A‘râf Suresi 191. Ayette “Hiçbir Şey Yaratamayan, Üstelik Kendileri de Yaratılmış Olan Varlıkları Allah’a Ortak mı Koşuyorlar?” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan kendisine yardım eden sebepleri sevebilir, onlara teşekkür edebilir ve onlardan yararlanabilir; fakat yaratılmış olan hiçbir şey, onu yaratanın yerine konulduğunda hak ettiği sınırın içinde kalmaz.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 190. ayetinde:
insanın:
Allah’tan:
bir nimet:
istedikten sonra:
nimete:
kavuştuğunda:
Allah’a:
ortaklar:
nispet edebilmesi:
eleştirilmişti.
Ayet:
şu ifadeyle:
sona ermişti:
“Allah onların ortak koştuklarından yücedir.”
- ayet:
çok temel:
bir:
soru:
sorar:
Allah’a ortak koşulan şeyler gerçekten yaratıcı olabilir mi?
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Hiçbir şey yaratamayan, üstelik kendileri de yaratılmış olan varlıkları Allah’a ortak mı koşuyorlar?”
Bu:
çok kısa:
ama:
tevhid:
açısından:
çok güçlü:
bir:
mantık:
kurar.
Allah:
yaratandır.
Şirk koşulan:
varlıklar ise:
yaratılmıştır.
Allah:
varlığı:
meydana getirendir.
İnsanların:
ilahlaştırdığı:
nesneler,
kişiler
veya:
varlıklar:
kendileri:
var edilmeye:
muhtaçtır.
Kur’an:
bu yüzden:
insana:
şunu:
sordurur:
Yaratılmış olan, nasıl yaratana denk tutulabilir?
Ayetin:
merkezinde:
yalnız:
putlar:
yoktur.
Daha geniş:
bir:
tevhid:
ilkesi:
vardır:
Yaratıcı ile yaratılmış arasındaki sınırı korumak.
“Hiçbir Şey Yaratamayanları Allah’a Ortak mı Koşuyorlar?” Ne Demektir
Ayette:“E yüşrikûne mâ lâ yahluku şey’en…”
ifadesi:
yer alır.
Yaklaşık:
anlamıyla:
“Hiçbir şey yaratamayan varlıkları ortak mı koşuyorlar?”
Kur’an:
burada:
çok:
basit:
bir:
mantık:
kullanır.
İlah:
olarak:
görülen:
şey:
kendisinin:
bile:
yaratıcısı:
değilse,
başkasının:
yaratıcısı:
nasıl:
olabilir?
Bu:
şirkin:
temel:
çelişkilerinden:
birini:
gösterir.
“Yaratmak” Burada Ne Anlama Gelir
Buradaki:yaratma:
yalnız:
bir şeyi:
şekillendirmek:
değildir.
İnsan:
ahşaptan:
masa:
yapabilir.
Demirden:
araba:
üretebilir.
Bir:
mimar:
bina:
tasarlayabilir.
Ama:
bunlar:
var olan:
maddeleri:
kullanarak:
üretim:
ve:
düzenlemedir.
Kur’an’ın:
Allah’a:
nispet ettiği:
yaratıcılık:
çok daha:
temel:
bir:
anlam:
taşır:
Varlığın nihai kaynağı olmak.
İnsan:
malzemeyi:
yaratmaz.
Kendisini:
de:
yaratmaz.
İnsan Bir Şey Üretiyorsa “Yaratıcı” Sayılmaz mı
Günlük:Türkçede:
“yaratıcı fikir”
veya:
“yaratıcı sanatçı”
gibi:
ifadeler:
kullanılabilir.
Burada:
kastedilen:
yenilikçilik:
ve:
üretkenliktir.
Bu:
Allah’ın:
mutlak:
yaratıcılığıyla:
aynı:
anlam:
değildir.
İnsan:
mevcut:
malzemeler,
yetenekler,
zihin
ve:
tabiat:
kanunları:
içinde:
üretir.
Allah’ın:
yaratıcılığı ise:
varlığın kendisinin nihai kaynağı olması
bakımından:
eşsizdir.
“Kendileri de Yaratılmıştır” İfadesi Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü:ayet:
Allah’a:
ortak:
koşulan:
varlıkların:
en:
temel:
özelliğini:
hatırlatır:
Onlar da yaratılmıştır.
Bir:
put:
taştan:
yapılmıştır.
Taşı:
Allah:
yaratmıştır.
Putun:
şeklini:
insan:
vermiştir.
Bir:
insan:
ilahlaştırılıyorsa:
o:
insan da:
doğmuştur,
büyümüştür,
yemeğe,
uykuya
ve:
hayata:
muhtaçtır.
Yani:
muhtaç olan varlık, mutlak ilah olamaz.
Bu Ayet Özellikle Putperestliği mi Eleştiriyor
Ayetin:tarihsel:
bağlamında:
putperestlik:
elbette:
önemli:
bir:
hedeftir.
İnsanlar:
kendi:
elleriyle:
yaptıkları:
putlara:
ilahî:
güçler:
nispet:
edebiliyorlardı.
Kur’an:
şunu:
sorar:
Sizin şekil verdiğiniz ve hiçbir şey yaratamayan nesneleri, yaratıcı Allah’a nasıl ortak koşabilirsiniz?
Ama:
ayetin:
tevhid:
ilkesi:
bundan:
daha:
geniştir.
Putun Kendisi Bile İnsan Tarafından Yapılıyorsa Buradaki Çelişki Nedir
Çelişki:çok:
açıktır.
İnsan:
bir:
taş:
alıyor.
Onu:
kesiyor.
Şekil:
veriyor.
Bir:
heykel:
oluşturuyor.
Sonra:
kendi:
yaptığı:
nesnenin:
önüne:
geçip:
ondan:
olağanüstü:
ilahî:
güç:
bekliyor.
Kur’an:
bu:
ilişkiyi:
tersine:
çevirir:
Seni kurtarmasını beklediğin şeyi sen yaptın.
Bu:
tevhid:
mantığı:
açısından:
derin:
bir:
çelişkidir.
Yaratılmış Bir İnsanı Aşırı Yüceltmek de Bu İlkeyle İlgili midir
Evet.- ayetin:
yalnız:
taş:
ve:
heykellerle:
sınırlı:
düşünülmemelidir.
Bir:
insan:
ne kadar:
büyük:
olursa:
olsun:
yaratılmıştır.
Peygamber:
de:
yaratılmıştır.
Âlim:
de:
yaratılmıştır.
Hükümdar:
da:
yaratılmıştır.
Veli:
de:
yaratılmıştır.
Hiçbiri:
Allah’ın:
yaratıcılığına:
ortak:
değildir.
Bu:
onlara:
saygı:
duymayı:
engellemez.
Ama:
saygı ile ilahlaştırma arasındaki sınırı korur.
Peygamberlere Saygı Duymak ile Onları İlahlaştırmak Arasındaki Fark Nedir
Peygamberler:Allah’ın:
seçkin:
elçileridir.
Onları:
sevmek,
örnek:
almak
ve:
saygı:
duymak:
başka:
bir şeydir.
Onlara:
Allah’a:
ait:
mutlak:
yaratıcılık,
sınırsız:
gayb:
bilgisi
veya:
bağımsız:
ilahî:
kudret:
vermek:
başka:
bir şeydir.
- ayette:
bizzat:
“Allah’ın dilediği dışında kendime fayda ve zarar vermeye gücüm yetmez.”
demesi:
bu:
sınırı:
çok:
açık:
biçimde:
göstermişti.
Bir İnsandan Yardım İstemek Allah’a Ortak Koşmak mıdır
Hayır.Bu:
çok:
önemli:
bir:
ayrımdır.
Bir:
doktordan:
tedavi:
istemek:
şirk:
değildir.
Bir:
arkadaştan:
yardım:
istemek:
şirk:
değildir.
Bir:
ustadan:
tamir:
istemek:
şirk:
değildir.
Bir:
öğretmenden:
bilgi:
istemek:
şirk:
değildir.
Çünkü:
bunlar:
insanların:
Allah’ın:
yarattığı:
sebepler:
düzeni:
içinde:
yapabildiği:
şeylerdir.
Sorun:
bir:
yaratılmışa:
Allah’a ait bağımsız ve mutlak kudreti vermektir.
Sebeplere Başvurmak Tevhidle Çelişir mi
Hayır.Tevhid:
sebepleri:
reddetmez.
İslam:
insana:
“Hastalandığında doktora gitme.”
demez.
“Çalışma.”
demez.
“Tedbir alma.”
demez.
Tam tersine:
insan:
sebeplere:
başvurur.
Ama:
şunu:
bilir:
Sebep, kendi başına mutlak bir ilahî güç değildir.
İlaç:
bir:
sebeptir.
Doktor:
bir:
sebeptir.
Çalışmak:
bir:
sebeptir.
Ama:
nihai:
varlık:
ve:
kudret:
Allah’a:
aittir.

Para, Güç veya Teknoloji de İnsan Tarafından “Mutlaklaştırılabilir” mi
Evet.Ama:
burada:
çok:
dikkatli:
bir:
dil:
kullanmak:
gerekir.
Parayı:
çok:
sevmek:
tek başına:
teolojik:
anlamda:
şirk:
değildir.
Teknolojiye:
güvenmek:
de:
otomatik:
olarak:
şirk:
sayılmaz.
Fakat:
tevhid:
insana:
şu:
soruyu:
sordurur:
Ben yaratılmış bir şeyi, hayatımın mutlak ve vazgeçilmez efendisi hâline getiriyor muyum?
Bu:
ahlaki:
bir:
öz muhasebedir.

İnsan Neden Yaratılmış Şeyleri Mutlaklaştırmaya Eğilim Gösterir
Çünkü:yaratılmış:
şeyler:
gözümüzün:
önündedir.
Para:
görülür.
Makam:
görülür.
Güçlü:
bir insan:
görülür.
Teknoloji:
görülür.
Ama:
iman:
insanın:
görünür:
sebeplerin:
ötesinde:
nihai:
kaynağı:
hatırlamasını:
ister.
İnsan:
bazen:
gördüğü:
aracı:
o kadar:
büyütür ki:
aracın arkasındaki yaratıcıyı unutabilir.

“Muhtaç Olan İlah Olamaz” Düşüncesi Bu Ayetin Mantığıyla Uyumlu mudur
Evet.Ayet:
tam da:
yaratılmış:
olmanın:
muhtaçlık:
boyutunu:
hatırlatır.
Yaratılmış:
olan:
başlangıcı:
olan:
bir:
varlıktır.
Varlığını:
kendisine:
borçlu:
değildir.
İnsan:
doğmak:
için:
anne-babaya:
muhtaçtır.
Yaşamak:
için:
suya,
havaya,
besine:
muhtaçtır.
Bu:
muhtaçlık:
insanın:
ilah:
olamayacağını:
gösterir.
Mutlak ilah, varlığını başka bir varlığa borçlu olamaz.

Allah’ın Yaratılmış Olmaması Ne Anlama Gelir
İslam’ın:Allah:
anlayışında:
Allah:
yaratılmış:
değildir.
Başlangıcı:
yoktur.
Varlığı:
başkasına:
bağlı:
değildir.
O:
varlığın:
nihai:
kaynağıdır.
Bu nedenle:
“Allah’ı kim yarattı?”
sorusu:
Allah’ı:
yaratılmış:
varlıklarla:
aynı:
kategoriye:
yerleştirerek:
başladığı:
için:
İslam’ın:
Allah:
tanımını:
kaçırır.
Allah:
yaratılmış:
zincirin:
bir:
halkası:
değil,
yaratılmış olanın nihai yaratıcısıdır.

Bu Ayet İnsanın Kendi Gücüne Bakışını Nasıl Değiştirebilir
İnsan:başarılı:
olabilir.
Çok:
zeki:
olabilir.
Büyük:
işler:
kurabilir.
Milyonlarca:
insanı:
etkileyebilir.
Ama:
kendisini:
yaratmamıştır.
Kalbinin:
atmasını:
her:
saniye:
kendi:
iradesiyle:
sağlamaz.
Dünyaya:
hangi:
ailede:
geleceğini:
seçmemiştir.
Bu:
farkındalık:
insanı:
küçültmek:
için:
değil,
kibrini ölçülü hâle getirmek için
önemlidir.

Yaratılmış Olmak İnsanın Değerini Azaltır mı
Hayır.Tam tersine:
Kur’an:
insanı:
Allah’ın:
yarattığı:
değerli:
bir:
varlık:
olarak:
sunar.
Yaratılmış:
olmak:
değersizlik:
değil,
kulluk ve bağımlılık gerçeğidir.
İnsan:
ilah:
değildir.
Ama:
sorumsuz:
bir:
nesne:
de:
değildir.
Aklı:
vardır.
İradesi:
vardır.
Ahlaki:
sorumluluğu:
vardır.
Değeri:
Allah:
olmasında:
değil,
Allah’ın yarattığı bilinçli ve sorumlu bir kul olmasındadır.

Tevhid İnsanı Başka İnsanların Kölesi Olmaktan da Koruyabilir mi
Manevi:ve:
ahlaki:
anlamda:
evet.
Eğer:
mutlak:
gücün:
yalnız:
Allah’a:
ait:
olduğunu:
biliyorsan,
bir:
insanı:
Allah gibi:
görmezsin.
Patronunu:
ilahlaştırmazsın.
Bir:
lideri:
hatasız:
saymazsın.
Bir:
âlimin:
her:
sözünü:
vahiy:
gibi:
görmezsin.
Bir:
ünlüye:
tapınma:
ölçüsünde:
bağlanmazsın.
Çünkü:
hepsinin:
ortak:
bir:
özelliği:
vardır:
Onlar da yaratılmıştır.

A‘râf Suresi 190. ve 191. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
kendisine:
verilen:
nimet:
konusunda:
Allah’a:
ortaklar:
koşması:
eleştirilmişti.
- ayet:
ardından:
şu:
mantıksal:
soruyu:
sorar:
“Hiçbir şey yaratamayan ve kendileri yaratılmış olanları mı ortak koşuyorlar?”
Yani:
- ayet:
gösterir.
- ayet:
bu davranışın akli çelişkisini
ortaya:
koyar.
Bir:
tarafta:
yaratan:
Allah:
vardır.
Diğer:
tarafta:
yaratılmış:
varlıklar.
Kur’an:
insana:
şunu:
sorar:
Bu ikisini nasıl aynı ilahî düzleme koyabilirsin?

Sonuç: A‘râf Suresi 191. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 191. ayet:çok:
kısa:
bir:
soruyla:
tevhidin:
en:
temel:
mantığını:
öğretir:
“Hiçbir şey yaratamayan ve kendileri de yaratılmış olanları Allah’a ortak mı koşuyorlar?”
Bu:
soru:
insanın:
önüne:
çok:
net:
bir:
ayrım:
koyar:
Yaratan.
Ve:
yaratılan.
İslam’ın:
tevhid:
anlayışında:
bu:
iki:
kategori:
birbirine:
karıştırılmaz.
Allah:
yaratandır.
İnsan:
yaratılmıştır.
Melek:
yaratılmıştır.
Peygamber:
yaratılmıştır.
Evren:
yaratılmıştır.
Güneş:
yaratılmıştır.
Ay:
yaratılmıştır.
Dağ:
yaratılmıştır.
Yıldızlar:
yaratılmıştır.
Her:
şey:
Allah’ın:
yaratmasıyla:
varlık:
bulur.
Bu nedenle:
yaratılmış:
olan:
ne kadar:
etkileyici:
olursa:
olsun,
yaratanın yerine konulamaz.
Güneş:
muazzamdır.
Dünyaya:
ışık:
ve:
ısı:
ulaştırır.
Ama:
kendisi:
ilah:
değildir.
Çünkü:
o da:
belirli:
bir:
düzen:
içinde:
var:
olan:
yaratılmış:
bir:
gök:
cismidir.
İnsan:
çok:
zeki:
olabilir.
Bilim:
üretebilir.
Uzaya:
araç:
gönderebilir.
Hastalıkları:
tedavi:
edebilir.
Ama:
insan:
kendisinin:
bile:
nihai:
yaratıcısı:
değildir.
Bu:
insanın:
başarısını:
küçümsemez.
Tam tersine:
onu:
doğru:
yere:
koyar.
İnsan çok şey yapabilir; ama Allah değildir.
Bu:
cümle:
hem:
çok:
basit
hem de:
çok:
özgürleştiricidir.
Çünkü:
insan:
Allah:
olmadığını:
kabul:
ettiğinde:
her şeyi:
kontrol:
etmek:
zorunda:
olmadığını:
da:
anlayabilir.
Her:
sorunun:
cevabını:
bilmek:
zorunda:
değilsin.
Her:
insanı:
kurtarmak:
zorunda:
değilsin.
Her:
sonucu:
kontrol:
edemezsin.
Her:
tehlikeyi:
önceden:
göremezsin.
Her:
sevdiğini:
sonsuz:
süre:
koruyamazsın.
Çünkü:
sen:
yaratılmışsın.
Bu:
bir:
hakaret:
değil,
insanın:
hakikatidir.
Ve:
insanın:
kendisine:
yüklediği:
imkânsız:
yükleri:
azaltabilir.
Ayet:
bize:
başka:
insanlarla:
ilişkimizde:
de:
çok:
önemli:
bir:
denge:
verir.
Bir:
insanı:
çok:
sevebilirsin.
Ama:
o:
Allah:
değildir.
Anneni:
çok:
sevebilirsin.
Babanı:
çok:
sevebilirsin.
Eşini:
çok:
sevebilirsin.
Çocuğunu:
hayatından:
çok:
sevebilirsin.
Ama:
hepsi:
yaratılmıştır.
Bu:
sevgiyi:
azaltmaz.
Tam tersine:
sevgiyi:
daha:
gerçekçi:
hâle:
getirir.
Çünkü:
yaratılmış:
olan:
insan:
hata:
yapabilir.
Seni:
üzebilir.
Hastalanabilir.
Yaşlanabilir.
Bir gün:
ölebilir.
Eğer:
sen:
bir:
insanı:
hayatının:
mutlak:
dayanağı:
hâline:
getirirsen,
o:
insanın:
taşıyamayacağı:
bir:
yükü:
ona:
yüklemiş:
olursun.
Eş:
eş:
olarak:
sevilir.
Çocuk:
çocuk:
olarak:
sevilir.
Peygamber:
peygamber:
olarak:
sevilir.
Âlim:
âlim:
olarak:
saygı:
görür.
Ama:
Allah’ın yeri Allah’a aittir.
Tevhid:
işte:
bu:
sınırları:
koruyan:
bir:
iman:
biçimidir.
Ayet:
insanın:
günlük:
hayatında:
kullandığı:
sebepleri:
de:
doğru:
yere:
yerleştirir.
Mesela:
hasta:
oldun.
Doktora:
gittin.
Doktor:
çok:
başarılı:
bir:
ameliyat:
yaptı.
Elbette:
ona:
teşekkür:
edersin.
“Doktor beni kurtardı.”
diye:
günlük:
dilde:
de:
söyleyebilirsin.
Buradaki:
kastın:
doktorun:
tıbbi:
müdahalesinin:
hayatında:
önemli:
bir:
sebep:
olmasıdır.
Ama:
doktoru:
hayatın:
ve:
ölümün:
mutlak:
sahibi:
saymazsın.
Çünkü:
doktor:
da:
yaratılmıştır.
Onun:
bilgisi:
sınırlıdır.
Gücü:
sınırlıdır.
En:
iyi:
doktor:
bile:
her:
hastayı:
kurtaramaz.
Bu:
doktoru:
değersiz:
yapmaz.
Tam tersine:
onun:
emeğine:
teşekkür:
ederken:
gücünün:
sınırını:
da:
biliriz.
Aynı:
şey:
para:
için:
geçerlidir.
Para:
çok:
faydalıdır.
Ev:
alabilirsin.
Yemek:
alabilirsin.
Tedavi:
olabilirsin.
Çocuğuna:
eğitim:
sağlayabilirsin.
Ama:
para:
her şeyi:
satın:
alamaz.
Kaybedilen:
zamanı:
geri:
getiremez.
Ölmüş:
bir:
insanı:
geri:
getiremez.
Sevgiyi:
garanti:
edemez.
Vicdanı:
satın:
alamaz.
Ölümü:
sonsuz:
erteleyemez.
Para:
güçlü:
bir:
araçtır.
Ama:
ilah değildir.
Teknoloji:
için:
de:
aynı:
şey:
geçerlidir.
İnsan:
çok:
büyük:
ilerlemeler:
kaydedebilir.
Yapay:
zekâ:
geliştirebilir.
Genetik:
bilgiyi:
okuyabilir.
Uzaya:
gidebilir.
Robotlar:
yapabilir.
Bütün:
bunlar:
insan:
aklının:
çok:
etkileyici:
başarılarıdır.
Ama:
bunların:
hiçbiri:
insanı:
Allah:
yapmaz.
İnsan:
var:
olan:
evrenin:
kuralları:
içinde:
çalışır.
Kendi:
bedenini:
bile:
sıfırdan:
yaratmış:
değildir.
Bu yüzden:
bilim:
büyüdükçe:
insanın:
kibri:
zorunlu:
olarak:
büyümek:
zorunda:
değildir.
Tam tersine:
evren:
hakkında:
öğrendiklerimiz:
ne kadar büyük bir gerçekliğin içinde yaşadığımızı
daha:
fazla:
gösterebilir.
Ayet:
bize:
liderler:
konusunda:
da:
çok:
önemli:
bir:
ölçü:
verebilir.
Bir:
lider:
çok:
başarılı:
olabilir.
Bir:
toplumu:
değiştirebilir.
Büyük:
işler:
başarabilir.
Ama:
yaratılmış:
bir:
insandır.
Yanılabilir.
Hata:
yapabilir.
Eleştirilebilir.
Hiçbir:
insanın:
sözü:
yalnız:
o:
söyledi:
diye:
mutlak:
hakikat:
hâline:
gelmez.
Bu:
dini:
kişiler:
için:
de:
geçerlidir.
Bir:
alim:
çok:
bilgili:
olabilir.
Ama:
Allah:
değildir.
Bir:
şeyh:
çok:
saygı:
görebilir.
Ama:
yaratılmıştır.
Bir:
insanın:
çok:
takipçisi:
olması:
onu:
hatasız:
hâle:
getirmez.
Tevhid:
bu anlamda:
yalnız:
Allah’a:
inanmak:
değildir.
Aynı zamanda:
hiçbir yaratılmışı Allahlaştırmamaktır.
Bu:
insanı:
kendi:
egosuna:
karşı:
da:
korur.
Çünkü:
bazen:
insanın:
en:
büyük:
putu:
dışarıda:
değil,
kendi:
içinde:
olabilir.
Kendisini:
her:
şeyin:
merkezi:
görür.
“Ben yaptım.”
“Ben bilirim.”
“Ben olmasam hiçbir şey olmaz.”
demeye:
başlar.
Ama:
ayet:
ona:
sessizce:
şunu:
hatırlatır:
“Sen de yaratıldın.”
Bu:
cümle:
kibri:
çok:
güçlü:
biçimde:
sarsabilir.
Sen:
doğduğun:
günü:
seçmedin.
Anne-babanı:
seçmedin.
Genetik:
özelliklerinin:
çoğunu:
seçmedin.
İlk:
nefesini:
kendin:
yaratmadın.
Kalbini:
kendin:
tasarlamadın.
Beynini:
kendin:
inşa:
etmedin.
Ve:
bir gün:
bu:
dünyadan:
ayrılacaksın.
İnsan:
bunu:
hatırlayınca:
başarısı:
değersiz:
olmaz.
Ama:
kibri:
ölçüsünü:
bulabilir.
Belki de A‘râf 191’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda yaratan ile yaratılan arasındaki sınırı gerçekten koruyor muyuz, yoksa bazen bir insanı, parayı, gücü, bilgiyi veya kendi egomuzu taşıyamayacağı kadar mutlak bir yere mi koyuyoruz?
Çünkü:
tevhid:
yalnız:
“Allah birdir.”
demek:
değildir.
Aynı zamanda:
Allah olmayan hiçbir şeyi Allah’ın yerine koymamaktır.
İnsanları:
sev.
Ama:
ilahlaştırma.
Sebepleri:
kullan.
Ama:
mutlaklaştırma.
Bilgiye:
değer:
ver.
Ama:
her şeyi:
bildiğini:
sanma.
Para:
kazan.
Ama:
paranın:
kuluna:
dönüşme.
Başarılı:
ol.
Ama:
kendini:
kendi:
varlığının:
yaratıcısı:
sanma.
Çünkü:
A‘râf 191:
insana:
çok:
sade:
bir:
gerçek:
hatırlatır:
Yaratılmış olan ne kadar güçlü görünürse görünsün, yaratılmıştır.
Ve:
yaratılmış:
olan:
ile:
Yaratan:
aynı:
değildir.
İşte:
tevhidin:
en:
temel:
özgürlüklerinden:
biri:
de:
burada:
başlar:
Allah’tan başka hiçbir şeyi mutlaklaştırmak zorunda değilsin.
“İnsanı sev ama onu ilah yapma; parayı kullan ama ona teslim olma; bilgiyi ara ama her şeyi bildiğini sanma; gücünü kullan ama kendini mutlak görme. Çünkü yaratılmış olanın değeri vardır, fakat Yaratan’ın yeri yalnız Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu