İsrâ Suresi 5. Ayette “İki Bozgunculuktan Birincisinin Vakti Gelince Üzerinize Çok Güçlü Kullarımızı Gönderdik; Onlar Evlerin Aralarına Kadar Girip Aradılar” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Güç insanı dokunulmaz yapmaz; bazen en büyük çöküş, kişinin veya toplumun kendisini hesap vermez sandığı anda başlar. Tarihin bize bıraktığı en büyük derslerden biri şudur: Adalet terk edildiğinde güçlü surlar, büyük servetler ve kalabalık ordular ahlaki çöküşü sonsuza kadar gizleyemez. İnsan başkasının geçmişinden önce kendi bugünkü sorumluluğunu düşünmelidir.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 5. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 5. ayeti, bir önceki ayette bildirilen iki büyük bozgunculuktan ilkinin sonuçlarını anlatmaktadır.Ayetin anlamı şöyledir:
Bir önceki ayette İsrailoğullarının iki defa büyük bozgunculuk yapacakları ve büyük bir taşkınlığa ulaşacakları bildirilmişti. Bu ayette ise ilk bozulmanın ardından ağır bir tarihsel karşılık ve yenilgi döneminin geldiği anlatılmaktadır.“Bu ikisinden ilkinin zamanı gelince üzerinize, savaş gücü çok yüksek kullarımızı gönderdik. Onlar evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine gelmesi gereken bir vaatti.”
İsrâ Suresi, 17:5
Bu noktada önemli olan yalnızca:
“Kim kimi yendi?”
sorusu değildir.
Ayetin daha büyük mesajı şudur:
Toplumsal bozulma, kibir ve zulüm sonuçsuz değildir.
“İkisinden Birincisinin Vakti Gelince” Ne Anlama Gelir
Buradaki “birincisi”, önceki ayette haber verilen iki büyük bozgunculuk döneminden ilkini ifade etmektedir.Ayet bize bir sürecin bulunduğunu gösterir.
Önce bozulma vardır.
Ardından bunun sonuçları ortaya çıkar.
Bu durum insana önemli bir tarih anlayışı kazandırır.
Toplumsal çöküşler çoğu zaman bir gecede başlamaz.
Önce adalet bozulur.
Sonra ahlaki sınırlar zayıflar.
Güç denetimsizleşir.
Kibir yaygınlaşır.
Sonunda toplum, daha önce öngöremediği büyük sonuçlarla karşılaşabilir.
Çöküş bazen görünür hâle geldiği gün başlamaz; yıllar önce yapılan yanlış tercihlerin birikimi olabilir.
Ayetteki “Kullarımız” Kimlerdir
Ayet bu kişilerin kimliğini açık biçimde isimlendirmemektedir.Tarih boyunca farklı yorumcular bu ifadeyi çeşitli istilacı ordular ve hükümdarlarla ilişkilendirmiştir. Özellikle İsrailoğulları tarihindeki büyük yenilgiler ve Kudüs'ün ağır saldırılara uğradığı dönemler üzerinden çeşitli açıklamalar yapılmıştır.
Ancak Kur’an ayetin kendisinde belirli bir kralın veya devletin adını vermemektedir.
Bu yüzden kesin olmayan tarihsel ayrıntıları:
“Kur’an kesin olarak şu kişiyi söylüyor.”
şeklinde sunmak doğru olmaz.
Ayetin kesin olarak bildirdiği şey, çok güçlü bir topluluğun onların üzerine gönderildiği ve ağır bir yenilginin yaşandığıdır.
“Kullarımız” Denmesi Bu İnsanların Salih Olduğu Anlamına Gelir Mi
Hayır.Kur’an'da “kul” kelimesi her zaman:
“Allah'ın çok sevdiği salih kişi.”
anlamına gelmek zorunda değildir.
İnsanların tamamı yaratılış bakımından Allah'ın kullarıdır.
Dolayısıyla Allah'ın bir topluluğu başka bir toplumun cezalandırılmasında veya tarihsel sonucunda araç hâline getirmesi, o topluluğun yaptığı her davranışın Allah tarafından sevildiği anlamına gelmez.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Allah bir topluluğun tarihsel bir olayda araç olmasına izin verebilir; bu, o topluluğun bütün ahlakını onaylamak anlamına gelmez.
Bu nedenle ayetten:
“Bu saldırıyı yapan herkes mutlaka salih kişiydi.”
sonucu çıkarılmamalıdır.
“Çok Güçlü Kullarımızı Gönderdik” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade, söz konusu topluluğun askerî güç ve mücadele kabiliyeti bakımından son derece kuvvetli olduğunu göstermektedir.İsrailoğullarının karşısına zayıf bir kuvvet çıkmamıştır.
Ayet, ciddi bir askeri üstünlüğe sahip bir topluluğun geldiğini bildirmektedir.
Bu da önceki ayette anlatılan büyük kibirle güçlü bir karşıtlık oluşturur.
Bir toplum kendisini yenilmez sanmış olabilir.
Fakat tarih kısa sürede bunun tersini gösterebilir.
Dün güçlü olan bugün zayıflayabilir; bugün üstün görünen yarın yenilebilir.
Bu nedenle dünyevi güç hiçbir toplum için sonsuz garanti değildir.
“Evlerin Aralarına Kadar Girdiler” Ne Anlama Gelir
Bu ifade yaşanan yenilginin yüzeysel olmadığını göstermektedir.Saldıran güçler yalnızca sınırda kalmamış, şehirlerin ve yerleşimlerin içine kadar girmiştir.
Yani güvenlik düzeni ciddi biçimde çökmüştür.
İnsanların kendilerini korunaklı hissettikleri yerler bile ulaşılmaz kalmamıştır.
Bu anlatım, toplumsal bozulmanın sonuçlarının ne kadar ağırlaşabileceğini gösterir.
Bir toplum:
“Bize hiçbir şey olmaz.”
diye düşünebilir.
Ama güvenlik yalnız yüksek duvarlara bağlı değildir.
Adalet, birlik, ahlak ve doğru yönetim de toplumların gerçek savunma hatlarıdır.
Ayetteki Olay İlahi Bir Ceza mıdır
Ayetin bağlamında yaşanan olay, önceki bozgunculukla bağlantılı bir ilahi karşılık olarak sunulmaktadır.Fakat burada önemli bir sınır vardır.
Kur’an'ın açıkça belirli tarihsel bir olay hakkında böyle bir bağlantı kurması başka şeydir.
Bugün meydana gelen herhangi bir savaş, deprem, hastalık veya felaket hakkında:
“Bu kesin olarak Allah'ın şu günaha verdiği cezadır.”
demek başka şeydir.
Biz vahiy almıyoruz.
Dolayısıyla modern olayların ilahi sebebini kesin biçimde ilan edemeyiz.
Kur’an'ın açıkça açıkladığı tarihsel hükümle bizim tahminlerimizi birbirine karıştırmamak gerekir.
Bu Ayetten “Her Yenilen Toplum Günahkârdır” Sonucu Çıkarılabilir Mi
Hayır.Dünyada savaş kaybeden her toplumun Allah tarafından cezalandırıldığı sonucunu çıkarmak doğru değildir.
Peygamberler bile savaşlarda zor dönemler yaşamıştır.
Salih insanlar zulme uğrayabilir.
Masum insanlar istilalara maruz kalabilir.
Bir ordunun askerî olarak kazanması, onun ahlaken de haklı olduğunu otomatik olarak göstermez.
Zafer her zaman ilahi onay belgesi değildir; yenilgi de her zaman ilahi reddedilmenin kesin kanıtı değildir.
İsrâ 5'te özel bir bağ vardır çünkü vahiy bunu belirli bir tarihsel sürecin parçası olarak açıklamaktadır.
Bu özel açıklamayı bütün tarih olaylarına genellemek doğru olmaz.
Güçlü Bir Orduya Sahip Olmak Bir Toplumu Güvende Tutmaya Yeter Mi
Hayır.Askerî güç önemlidir.
Ekonomik güç önemlidir.
Teknoloji önemlidir.
Fakat toplumların varlığı yalnız bunlarla korunmaz.
İçeride adalet yoksa...
Yolsuzluk yaygınsa...
İnsanlar devlete güvenmiyorsa...
Toplum sürekli kutuplaşıyorsa...
Ahlaki çürüme yayılıyorsa...
Dışarıdan güçlü görünen yapı içeriden zayıflayabilir.
Bir toplumun en görünmez fakat en güçlü savunmalarından biri adalettir.
Bu nedenle Kur’an'ın tarih anlatısı yalnız orduları değil, toplumların ahlaki durumunu da düşündürür.
Ayet Kibir ile Çöküş Arasında Nasıl Bir Bağ Kurmaktadır
Önceki ayette büyük bir kibir ve taşkınlıktan söz edilmişti.Bu ayette ise ağır bir karşılık anlatılmaktadır.
Bu sıralama tesadüfi değildir.
Kibir insanı eleştiriye kapatır.
Toplum kendi yanlışlarını göremez.
Yöneticiler hesap vermez hâle gelebilir.
Güçlü olan:
“Bize kim ne yapabilir?”
diye düşünür.
İşte bu ruh hâli yanlışların büyümesine neden olabilir.
Kibir yalnız ahlaki bir kusur değildir; aynı zamanda stratejik körlük üretebilir.
Kendini yenilmez sanan toplum, tehlikeyi zamanında fark etmeyebilir.
Bu yüzden tevazu yalnız bireyin değil, toplumların da ihtiyacıdır.

“Bu Yerine Gelmesi Gereken Bir Vaatti” Ne Anlama Gelir
Bu ifade, Allah'ın bildirdiği sonucun gerçekleştiğini ve ilahi haberin boşa çıkmadığını göstermektedir.İnsan:
“Belki yaptığımız kötülüklerin hiçbir sonucu olmaz.”
diye düşünebilir.
Ama Kur’an ahlaki sorumluluğu ciddiye alır.
Bu dünyada bazı sonuçlar görülebilir.
Bazılarının tam hesabı ise ahirete kalabilir.
Buradaki tarihsel olayda ise belirli bir sonucun dünyada gerçekleştiği bildirilmiştir.
Allah'ın vaadi insanın unutmasıyla geçersiz olmaz.
İnsan yıllar geçince uyarıyı unutabilir.
Ama gerçeklik unutmaz.

Bir Toplumun Yanlışının Bedelini Masum İnsanlar da Ödeyebilir Mi
Toplumsal olayların en acı yönlerinden biri budur.Savaş.
Ekonomik çöküş.
Siyasi kriz.
Toplumsal bozulma.
Bunlar çoğu zaman yalnız hatayı yapan kişileri etkilemez.
Çocuklar.
Yaşlılar.
Masum aileler.
Suça karışmamış insanlar.
da büyük acılar yaşayabilir.
Bu nedenle toplumun ahlaki sorumluluğu çok büyüktür.
Bir yöneticinin veya grubun yanlışları yalnız kendisini değil, milyonlarca insanı etkileyebilir.
Toplumsal günahların dünyevi sonuçları bireysel sınırları aşabilir; fakat ahirette herkes kendi kişisel sorumluluğuna göre değerlendirilir.
Bu ayrım adalet açısından önemlidir.

Geçmiş Toplumların Çöküşünden Nasıl İbret Alınmalıdır
İbret almak:“Onlar ne kötü insanlarmış.”
demek değildir.
Gerçek ibret:
“Onları düşüren davranışlardan bende veya toplumumda var mı?”
diye sormaktır.
Kibir var mı?
Adaletsizlik var mı?
Yolsuzluk var mı?
Güçlülerin hesap vermemesi normalleşmiş mi?
İnsan hayatı değersizleşmiş mi?
Din yalnız kimlik olarak kullanılıp ahlakı terk edilmiş mi?
İşte Kur’an'ın tarih anlatısı bu soruları doğurmalıdır.
Başkalarının çöküşünü seyretmek bilgi verir; aynı hatayı kendinde görmemek ise ibreti boşa çıkarır.

Bu Ayet Bugünkü Yahudilere Karşı Düşmanlık Gerekçesi Yapılabilir Mi
Hayır.Ayet geçmişteki belirli bir tarihsel süreci ve belirli toplulukların davranışlarını anlatmaktadır.
Bugün yaşayan bir Yahudi, sırf Yahudi olduğu için bu ayette anlatılan bozgunculuğun faili değildir.
İnsanlar kendi davranışlarından sorumludur.
Bir kişiyi yalnız:
Etnik kimliği.
Dini.
Soyu.
nedeniyle geçmişte yaşamış başka insanların suçuyla yargılamak adalet değildir.
Tarihsel eleştiri, bugünkü insanlara karşı toplu nefret hakkı vermez.
Aynı ölçü bütün toplumlar için geçerlidir.
Müslümanların geçmişte yaptığı bir yanlıştan bugün yaşayan her Müslüman sorumlu tutulamayacağı gibi, başka topluluklara da aynı adalet uygulanmalıdır.

Günümüzde Bir Savaşı Bu Ayetin Kesin Gerçekleşmesi Olarak İlan Etmek Doğru mudur
Bunu kesin biçimde söylemek doğru değildir.İnsan güncel olayları Kur’an'ın ahlaki ilkeleriyle değerlendirebilir.
Masumların öldürülmesini eleştirebilir.
İşgal, zulüm, terör, toplu cezalandırma veya insan haklarının ihlalini ahlaki açıdan değerlendirebilir.
Fakat:
“Allah bugün şu devleti kesin olarak İsrâ 5 nedeniyle cezalandırıyor.”
gibi bir iddia vahiy bilgisi gerektirir.
Biz böyle bir bilgiye sahip değiliz.
Bu nedenle Kur’an'ı güncel siyasi tahminlerin doğrulama aracına dönüştürmemek gerekir.
Ahlaki ilkeleri uygulayabiliriz; gayba dair kesin senaryolar üretemeyiz.

Bir Toplum Çöküşten Önce Kendini Nasıl Düzeltebilir
Toplumların kaderi yalnızca dış güçlere bağlı değildir.İçeride reform mümkündür.
Adalet güçlendirilebilir.
Yolsuzluk azaltılabilir.
Hukuk korunabilir.
İnsan hakları savunulabilir.
Liyakat artırılabilir.
Kibir yerine hesap verebilirlik benimsenebilir.
Toplum kendi hatalarını konuşabilecek özgürlüğe sahip olabilir.
Kendi yanlışını zamanında düzeltebilen toplum, çöküşü kaçınılmaz kader hâline getirmek zorunda değildir.
Bu birey için de böyledir.
Hata büyümeden tövbe etmek ve düzeltmek her zaman daha iyidir.

İsrâ Suresi 4 ve 5. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
4. ayette sebep anlatılmıştı:İki büyük bozgunculuk ve büyük bir kibir.
5. ayette ise ilk büyük bozulmanın ardından gelen tarihsel sonuç anlatılmaktadır:
Güçlü bir topluluk saldırmış ve yerleşimlerin içerisine kadar ilerlemiştir.
Yani iki ayet arasında çok açık bir ahlaki akış vardır:
Bozulma.
Kibir.
Uyarı.
Sonuç.
Bu akış Kur’an'ın tarih anlayışındaki önemli ilkelerden birini gösterir:
Toplumların davranışları sonuç üretir.
Her sonuç aynı biçimde ortaya çıkmasa da adaletsizlik ve çürümenin hiçbir toplumsal maliyeti olmayacağını düşünmek büyük bir yanılgıdır.

İsrâ Suresi 5. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Kendini dokunulmaz sanma.
Bu birey için de toplum için de geçerlidir.
İnsan zengin olabilir.
Güçlü olabilir.
Çevresi geniş olabilir.
Makam sahibi olabilir.
Toplum da askerî veya ekonomik olarak çok güçlü olabilir.
Ama bunların hiçbiri sonsuz değildir.
Asıl soru şudur:
Bu güç nasıl kullanılıyor?
Adalet için mi?
Yoksa zulüm için mi?
Şükür için mi?
Yoksa kibir için mi?
Kur’an'ın verdiği tarih dersi açıktır:
Gücün büyüklüğü, yanlışın sonuçlarını sonsuza kadar erteleyebileceğinin garantisi değildir.

İsrâ Suresi 5. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 5. ayeti, İsrailoğullarının ilk büyük bozgunculuk döneminin ardından güçlü bir topluluğun üzerlerine gönderildiğini, bu kuvvetlerin yerleşimlerin içlerine kadar ilerlediğini ve önceden bildirilen sonucun gerçekleştiğini anlatmaktadır.Ayetin ilk büyük mesajı, davranışların sonuç doğurmasıdır.
İnsan bazen yanlış yapar ve hemen sonuç görmez.
Bu durum ona:
“Demek ki hiçbir şey olmayacak.”
duygusu verebilir.
Toplumlar da aynı yanılgıya düşebilir.
Adaletsizlik yıllarca devam eder.
Yolsuzluk büyür.
İnsan hakları çiğnenir.
Ama sistem bir süre ayakta kalabilir.
Bu, yanlışın sonuçsuz olduğu anlamına gelmez.
Sonucun gecikmesi, sorumluluğun ortadan kalktığını göstermez.
İkinci büyük mesaj, dünyevi gücün geçiciliğidir.
Bir toplum kendisini yenilmez görebilir.
Fakat tarih boyunca çok güçlü devletler ortaya çıkmış ve sonra yok olmuştur.
Ordular dağılmıştır.
Hanedanlar sona ermiştir.
Şehirler el değiştirmiştir.
Bu yüzden insan hiçbir dünyevi gücü mutlaklaştırmamalıdır.
Mutlak güç yalnız Allah'a aittir.
Üçüncü büyük mesaj, kibirin körleştirici etkisidir.
Kibirli kişi eleştiriyi dinlemez.
Kibirli toplum kendi hatalarını görmek istemez.
Hatalar görülmeyince düzeltilmez.
Düzeltilmeyen hatalar zamanla büyür.
Bu nedenle tevazu yalnız kişisel nezaket değildir.
Tevazu, gerçekliği görebilme yeteneğidir.
Dördüncü büyük mesaj, tarihsel olayların doğru okunmasıdır.
Ayet saldıran topluluğun adını açıkça vermemektedir.
Bu nedenle tarihsel yorumlarla Kur’an'ın kesin ifadesini birbirinden ayırmak gerekir.
Bir yorum güçlü olabilir.
Tarihsel delillerle desteklenebilir.
Ama yorum yine de yorumdur.
Vahyin kesin söylediği ile insanın tarihsel yorumunu aynı seviyede göstermemek ilmî dürüstlüktür.
Beşinci büyük mesaj, “Allah'ın kulları” ifadesinin yanlış anlaşılmamasıdır.
Bir topluluk Allah'ın tarihsel bir hükmünde araç olmuş olabilir.
Bu, onların bütün davranışlarının salih ve doğru olduğu anlamına gelmez.
Allah tarih içerisindeki insan topluluklarını birbirleriyle karşılaştırabilir ve birini diğerine üstün getirebilir.
Ama bu durum otomatik ahlaki kutsallık oluşturmaz.
Tarihsel rol ile ahlaki masumiyet aynı şey değildir.
Altıncı büyük mesaj, toplumsal yanlışların masum insanlara da zarar verebilmesidir.
Bir ülkenin yöneticileri yanlış karar verdiğinde sonuç yalnız yöneticilere dokunmayabilir.
Savaş çıkarsa çocuklar da etkilenir.
Ekonomi çökerse masum aileler de zarar görür.
Bu nedenle toplum yönetmek büyük sorumluluktur.
Bir kişinin kibri bazen binlerce insanın hayatını etkileyebilir.
Yedinci büyük mesaj, ahiret adaleti ile dünya sonuçlarını birbirinden ayırmaktır.
Dünyadaki toplumsal felaketlerde suçsuz insanlar da acı çekebilir.
Bu, Allah'ın ahirette hepsini aynı suçla yargılayacağı anlamına gelmez.
Ahirette her insan kendi niyeti, bilgisi ve davranışıyla değerlendirilir.
Bu ayrım, ilahi adalet anlayışı açısından son derece önemlidir.
Sekizinci büyük mesaj, bugünkü insanlara tarihsel suç yüklememektir.
Ayet geçmişteki belirli İsrailoğulları topluluklarından söz etmektedir.
Bugün yaşayan bütün Yahudileri bu olayların faili ilan etmek doğru değildir.
Aynı ilke bütün halklar için geçerlidir.
Suç miras yoluyla geçmez.
İnsan kendi davranışından sorumludur.
Dokuzuncu büyük mesaj, Kur’an'ın tarihini güncel siyasi kehanete dönüştürmemektir.
Günümüz olaylarına bakarken ayetlerden ahlaki ilkeler öğrenebiliriz.
Ama vahyin açıkça belirtmediği konuda:
“Şu savaş kesin bu ayetin gerçekleşmesidir.”
demek konusunda dikkatli olmak gerekir.
Allah adına kesin konuşmak büyük sorumluluktur.
Bilmediğimiz yerde kesinlik değil, tevazu gerekir.
Onuncu büyük mesaj, toplumların gerçek güvenliğidir.
Silah önemlidir.
Ekonomi önemlidir.
Teknoloji önemlidir.
Fakat bir toplumun içindeki adalet duygusu yok olmuşsa başka bir tehlike başlamış demektir.
İnsanlar birbirine güvenmiyorsa...
Hukuk yalnız güçlü için çalışıyorsa...
Yolsuzluk normal kabul ediliyorsa...
Dışarıdaki düşmandan önce içeride bir zayıflama vardır.
Adalet toplumun görünmeyen kalesidir.
On birinci büyük mesaj, tövbe ve düzeltme fırsatıdır.
Kur’an geçmiş toplumların sonuçlarını anlatırken bugünkü insanın umudunu kesmesini istemez.
Tam tersine:
“Aynı yola girme.”
diye uyarır.
Yanlış başladıysa düzelt.
Kibir oluştuysa tevazuya dön.
Haksızlık yaptıysan telafi et.
Toplumun sistemi bozulmuşsa reform yap.
İbretin amacı kadercilik değil, yanlış sonucu doğuran yolu değiştirebilmektir.
On ikinci büyük mesaj, ayetin insana dönük kişisel tarafıdır.
Belki hiç devlet yönetmiyoruz.
Belki ordumuz yok.
Ama hepimizin küçük de olsa bir güç alanı vardır.
Bir anne veya baba çocuğu üzerinde etkilidir.
Bir patron çalışanları üzerinde güç sahibidir.
Bir öğretmen öğrencisini etkiler.
Bir yönetici karar alır.
Bir insan kendisinden daha güçsüz birini kolayca incitebilir.
Bu nedenle ayetin temel sorusu her insana ulaşır:
“Elindeki güç seni nasıl bir insana dönüştürüyor?”
İsrâ Suresi'nin 5. ayeti bugün insana şu soruları sordurur:
Gücüm arttığında daha mütevazı mı, daha kibirli mi oluyorum?
Hatalarımın sonuçlarını sürekli erteleyebileceğimi mi düşünüyorum?
Bir toplumun askerî başarısını otomatik olarak ahlaki haklılık mı sayıyorum?
Geçmişteki suçları bugün yaşayan insanlara mı yüklüyorum?
Kur’an'ın tarihsel anlatısını kendi siyasi görüşümü kesinleştirmek için mi kullanıyorum?
Kendi toplumumdaki bozulmayı başkalarının bozulması kadar açık görebiliyor muyum?
Bana verilen küçük veya büyük gücü adaletle mi kullanıyorum?
Bu sorular ayetin gerçek ibret boyutunu ortaya çıkarır.
Çünkü İsrâ Suresi'nin 5. ayeti yalnızca geçmişte yaşanmış bir askerî saldırıyı anlatmamaktadır.
Gücün kibirle birleşmesi, ahlaki bozulmanın büyümesi ve hiçbir dünyevi üstünlüğün insanı hesap vermekten sonsuza kadar kurtaramaması hakkında evrensel bir uyarı taşımaktadır.
Sonuç olarak İsrâ Suresi'nin 5. ayeti bize şunu öğretmektedir:
Gücüne güvenip kibirlenme.
Haksızlığı sonuçsuz sanma.
Tarihsel olayları bağlamından koparma.
Bir milletin geçmiş günahını bugünkü bütün insanlara yükleme.
Askerî başarıyı otomatik haklılık sayma.
Allah adına bilmediğin konuda kesin hüküm verme.
Kendi toplumunun yanlışlarına da bak.
Ve elindeki güç ne kadar büyük olursa olsun adaleti terk etme.
Çünkü insanların yaptığı kaleler yıkılabilir, ordular yenilebilir, servetler tükenebilir ve siyasi güç el değiştirebilir.
Ama adaletin değeri değişmez; kibirle kurulan hiçbir dünyevi üstünlük de insana sonsuz dokunulmazlık sağlayamaz.
⠀
Son Söz
⠀“Tarihin yıkılmış şehirlerine bakarken yalnız geçmiş insanları suçlamak kolaydır; asıl ibret, onların yıkılışına götüren kibri kendi hayatımızda fark edebilmektir. Güç sana verildiğinde onu hak sanma, hesap sorulamamayı üstünlük zannetme ve başkasının geçmiş suçunu bugünkü masuma yükleme. İnsanın gerçek gücü, yapabileceği her şeyi yapmak değil; elinde imkân varken bile adalet sınırında kalabilmektir. Çünkü hiçbir makam, hiçbir ordu ve hiçbir servet sahibini Allah’ın koyduğu ahlaki sorumluluğun dışına çıkarmaz.”
Ersan Karavelioğlu
Son düzenleme: