A‘râf Suresi 152. Ayette “Buzağıyı İlah Edinenlere Rablerinden Bir Gazap ve Dünya Hayatında Bir Zillet Erişecektir. İşte Biz İftira Edenleri Böyle Cezalandırırız” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan kendi ürettiği yanlışı kutsallaştırdığında yalnız gerçeği çarpıtmaz; sonunda o yanlışın sonuçlarını da taşımak zorunda kalır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 151. ayetinde Hz. Musa:
kardeşi Hz. Hârûn için:
ve kendisi için:
Allah’tan bağışlanma dilemiş,
“Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine al. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.”
demişti.
- ayette ise:
yaptıkları yanlışın:
sonuçları açıklanır:
“Buzağıyı ilah edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir zillet erişecektir. İşte biz iftira edenleri böyle cezalandırırız.”
Bu ayet:
çok güçlü üç kavramı:
bir araya getirir:
ilahî gazap,
zillet
ve:
iftira.
Burada:
insanın yalnız yanlış yapması değil,
Allah hakkında:
asılsız bir kutsallık üretmesi
ve:
yaratılmış bir nesneyi:
ilah konumuna çıkarması:
eleştirilir.
Ayetin uyarısı:
belirli bir tarihsel olayın:
fail ve davranışlarına yöneliktir.
Bu nedenle:
bu hükmü:
her dönemde bütün bir topluma veya soya:
genellemek:
doğru değildir.
“Buzağıyı İlah Edinenler” Kimlerdir
Bunlar:Hz. Musa’nın:
kavminden,
onun yokluğunda:
buzağıya yönelen:
ve onu:
ilahî bir konuma:
çıkaran kimselerdir.
Yani:
ayet:
belirli bir davranışı:
ve o davranışı yapanları:
eleştirir.
Bir soyun:
bütün fertleri hakkında:
sınırsız ve kalıcı:
bir hüküm vermez.
Buzağıyı İlah Edinmek Neden Bu Kadar Ağır Bir Suçtur
Çünkü:tevhidin:
tam karşısında:
yer alır.
Kendi elleriyle:
yaptıkları bir nesneye:
Allah’a ait olması gereken:
kutsallığı:
yüklemişlerdir.
Yani:
yaratılmış olanı, yaratıcı konumuna çıkarmaya kalkmışlardır.
“Rablerinden Bir Gazap Erişecektir” Ne Demektir
Buradaki:gazap:
Allah’ın:
yanlışı ve isyanı:
onaylamaması
ve buna:
adaletle karşılık vermesi:
anlamında anlaşılır.
Bunu:
insanların:
kontrolsüz öfkesi gibi:
düşünmemek gerekir.
Allah’ın gazabı:
keyfî bir duygusal patlama değil, ilahî adalet bağlamındaki hüküm ve karşılıktır.
Allah’ın Gazabı İnsan Öfkesine Benzer mi
Hayır.İnsan:
öfkelendiğinde:
kontrolünü:
kaybedebilir.
Haksız davranabilir.
Sonradan:
pişman olabilir.
Allah için:
böyle bir:
eksiklik düşünülemez.
Bu yüzden:
ilahî gazap:
yaratılmışların:
duygusal taşkınlıklarına:
benzetilmemelidir.
Gazap ile Ceza Aynı Şey midir
Birbirleriyle:ilişkilidir.
Gazap:
Allah’ın:
yanlışı:
onaylamamasını
ve ona karşı:
ilahî hükmünü:
ifade ederken,
ceza:
bu hükmün:
sonuçlarından biri:
olabilir.
Yani:
kavramlar:
aynı değildir,
ama:
birbirine:
bağlıdır.
“Dünya Hayatında Zillet” Ne Anlama Gelir
Zillet:aşağılanma,
itibar kaybı,
düşüklük,
güçsüzleşme
gibi anlamlar:
taşıyabilir.
Burada:
buzağıya yönelmenin:
yalnız manevi değil,
dünyevi sonuçlarının da olabileceği
bildirilir.
Bu Zillet Bütün İsrailoğullarına mı Aittir
Hayır.Ayetin doğrudan bağlamı:
buzağıyı ilah edinenlerdir.
Bu nedenle:
bir tarihsel suçtan:
sonraki bütün kuşakları,
bütün bireyleri
veya:
bir etnik topluluğun tamamını:
sorumlu tutmak:
Kur’an’ın bireysel sorumluluk ilkesiyle:
uyuşmaz.
Suç kişiseldir; soy yoluyla otomatik biçimde aktarılmaz.
Geçmişte Bir Toplumun Yaptığı Yanlıştan Torunları Sorumlu mudur
Bir insan:kendisinden:
yüzyıllar önce yaşayan:
atalarının suçunu:
sırf onların soyundan geldiği için:
taşımaz.
Ancak:
aynı yanlışı:
bilerek tekrar ederse:
kendi davranışından:
sorumlu olur.
Bu:
adaletin:
temel ilkelerinden biridir.
“İşte Biz İftira Edenleri Böyle Cezalandırırız” Ne Demektir
Buradaki:iftira:
Allah hakkında:
olmayan bir şeyi:
varmış gibi:
ileri sürmek,
yaratılmış bir nesneye:
ilahî özellik:
yüklemek
ve:
hakikati:
çarpıtmakla:
ilişkilidir.
Buzağıya:
ilah demek:
Allah hakkında:
çok büyük bir:
asılsız iddia:
üretmektir.
İftira Neden Sadece İnsanlara Karşı Yapılan Bir Şey Değildir
Günlük dilde:iftira dediğimizde:
genellikle:
bir insan hakkında:
yalan söylemeyi:
düşünürüz.
Kur’an dilinde ise:
Allah’a:
söylemediği bir şeyi:
isnat etmek,
Allah’ın adına:
asılsız hükümler üretmek:
de:
iftiranın:
çok ağır biçimlerinden biridir.

İnsan Allah Adına Nasıl İftira Edebilir
Mesela:Allah’ın söylemediği bir şeyi:
“Allah böyle emretti.”
diye:
sunmak,
kendi arzusunu:
din gibi:
göstermek
veya:
vahiyde olmayan:
bir iddiaya:
ilahî kesinlik kazandırmak:
bu tehlikenin:
örnekleri olabilir.
Bu nedenle:
din hakkında konuşurken:
“Bilmiyorum.”
diyebilmek de:
çok önemlidir.

Dini Konularda Kesin Olmayan Bilgiyi Kesinmiş Gibi Söylemek Neden Tehlikelidir
Çünkü:insan:
kendi yorumunu:
Allah’ın sözü:
gibi gösterebilir.
Bu:
çok ağır bir:
sorumluluk doğurur.
Tefsir,
yorum,
rivayet
ve:
ayet arasında:
ayrım yapmak:
bu yüzden:
önemlidir.
Yorum, vahiy değildir.

Bu Ayet Yalanın Sonuçları Hakkında Ne Öğretiyor
Yalan:yalnız:
yanlış bir cümle değildir.
Bazen:
insanların:
inançlarını,
kararlarını
ve:
hayat yönlerini:
değiştirebilir.
Özellikle:
kutsal adına söylenen:
yanlış söz:
çok daha büyük:
sonuçlar:
üretebilir.

İnsan Kendi Ürettiği Bir Yalana Sonunda Kendisi de İnanabilir mi
Evet.Bir yanlış:
sürekli tekrarlandığında:
normalleşebilir.
İnsan:
önce:
başkasını:
ikna etmek için:
söylediği şeyi,
zamanla:
kendisi de:
doğru sanmaya:
başlayabilir.
Bu yüzden:
hakikatle bağın:
korunması:
çok önemlidir.

Zillet Her Zaman Maddi Fakirlik veya Güçsüzlük müdür
Hayır.Bir insan:
zengin olabilir
ama:
ahlaken:
küçülmüş olabilir.
Güçlü olabilir
ama:
itibarını:
kaybetmiş olabilir.
Makam sahibi olabilir
ama:
kendisini:
yalanın ve korkunun:
esiri hâline:
getirmiş olabilir.
Bu yüzden:
zillet:
yalnız ekonomik:
bir durum değildir.

İnsanı Gerçekten Küçülten Şey Nedir
Her başarısızlık:insanı küçültmez.
Her yenilgi:
zillet değildir.
Bazen:
insan:
kaybeder ama:
onurunu korur.
Asıl küçülme:
hakikati:
bilerek çarpıtmak,
yanlışta:
ısrar etmek
ve:
kendi çıkarını:
doğrunun önüne:
koymak olabilir.

149. Ayetteki Pişmanlık ile 152. Ayetteki Ceza Nasıl Birlikte Anlaşılır
- ayette:
pişmanlık yaşadığı:
anlatılmıştı.
- ayette ise:
ne kadar ağır olduğu:
ve sonuç doğurduğu:
vurgulanır.
Bu bize:
şunu gösterir:
Tövbe, yapılan yanlışın ciddi olmadığı anlamına gelmez.
İnsan:
affedilmeyi:
umabilir.
Ama:
yanlışın:
dünyevi sonuçları:
bazen:
devam edebilir.

A‘râf Suresi 151. ve 152. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Bizi rahmetinin içine al.”
diye:
dua etmişti.
- ayette ise:
ilah edinenlerin:
gazap ve zilletle:
karşılaşacağı:
bildirilir.
Bu iki ayet:
Allah’ın:
rahmeti ile adaletini
birlikte:
düşündürür.
Rahmet:
yanlışı:
doğruya çevirmez.
Adalet de:
samimi dönüşün:
değerini:
yok etmez.

Sonuç: A‘râf Suresi 152. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 152. ayet:insanın:
ürettiği yanlışın:
yalnız düşüncede:
kalmadığını,
sonuçlar:
doğurabileceğini:
gösterir.
İsrailoğullarından bir grup:
kendi elleriyle:
bir buzağı:
yapmıştır.
Sonra:
ona:
kutsallık:
yüklemiştir.
Bu:
yalnız:
yanlış bir nesne seçmek:
değildir.
Hakikat hakkında:
yanlış bir iddia:
üretmektir.
Ve Kur’an:
bunu:
iftira
kavramıyla:
ilişkilendirir.
Bu nokta:
çok önemlidir.
Çünkü:
insan:
bazen:
kendi düşüncesine:
kutsallık:
yükleyebilir.
“Ben böyle düşünüyorum.”
demek yerine:
“Allah kesinlikle böyle istiyor.”
diyebilir.
Oysa:
Allah adına:
konuşmak:
çok büyük bir:
sorumluluktur.
Bu yüzden:
dini konularda:
dürüstlük:
yalnız:
doğru bilgi aktarmak:
değildir.
Bilmediğimiz yerde:
“Bilmiyorum.”
demek de:
dürüstlüktür.
Kesin olmayan yerde:
“Bu bir yorumdur.”
demek:
dürüstlüktür.
Bir rivayeti:
Kur’an ayeti:
gibi sunmamak:
dürüstlüktür.
Bir insanın:
kendi tercihlerini:
Allah’ın mutlak hükmü:
gibi göstermemesi:
dürüstlüktür.
Ayet ayrıca:
yanlışın:
dünyevi sonuçlarını:
hatırlatır.
Bazı hatalar:
insanın:
itibarını:
zedeleyebilir.
Güvenini:
kaybettirebilir.
Toplumunu:
zayıflatabilir.
İlişkilerini:
bozabilir.
İnsan:
sonradan:
gerçekten:
pişman olabilir.
Allah’tan:
bağışlanma:
dileyebilir.
Ama:
kırılan güven:
yeniden:
kurulmak zorunda olabilir.
Bu yüzden:
tövbe:
çok değerlidir.
Fakat:
“Nasıl olsa sonra tövbe ederim.”
diyerek:
yanlışa:
hafif bakmak:
tövbenin ruhuyla:
uyuşmaz.
Ayetin:
“zillet” ifadesi de:
bize:
gerçek onurun:
nerede olduğunu:
düşündürür.
İnsan:
bir puta:
secde ettiği için:
yalnız fiziksel olarak:
eğilmez.
Kendi değerini de:
kendisinden aşağı:
bir şeye:
teslim eder.
Kendi yaptığı:
nesnenin önünde:
boyun eğer.
Bu:
tevhid açısından:
çok büyük bir:
çelişkidir.
Çünkü:
Allah’a kulluk:
insanı:
yaratılmışların:
mutlak kulluğundan:
kurtarmaya yönelir.
İnsan:
Allah’a:
kul oldukça,
paraya:
mutlak kul olmak zorunda değildir.
Statüye:
kul olmak zorunda değildir.
İnsanların:
alkışına:
kul olmak zorunda değildir.
Kendi yaptığı:
sistemlerin:
esiri olmak zorunda değildir.
Bu yüzden:
tevhid:
yalnız:
bir inanç cümlesi:
değildir.
Aynı zamanda:
insanın özgürlüğünü koruyan bir merkezdir.
Belki de A‘râf 152’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda kendi ürettiğimiz hangi yanlışları zamanla o kadar büyüttük ki artık onları sorgulamaya bile cesaret edemiyoruz?
Çünkü:
insanın yaptığı:
her şey:
doğru değildir.
İnsan:
bir fikir üretmiş olabilir.
Bir gelenek:
oluşturmuş olabilir.
Bir sistem:
kurmuş olabilir.
Bir alışkanlık:
edinmiş olabilir.
Ama:
bütün bunların:
hakikatin önüne:
geçmesine:
izin vermemelidir.
Ve ayetin:
en güçlü uyarılarından biri:
belki de:
şudur:
Allah adına söylemediği şeyi Allah’a nispet etme.
Çünkü:
yanlış yalnız:
bir hata olabilir.
Ama:
yanlışı:
kutsallaştırmak:
onu:
çok daha tehlikeli:
hâle getirir.
“Bir yanlışın en tehlikeli hâli, onu yapmaktan öte kutsallaştırmaya başladığın andır. Kendi fikrini Allah’ın sözü gibi sunma; hakikate sadakat bazen konuşmak kadar, bilmediğin yerde susmayı da gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu