Nahl Suresi 118. Ayette “Daha Önce Sana Anlattıklarımızı Yahudilere Haram Kılmıştık; Biz Onlara Zulmetmedik, Onlar Kendilerine Zulmediyorlardı” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan bazen kendi tercihleriyle hayatına ağır sonuçlar getirir, sonra da karşılaştığı sonucu yalnızca dışarıda arar. Oysa ilahi adalet, sebepsiz yere yük bindiren bir adalet değildir. Gerçek muhasebe, yalnızca başımıza geleni sorgulamak değil, o sonuca giderken hangi tercihleri yaptığımızı da dürüstçe görebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 118. Ayetin Anlamı Nedir
Nahl Suresi'nin 118. ayeti, geçmiş ümmetlere yönelik bazı özel yiyecek yasaklarının bulunduğunu ve bu yasakların Allah'ın onlara haksızlık etmesinden kaynaklanmadığını açıklayan önemli bir ayettir.Ayetin anlamı şöyledir:
Bir önceki ayetlerde Müslümanlara helal ve haram konusunda kendi başlarına hüküm üretmemeleri emredilmişti.“Yahudilere de daha önce sana anlattığımız şeyleri haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.”
Nahl Suresi, 16:118
118. ayet ise geçmişte bazı topluluklara kendilerine özgü birtakım yasakların getirildiğini hatırlatmaktadır.
Burada önemli olan nokta şudur:
Her ümmete ait bazı hükümler aynı olmak zorunda değildir.
Allah farklı dönemlerde farklı toplumlara belirli hükümler vermiş olabilir.
Fakat bunların hiçbiri keyfî bir zulüm olarak değerlendirilmemelidir.
Ayet özellikle:
“Biz onlara zulmetmedik.”
diyerek ilahi adaletin altını çizmektedir.
Ayette Neden Özellikle Yahudilerden Söz Edilmektedir
Çünkü ayetin indiği ortamda Yahudi dini geleneğindeki yiyecek yasakları bilinen bir konuydu.Kur’an'ın başka bölümlerinde de İsrailoğullarına belirli yiyeceklerin yasaklandığından söz edilmektedir.
Nahl Suresi'nin burada yaptığı şey, Müslümanlara verilen yiyecek hükümleriyle geçmiş ümmetlere uygulanan bazı özel hükümleri birbirinden ayırmaktır.
Bu ayet bütün Yahudiler hakkında genel bir karakter hükmü vermek için okunmamalıdır.
Belirli tarihsel toplulukların belirli davranışları ve bunlara bağlı ilahi hükümler anlatılmaktadır.
Kur’an'ın geçmiş toplumlarla ilgili eleştirilerini, bugün yaşayan her bireye hiçbir ayrım yapmadan taşımak doğru değildir.
İlahi değerlendirme toplu etiketlemeye değil, insanın inancı ve davranışına dayanır.
Yahudilere Hangi Şeyler Haram Kılınmıştı
Nahl Suresi 118. ayet, burada yasakların ayrıntılarını yeniden tek tek saymak yerine:“Daha önce sana anlattıklarımızı...”
ifadesini kullanmaktadır.
Kur’an'ın başka ayetlerinde İsrailoğullarına yönelik bazı hayvansal gıda ve yağlarla ilgili özel yasaklardan söz edilir.
Fakat 118. ayetin asıl amacı ayrıntılı bir yiyecek listesi çıkarmak değildir.
Temel mesaj şudur:
Geçmiş ümmetlere bazı özel hükümler verilmiştir ve bunların sebepleri ilahi adalet çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bu nedenle ayeti yalnızca hangi hayvanın yenip yenmediği üzerinden okumak, daha büyük ahlaki mesajını kaçırmak olur.
Neden Farklı Ümmetlere Farklı Hükümler Verilmiş Olabilir
İlahi vahyin temel iman ve ahlak ilkelerinde büyük bir süreklilik bulunurken, bazı uygulama ve hukuk hükümlerinde dönemlere ve ümmetlere göre farklılıklar bulunabilir.Toplumların şartları değişebilir.
İmtihanlarının biçimleri değişebilir.
Kendilerine verilen yükümlülükler farklı olabilir.
Bu nedenle:
“Bir önceki ümmete verilen her hüküm neden bize aynen verilmedi?”
sorusu tek başına bir çelişki oluşturmaz.
İslam anlayışında Allah, insanlığın farklı dönemlerine peygamberler göndermiş ve kullarını kendi hikmeti doğrultusunda sorumlu tutmuştur.
Değişmeyen temel hakikat Allah'a kulluk; değişebilen alanlardan biri bazı uygulama hükümleridir.
“Biz Onlara Zulmetmedik” İfadesi Neden Özellikle Vurgulanmıştır
Çünkü insan karşılaştığı ağır bir hükmü gördüğünde:“Bu neden böyle?”
diye sorabilir.
Ayet açıkça, geçmişteki bu yasakların Allah'ın haksızlığı veya keyfî davranışı olmadığını belirtmektedir.
İslam inancında Allah zulmetmez.
Bir insanın yaptığıyla ilgisi olmayan sebepsiz bir haksızlık Allah'a nispet edilmez.
Bu nedenle ayetin:
“Biz onlara zulmetmedik.”
ifadesi, Allah'ın hükümlerinin adalet temelinden koparılamayacağını öğretmektedir.
İnsan her hükmün bütün hikmetlerini anlayamayabilir.
Fakat Allah hakkında haksızlık düşüncesine kapılmaması istenir.
İlahi hükmü anlamakta zorlanmak başka, Allah'ı adaletsizlikle suçlamak başka şeydir.
“Onlar Kendilerine Zulmediyorlardı” Ne Anlama Gelir
İnsan çoğu zaman zulmü yalnızca başkasına yapılan haksızlık olarak düşünür.Oysa Kur’an'da insanın kendi kendisine zulmetmesi de sıkça anlatılan bir kavramdır.
Kişi Allah'ın gösterdiği doğruyu terk ederek kendi manevi geleceğine zarar verebilir.
Günahında ısrar ederek kalbini zayıflatabilir.
Haksızlık yaparak ahiret sorumluluğunu büyütebilir.
Toplum olarak yapılan yanlış tercihler de daha ağır yükümlülüklere veya sonuçlara zemin hazırlayabilir.
Bu nedenle:
“Kendilerine zulmediyorlardı.”
ifadesi, insanın kendi tercihlerinin sonuçlarını taşıyabileceğini hatırlatmaktadır.
Bazen insanın en büyük düşmanı dışarıdaki biri değil, kendi yanlışında ısrar eden iradesidir.
İnsan Kendi Kendisine Nasıl Zulmedebilir
İnsan kendisine fiziksel zarar vermeden de kendi hayatına zulmedebilir.Hakikati bildiği hâlde reddederek.
Haram kazançta ısrar ederek.
Kibir nedeniyle özür dilemeyerek.
Kul hakkını geri vermeyerek.
Yanlış olduğunu bildiği davranışları sürekli tekrar ederek.
Bütün bunlarda kişi belki kısa vadede bir çıkar elde eder.
Fakat uzun vadede kendisine zarar verir.
Günahın en büyük aldatmacalarından biri, başlangıçta kazanç gibi görünebilmesidir.
İnsan haksız para kazanır ve cebinin dolduğunu görür.
Ama beraberinde ahlaki ve manevi bir borç büyütür.
Bu nedenle Kur’an insanı yalnızca başkalarına zulmetmemeye değil, kendi geleceğine de zulmetmemeye çağırmaktadır.
Bazı Yasakların İnsanların Davranışlarıyla İlişkili Olması Ne Anlama Gelir
Kur’an'ın bazı anlatımlarında belirli toplumlara getirilen ağırlaştırılmış hükümlerin, onların önceki yanlışlarıyla ilişkili olduğu görülür.Bu, insanın davranışlarının sonuçsuz olmadığını gösterir.
Bir toplum sürekli olarak kendisine verilen sınırları ihlal ederse, bunun çeşitli sonuçları olabilir.
Burada önemli bir ahlaki ilke bulunmaktadır:
Özgürlük sorumluluktan bağımsız değildir.
İnsan kendisine verilen nimeti kötüye kullanırsa nimetin şartları değişebilir.
Bu yalnızca dinî hükümler açısından değil, günlük hayat açısından da anlaşılabilir.
Güven kötüye kullanılırsa güven kaybolur.
Bir hak sürekli istismar edilirse toplum daha sıkı kurallar geliştirebilir.
Yanlış kullanım bazen daha ağır sınırların ortaya çıkmasına yol açabilir.
Bu Ayet Yahudilere Karşı Olumsuz Bir Tutum Almayı mı Öğretiyor
Hayır.Ayet belirli tarihsel davranışları ve bunlarla ilişkili hükümleri anlatmaktadır.
Bundan hareketle bütün Yahudilere karşı düşmanlık, küçümseme veya haksızlık üretmek ayetin mesajı değildir.
İnsanları yalnızca mensup oldukları topluluğun adı üzerinden ahlaken mahkûm etmek doğru değildir.
Her insan kendi davranışından sorumludur.
Bir geçmiş topluluğa yöneltilen Kur’anî eleştiriyi bugün yaşayan her bireye otomatik olarak yüklemek adaletli olmaz.
Müslümanın görevi insanlara karşı adaleti korumaktır.
Bir kişinin dini veya toplumsal kimliği, ona haksızlık yapma gerekçesi olamaz.
Ayetin kendisi zaten zulmün yanlışlığına dikkat çekmektedir.
Dolayısıyla bu ayeti zulüm üretmek için kullanmak kendi mesajıyla çelişir.
Geçmiş Toplumların Hatalarını Okumanın Amacı Nedir
Amaç yalnızca tarih öğrenmek değildir.Kur’an geçmiş toplumların hatalarını anlattığında bugünkü insanın kendisine bakmasını ister.
Soru sadece:
“Onlar ne yaptı?”
değildir.
Asıl soru:
“Ben aynı hatayı başka biçimde yapıyor muyum?”
olmalıdır.
Onlar nimeti kötüye kullanmışsa biz nimetlerimizi nasıl kullanıyoruz?
Onlar Allah'ın sınırlarını değiştirmeye çalışmışsa biz dini kendi çıkarımıza göre yorumluyor muyuz?
Onlar yanlışlarında ısrar etmişse biz kendi yanlışımızı savunuyor muyuz?
Kur’an kıssalarının aynası geçmişe bakar ama görüntüsünde bugünkü insanı da gösterir.

İnsan Başına Gelen Her Sıkıntıyı Kendi Günahının Cezası Saymalı Mıdır
Hayır.Bu son derece önemli bir ayrımdır.
Her sıkıntının doğrudan belirli bir günahın cezası olduğunu söyleyemeyiz.
İnsanlar hastalanabilir.
Ekonomik sıkıntı yaşayabilir.
Doğal afetlerle karşılaşabilir.
Sevdiklerini kaybedebilir.
Bunlar imtihan olabilir.
Hayatın doğal şartları içerisinde meydana gelebilir.
Başkalarının yanlışları nedeniyle oluşabilir.
Biz bunların her biri hakkında:
“Kesin şu günah nedeniyle oldu.”
diyemeyiz.
Bu ayette belirli tarihsel bir bağlam ve vahyin bildirdiği bir değerlendirme vardır.
Vahyin açıkça bildirmediği bireysel olaylar hakkında Allah adına kesin sebep-sonuç hükmü kurmamak gerekir.

İmtihan ile Ceza Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Dışarıdan bakıldığında ikisi bazen benzer görünebilir.Bir insan sıkıntı yaşar.
Fakat bu sıkıntının Allah katındaki anlamını biz her zaman bilemeyiz.
Bir sıkıntı insanın sabrını ortaya çıkaran bir imtihan olabilir.
Bir başkası insanın hatalarının dünyevi sonucu olabilir.
Başka bir olay insanın derecesinin yükselmesine vesile olabilir.
Bu nedenle başkasının acısı hakkında:
“Bu cezadır.”
demek yerine merhametli olmak daha doğrudur.
İnsan başkasının musibetinin gizli sebebini değil, ona karşı kendi sorumluluğunu bilir.
Yardıma ihtiyacı varsa yardım eder.
Acısını küçümsemez.
Hüküm dağıtmaz.

Allah’ın Adaleti İnsan Adaletinden Nasıl Farklıdır
İnsan sınırlı bilgiyle hüküm verir.Bir olayın bazı ayrıntılarını bilebilir ama tamamını bilemez.
Niyetleri yanlış anlayabilir.
Delilleri kaçırabilir.
Geçmişte ne yaşandığını bilmeyebilir.
Allah'ın bilgisi ise eksiksizdir.
İnsanın niyetini bilir.
Şartlarını bilir.
Ne kadar bilgiye sahip olduğunu bilir.
Hangi imkânlarla karşılaştığını bilir.
Bu nedenle Allah'ın adaleti insanın eksik bilgisine dayanan değerlendirmelerle aynı değildir.
Mutlak adalet, mutlak bilgi gerektirir.
İşte ayette:
“Biz onlara zulmetmedik.”
denildiğinde bu ilahi adalet vurgulanmaktadır.

İnsanların Yaptığı Yanlışlar Sonraki Nesilleri Etkileyebilir Mi
Evet, dünyevi sonuçlar açısından bu mümkündür.Bir nesil kötü ekonomik kararlar alabilir ve sonraki nesiller borç yüküyle karşılaşabilir.
Çevreyi kirletebilir ve gelecek kuşaklara zarar bırakabilir.
Adaletsiz kurumlar kurabilir ve etkileri yıllarca devam edebilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır:
Sonraki neslin dünyevi sonuçlardan etkilenmesi, önceki neslin günahından otomatik olarak ahirette suçlu sayılması anlamına gelmez.
Her insan kendi ahlaki sorumluluğunu taşır.
Bu ayrım ilahi adalet açısından çok önemlidir.
İnsan geçmişten bir sorun devralabilir fakat geçmişteki insanların bireysel suçunu otomatik olarak devralmaz.

Dinî Hükümlerin Hikmetini Anlamadığımızda Nasıl Davranmalıyız
İnsan soru sorabilir.Araştırabilir.
Hükmün tarihsel ve dinî bağlamını anlamaya çalışabilir.
Bu yanlış değildir.
Fakat her hükmün bütün hikmetlerini hemen keşfedemeyebiliriz.
Bu durumda iki uçtan kaçınmak gerekir.
Bir tarafta:
“Anlamıyorum, o hâlde anlamsızdır.”
yaklaşımı vardır.
Diğer tarafta ise hiçbir araştırma yapmadan her soruyu susturmak vardır.
İman soru sormayı yasaklamaz; fakat insanın kendi bilgisinin sınırlarını da fark etmesini ister.
Araştırmak ve teslimiyet birbirinin düşmanı değildir.
İnsan anlamaya çalışırken Allah'ın adalet ve hikmetine güvenebilir.

Bu Ayet Bize Sorumluluk Konusunda Ne Öğretir
Ayet insanın sürekli dışarıyı suçlamaması gerektiğini öğretmektedir.İnsan bazen başına gelen her olumsuzlukta yalnızca başkalarını suçlar.
Hiç kendi davranışlarına bakmaz.
Elbette gerçekten dışarıdan yapılan haksızlıklar vardır.
İnsan her olayın suçlusu değildir.
Fakat samimi muhasebe şunu da sorar:
“Benim burada payım var mı?”
Bu soru insanı geliştirebilir.
Bir ilişki bozulmuşsa yalnızca karşı tarafı değil kendisini de değerlendirebilir.
Bir iş başarısız olmuşsa kendi hatalarını görebilir.
Manevi hayat zayıflamışsa hangi alışkanlıklarının bunda etkili olduğunu sorgulayabilir.
Sorumluluk almak, her suçu üzerine almak değil; kendi payından kaçmamaktır.

Nahl Suresi 115, 116, 117 ve 118. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bu dört ayet helal, haram ve insanın ilahi hüküm karşısındaki tavrı konusunda güçlü bir bütünlük oluşturur.115. ayette:
Allah'ın haram kıldığı bazı yiyecekler ve zaruret hâlindeki ruhsat açıklanır.
116. ayette:
İnsanların kendi dilleriyle keyfî olarak “Bu helaldir, bu haramdır” demeleri yasaklanır.
117. ayette:
Allah adına yalan söyleyerek elde edilen dünya menfaatinin geçici olduğu ve ağır bir sorumluluk doğurduğu bildirilir.
118. ayette ise:
Geçmişte Yahudilere bazı özel yasakların konulduğu ve Allah'ın onlara zulmetmediği hatırlatılır.
Böylece önemli bir ölçü ortaya çıkar:
Helal ve haramın kaynağı insanın arzusu değil, ilahi hükümdür.
Ümmetlere verilen bazı ayrıntılı hükümler farklılaşabilir fakat Allah'ın adaleti değişmez.

Nahl Suresi 118. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, insanın yaptığı tercihlerin sonuçlarını dürüstçe üstlenebilmesidir.İnsanların en kolay yaptığı şeylerden biri suçu dışarıya taşımaktır.
Başarısız olduğunda başkasını suçlar.
Yanlış yaptığında şartları suçlar.
Bazen gerçekten haklı sebepleri olabilir.
Fakat bazen de kendi tercihlerini görmek istemez.
Ayet:
“Biz onlara zulmetmedik; onlar kendilerine zulmediyorlardı.”
diyerek insanı çok güçlü bir muhasebeye çağırmaktadır.
Her sorun için:
“Ben suçluyum.”
demek doğru değildir.
Fakat hiçbir sorun için kendi payını görmemek de doğru değildir.
Olgun insan, mağdur olduğu yerde hakkını savunur; hata yaptığı yerde ise sorumluluktan kaçmaz.

Nahl Suresi 118. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Nahl Suresi'nin 118. ayeti, geçmişte Yahudilere bazı özel yiyecek yasaklarının getirildiğini, fakat bunun Allah'ın onlara haksızlık ettiği anlamına gelmediğini; insanların kendi yanlış tercihlerinin sonuçlarıyla karşılaşabildiğini öğretmektedir.Ayetin ilk büyük mesajı, ilahi hükümlerin tarihsel bağlamlarının bulunabileceğidir.
Bütün ümmetlere bütün ayrıntılarda tamamen aynı hükümler verilmiş olmak zorunda değildir.
Allah farklı dönemlerde farklı yükümlülükler bildirmiş olabilir.
Bu durum dinlerin temel tevhid mesajının çelişkili olduğu anlamına gelmez.
Temel iman ilkelerinde süreklilik bulunurken bazı uygulama hükümleri farklılaşabilir.
İkinci büyük mesaj, helal ve haramın kaynağıdır.
Önceki ayetlerde insanlar açık biçimde uyarılmıştı:
Kendi kafanıza göre:
“Bu helaldir.”
“Bu haramdır.”
demeyin.
118. ayet geçmiş ümmetlere verilen yasakları hatırlatarak bu ilkeyi daha da belirgin hâle getirir.
Yasak koyan Allah'tır; insan kendi arzusunu ilahi hüküm gibi gösteremez.
Üçüncü büyük mesaj, Allah'ın zulmetmediğidir.
Bu ayetin merkezindeki en güçlü ifadelerden biri budur.
“Biz onlara zulmetmedik.”
Allah'ın adaleti İslam inancının temel ilkelerindendir.
İnsan bazen yaşadığı olayların bütün hikmetini anlayamayabilir.
Fakat Allah'ın insanlara sebepsiz ve haksız biçimde zulmettiği düşüncesi Kur’an'ın ortaya koyduğu ilahi adalet anlayışıyla bağdaşmaz.
Dördüncü büyük mesaj, insanın kendisine zarar verebilmesidir.
İnsan:
“Kim bana ne yaptı?”
sorusuna çok odaklanabilir.
Fakat zaman zaman:
“Ben kendime ne yapıyorum?”
diye de sormalıdır.
Kendi sağlığını ihmal ediyor mu?
Kendi imanını zayıflatan alışkanlıkları sürdürüyor mu?
Kendi ilişkilerini kibriyle bozuyor mu?
Haram kazançla kendi ahiret yükünü büyütüyor mu?
Bu sorular ayetin bugünkü insan açısından taşıdığı güçlü anlamlardandır.
Beşinci büyük mesaj, sonuçların sebeplerini araştırırken dürüst olmaktır.
Bir insan hayatında sürekli aynı problemi yaşıyorsa bazen dış şartlara değil, kendi davranışlarına da bakmalıdır.
Örneğin herkesle sürekli kavga ediyorsa:
“Bütün insanlar kötü.”
demeden önce kendi iletişim biçimini inceleyebilir.
Ticaretinde sürekli güven problemi yaşıyorsa kendi sözlerine ne kadar sadık olduğunu değerlendirebilir.
Kendini sorgulamak insanı küçültmez; geliştirebilir.
Altıncı büyük mesaj, geçmiş toplumlarla ilgili ayetleri nefret üretme aracına dönüştürmemektir.
Kur’an'ın belirli tarihsel Yahudi topluluklarına yönelttiği eleştiriler, bugün yaşayan bütün Yahudilere karşı düşmanlık gerekçesi değildir.
Aynı şekilde geçmişte Müslümanların yaptığı bir hata da bugün yaşayan her Müslümana otomatik olarak yüklenemez.
Adalet, insanları kimliklerinden önce yaptıkları üzerinden değerlendirmeyi gerektirir.
Bir Müslüman, Kur’an'ın zulmü eleştiren ayetinden başkasına zulüm üretmemelidir.
Yedinci büyük mesaj, başımıza gelen her sıkıntıyı “ceza” olarak yorumlamamaktır.
Ayet belirli bir tarihsel ve vahye dayalı değerlendirme yapmaktadır.
Bugün bir insan hastalandığında:
“Kesin günahından oldu.”
demek doğru değildir.
Bir ülke deprem yaşadığında:
“Allah onları cezalandırdı.”
diye hüküm vermek de bizim bilgimizi aşar.
Başkasının musibetini yorumlamak yerine onun acısına merhamet göstermek daha doğru bir tavırdır.
Sekizinci büyük mesaj, insanın geçmişten ders çıkarmasıdır.
Geçmiş toplumların yanlışlarını okumamızın amacı kendimizi üstün hissetmek değildir.
Aksine:
“Ben onların yaptığı hatanın benzerini bugün yapıyor muyum?”
diye sormaktır.
Kendi çıkarımız için dini değiştiriyor muyuz?
Nimetleri kötüye kullanıyor muyuz?
Uyarılara kapanıyor muyuz?
Yanlışımızda ısrar ediyor muyuz?
Eğer cevap evetse geçmişte anlatılan kıssa bizim için de uyarı hâline gelir.
Dokuzuncu büyük mesaj, sorumluluğun insanı özgürleştiren yönüdür.
İnsan her şeyi dışarıya bağlarsa kendi hayatını değiştiremez.
Çünkü sorun daima başkalarındaysa çözüm de daima başkalarının elindedir.
Fakat kendi payını görebildiği anda değişim başlar.
“Burada benim düzeltebileceğim ne var?”
sorusu insanın hayatındaki en güçlü sorulardan biri olabilir.
Nahl Suresi'nin 118. ayeti insanın kendisine şu soruları sormasını ister:
Karşılaştığım sonuçlarda kendi tercihlerimin payını dürüstçe görebiliyor muyum?
Allah'ın hükümlerini kendi arzularıma göre değiştirmeye mi çalışıyorum?
Geçmiş toplumların hatalarını okurken kendimi mi sorguluyorum, yoksa yalnızca onları mı yargılıyorum?
Başkasının yaşadığı musibet hakkında bilmediğim şeyleri Allah adına kesinleştiriyor muyum?
Bir topluluğun geçmişteki yanlışını bugün yaşayan bütün insanlara mı yüklüyorum?
Bu sorular ayetin hem iman hem adalet hem de insanın kendi sorumluluğu açısından ne kadar derin olduğunu gösterir.
Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 118. ayeti bize şunu öğretmektedir:
Allah'a zulüm isnat etme.
Kendi tercihlerinin sonuçlarını görmezden gelme.
Geçmiş ümmetlerin hükümlerini bağlamından koparma.
Bir toplumun tarihsel hatasını bütün bireylere yükleme.
Başkasının musibetine hüküm dağıtma.
Ve kendi hayatındaki yanlışlarda kendi payını dürüstçe sorgula.
Çünkü insanın olgunlaşmasının en önemli adımlarından biri, her şeyi dışarıda aramak yerine gerektiğinde:
“Burada benim de düzeltmem gereken bir şey var.”
diyebilmektir.
⠀
Son Söz
⠀“İnsan adalet isterken önce adaletli düşünmeyi öğrenmelidir. Geçmişte bir toplumun yaptığı yanlışı bugün yaşayan bütün insanlara yüklemek de, kendi tercihlerimizin sonuçlarını sürekli başkalarına yüklemek de hakikati bozar. Allah kimseye zulmetmez; fakat insan bazen kendi yanlışında ısrar ederek kendisine ağır zararlar verebilir. Bu yüzden geçmişin hatalarını başkalarını küçümsemek için değil, kendi hayatımızda aynı yanlışların izlerini aramak için okuyalım. Gerçek ders, ‘Onlar ne yaptı?’ sorusundan sonra ‘Ben ne yapıyorum?’ diyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu