📖 Nahl Suresi 21. Ayette “Onlar Diriler Değil, Ölülerdir; Ne Zaman Diriltileceklerinin de Farkında Değildirler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Nahl Suresi 21. Ayette “Onlar Diriler Değil, Ölülerdir; Ne Zaman Diriltileceklerinin de Farkında Değildirler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,590
2,736,296
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 21. Ayette “Onlar Diriler Değil, Ölülerdir; Ne Zaman Diriltileceklerinin de Farkında Değildirler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 20. ayette Allah’ın dışında ilahî güç atfedilerek çağrılan varlıkların hiçbir şey yaratamadıkları, aksine kendilerinin yaratılmış oldukları bildirilmişti. 21. ayette bu sınır daha da belirginleşir: ‘Onlar ölülerdir, diri değildirler; ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.’ Ayetin ilk muhatapları açısından özellikle cansız putların hayat, bilinç ve yaratıcı güçten tamamen yoksun oluşu güçlü biçimde ortaya konur. Mesaj ise daha geniştir: Kendisi yaratılmış, sınırlı, ölümlü veya bütünüyle cansız olan hiçbir varlık Allah’ın yerine konamaz. Bununla birlikte ayet, ölmüş insanlara saygıyı yasaklamaz ve ölümü değersizlik saymaz. Bir insan öldüğünde sevgisi, hatırası ve dünyada bıraktığı iyilikler değersizleşmez; fakat ölüm, insanın bağımsız ilahî güç sahibi olmadığını çok açık biçimde gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 21. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ ۖ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

Okunuşu:

“Emvâtun gayru ahyâ’. Ve mâ yeş‘urûne eyyâne yub‘asûn.”

Genel anlamı:

“Onlar ölülerdir, diri değildirler; ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.”

şeklindedir.

Ayet bir önceki cümlenin devamıdır. Nahl 20’de Allah dışında çağrılan varlıklar için “Hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılmışlardır” denilmişti. Şimdi ise onların yaratıcı olmamalarının yanında hayat ve bilgi bakımından da sınırlı oldukları vurgulanır.

Böylece Kur’an’ın tevhid muhakemesi adım adım ilerler: Yaratamıyorlar, kendileri yaratılmışlar, mutlak hayat sahibi değiller ve diriliş zamanını da bilmiyorlar. O hâlde nasıl Allah’ın yerine konabilirler?

2️⃣ “Emvâtun” Yani “Ölülerdir” Ne Anlama Gelir ❓​

“Emvât”, “meyyit” kelimesinin çoğulu olarak ölüler anlamına gelir.

Ayetin bağlamında özellikle kendilerine ilahî güç atfedilen putların hayat sahibi olmaması öne çıkar. Taştan, ağaçtan veya başka maddelerden yapılmış bir put görünür bir şekle sahip olabilir; fakat kendi başına canlı değildir.

İnsan ona:

Bir isim verebilir.

Süsleyebilir.

Önünde tören yapabilir.

Ona hikâyeler yükleyebilir.

Fakat bunlar cansız nesneyi mutlak hayat sahibi hâline getirmez.

Kur’an burada görünüş ile hakikat arasındaki farkı ortaya koyar.

3️⃣ “Gayru Ahyâ” Yani “Diri Değildirler” Neden Ayrıca Söyleniyor ❓​

Ayet yalnız:

“Ölülerdir.”

demekle kalmaz, hemen ardından:

“Diri değildirler.”

ifadesini ekler.

Bu güçlü bir vurgudur.

Yani mesele yalnız bir anlık ölüm durumu değildir; ilah yerine konulan bu varlıklarda Allah’a ait mutlak hayat niteliği bulunmamaktadır.

Kur’an’ın tevhid anlayışında Allah:

Hayy’dır.

Hayatın kaynağıdır.

Yaratılmışların hayatı ise verilmiş, sınırlı ve bağımlıdır.

Bu nedenle canlı bir insan bile:

Hayatı kendinden olan mutlak varlık

değildir.

İnsan yaşar; fakat hayatını kendisi başlatmamıştır ve sonsuza kadar kendi gücüyle sürdüremez.

4️⃣ Ayet Sadece Taş Putlardan mı Söz Ediyor ❓​

Doğrudan bağlamda putlar ve Allah dışında ilahî konuma çıkarılan varlıklar güçlü biçimde öne çıkar.

