu nedenle:

Kur’an ayettir; jeoloji makalesi değildir.

Bu ifade Kur’an’ı küçültmez.

Onun amacını doğru yere koyar.

Ayetin en çok yanlış anlaşılabilecek bölümü:

“Sizi sarsmaması için.”

ifadesidir.

Burada önemli bir ölçü gerekir.

Dünyada deprem var.

Dağlık bölgelerde de deprem var.

O hâlde ayeti:

“Dağlar depremleri ortadan kaldırır.”

şeklinde okursak gerçeklikle gereksiz çatışma çıkar.

Daha sağlıklı okuma:

Dağlar yeryüzünün genel düzeni içerisinde önemli ve sağlam yapılar olarak yaratılmıştır; ayet insanın yaşayabileceği yeryüzü düzenini nimet olarak hatırlatır.

Teknik mekanizmayı jeoloji araştırır.

Bu yaklaşım hem ayetin sınırına hem bilimin alanına saygılıdır.

Nahl 15’in bize öğrettiği başka önemli bir şey de doğal afet karşısında sorumluluktur.

Deprem oldu.

İki bina var.

Biri sağlam mühendislikle yapılmış.

Diğeri:

Malzemeden çalınmış.

kolon kesilmiş.

zemin dikkate alınmamış.

İkincisi yıkılıyor.

Sonra:

“Kader.”

deniyor.

Bu, kader kavramını insan ihmallerini gizleme aracına dönüştürebilir.

Depremi insan yaratmamış olabilir.

Ama binanın yıkılma ihtimalini artıran ihmal insan işi olabilir.

Bu ayrım çok önemlidir.

Doğal olay başka, insan ihmali başka.

Allah’ın kaderine inanmak:

Müteahhidi.

denetleyiciyi.

mühendisi.

belediyeyi.

sorumluluktan otomatik olarak kurtarmaz.

İnsan yaptığı işten hesap verir.

Bu nedenle afet sonrası yalnız:

“Takdir-i ilahî.”

demek yetmez.

Aynı zamanda:

“Neyi yanlış yaptık?”

diye sorulmalıdır.

Bu soru Allah’a itiraz değildir.

Aksine insan sorumluluğunu ciddiye almaktır.

Nahl 15’in dağlar üzerinden verdiği başka bir ders görünür güç ile gerçek güvenlik arasındaki fark olabilir.

Bir dağ çok sağlam görünür.

İnsan:

“Bu asla değişmez.”

diye düşünebilir.

Ama jeolojik zaman içinde dağlar da değişir.

Aşınır.

yükselir.

parçalanır.

Bu insanın dünyadaki hiçbir yaratılmışı mutlak görmemesi gerektiğini düşündürür.

Devasa dağ bile yaratılmışsa:

İnsan gücü.

servet.

devlet.

şehir.

teknoloji.

nasıl mutlak olsun?

Tevhid tam burada insanın bütün dünyevî mutlaklıklarını sınırlar.

Yaratılmış olan değişebilir.

Bu, korku üretmek için değil insanı gerçekçi yapmak için önemlidir.

Nahl 15’in nehir vurgusu ise insan medeniyetinin suya bağımlılığını yeniden hatırlatır.

Bir nehir kurursa:

Tarım etkilenir.

İçme suyu azalır.

Ekonomi zarar görebilir.

Göç başlayabilir.

Bu nedenle nehirler yalnız doğal güzellik değil stratejik hayat kaynaklarıdır.

İnsan bu kaynakları yönetirken yalnız kendi bugünkü çıkarını değil geleceği de düşünmelidir.

Bir nehre baraj yapıyorsun.

Elektrik üretiyorsun.

Sulama sağlıyorsun.

Bunlar fayda olabilir.

Ama başka ekolojik ve toplumsal etkiler de oluşabilir.

Bu yüzden modern projelerde:

Mühendislik.

ekoloji.

ekonomi.

insan hakları.

birlikte düşünülmelidir.

Tek bir hedef bütün diğer sonuçları görmezden gelmemelidir.

Bu ayet doğrudan baraj politikası öğretmez.

Ama nehirleri nimet olarak görmek, insanı onların yönetiminde daha dikkatli olmaya yöneltebilir.

Nahl 15’in yollar üzerinden verdiği mesaj ise bugün çok daha büyük ölçekte karşımızdadır.

Otoyollar.

Tüneller.

köprüler.

hızlı trenler.

İnsan bugün mesafeyi olağanüstü biçimde küçültmüştür.

Bir zamanlar günler süren yol:

Saatler.

Bir dağın öteki tarafı:

Tünelle dakikalar.

Bu gerçekten büyük bir medeniyet başarısıdır.

Ama her kolaylık gibi bunun da sorumlulukları vardır.

Yol yaparken:

Doğa tamamen yok ediliyor mu?

Yerleşimler zarar görüyor mu?

İnsan güvenliği düşünülüyor mu?

Projede yolsuzluk var mı?

İşçi hakkı korunuyor mu?

Bir iş:

“Yol yapıyoruz.”

diye otomatik olarak ahlaken kusursuz olmaz.

İyi amaç:

Kötü yöntemi otomatik meşru yapmaz.

İslam ahlakı sonuç kadar yöntemi de önemser.

Nahl 15’in yol kavramı bize insan ilişkileri açısından da güçlü bir tefekkür sunabilir.

Bir yere ulaşmak için yol gerekir.

Ama her yol aynı yere götürmez.

Bu, bir önceki Nahl 9’daki:

“Doğru yol ve eğri yollar.”

mesajını hatırlatır.

İnsan fiziksel yolunu yanlış seçerse:

Navigasyonu düzeltir.

Geri döner.

Peki ahlaki yolda yanlış gittiğini fark ettiğinde?

Orada da dönüş mümkündür.

Tövbe tam olarak:

Yön değiştirme

anlamı taşıyan bir süreç gibi düşünülebilir.

Bir insan yıllarca:

Yalan söyledi.

Haksız kazandı.

İnsanları kırdı.

Sonra fark etti.

“Ben yanlış yoldaymışım.”

diyebilir.

Hayattaysa:

Geri dönebilir.

Hakkı iade edebilir.

Özür dileyebilir.

Yeni yön seçebilir.

Bu açıdan yol kavramı çok umut vericidir.

Yanlış yol:

Sonsuza kadar orada kalmak zorundasın.

demek değildir.

Bir çıkış bulunabilir.

Nahl 15’in başka bir önemli mesajı doğal işaretleri okumaktır.

Modern insan navigasyona o kadar alışmıştır ki:

Dağ.

Nehir.

güneş.

yıldız.

gibi doğal yön işaretlerine artık dikkat etmeyebilir.

Eskiden bir yolcu:

Dağın konumuna.

nehre.

gökyüzüne.

bakıyordu.

Bugün telefon:

“300 metre sonra sağa dön.”

diyor.

Bu büyük kolaylık.

Ama insan teknolojiyi kullanırken doğal çevre bilgisini tamamen kaybetmemelidir.

Bir sistem çöktüğünde temel yön bilgisi hayat kurtarabilir.

Teknoloji insan kapasitesini geliştirmeli; insanı tamamen beceriksiz bağımlı hâle getirmemelidir.

Bu da Nahl 15 ve 16’nın modern çağda düşündürdüğü önemli konulardan biridir.

Ayet ayrıca yol yapmanın medeniyet kurucu özelliğini gösterir.

Yol varsa:

Ticaret artar.

Hastaneye ulaşım kolaylaşır.

Okula gidilir.

Ürün pazara gider.

İnsanlar birbirini ziyaret eder.

Bilgi yayılır.

Bu nedenle altyapı bir toplumun gelişiminde çok önemlidir.

Ama yol yalnız asfalt değildir.

Güvenli olması gerekir.

Bakımlı olması gerekir.

Adil biçimde planlanması gerekir.

Bir bölgeye mükemmel yol.

Başka bölgeye hiç hizmet yok.

Bu da adalet meselesidir.

Yani yol nimeti aynı zamanda yönetim sorumluluğudur.

Nahl 15’in başka önemli mesajı doğayı yalnız ekonomik nesne gibi görmemektir.

Dağa baktık:

Maden çıkar.

Nehre baktık:

Enerji çıkar.

Ormana baktık:

Kereste çıkar.

Bu bakış tamamen yanlış değildir; insan kaynaklardan faydalanabilir.

Ama yalnız ekonomik değer görürsek:

Bir dağın ekolojik değerini.

Bir nehrin canlılarını.

Bir vadinin kültürel anlamını.

kaçırabiliriz.

Bu yüzden modern kalkınmada:

“Buradan ne kadar para kazanırız?”

sorusunun yanında:

“Neyi kaybederiz?”

sorusu da sorulmalıdır.

Gerçek akıl iki tarafı da görür.

Nahl 15 bize nimetlerin kullanımında bu dengeyi düşündürür.

Ayetin bir başka önemli boyutu doğal düzen ile insan yapımı yol arasındaki birlikteliktir.

Dağ:

Doğal.

Nehir:

Doğal.

Yol:

Kısmen doğal geçitleri, kısmen insanın açtığı güzergâhları düşündürebilir.

İnsan doğanın içinde yaşar ve onu belli ölçüde şekillendirir.

Bu, insanın dünyada tamamen pasif olmadığını gösterir.

İnsan:

Yol yapar.

köprü kurar.

tünel açar.

Ama bunu yaparken doğanın gerçekliğini dikkate almak zorundadır.

Dağı yok sayamaz.

Zemini yok sayamaz.

Suyu yok sayamaz.

Mühendisliğin başarısı doğaya meydan okumak değil, çoğu zaman doğal şartları doğru okuyup onlarla uyumlu çözüm geliştirmektir.

Bu da insan aklı ile yaratılış düzeninin güzel bir buluşmasıdır.

Nahl Suresi 15. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Sizi sarsmaması için dağlar yerleştirdi” ifadesini ‘dağların bulunduğu yerde deprem olmaz’ veya ‘dağlar dünyayı fiziksel olarak tamamen çiviler’ şeklinde bilimsel bir slogan hâline getirme. Depremleri ilahî ceza diye kesin hükme bağlama ve insan ihmallerini kaderle örtme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah insanın yaşayabileceği yeryüzünde dağlar, nehirler ve yollar gibi büyük nimetler yaratmıştır. İnsan bu düzeni bilimle araştırmalı, tedbirle yaşamalı, suyu ve toprağı korumalı ve kendisine açılan yolları sorumlulukla kullanmalıdır. Yeryüzünün istikrarı bizi ihmalkâr değil, daha şükreden ve daha sorumlu insanlar yapmalıdır.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 16. ayette, yön bulma konusu devam edecek ve şöyle buyurulacaktır: “Daha nice işaretler yarattı; insanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.” Bu ayeti ele alırken özellikle doğal işaretlerle yön bulma, yıldızların tarih boyunca denizcilik ve çöl yolculuklarındaki rolü, astronomi ile astrolojinin kesin biçimde ayrılması, yıldızların kader belirleyen bağımsız güçler olmaması, modern navigasyon ve GPS’in ayetin doğrudan teknik kehaneti sayılmaması ve insanın gökyüzünü bilgi kaynağı olarak kullanabilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 15. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Yeryüzünün bize sunduğu düzeni nimet olarak mı görüyoruz, yoksa ancak bozulduğunda mı fark ediyoruz? Deprem olduğunda bütün sorumluluğu kadere yükleyip kötü yapılaşmayı görmezden mi geliyoruz? Nehirleri nimet diye kullanırken aynı nehirleri kirletiyor muyuz? Yol yapmayı ilerleme kabul ederken doğaya, insana ve adalete verdiğimiz bedeli de hesaplıyor muyuz? Bilimsel bilgiyi Kur’an’a rakip mi görüyoruz, yoksa yaratılışın nasıl işlediğini öğrenmenin aracı olarak mı? Ve en önemlisi, Allah bize yollar gösteriyorsa, biz yalnız şehirlerde mi yönümüzü buluyoruz; yoksa hayatımızın ahlaki yönünü de gerçekten kontrol ediyor muyuz?

“Nahl 15, ‘Sizi sarsmaması için yeryüzüne sağlam dağlar yerleştirdi; nehirler ve yollar meydana getirdi ki yolunuzu bulasınız’ buyurarak insanın yaşadığı dünyanın istikrar, su ve ulaşım nimetlerini hatırlatır. Ayet dağları depremleri tamamen durduran bilimsel çiviler olarak tanımlamaz; depremin doğal sebeplerini araştırmak da Allah’ın yaratmasını reddetmek değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Yeryüzünü araştır, sağlam yapılar kur, nehirleri koru, yollar aç ve tedbir al; fakat bütün bunları yaparken insanın sınırlı olduğunu unutma. Çünkü gerçek tevekkül ihmali kaderle örtmek değil, elinden gelen doğru tedbiri aldıktan sonra Allah’a güvenmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt