A‘râf Suresi 143. Ayette “Musa Belirlediğimiz Vakit İçin Gelip Rabbi de Kendisine Konuşunca ‘Rabbim! Bana Kendini Göster de Sana Bakayım’ Dedi. Allah ‘Beni Göremezsin; Fakat Dağa Bak, Eğer O Yerinde Durabilirse Sen de Beni Göreceksin’ Buyurdu. Rabbi Dağa Tecelli Edince Onu Paramparça Etti; Musa da Baygın Düştü. Ayılınca ‘Seni Tenzih Ederim, Sana Tövbe Ettim ve Ben Müminlerin İlkiyim’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan hakikate yaklaşmak isterken bazen kendi sınırını da keşfeder. Bilmek istemek değerlidir; fakat her gerçeğin insan idrakine ve bedenine aynı ölçüde açık olmadığını kabul etmek de tevazudur.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 142. ayetinde Hz. Musa’nın:
otuz geceye on gece eklenerek:
kırk geceye tamamlanan:
özel buluşma sürecine girdiği,
Hz. Hârûn’u:
kavminin başında bıraktığı
ve ona:
“Islah et, bozguncuların yoluna uyma.”
dediği anlatılmıştı.
- ayette ise:
Hz. Musa:
belirlenen vakitte gelir.
Allah:
kendisiyle konuşur.
Hz. Musa:
“Rabbim! Bana kendini göster de sana bakayım.”
der.
Allah:
“Beni göremezsin. Fakat dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin.”
buyurur.
Ardından:
Allah’ın dağa tecellisi gerçekleşir.
Dağ:
parçalanır.
Hz. Musa:
baygın düşer.
Ayıldığında:
“Seni tenzih ederim. Sana tövbe ettim ve ben müminlerin ilkiyim.”
der.
Bu ayet:
Allah’ı görme meselesi, insan idrakinin sınırı, tecelli, peygamber tevazusu ve Allah’ın zatının yaratılmışlarla kıyaslanamayacağı
konularında son derece önemli bir ayettir.
“Musa Belirlediğimiz Vakit İçin Gelince” Ne Demektir
Bu ifade:önceki ayette anlatılan:
kırk gecelik sürenin:
amacına ulaştığını
gösterir.
Hz. Musa:
Allah’ın belirlediği zamanda:
belirlenen buluşmaya:
gelmiştir.
Yani:
buradaki karşılaşma:
Hz. Musa’nın kendi oluşturduğu:
bir manevi deneyim değil,
Allah’ın belirlediği özel bir buluşmadır.
“Rabbi Kendisiyle Konuşunca” Ne Anlama Gelir
Kur’an:Hz. Musa’nın:
Allah ile konuştuğunu:
açıkça bildirir.
Bu sebeple:
Hz. Musa:
İslam geleneğinde:
Kelîmullah
yani:
Allah’ın kendisiyle konuştuğu peygamber
olarak anılmıştır.
Ancak:
bu konuşmanın:
mahiyetini:
insanların birbirleriyle konuşmasına:
benzetmemek gerekir.
Allah’ın Konuşması İnsan Konuşmasına Benzer mi
Hayır.İslam inancında:
Allah’ın sıfatları:
yaratılmışların özellikleriyle:
özdeş değildir.
Biz:
konuşmayı:
ses,
dil,
ağız,
hava titreşimi
gibi fiziksel süreçlerle:
biliriz.
Ama:
Allah:
yaratılmış değildir.
Bu nedenle:
Allah’ın konuşmasını insan konuşmasına benzetmeden kabul etmek
temel bir dikkat noktasıdır.
Hz. Musa Neden “Rabbim Bana Kendini Göster” Dedi
Hz. Musa:Allah ile konuşmanın:
olağanüstü yakınlığını:
yaşadıktan sonra:
Allah’ı görmeyi:
istemiştir.
Bu talep:
inkârdan doğan:
bir meydan okuma değildir.
Tam tersine:
iman eden bir peygamberin:
daha büyük bir müşâhede arzusu
olarak anlaşılır.
Musa’nın Bu İsteği Yanlış mıydı
Hz. Musa’nın talebi:Allah’ın varlığından şüphe ettiği:
anlamına gelmez.
O zaten:
Allah’ın peygamberidir.
Allah ile:
konuşmuştur.
Buradaki mesele:
dünya şartlarında Allah’ın zatını doğrudan görmenin mümkün olup olmadığıdır.
Ayetin cevabı:
bu dünya şartlarında:
Hz. Musa için:
bunun gerçekleşmediğini gösterir.
“Beni Göremezsin” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin Arapçasında:“len terânî”
ifadesi vardır:
“Beni göremezsin.”
Bağlam:
Hz. Musa’nın:
bu dünyadaki:
o anki hâlinde:
Allah’ı görmeye:
dayanamayacağını
gösterir.
İslam düşüncesinde:
bu ayetin:
ahirette Allah’ın görülmesi meselesiyle ilişkisi:
ayrıca tartışılmıştır.
Ancak bu ayetin açık sahnesinde:
Hz. Musa dünyada istediği doğrudan görmeyi gerçekleştirememiştir.
“Dağa Bak” Buyruğunun Anlamı Nedir
Allah:Hz. Musa’ya:
dağı:
bir ölçü olarak:
gösterir.
Dağ:
insan gözünde:
çok güçlü,
sabit,
dayanıklı
bir varlıktır.
Eğer:
bu güçlü dağ:
tecelliye dayanabilirse:
Musa da:
görme talebinin:
gerçekleşebileceğini:
anlayacaktır.
“Eğer Dağ Yerinde Durursa Sen de Beni Göreceksin” Ne Demektir
Bu ifade:Hz. Musa’ya:
insan kapasitesinin:
sınırını:
göstermek için:
çok güçlü bir örnektir.
Dağ bile:
tecelliye:
dayanamazsa:
insan bedeninin:
doğrudan ilahî tecelliyi:
taşımasının:
ne kadar büyük bir mesele olduğu:
ortaya çıkar.
“Rabbi Dağa Tecelli Edince” Ne Anlama Gelir
“Tecelli”:Allah’ın:
bir biçimde:
kudretini,
azametiyle ilişkili bir görünümü
veya ilahî tecellisini:
ortaya koyması
anlamında kullanılır.
Burada:
Allah’ın zatının:
dağın içine girdiği
veya:
fiziksel bir nesneye dönüştüğü:
gibi düşünceler:
İslam inancıyla:
uyuşmaz.
Bu:
ilahî tecellinin dağ üzerindeki etkisidir.
Tecelli Allah’ın Tam Zatıyla Görünmesi midir
Ayet:böyle söylemez.
Tam tersine:
Hz. Musa’nın:
Allah’ı doğrudan görme talebine:
“Beni göremezsin.”
cevabı verilir.
Ardından:
dağa bir tecelli gerçekleşir.
Bu nedenle:
tecelliyi:
Allah’ın zatının:
tam anlamıyla:
fiziksel görünmesi
gibi anlamak:
doğru değildir.

Dağın Parçalanması Ne Anlama Gelir
Dağ:ilahî tecellinin etkisine:
dayanamaz.
Kur’an:
onun:
parçalandığını,
yerle bir olduğunu
bildirir.
Bu:
Allah’ın azametinin:
yaratılmış varlıkların:
kapasitesini ne kadar aştığını:
çok güçlü biçimde:
gösterir.

Musa Neden Baygın Düştü
Dağın bile:dayanamadığı:
bu olağanüstü tecelli karşısında:
Hz. Musa:
şuurunu kaybeder.
Bu:
korkaklık değildir.
Aksine:
insan bedeninin:
sınırını gösterir.
Yani:
peygamber olmak, insan olmanın fiziksel sınırlarını ortadan kaldırmaz.

Peygamberlerin İnsan Olması Neden Önemlidir
Çünkü:peygamberler:
ilah değildir.
Yeme,
içme,
yorulma,
üzülme,
korkma,
bayılma
gibi:
insani özelliklere:
sahiptir.
Onları:
yücelten şey:
ilahlaşmaları değil,
Allah’ın vahyine sadakatleridir.

Musa Ayılınca Neden “Seni Tenzih Ederim” Dedi
“Sübhâneke”ifadesi:
Allah’ı:
eksikliklerden,
yaratılmışlara benzeyen özelliklerden
uzak tutmak
anlamı taşır.
Hz. Musa:
yaşadığı olay karşısında:
Allah’ın:
ne kadar yüce olduğunu:
yeniden ifade eder.

“Sana Tövbe Ettim” Sözü Musa’nın Günah İşlediğini mi Gösterir
Burada:Hz. Musa’nın:
inkâr veya şirk gibi:
bir günah işlediği:
anlaşılmamalıdır.
Tövbe:
Allah’a dönmek,
kendi sınırını kabul etmek
ve:
talebinden geri dönmek
anlamında:
yorumlanabilir.
Peygamberlerin:
Allah karşısındaki:
yüksek tevazusu:
burada çok belirgindir.

“Ben Müminlerin İlkiyim” Ne Demektir
Bu ifade:Hz. Musa’nın:
kendi toplumu ve bu olayın bağlamında:
Allah’ın hükmünü:
ilk kabul edenlerden:
olduğunu
ifade eder.
“Tarih boyunca ilk iman eden insan benim.”
anlamında:
düşünülmez.
Çünkü ondan önce:
iman eden peygamberler ve insanlar:
zaten vardır.

Bu Ayet Allah’ın Bir Cisme Benzetilemeyeceğini Nasıl Gösterir
Eğer Allah:yaratılmış bir nesne gibi:
görülebilen,
sınırlandırılan,
bir yere sığan
bir varlık olsaydı:
tevhid anlayışı:
bozulurdu.
Ayet:
insanın:
Allah’ı:
yaratılmışlara benzetme eğilimine:
çok güçlü bir sınır çizer.
Allah:
yarattığı hiçbir şeye benzemez.

A‘râf Suresi 142. ve 143. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
kırk gecelik:
ilahî buluşmaya:
hazırlanmıştı.
- ayette:
olağanüstü bir boyutu:
anlatılır.
Allah:
Hz. Musa ile konuşur.
Musa:
Allah’ı görmek ister.
Dağa:
tecelli gerçekleşir.
Dağ:
parçalanır.
Musa:
bayılır.
Sonunda:
tevazu ve teslimiyetle Allah’a yönelir.
Yani:
bekleyiş:
yalnız vahiy almak değil,
insanın kendi sınırını da öğrenmesi
hâline gelir.

Sonuç: A‘râf Suresi 143. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 143. ayet:insanın:
Allah karşısındaki konumunu:
çok güçlü biçimde:
hatırlatan ayetlerden biridir.
Hz. Musa:
sıradan biri değildir.
Allah’ın peygamberidir.
Mucizeler:
görmüştür.
Firavun’un karşısında:
durmuştur.
Denizin:
yarılmasına:
şahit olmuştur.
Allah:
onunla:
konuşmuştur.
Buna rağmen:
Allah’ın zatını:
doğrudan görme talebi:
insan kapasitesinin:
sınırına çarpar.
Bu:
çok önemli bir ders taşır:
İnsanın bilgisi büyüyebilir; fakat insan sınırsız değildir.
Bazen:
insan:
her şeyi:
görmek,
ölçmek,
deneylemek,
tamamen açıklamak:
ister.
Bu istek:
bilimin,
felsefenin,
düşüncenin:
çok değerli motorlarından biridir.
Ama:
insanın kapasitesi:
sonsuz değildir.
Gözümüz:
her dalga boyunu:
göremez.
Kulağımız:
her frekansı:
duyamaz.
Aklımız:
çok büyük gerçekleri:
anlamaya çalışabilir.
Ama:
Allah’ın zatı:
yaratılmış dünyanın:
ölçülerine:
indirgenemez.
Ayet:
bizi:
bilgisizliğe değil,
epistemik tevazuya
çağırır:
“Bilmediğin yerde, bilmediğini bil.”
Dağ sahnesi:
bunu:
çok güçlü biçimde:
gösterir.
İnsan gözünde:
dağ:
dayanıklılığın sembolüdür.
Ama:
tecelli karşısında:
dağ bile:
yerinde duramaz.
Hz. Musa:
bayılır.
Bu:
Allah’ın azametinin:
insan ölçülerine:
sığdırılamayacağını:
anlatır.
Ayetin:
belki de en güzel taraflarından biri:
Hz. Musa’nın:
ayıldıktan sonraki:
tavrıdır.
Savunmaya geçmez.
“Ben zaten şunu kastetmiştim.”
demez.
Talebini:
inatla sürdürmez.
Şöyle der:
“Seni tenzih ederim. Sana tövbe ettim.”
Bu:
çok büyük bir:
peygamber tevazusudur.
İnsan:
bazen:
bir konuda:
sınırına geldiğini:
görür.
O noktada:
iki seçeneği vardır:
ya:
kibirle:
ısrar eder,
ya da:
“Buraya kadar anlayabiliyorum.”
der.
İşte:
bilgelik:
bazen ikinci cümlede:
başlar.
Ayet ayrıca:
Allah’ı:
insan zihninin ürettiği:
şekillere:
hapsetmeme konusunda:
çok güçlü bir uyarıdır.
Allah:
bir heykel değildir.
Bir insan değildir.
Bir ışık topu değildir.
Gökyüzünde:
fiziksel olarak oturan:
bir nesne gibi:
düşünülemez.
Çünkü:
bütün bu tasvirler:
yaratılmış dünyadan:
alınmıştır.
Allah ise:
yaratandır.
Bu nedenle:
tevhid:
yalnız:
“Bir Allah vardır.”
demek değildir.
Aynı zamanda:
“Allah’ı yaratılmışlarla karıştırmıyorum.”
demektir.
Belki de A‘râf 143’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Her şeyi anlayamadığımızda hakikati inkâr mı ediyoruz, yoksa insan aklının ve duyularının da bir sınırı olduğunu kabul edebiliyor muyuz?
Çünkü:
tevazu:
düşünmeyi bırakmak değildir.
Tevazu:
çok düşündükten sonra bile:
“Ben yine de sınırlı bir insanım.”
diyebilmektir.
Ve Hz. Musa’nın:
dağ karşısındaki tecrübesi:
bize şunu öğretir:
İnsan:
Allah’a yaklaşırken:
büyüdüğünü değil,
çoğu zaman:
ne kadar sınırlı olduğunu daha iyi fark eder.
“Hakikate yaklaşmak, insanı her zaman daha büyük hissettirmez; bazen ne kadar küçük ve sınırlı olduğunu gösterir. Bilgeliğin başlangıcı her şeyi bildiğini sanmak değil, bilgin büyüdükçe Allah’ın azameti karşısında tevazunun da büyümesidir.”
Ersan Karavelioğlu