Ancak Kur’an’ın ortaya koyduğu mantık daha geniştir:

Kendisi yaratılmış olan hiçbir varlık mutlak yaratıcı değildir.

Bu yüzden:

İnsan.

Melek.

Yıldız.

gezegen.

doğa gücü.

kutsallaştırılmış kişi.

Allah’ın yerine konamaz.

Fakat burada yine dikkatli olmak gerekir. Birini sevmek, saygı göstermek veya hatırasını yaşatmak onu ilahlaştırmak değildir.

Teolojik hüküm için varlığa gerçekten hangi özelliklerin atfedildiğine bakmak gerekir.

5️⃣ Ölmüş Bir İnsanı Sevmek veya Anmak Bu Ayetle Çelişir mi ❓​

Hayır.

Bir insan öldüğünde:

Onu özlemek.

mezarını ziyaret etmek.

onun için dua etmek.

iyiliklerini anlatmak.

hatırasını korumak.

başka şeydir.

Onu Allah’ın sahip olduğu bağımsız ve mutlak güçlerle donatmak başka şeydir.

Ölüm, insan sevgisini değersizleştirmez.

Bir anne veya baba öldüğünde çocuğunun ona duyduğu sevgi devam edebilir. Bir bilim insanının çalışmaları yaşayabilir. Bir sanatçının eseri yıllarca kalabilir.

Ama bütün bunlar o kişiyi ilah yapmaz.

6️⃣ Ölüm İnsan Değerini Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır.

Kur’an’ın ölüm anlayışı:

“Ölen değersizdir.”

şeklinde değildir.

Ölüm yaratılmış insanın dünya hayatının sona ermesidir.

Bir insan öldüğünde:

Onuru.

dünyada yaptığı iyiliklerin değeri.

başkalarının ona karşı sorumlulukları.

otomatik olarak yok olmaz.

Cenazeye saygı gösterilir.

Mezara saygı gösterilir.

Ölen kişinin itibarı hakkında da ölçülü olmak gerekir.

Dolayısıyla Nahl 21’in:

“Ölülerdir.”

ifadesi hakaret değildir. Teolojik bir sınır koyar:

Ölümlü olan, Allah gibi mutlak hayat sahibi değildir.

7️⃣ Allah’ın Hayatı ile İnsan Hayatı Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

İnsan hayatı:

Başlangıçlıdır.

Bedene bağlıdır.

Beslenmeye muhtaçtır.

Uyku ister.

Hastalanabilir.

Yaşlanabilir.

Sona erebilir.

Allah’ın hayatı ise yaratılmışların hayatına benzemez.

Allah:

Hayatı başkasından almamıştır.

Hayatta kalmak için besine muhtaç değildir.

Yorulmaz.

Yaşlanmaz.

Ölmez.

Bu nedenle Allah’a el-Hayy denilmesi ile insanın “canlı” olması aynı düzeyde düşünülmez.

İnsan hayat sahibidir; Allah ise hayatın nihai kaynağıdır.

8️⃣ “Ne Zaman Diriltileceklerinin Farkında Değildirler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin ikinci kısmında:

“Ve mâ yeş‘urûne eyyâne yub‘asûn.”

buyurulur.

Genel anlamıyla:

“Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”

demektir.

Burada ilahlaştırılan varlıkların gayb bilgisine sahip olmadıkları vurgulanır.

Tefsirlerde zamirin kapsamı ve “diriltilme” ifadesinin kime nasıl döndüğü konusunda farklı açıklamalar bulunabilir. Ancak ayetin ana mesajı açıktır:

Allah’ın dışında ilahlaştırılan varlıklar, kıyamet ve diriliş zamanının mutlak bilgisine sahip değildir.

Bu bilgi onların bağımsız tasarruf alanında değildir.

9️⃣ Kıyametin Zamanını Bir İnsan Bilebilir mi ❓​

Kur’an’ın genel öğretisine göre kıyametin tam zamanı insanlara verilmiş bir bilgi değildir.

Bu nedenle tarih boyunca:

“Kıyamet şu gün kopacak.”

şeklinde kesin tarihler vermek doğru değildir.

Numeroloji.

gizli harf hesapları.

takvimler.

astrolojik dizilimler.

üzerinden kesin kıyamet tarihi üretmeye çalışmak güvenilir bir yöntem değildir.

Bir insan çok bilgili olabilir.

Âlim olabilir.

Manevî önder olabilir.

Ama:

“Kıyametin tam tarihini biliyorum.”

iddiası için sağlam vahiy delili gerekir.

İnsanın bilmediğini kabul etmesi iman eksikliği değil bilgi ahlakıdır.

🔟 Ölmüş Bir Kişi Gaybın Tamamını Bilebilir mi ❓​

Bir insana öldükten sonra Allah’ın bildirdiği bazı şeylerin bulunup bulunmadığı ayrı teolojik tartışmaların konusu olabilir. Fakat hiçbir yaratılmışa Allah’tan bağımsız ve sınırsız gayb bilgisi verilemez.

Bu sınır önemlidir.

Peygamberler bile gaybı kendi başlarına ve bağımsız biçimde bilmezler; Allah neyi bildirirse onu bilirler.

Dolayısıyla bir veli, âlim veya başka bir insan için:

“O artık her şeyi biliyor.”

demek İslam’ın tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.

İnsanın ölümü onu otomatik olarak her şeyi bilen metafizik varlığa dönüştürmez.

1️⃣1️⃣ Rüyada Ölmüş Birini Görmek Ondan Kesin Mesaj Alındığı Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır.

İnsan ölen yakınını rüyasında görebilir.

Bu duygusal olarak çok güçlü bir deneyim olabilir.

Rüya:

Özlemle.

hafızayla.

duygularla.

kişinin zihinsel süreçleriyle.

ilişkili olabilir.

İslam geleneğinde bazı rüyaların hayırlı bir anlam taşıyabileceğine dair değerlendirmeler de vardır. Fakat bir rüyayı:

Kesin vahiy.

Bağlayıcı dinî hüküm.

Mutlak gelecek haberi.


hâline getirmek doğru değildir.

Özellikle:

“Ölmüş kişi bana rüyada bunu söyledi, demek herkes yapmak zorunda.”

şeklinde dinî hüküm üretilemez.

1️⃣2️⃣ Ölülerle İlgili Her Olağanüstü Hikâyeye İnanmak Gerekir mi ❓​

Hayır.

Bir kişi:

“Filanca mezarda şu oldu.”

“Gece ses geldi.”

“Kesin bana işaret verdi.”


diyebilir.

Bunların her biri ayrı ayrı delil gerektirir.

Bir olayın anlatılmış olması onun kesin doğru olduğu anlamına gelmez.

Yanlış hatırlama olabilir.

Tesadüf olabilir.

Doğal açıklama olabilir.

Abartı olabilir.

Hatta uydurma olabilir.

Din, insanı her olağanüstü hikâyeye koşulsuz inanmaya çağırmaz.

İman ile saflık aynı şey değildir.

İnsan hem iman sahibi hem delile önem veren biri olabilir.

1️⃣3️⃣ Ölümden Sonra Diriliş Ne Demektir ❓​

İslam’ın temel inançlarından biri insanların ölümden sonra yeniden diriltilecek olmasıdır.

Bu diriliş:

İnsanın kendi gücüyle gerçekleştirdiği bir dönüş değildir.

Allah’ın kudretiyle gerçekleşir.

İnsan öldüğünde:

“Ben şu tarihte kendimi dirilteceğim.”

diyemez.

Diriliş Allah’a bağlıdır.

Nahl 21’in:

“Ne zaman diriltileceklerini bilmezler.”

ifadesi bu açıdan insanın hem bilgi hem kudret sınırını gösterir.

Ölümü bile kendi gücüyle aşamayan yaratılmış, nasıl Allah’ın mutlak ortağı olabilir?

1️⃣4️⃣ Ahirette Diriliş Bugünkü Tıbbi Canlandırma ile Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

Bugün tıpta bazı durumlarda kalbi durmuş veya dolaşımı durmuş bir insana müdahale edilerek yaşam fonksiyonları geri getirilebilir.

Bu:

CPR.

defibrilasyon.

yoğun bakım.

gibi yöntemlerle olabilir.

Ancak ahiretteki ba‘s, yani yeniden diriliş, tıbbi resüsitasyonla aynı şey değildir.

Tıp henüz geri döndürülebilir biyolojik süreçlere müdahale eder.

Ahiret dirilişi ise ölüm sonrası ilahî yeniden diriltme inancıdır.

Bu ikisini birbirine karıştırmak hem tıp hem teoloji açısından hatalı olur.

1️⃣5️⃣ Bilim İnsanı Bir Gün Ölümü Tamamen Yenebilir mi ❓​

Tıp insan ömrünü uzatabilir.

Hastalıkları tedavi edebilir.

Yaşlanmanın bazı mekanizmalarını araştırabilir.

Gelecekte bugün tedavi edemediğimiz birçok hastalık tedavi edilebilir.

Bunlar insanlık için çok değerli gelişmelerdir.

Ancak buradan:

“İnsan kesin olarak biyolojik ölümsüz olacak.”

sonucu bugün için çıkarılamaz.

Dahası Nahl 21’in teolojik mesajı, insanın teknolojik gelişmesini küçümsemek değil; hiçbir teknolojinin insanı Allah gibi mutlak varlık hâline getirmediğini hatırlatmaktır.

Ömrü uzatmak başka.

Mutlak ve bağımsız hayat sahibi olmak başka.

1️⃣6️⃣ Ölüm Bilinci İnsanı Hayattan Uzaklaştırmalı mı ❓​

Hayır.

Ölümü hatırlamak:

Dünyayı terk etmek.

çalışmayı bırakmak.

gelecek planı yapmamak.

anlamına gelmez.

Tam tersine ölüm bilinci insana:

Zamanını daha bilinçli kullanmayı.

Sevdiklerinin değerini bilmeyi.

Haksızlıkları düzeltmeyi.

gereksiz kibri azaltmayı.

hatırlatabilir.

İnsan ölecek diye:

Ev kurmaktan.

iş yapmaktan.

yatırım yapmaktan.

çocuk yetiştirmekten.

vazgeçmez.

Fanilik dünyanın değersiz olduğu anlamına değil, zamanının sınırlı olduğu anlamına gelir.

1️⃣7️⃣ Ölümsüz Olmadığımızı Bilmek Kibri Nasıl Etkiler ❓​

İnsan bazen:

Makam.

para.

ün.

güç.

nedeniyle kendisini dokunulmaz görebilir.

Ama ölüm bütün insanlara çok temel bir sınır hatırlatır.

Kral da ölür.

Yoksul da.

Bilim insanı da.

Lider de.

Sanatçı da.

Bu eşitlik insanın dünyevî başarılarını değersizleştirmez; fakat onları mutlaklaştırmasını engeller.

Bir insan bugün çok güçlü olabilir.

Yarın başkasının yardımına muhtaç olabilir.

Tevhid bu nedenle insanı:

Kendini ilah sanmaktan

koruyan güçlü bir bilinçtir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 20 ve 21. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 20:

“Allah dışında çağırdıkları hiçbir şey yaratamaz; kendileri yaratılmışlardır.”

demişti.

Nahl 21:

“Onlar ölülerdir, diri değildirler; ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”

buyurur.

İki ayet birlikte yaratılmışların üç temel sınırını ortaya koyar:

Yaratamazlar. Kendileri yaratılmıştırlar. Mutlak hayat ve mutlak gayb bilgisi sahibi değildirler.

Böylece tevhid yalnız:

“Allah’a ibadet edin.”

şeklinde emir olarak değil, güçlü bir muhakeme olarak kurulur.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 22. ayette, bu muhakeme doğrudan tevhid ilanıyla sonuçlanacak ve şöyle buyurulacaktır: “Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkâr eder ve onlar büyüklük taslayan kimselerdir.” Bu ayeti ele alırken özellikle tek ilah inancı, ahireti inkâr ile kibir arasındaki bağın her inanmayan kişiye otomatik psikolojik teşhis olarak uygulanmaması, ‘münkir kalpler’ ifadesi, kibir ile samimi şüpheyi ayırmak, soru soran veya ikna olmayan kişiyi hemen kibirli ilan etmemenin gereği ve tevhidin ahlaki sonucu olarak insanın kendisini mutlaklaştırmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 21. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 21. ayet yaratılmışların sınırını son derece açık bir dille ortaya koyar:

“Onlar ölülerdir, diri değildirler.”

İnsan bu cümleyi ilk okuduğunda yalnız eski putları düşünebilir.

Taştan yapılmış bir put.

Konuşmuyor.

Hareket etmiyor.

Canlı değil.

Kur’an:

“Böyle bir varlığa nasıl mutlak ilahlık veriyorsunuz?”

diye soruyor.

Bu gerçekten güçlü bir muhakemedir.

İnsan kendi yaptığı nesnenin önüne geçiyor.

Sonra o nesneye kendisinin sahip olmadığı mutlak gücü atfediyor.

Kur’an’ın eleştirisi tam buradadır.

Fakat ayetin daha geniş ilkesi insan için de önemlidir:

Yaratılmış olan mutlak değildir.

İnsan canlıdır.

Fakat hayatı kendi elinde değildir.

Doğduğu günü seçmedi.

Bedeninin tüm sistemini kendisi kurmadı.

Ne kadar yaşayacağını kesin bilmiyor.

Ölümü tamamen kontrol edemiyor.

Bu gerçek insanı değersiz yapmaz.

Tam tersine insanı gerçek yerine koyar.

Değerli ama ilah değil.

Güçlü ama sınırsız değil.

Bilgili ama her şeyi bilen değil.


Bu denge tevhidin insan psikolojisine en önemli katkılarından biridir.

İnsan kendisini olduğundan büyük gördüğünde kibir ortaya çıkar.

Olduğundan küçük gördüğünde ise değersizlik hissi oluşabilir.

Kur’an ikisini de dengeler.

Sen:

Allah değilsin.

Ama:

Allah’ın muhatap aldığı sorumlu bir insansın.

Bu çok güçlü bir konumdur.

Nahl 21’in ölüm vurgusu özellikle güç sarhoşluğu açısından önemlidir.

Bir lider düşünelim.

Milyonlarca insanın üzerinde etkisi var.

Talimat veriyor.

Kararlar alıyor.

İnsanlar onu alkışlıyor.

Bir süre sonra:

“Ben olmazsam hiçbir şey olmaz.”

hissine kapılabilir.

Ama ölüm gerçeği ona şunu söyler:

Senden önce de dünya vardı.

Senden sonra da devam edecek.

Bu cümle yöneticiyi küçümsemez.

Onu sorumlu ve geçici görev sahibi olarak gerçek yerine koyar.

Aynı şey iş insanı için geçerlidir.

Şirket kurdun.

Büyüttün.

Binlerce insan çalışıyor.

Çok büyük başarı.

Ama:

Şirket sen değilsin.

Sen de sonsuz değilsin.

Bu düşünce insanı daha iyi bir miras bırakmaya yöneltebilir.

Ben öldükten sonra arkamda ne kalacak?

Sadece para mı?

Yoksa:

İyi sistem.

adil davranış.

insanların hayırla anacağı ilişkiler.

de mi?

Ölüm bilinci böyle düşünüldüğünde insanı hayattan koparmaz; tam tersine daha kaliteli yaşamaya yöneltebilir.

Nahl 21’in başka büyük mesajı ölmüş insanları ilahlaştırmamak ile onlara saygıyı birbirinden ayırmaktır.

İnsan çok sevdiği birini kaybedebilir.

Onun mezarına gider.

Ağlar.

Çiçek bırakır.

Dua eder.

Hatırasını yaşatır.

Bunlar sevgi ve yasın parçaları olabilir.

Ayet:

“Ölüye sevgi gösterme.”

demiyor.

Ayetin söylediği:

Ölümlü ve yaratılmış varlığı Allah’ın konumuna çıkarma.

Bu ayrım korunmazsa din insanî duyguları gereksiz yere baskılayan bir sisteme dönüşebilir.

Oysa sevgi insanın yaratılışındandır.

İnsan anne-babasını öldükten sonra da sevebilir.

Hatta yıllar geçse bile özleyebilir.

Bu:

Tevhid sorunu değildir.

Sorun sevilen kişiye:

Allah’tan bağımsız mutlak tasarruf

atfedildiğinde başlar.

Nahl 21’in başka önemli mesajı ölüm üzerinden korku ticareti yapmamaktır.

İnsan ölümden korkabilir.

Bu doğal bir duygudur.

Bazı insanlar bu korkuyu kullanabilir.

“Ölen yakınınızın başına şu geliyor; şu parayı verirseniz kurtulur.”

gibi dinî sömürü biçimleri ortaya çıkabilir.

İnsan yas hâlindeyken daha kırılgan olabilir.

Bu yüzden din adına konuşan kişinin büyük sorumluluğu vardır.

İnsanın acısını ticari fırsata çevirmek çok ciddi bir ahlaki problemdir.

Dua edilir.

Hayır yapılabilir.

Ama:

“Şu kadar para verirsen kesin olarak şu metafizik sonucu satın alırsın.”

gibi garantiler verilmemelidir.

Ahiret ticari ürün değildir.

Nahl 21’in:

“Ne zaman diriltileceklerini bilmezler.”

ifadesi burada önemli sınır getirir.

Yaratılmış insan gaybın bütün ayrıntılarının sahibi değildir.

Bu yüzden hiç kimse:

“Ben ölen kişinin ahiretteki durumunu kesin biliyorum.”

diye gelişigüzel konuşmamalıdır.

Belirli açık vahiy hükümleri başka.

Tek tek insanların nihai durumunu Allah adına kesinleştirmek başka.

Nihai hüküm Allah’a aittir.

Bu özellikle cenazelerde önemlidir.

Bir insan hakkında:

“Kesin cehennemde.”

veya:

“Kesin cennette.”

gibi mutlak ifadeler, açık ilahî delil yoksa insan bilgisinin sınırını aşabilir.

Biz:

İyilik umarız.

Dua ederiz.

Allah’ın adalet ve merhametine bırakırız.

Bu, belirsizlik değil tevazudur.

Ayetin başka büyük mesajı gayb merakına sınır koymaktır.

İnsan ölümden sonra ne olacağını merak ediyor.

Bu doğal.

Ahiret hakkında vahyin bildirdiği şeyleri öğrenebilir.

Ama vahyin açıklamadığı ayrıntıları:

Hayal gücü.

rüya.

medyum.

internet hikâyesi.

üzerinden kesinleştirmemelidir.

Birisi:

“Öldüm, geri geldim ve kesin şunu gördüm.”

diyebilir.

Ölüme yakın deneyimler psikoloji, nöroloji ve tıp açısından incelenebilir.

İnsanlar gerçek deneyimler yaşayabilir.

Ama bireysel bir deneyimi:

Bütün ahiret coğrafyasının kesin haritası

hâline getirmek doğru olmaz.

Dinî bilgi ile kişisel deneyim aynı epistemik seviyede değildir.

Bu ayrım insanı hem hurafeden hem gereksiz korkudan korur.

Nahl 21 ayrıca ölüm ile tıbbi ölüm kavramını birbirine karıştırmamayı gerektirir.

Tıp:

Kalp durması.

beyin fonksiyonları.

solunum.

gibi kriterleri değerlendirir.

Bazı durumlarda insan başarılı müdahaleyle geri döndürülebilir.

Bu:

Ahirette dirildi.

demek değildir.

Kişi henüz tıbben geri döndürülebilir bir süreçte olabilir.

Ahiret dirilişi ise tamamen farklı teolojik kavramdır.

Kur’an’ı modern tıbbın teknik terimleriyle zorla eşleştirmek gereksizdir.

Her alan kendi anlamında değerlendirilmelidir.

Nahl 21’in başka güçlü mesajı ölümlülüğü kabul etmek ile yaşam mücadelesini bırakmanın aynı şey olmadığıdır.

Bir insan:

“Nasıl olsa öleceğim.”

deyip tedavi olmuyor.

Bu doğru değildir.

Nasıl olsa bir gün araba hurdaya çıkacak diye bugün bakımını bırakmıyoruz.

İnsan bedeni bundan çok daha değerlidir.

Hastalanınca doktora git.

Tedavi ol.

Sağlığını koru.

Yaşamaya çalış.

Ölümü kabul etmek:

Hayatı değersiz görmek

değildir.

Tam tersine sınırlı olduğu için hayatın değerini fark etmektir.

Bir gün sevdiklerimizle son kez konuşacağız.

Ama hangisinin son konuşma olduğunu çoğu zaman bilmiyoruz.

Bu düşünce insana:

Kavgayı uzatmama.

Sevgisini söyleme.

Özür dileme.

teşekkür etme.

konusunda güçlü motivasyon verebilir.

Ölüm bilinci sevginin düşmanı değil, bazen sevginin değerini hatırlatıcısıdır.

Nahl 21’in başka önemli bir mesajı insanın başarılarını ölümün gölgesinde küçültmek değil doğru ölçüye koymaktır.

Bir insan:

Kitap yazıyor.

Şirket kuruyor.

Çocuk yetiştiriyor.

Bilimsel keşif yapıyor.

Sanat üretiyor.

Bunların hepsi değerlidir.

Öleceğiz diye:

“Hiçbir şeyin anlamı yok.”

sonucu çıkmaz.

Tam tersine sınırlı zaman içinde yapılan iyiliğin anlamı olabilir.

Bir insan yüz yıl yaşamıyor belki.

Ama yetiştirdiği öğrenci başka insanlara fayda sağlıyor.

Bir doktor binlerce kişiyi tedavi ediyor.

Bir öğretmen yıllar sonra bile öğrencisinin hayatında etkili olabiliyor.

İnsan ölümlüdür; fakat etkileri ölümünden sonra da sürebilir.

Bu, insanın ilah olduğu anlamına gelmez.

İnsanın dünyadaki sorumluluk ve mirasının önemini gösterir.

Ayetin “ne zaman diriltileceklerini bilmezler” bölümü ayrıca insanın bilgi sınırını çok açık gösterir.

Bugün bilim:

Güneş tutulmasını hesaplıyor.

Gezegen hareketlerini hesaplıyor.

Hava durumunu belli ölçüde tahmin ediyor.

Bunlar büyük başarılardır.

Ama bilimsel tahmin ile vahyin bildirdiği gayb konusu aynı değildir.

Bir astronom:

Yüz yıl sonraki tutulmanın tarihini hesaplayabilir.

Bu gaybı mutlak bilmek değildir.

Çünkü hesaplanan olay, gözlemlenmiş fizik yasalarına dayanan öngörüdür.

Aynı şekilde doktor:

“Bu hastalıkta ortalama yaşam süresi şöyledir.”

diyebilir.

Bu da istatistiksel tahmindir.

Ama:

“Sen kesin şu dakika öleceksin.”

diyemez.

Bilgi türlerini birbirinden ayırmak gerekir.

Tahmin başka, mutlak gayb bilgisi başka.

Nahl 21 bu açıdan insanı bilime karşı değil, bilgiyi doğru sınıflandırmaya çağırır.

Ayetin başka önemli bir boyutu kült kişiler ve ölüm sonrası ilahlaştırma meselesidir.

Tarih boyunca bazı güçlü insanların ölümünden sonra etraflarında efsaneler oluşabilir.

Liderin gerçek hayatı unutulur.

Mitolojik kişilik ortaya çıkar.

Sonra:

Hiç hata yapmadığı.

olağanüstü güçleri olduğu.

neredeyse insanüstü olduğu.

anlatılabilir.

Nahl 21 insanı burada çok sade gerçekle karşılaştırır:

O da yaratılmıştı. O da öldü.

Bir insanın çok değerli olması mümkündür.

Ama onu değerli görmek için insanlıktan çıkarıp ilahlaştırmak gerekmez.

Gerçek saygı, insanın gerçek hayatını ve katkısını olduğu gibi kabul edebilmektir.

Efsaneye dönüştürmek bazen kişinin gerçek mirasına bile zarar verebilir.

Nahl 21’in başka önemli mesajı ölüm karşısında eşitliktir.

Zengin insan:

En pahalı hastaneye gidebilir.

En iyi doktorlara ulaşabilir.

Bu büyük avantajdır.

Ama yine de biyolojik sınırların tamamen dışında değildir.

Fakir insan da ölür.

Zengin de.

Bu gerçek toplumsal adaletsizlikleri önemsiz yapmaz.

Tam tersine insan yaşarken sağlık hizmetlerine adil erişimi daha önemli hâle getirir.

Nasıl olsa herkes ölecek diyerek tedavi eşitsizliğini normalleştirmek vicdansızlık olur.

Ölümün kaçınılmazlığı, yaşamı koruma sorumluluğunu azaltmaz.

Ayetin başka bir önemli tefekkürü bugünü ertelememektir.

İnsan:

Bir gün annemi ararım.

Bir gün babamla konuşurum.

Bir gün eşimden özür dilerim.

Bir gün çocuğumla daha çok zaman geçiririm.

Bir gün ibadete başlarım.

Bir gün şu haksızlığı düzeltirim.

der.

Ama hayatın süresini tam bilmiyoruz.

Bu nedenle ölüm bilinci:

Panik içinde yaşa.

değil;

Önemli şeyleri sürekli erteleme.

mesajı verebilir.

İnsan her gün ölüm korkusuyla yaşamamalıdır.

Ama sanki sınırsız zamanı varmış gibi de yaşamamalıdır.

Bu ikisinin ortasında olgun bir denge vardır.

Nahl 21’in tevhid mesajı sonunda çok sade bir gerçeğe döner:

Kendisi ölüm ve diriliş konusunda bağımlı olan yaratılmış, Allah’ın yerine konamaz.

Bu ne insanı küçümser ne hayatı değersizleştirir.

Tam tersine Allah ile insan arasındaki farkı korur.

İnsan:

Sevilir.

saygı görür.

başarır.

üretir.

hatırlanır.

Ama:

İlah değildir.

Bu sınır insan için aşağılanma değil özgürlüktür.

Çünkü ilah olmak zorunda değilsin.

Her şeyi bilmek zorunda değilsin.

Her problemi çözmek zorunda değilsin.

Ölümsüz olmak zorunda değilsin.

Sen insansın.

Görevin:

Elindeki hayatı mümkün olduğunca doğru, adil ve anlamlı yaşamaktır.

Nahl Suresi 21. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Onlar ölülerdir, diri değildirler” ifadesini ölen insanlara hakaret veya sevgi ve saygının reddi şeklinde anlama. Ayetin hedefi, yaratılmış ve sınırlı varlıklara ilahî mutlaklık verilmesidir. ‘Ne zaman diriltileceklerini bilmezler’ sözü de yaratılmışların gayb bilgisinin sınırlı olduğunu gösterir. Büyük mesaj şudur: Ölümü inkâr etme ama hayatı değersizleştirme; ölenleri sev ama ilahlaştırma; bilmediğin ahiret ayrıntılarını uydurma ve yaratılmış hiçbir varlığa Allah’a ait mutlak hayat, yaratma ve gayb bilgisini verme. Çünkü ölüm insanın değersizliğini değil, yaratılmışlığını hatırlatır.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 22. ayette, bu muhakeme çok açık bir tevhid ilanıyla devam edecek ve şöyle buyurulacaktır: “Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkâr eder ve onlar büyüklük taslayan kimselerdir.” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın birliği, tevhidin yalnız sayı bakımından ‘bir’ demek olmadığı, ahiret inancı ile sorumluluk arasındaki bağ, ‘kalpleri inkâr eder’ ifadesinin anlamı, kibir ile samimi soru veya şüpheyi birbirinden ayırmak, farklı inanan her insanı otomatik olarak kibirli ilan etmemenin gereği ve tevhidin insan kibrini nasıl sınırladığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 21. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Ölümlü olduğumuzu gerçekten hatırlıyor muyuz, yoksa hayatımızı sonsuz zamanımız varmış gibi mi erteliyoruz? Çok sevdiğimiz insanları, liderleri veya dinî şahsiyetleri insan olmaktan çıkarıp onlara taşımayacakları mutlak özellikler mi yüklüyoruz? Ölen yakınlarımızı sevgiyle anmak ile onlara bağımsız ilahî güç vermek arasındaki sınırı koruyabiliyor muyuz? Rüyaları, medyum hikâyelerini veya kişisel deneyimleri kesin ahiret bilgisine mi dönüştürüyoruz? Ve en önemlisi, kendi diriliş zamanını bile bilmeyen ve hayatı kendinden olmayan yaratılmış bir varlık nasıl mutlak ilah olabilir?

“Nahl 21, ‘Onlar ölülerdir, diri değildirler; ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler’ buyurarak yaratılmışların hayat ve bilgi bakımından sınırlılığını hatırlatır. Ölüm insanın değerini yok etmez; fakat hiçbir insanı veya başka yaratılmışı mutlak hayat ve gayb sahibi ilah hâline de getirmez. Ayetin büyük dersi şudur: Ölümlü olduğunu bil ama hayattan vazgeçme; sevdiklerini kaybetmeden değerini bil, ölenleri saygıyla an ama ilahlaştırma ve bilmediğin ahiret ayrıntılarını kesin bilgi gibi anlatma. Çünkü hayatı veren de ölümden sonra yeniden diriltecek olan da Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt