📖 A‘râf Suresi 193. Ayette “Onları Doğru Yola Çağırsanız Size Uymazlar; Onları Çağırsanız da Sussanız da Sizin İçin Aynıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 A‘râf Suresi 193. Ayette “Onları Doğru Yola Çağırsanız Size Uymazlar; Onları Çağırsanız da Sussanız da Sizin İçin Aynıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,810
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 193. Ayette “Onları Doğru Yola Çağırsanız Size Uymazlar; Onları Çağırsanız da Sussanız da Sizin İçin Aynıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“Bir şeye ne kadar anlam yüklersen yükle, onda gerçekte bulunmayan bir gücü yalnız inanarak var edemezsin. Hakikat, insanın beklentisine göre değil, var olanın gerçekten ne yapabildiğine göre anlaşılır.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin 191. ayetinde:

Allah’a:

ortak koşulan:

varlıkların:

hiçbir şey yaratamadığı, kendilerinin de yaratılmış olduğu

bildirilmişti.

  1. ayette:
aynı:

eleştiri:

bir adım:

daha:

ilerletilmişti:

“Onlara yardım edemezler; kendilerine bile yardım edemezler.”

  1. ayette ise:
Allah’a:

ortak:

koşulan:

bu:

varlıkların:

başka:

bir:

özelliği:

gündeme:

getirilir:

Onlara seslenildiğinde gerçek bir karşılık veremezler.

Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:

“Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da sessiz kalsanız da sizin için aynıdır.”

Bu ayetin:

öncelikli:

bağlamı:

putlar

ve:

ilahlaştırılan:

yaratılmış:

varlıklardır.

Kur’an:

çok:

sade:

bir:

soru:

sordurur:

Bir varlığı:

ilahî:

bir:

güç:

sahibi:

sayıyorsunuz.

Peki:

ona:

seslendiğinizde:

gerçekten:

sizi:

işitiyor mu?

Size:

cevap:

veriyor mu?

Kendi:

iradesiyle:

hareket:

ediyor mu?

Sizi:

izleyebiliyor mu?

Bir:

yol:

gösterebiliyor mu?

Eğer:

çağırmanızla:

susmanız:

arasında:

hiçbir:

fark:

yoksa,

ona:

yüklediğiniz:

ilahî:

gücün:

gerçekliği:

nerededir?

Ayet:

insanı:

inanç ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi sorgulamaya

çağırır.

1️⃣ “Onları Doğru Yola Çağırsanız” İfadesi Kimlerden Söz Ediyor ❓​

Bağlam:

  1. ve:
  2. ayetlerle:
birlikte:

okunduğunda:

öncelikle:

müşriklerin:

Allah’a:

ortak:

koştukları:

varlıklardan:

söz edildiği:

anlaşılır.

  1. ayet:
onların:

hiçbir şey:

yaratamadığını:

söylemişti.

  1. ayet:
yardım:

edemediklerini:

bildirmişti.

  1. ayet:
şimdi:

onların:

çağrıya:

cevap:

verme:

konusundaki:

acizliğini:

ortaya:

koyar.

Yani:

konu:

öncelikle:

putların ve ilahlaştırılmış yaratılmışların güçsüzlüğüdür.

2️⃣ Buradaki “Hidayete Çağırmak” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Ve in ted‘ûhum ile’l-hüdâ…”

ifadesi:

yer alır.

Kelime:

anlamıyla:

“Onları hidayete çağırırsanız…”

denmektedir.

Buradaki:

ifade:

putların:

ahlaki:

olarak:

hidayete:

muhtaç:

insanlar:

olduğu:

anlamına:

gelmez.

Asıl:

vurgu:

şudur:

Onları:

çağırsanız,

bir:

yöne:

yönelmelerini:

isteseniz,

size:

uyacak:

irade

ve:

hareket:

gösteremezler.

Çünkü kendilerine nispet edilen ilahî canlılığa ve kudrete sahip değildirler.

3️⃣ “Size Uymazlar” Ne Demektir ❓​

Ayet:

“lâ yettebi‘ûkum”

der.

Yani:

“Size uymazlar, sizi takip etmezler.”

Bir:

insan:

bir başka:

insanı:

çağırdığında:

karşısındaki:

duyabilir.

Kalkabilir.

Yanına:

gelebilir.

Cevap:

verebilir.

Ama:

bir:

putun:

karşısında:

saatlerce:

konuşsan:

o:

kendi:

iradesiyle:

seni:

izleyemez.

Kur’an:

tam da:

bu:

gerçekliği:

gündeme:

getirir.

4️⃣ “Çağırsanız da Sussanız da Aynıdır” Ne Demektir ❓​

Bu:

ayetin:

en:

çarpıcı:

ifadelerinden:

biridir.

İnsan:

bir:

puta:

sesleniyor.

Sonra:

susuyor.

İki:

durumda da:

aynı:

sonuç:

var:

Gerçek bir cevap yok.

Bu nedenle:

ayet:

şunu:

soruyor:

Çağırmakla:

susmak:

arasında:

hiçbir:

fark:

oluşturmayan:

bir:

varlığa:

neden:

ilahî:

kudret:

nispet:

ediyorsun?

5️⃣ Ayet Duanın Kendisine Karşı mı Çıkıyor ❓​

Hayır.

Tam tersine:

ayet:

duanın:

kime yöneltildiği

meselesini:

sorgular.

Kur’an:

Allah’a:

dua:

etmeyi:

teşvik:

eder.

A‘râf Suresi 180. ayette:

“En güzel isimler Allah’ındır; O’na bu isimlerle dua edin.”

denmişti.

  1. ayetteki:
eleştiri:

dua:

etmek:

değil,

ilahî kudreti olmayan yaratılmış varlıklara ilahlık yüklemektir.

6️⃣ Allah’a Dua ile Bir Putu Çağırmak Arasındaki Temel Fark Nedir ❓​

Tevhid:

bakımından:

temel:

fark:

şudur:

Allah:

yaratandır.

Put:

yaratılmıştır.

Allah:

mutlak:

kudret:

sahibidir.

Put:

kendisini:

bile:

yaratmamıştır.

Allah:

işitendir.

Put:

kendisine:

şekil:

veren:

insanın:

eline:

muhtaçtır.

Dolayısıyla:

dua:

yalnız:

bir:

kelime:

söyleme:

eylemi:

değildir.

Kimin önünde kulluk bilinciyle durduğun meselesidir.

7️⃣ İnsan Bir Şeye Çok İnanırsa O Şey Gerçekten Güç Kazanır mı ❓​

Hayır.

İnanç:

insanın:

psikolojisini:

güçlü:

biçimde:

etkileyebilir.

Ama:

inanç:

gerçeklikte:

bulunmayan:

bir:

özelliği:

otomatik:

olarak:

var:

etmez.

Bir:

taşın:

her şeyi:

bildiğine:

milyonlarca:

insan:

inansa:

taş:

bu nedenle:

her şeyi:

bilen:

bir:

varlığa:

dönüşmez.

Ayet:

insanı:

şuna:

çağırır:

İnandığın şey hakkında gerçeklik sınamasını da yap.

8️⃣ Çok Sayıda İnsanın Bir Şeye İnanması Onu Doğru Yapar mı ❓​

Hayır.

Bir:

inancın:

yaygın:

olması:

tek başına:

doğruluğunun:

kanıtı:

değildir.

Tarih boyunca:

milyonlarca:

insanın:

inandığı:

ama:

sonradan:

yanlış:

olduğu:

anlaşılan:

fikirler:

olmuştur.

Kur’an:

bu nedenle:

insanı:

kalabalığın:

sayısından:

önce:

hakikatin kendisine

bakmaya:

çağırır.

Çünkü:

çoğunluk gerçeği yaratmaz.

9️⃣ Bir Nesneye Sembolik Değer Vermek de Bu Ayetin Eleştirdiği Şirk midir ❓​

Her:

sembolik:

değer:

şirk:

değildir.

Bir:

insan:

annesinden:

kalan:

bir:

yüzüğü:

çok:

değerli:

bulabilir.

Bir:

bayrağa:

saygı:

duyabilir.

Bir:

fotoğrafı:

hatıra:

olarak:

saklayabilir.

Bir:

mekâna:

duygusal:

anlam:

yükleyebilir.

Bunlar:

kendiliğinden:

ilahlaştırma:

değildir.

Sorun:

bir:

nesneye:

Allah’a özgü bağımsız ve mutlak kudret atfetmeye

başlandığında:

ortaya:

çıkar.

🔟 Bir Nesnenin Kutsal Kabul Edilmesi ile Ona İlahî Güç Vermek Aynı Şey midir ❓​

Her:

durumda:

aynı:

şey:

değildir.

Dini:

geleneklerde:

bazı:

mekânlar,

zamanlar

ve:

nesneler:

saygı:

görebilir.

Fakat:

tevhid:

açısından:

çok önemli:

bir:

sınır:

vardır:

Saygı duyulan şey, Allah’tan bağımsız ilahî kudret sahibi hâline getirilmemelidir.

Kâbe:

de:

Allah:

değildir.

Mushaf:

Allah’ın:

vahyiyle:

ilişkili:

mukaddes:

bir:

metindir,

ama:

kâğıt:

ve:

mürekkep:

ilah:

değildir.

Tevhid:

saygı ile kulluğu birbirinden ayırır.

1️⃣1️⃣ İnsan Neden Cevap Vermeyen Bir Şeye Yine de Bağlanabilir ❓​

Çünkü:

insan:

yalnız:

akıl:

ile:

hareket:

etmez.

Alışkanlık:

vardır.

Korku:

vardır.

Toplum:

baskısı:

vardır.

Aileden:

gelen:

gelenekler:

vardır.

Duygusal:

bağlar:

vardır.

İnsan:

bazen:

çocukluğundan:

beri:

öğrendiği:

bir şeyi:

hiç:

sorgulamadan:

devam:

ettirebilir.

Ayet:

işte:

bu:

noktada:

insana:

“Bir düşün.”

deme:

cesareti:

kazandırır.

1️⃣2️⃣ Gelenek Eski Olduğu İçin Doğru mudur ❓​

Hayır.

Ama:

gelenek:

eski:

olduğu:

için:

yanlış:

da:

değildir.

Doğru:

ölçü:

yaşına değil, hakikatine bakmaktır.

Bir:

gelenek:

bin:

yıllık:

olabilir

ve:

çok:

değerli:

olabilir.

Başka:

bir:

gelenek:

aynı:

ölçüde:

eski:

olabilir

ama:

yanlış:

olabilir.

Kur’an:

insanı:

körü körüne:

taklitten:

uzaklaştırıp:

bilinçli:

değerlendirmeye:

çağırır.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet Atalardan Gelen İnançları Sorgulamayı mı Öğretiyor ❓​

Dolaylı:

olarak:

evet.

A‘râf Suresi boyunca:

atalardan:

gelen:

yanlış:

inançların:

sorgulanması:

önemli:

bir:

temadır.

Ancak:

sorgulamak:

atalara:

hakaret:

etmek:

demek:

değildir.

İnsan:

ailesini:

sevebilir.

Atalarına:

saygı:

duyabilir.

Ama:

şunu:

da:

söyleyebilir:

“Onların inanmış olması, benim hiçbir zaman düşünmeyeceğim anlamına gelmez.”

1️⃣4️⃣ Bir Şeye Yıllarca Bağlanmış Olmak Yanlış Olduğunu Kabul Etmeyi Neden Zorlaştırır ❓​

Çünkü:

insan:

yalnız:

fikrini:

değil,

kimliğini:

de:

o:

fikre:

bağlamış:

olabilir.

Yıllarca:

bir:

şeyi:

savunduysan:

yanlış:

olduğunu:

kabul:

etmek:

şöyle:

hissettirebilir:

“Bunca yıl boşuna mı yaşadım?”

Bu nedenle:

insan:

delili:

gördüğü:

hâlde:

direnebilir.

Ama:

hakikat:

arayışında:

şu:

cümle:

çok:

önemlidir:

“Dün yanılmış olmam, bugün doğruyu seçmeme engel değildir.”

1️⃣5️⃣ Ayet İnsana “Cevap Verebilme” Üzerinden Nasıl Bir Ölçü Sunuyor ❓​

Bir:

varlığa:

ilahî:

bir:

güç:

nispet:

ediyorsan:

iddianın:

gerçeklikle:

uyuşması:

gerekir.

Kur’an:

sanki:

şunu:

sorar:

Çağırıyorsun; cevap var mı?

Yol göstermesini bekliyorsun; gerçekten yol gösterebiliyor mu?

Korumasını bekliyorsun; kendisini bile koruyabiliyor mu?


Bu:

sorular:

inancı:

körü körüne:

değil,

düşünerek yaşamaya

çağırır.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Modern Hayatta Neyi Sorgulamamıza Yardımcı Olabilir ❓​

Ayetin:

doğrudan:

konusu:

ilahlaştırılan:

varlıklardır.

Ama:

ahlaki:

bir:

öz muhasebe:

olarak:

şunu:

sorabiliriz:

Hayatımda gerçekte sahip olmadığı gücü verdiğim şeyler var mı?

Paranın:

bütün:

sorunlarımı:

çözeceğini:

mi:

sanıyorum?

Bir:

insanın:

beni:

tamamen:

mutlu:

edeceğini:

mi:

düşünüyorum?

Bir:

makamın:

bana:

kalıcı:

değer:

vereceğini:

mi:

zannediyorum?

Bunları:

otomatik:

olarak:

şirk:

diye:

etiketlemek:

doğru:

olmaz.

Ama:

tevhid:

bakımından:

kalbin neyi mutlaklaştırdığını sorgulamak

değerlidir.

1️⃣7️⃣ İnsan Cevap Alamamasına Rağmen Neden Aynı Yerde Israr Edebilir ❓​

Bazen:

insan:

gerçeği:

değiştirmek:

yerine:

beklentisini:

korumaya:

çalışır.

Bir:

şey:

defalarca:

sonuç:

vermese:

bile:

“Bir gün mutlaka olacak.”

diyebilir.

Bu:

her:

ısrarın:

yanlış:

olduğu:

anlamına:

gelmez.

Azim:

çok:

değerlidir.

Ama:

azim:

ile:

gerçeği:

reddetmek:

aynı:

şey:

değildir.

İnsan:

bazen:

şunu:

sormalıdır:

“Ben sabrediyor muyum, yoksa açık bir gerçeği kabul etmekten mi kaçıyorum?”

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 191, 192 ve 193. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

Bu:

üç:

ayet:

çok:

düzenli:

bir:

mantık:

kurar.

  1. ayet:
şunu:

söyler:

Onlar hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılmıştır.

  1. ayet:
şunu:

ekler:

Size yardım edemezler; kendilerine bile yardım edemezler.

  1. ayet:
şimdi:

şunu:

söyler:

Onları çağırsanız size uymazlar; çağırmanızla susmanız arasında fark yoktur.

Yani:

Kur’an:

Allah’a:

ortak:

koşulan:

varlıkların:

yaratıcı olmadığını, mutlak yardımcı olmadığını ve bağımsız biçimde cevap verebilen ilahî varlıklar olmadığını

adım:

adım:

gösterir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 193. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi 193. ayet:

insana:

çok:

basit:

ama:

çok:

güçlü:

bir:

hakikat:

sınaması:

öğretir:

“Onları çağırsanız da sussanız da sizin için aynıdır.”

Bazen:

insan:

bir:

şeye:

öylesine:

çok:

anlam:

yükler ki:

artık:

o:

şeyin:

gerçekte:

ne:

olduğunu:

değil,

kendisine:

ne:

ifade:

ettiğini:

görmeye:

başlar.

Bir:

taş:

artık:

sadece:

taş:

değildir.

Ona:

güç:

yükler.

Bir:

heykel:

sadece:

heykel:

değildir.

Ona:

işitme,

bilme

ve:

koruma:

gücü:

yükler.

Sonra:

Kur’an:

çok:

sade:

bir:

soru:

sorar:

Peki gerçekten cevap verebiliyor mu?

Bu:

soru:

önemlidir.

Çünkü:

hakikat:

yalnız:

insanın:

hissettiği:

şey:

değildir.

İnsan:

bir:

şeyi:

çok:

derinden:

hissedebilir

ve:

yine de:

yanılıyor:

olabilir.

Duygu:

gerçektir.

Ama:

duygunun:

yöneldiği:

iddia:

ayrıca:

değerlendirilmelidir.

Bir:

çocuk:

karanlıkta:

odasında:

bir:

canavar:

olduğuna:

gerçekten:

inanabilir.

Korkusu:

gerçektir.

Kalbi:

hızlı:

atar.

Terler.

Ama:

korkunun:

gerçek:

olması,

odada:

gerçekten:

bir:

canavar:

olduğu:

anlamına:

gelmez.

İşte:

inanç:

konusunda:

da:

insan:

şunu:

öğrenmelidir:

Bir şeye samimiyetle inanmak, o şeyin otomatik olarak doğru olduğu anlamına gelmez.

Samimiyet:

değerlidir.

Ama:

hakikat:

ayrıca:

aranmalıdır.

Ayet:

insanın:

geleneğiyle:

ilişkisini:

de:

bu nedenle:

sorgulatır.

Bir:

inancı:

annen:

öğretmiş:

olabilir.

Baban:

öğretmiş:

olabilir.

Deden:

öğretmiş:

olabilir.

Bütün:

köy:

aynı:

şeye:

inanıyor:

olabilir.

Bütün:

ülke:

aynı:

şeyi:

yapıyor:

olabilir.

Ama:

Kur’an’ın:

sorduğu:

soru:

değişmez:

Doğru mu?

Bu:

ailene:

saygısızlık:

değildir.

Tam tersine:

Allah’ın:

sana:

verdiği:

aklı:

kullanmaktır.

Bir:

insan:

şöyle:

diyebilmelidir:

“Atalarımdan gelen doğru şeyleri korurum; yanlış olanları ise sırf atalarımdan geldi diye kutsamam.”

Bu:

çok:

olgun:

bir:

tavırdır.

Çünkü:

atalar:

da:

insandır.

Biz:

de:

insanız.

Onlar:

yanılabilir.

Biz:

de:

yanılabiliriz.

Hakikat:

bir:

ailenin,

kabilenin,

milletin

veya:

çağın:

mülkü:

değildir.

Ayetin:

“çağırsanız da sussanız da aynıdır”

ifadesi:

aynı zamanda:

insanın:

kendi:

ürettiği:

bir:

şeye:

sonra:

nasıl:

bağımlı:

hâle:

gelebileceğini:

de:

düşündürür.

İnsan:

putu:

kendi:

eliyle:

yapar.

Sonra:

putun:

önünde:

korkmaya:

başlar.

Kendi:

ürettiği:

nesneye:

kendi:

hayatını:

teslim:

eder.

Bu:

çok:

çarpıcı:

bir:

tersine:

dönüştür.

İnsan:

yaptığı:

şeyin:

hizmetçisi:

hâline:

gelir.

Bunu:

modern:

hayata:

doğrudan:

teolojik:

şirk:

hükmü:

vermeden:

bir:

benzetme:

olarak:

düşünebiliriz.

İnsan:

parayı:

icat:

etmiştir:

alışverişi:

kolaylaştırmak:

için.

Sonra:

bütün:

hayatını:

paraya:

adamaya:

başlayabilir.

İnsan:

telefonu:

iletişim:

kurmak:

için:

üretmiştir.

Sonra:

telefon:

onun:

dikkatini:

yönetmeye:

başlayabilir.

Sosyal:

medyayı:

insanlar:

iletişim:

için:

kurmuştur.

Sonra:

insan:

kendine:

verdiği:

değeri:

ekrandaki:

beğeni:

sayısına:

bağlayabilir.

Tekrar:

belirtmek:

gerekir:

Bunlar:

ayet:

bağlamındaki:

şirk:

ile:

otomatik:

olarak:

aynı:

şey:

değildir.

Ama:

ayet:

bize:

çok:

önemli:

bir:

öz muhasebe:

imkânı:

verir:

Benim ürettiğim veya kullandığım şeyler bana hizmet mi ediyor, yoksa ben onların esiri mi oldum?

Bu:

soru:

çok:

değerlidir.

Bir:

başka:

mesele:

de:

insanın:

cevap:

beklentisidir.

İnsan:

bazen:

bir:

kapının:

önünde:

yıllarca:

bekleyebilir.

O:

kapı:

hiç:

açılmıyordur.

Ama:

başka:

kapılara:

bakmaz.

Çünkü:

bütün:

umudunu:

bir:

insana,

bir:

işe,

bir:

ilişkiye

veya:

bir:

imkâna:

bağlamıştır.

A‘râf 193’ün:

doğrudan:

konusu:

bu:

değildir.

Fakat:

ayet:

şu:

genel:

bilgeliği:

hatırlatabilir:

Gerçekliğe bak.

Bir:

şeyi:

olmasını:

istediğin:

gibi:

değil,

olduğu:

gibi:

görmeye:

çalış.

Bu:

insanı:

çok:

fazla:

hayal:

kırıklığından:

koruyabilir.

Bir:

insanı:

tanıyorsun.

Onun:

nasıl:

biri:

olmasını:

istediğin:

başka:

bir şeydir.

Gerçekte:

nasıl:

davrandığı:

başka:

bir şey.

Bir:

işe:

yatırım:

yaptın.

Çok:

istemiş:

olman:

o:

işi:

otomatik:

olarak:

başarılı:

yapmaz.

Bir:

fikre:

yıllarını:

verdin.

Bu:

fikir:

yanlış:

çıkarsa:

yıllarını:

vermiş:

olman:

onu:

doğru:

hâle:

getirmez.

Hakikat:

bazen:

insanın:

en:

sevdiği:

beklentilere:

karşı:

bile:

dürüst:

olmasını:

ister.

Ayet:

tevhid:

açısından:

ise:

çok daha:

keskin:

bir:

sonuç:

ortaya:

koyar:

Allah’a ait olan kudreti, onu taşımaya gücü yetmeyen yaratılmışlara yükleme.

Bir:

yaratılmış:

sana:

yardım:

edebilir.

Ama:

ilah:

değildir.

Bir:

insan:

seni:

çok:

sevebilir.

Ama:

ilah:

değildir.

Bir:

doktor:

seni:

iyileştirecek:

tedavinin:

sebebi:

olabilir.

Ama:

ilah:

değildir.

Bir:

lider:

bir:

ülkeye:

önemli:

hizmetler:

yapabilir.

Ama:

ilah:

değildir.

Bir:

alim:

sana:

çok:

şey:

öğretebilir.

Ama:

ilah:

değildir.

Peygamber:

Allah’ın:

elçisidir.

Ama:

Allah:

değildir.

İşte:

tevhid:

yaratılmışların:

değerini:

yok:

etmeden,

onların sınırını korur.

Bu:

sınır:

korunduğunda:

insanın:

sevgisi:

daha:

sağlıklı:

olabilir.

Saygısı:

daha:

ölçülü:

olabilir.

Umudu:

daha:

sağlam:

olabilir.

Çünkü:

hiçbir:

yaratılmışa:

taşıyamayacağı:

kadar:

büyük:

bir:

beklenti:

yüklemez.

Ayet:

aynı zamanda:

Allah’a:

yönelmenin:

neden:

farklı:

olduğunu:

da:

anlatmaya:

hazırlar.

Çünkü:

sonraki:

ayetlerde:

Kur’an:

Allah’tan:

başka:

çağrılan:

varlıkların:

insanlar:

gibi:

kullar:

olduğunu,

hatta:

ayak,

el,

göz

ve:

kulak:

gibi:

işlevlere:

bile:

sahip:

olmadıklarını:

çok:

çarpıcı:

sorularla:

gündeme:

getirecektir.

Yani:

  1. ayet:
tek:

başına:

bir:

cümle:

değildir.

Tevhid:

argümanının:

devam:

eden:

bir:

parçasıdır:

Yaratamıyorlar.

Yardım edemiyorlar.

Kendilerini koruyamıyorlar.

Çağrıya cevap veremiyorlar.


O hâlde:

neden:

ilahlaştırılıyorlar?

Belki de A‘râf 193’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hayatımızda gerçek bir gücü olmadığı hâlde, yalnız alışkanlık, korku veya beklentimiz yüzünden gereğinden fazla anlam yüklediğimiz şeyler var mı?

Çünkü:

insanın:

inancı:

hakikati:

aramalıdır.

Sadece:

alışkanlığı:

korumamalıdır.

Duygular:

önemlidir.

Ama:

akıl:

da:

önemlidir.

Gelenek:

önemlidir.

Ama:

hakikat:

daha:

önemlidir.

İnsan:

sevdiği:

şeyleri:

sorgulamak:

istemeyebilir.

Ama:

hakikat:

bazen:

tam da:

en:

çok:

bağlandığımız:

şeyi:

yeniden:

değerlendirmemizi:

ister.

Ve:

A‘râf 193:

bize:

son derece:

sade:

bir:

ölçü:

bırakır:

Bir şeye sahip olmadığı gücü senin inancın veremez. Yaratılmışı yaratılmış olarak gör, ona değerini ver ama Allah’a ait olanı ona yükleme. Çünkü hakikat, insanın ne kadar güçlü inandığıyla değil, gerçekte neyin doğru olduğuyla belirlenir.


“Bir şeye yıllarca inanmış olman onu mutlaka doğru yapmaz; çok sevmen ona sınırsız güç vermez, milyonların kabul etmesi de hakikati değiştirmez. İnancını korkuyla değil düşünerek, alışkanlıkla değil hakikati arayarak koru; yaratılmışı sev ama Yaratan’ın yerine koyma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt