A‘râf Suresi 140. Ayette “Musa ‘Allah Sizi Âlemlere Üstün Kılmışken, Size Allah’tan Başka Bir İlah mı Arayayım?’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen kendisine verilen değeri unuttuğu için başkasının önünde küçülür. Kendi Rabbiyle bağını bilen kişi, gördüğü her gücü ilahlaştırmaz.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 139. ayetinde Hz. Musa, putlara yönelen kavmi hakkında:
“Şüphesiz bunların içinde bulundukları şey yok olmaya mahkûmdur ve yapmakta oldukları da batıldır.”
demişti.
- ayette ise uyarı daha kişisel ve daha doğrudan hâle gelir:
Bu soru:
aslında cevap bekleyen sıradan bir soru değildir.
Hz. Musa:
kavmine:
şunu hatırlatmaktadır:
Sizi:
Firavun’un zulmünden kurtaran,
denizden geçiren,
size ayetlerini gösteren,
size özel nimetler veren:
Allah’tır.
Buna rağmen:
başka bir toplumun putlarını görüp:
“Bize de böyle bir ilah yap.”
demek:
büyük bir çelişkidir.
Ayetin merkezinde:
nimeti unutmak, kimliğini kaybetmek, başkasına özenmek ve tevhid bilincini korumak
vardır.
“Allah’tan Başka Bir İlah mı Arayayım?” Ne Demektir
Hz. Musa:kavminin isteğinin:
ne kadar yanlış olduğunu:
soru şeklinde gösterir.
Adeta:
“Gerçek Rabbiniz Allah iken, size yapılmış bir nesneyi nasıl ilah olarak verebilirim?”
demektedir.
Bu:
tevhidin:
çok açık bir savunusudur.
Musa Gerçekten Onlara Bir İlah Aramayı Düşünüyor mu
Hayır.Bu:
retorik bir sorudur.
Yani amaç:
gerçekten ilah aramak değil, böyle bir talebin ne kadar yanlış olduğunu göstermek
tir.
Cevap zaten açıktır:
Allah’tan başka ilah aranmaz.
“Allah Sizi Âlemlere Üstün Kılmışken” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:İsrailoğullarına:
kendi dönemlerinde verilen:
özel nimetleri,
korunmayı,
vahiy bağını
ve kurtuluşu:
hatırlatır.
Buradaki üstünlük:
mutlak,
ebedî
ve hiçbir şart taşımayan:
ırksal bir üstünlük
olarak anlaşılmamalıdır.
Daha çok:
belirli bir tarihsel bağlamda verilen nimet ve seçkin konum
anlamındadır.
Bu Ayet Bir Irkın Diğerlerinden Doğuştan Üstün Olduğunu mu Söyler
Hayır.Kur’an’ın genel ölçüsü:
soy veya ırk değildir.
İnsanın değeri:
takvâ,
ahlak,
iman
ve sorumlulukla:
ilişkilidir.
Bu ayetteki vurgu:
İsrailoğullarına verilen:
özel tarihsel nimetler ve sorumluluk
üzerindedir.
Nimet Verilmek Neden Sorumluluk Getirir
Çünkü:çok şey verilen kişiden:
çok şey beklenir.
Bilgi verilmişse:
bilgiye uygun davranmak gerekir.
Özgürlük verilmişse:
özgürlüğü doğru kullanmak gerekir.
İmkân verilmişse:
onu:
haksızlık için değil,
iyilik için kullanmak gerekir.
Bu yüzden:
nimet:
yalnız ayrıcalık değil,
emanettir.
İsrailoğullarının Talebi Neden Daha Çarpıcı Hâle Geliyor
Çünkü:çok kısa süre önce:
çok büyük bir kurtuluş:
yaşamışlardır.
Firavun’dan:
kurtulmuşlardır.
Denizden:
geçmişlerdir.
Allah’ın:
yardımını görmüşlerdir.
Buna rağmen:
başka bir toplumun:
putlarını görünce:
etkilenmişlerdir.
Bu:
insanın nimeti ne kadar çabuk unutabileceğini
gösterir.
İnsan Büyük Bir İyiliği Neden Çabuk Unutabilir
Çünkü:yeni görüntüler,
yeni arzular,
yeni karşılaştırmalar:
insanın dikkatini:
değiştirir.
Dün:
sahip olduğu şeye:
şükreden kişi,
bugün:
başkasında gördüğüne:
özenebilir.
Bu yüzden:
şükür:
yalnız teşekkür etmek değil,
nimetin değerini hatırlamaya devam etmektir.
Başkasına Özenmek İnsanı Kendi Değerinden Uzaklaştırabilir mi
Evet.İnsan:
sürekli:
başkasına bakarsa:
kendi elindekini:
küçümsemeye başlayabilir.
“Onlarda var, bizde neden yok?”
düşüncesi:
bazen:
kendi değerlerini:
terk etmeye kadar:
gidebilir.
Bu yüzden:
karşılaştırma:
ölçüsüzleştiğinde:
kimliği zayıflatabilir.
Bir Toplum Başkasının Güçlü Görünen İnancına Neden Özenir
Çünkü:güç,
görkem
ve kalabalık:
insanda:
doğruluk izlenimi:
oluşturabilir.
İnsan:
“Bunlar güçlü olduğuna göre, yaptıkları da doğru olmalı.”
diye düşünebilir.
Ama:
güç:
hakikatin:
kanıtı değildir.
Hz. Musa Onlara Kendi Değerlerini mi Hatırlatıyor
Evet.Aslında:
Hz. Musa’nın sorusu:
şöyle de okunabilir:
“Size verilen bu kadar nimeti unutup neden başkasının batılını istiyorsunuz?”
Bu:
yalnız teolojik değil,
aynı zamanda:
kimlik bilincine yönelik:
bir uyarıdır.

Tevhid İnsana Nasıl Bir Özgürlük Kazandırır
Tevhid:insanın:
tek mutlak otoriteyi:
Allah olarak görmesini sağlar.
Böylece:
para,
makam,
insan,
lider,
toplum,
nesne
ilahlaştırılmaz.
Bu:
insana:
manevi bağımsızlık
kazandırır.

İnsan Allah’a İnanıp Yine de Başka Şeyleri İlahlaştırabilir mi
Açık biçimde put yapmasa bile:hayatının merkezine:
başka şeyler:
koyabilir.
Para:
her şeyin ölçüsü olabilir.
İnsanların onayı:
hayatın amacı olabilir.
Güç:
mutlak değer hâline gelebilir.
Bu durumda:
insan:
sözle Allah’a inanırken:
davranışta:
başka şeyleri:
aşırı büyütebilir.

“İlah Aramak” Bugün Nasıl Bir Anlam Taşıyabilir
Bugün çoğu insan:kendisine:
heykel biçiminde ilah aramıyor olabilir.
Ama:
şunları hayatın merkezine:
koyabilir:
para,
şöhret,
güç,
güzellik,
statü,
başarı,
başkalarının onayı.
Bunlar:
araç olmaktan çıkıp:
insanın bütün değerini belirleyen:
merkezler hâline gelirse:
tehlikeli bir bağlılık doğabilir.

Allah’ın Verdiği Değeri Bilmek İnsanı Kibirli Yapar mı
Doğru anlaşılırsa:hayır.
Çünkü:
nimetin kaynağını:
kendisi değil,
Allah olarak görür.
Bu da:
“Ben üstünüm.”
demekten çok:
“Bana emanet verilmiş.”
bilinci oluşturur.
Gerçek şükür:
kibre değil,
tevazuya götürür.

Seçilmiş veya Nimetlendirilmiş Olmak Sorumluluktan Muaf Olmak mıdır
Tam tersine.Kur’an kıssalarının önemli derslerinden biri:
şudur:
Bir topluma:
nimet verilmesi,
onun:
yanlış yapamayacağı
anlamına gelmez.
İsrailoğulları:
büyük nimetler görmüş
ama:
hemen ardından:
yanlış bir talepte bulunmuştur.
Yani:
nimet, ahlaki dokunulmazlık sağlamaz.

İnsan Kendi Geçmişindeki Kurtuluşları Hatırlamalı mı
Evet.İnsan:
hayatında:
zor zamanlardan:
nasıl çıktığını:
hatırlarsa:
bugünkü korkularını:
daha sağlıklı değerlendirebilir.
Ayrıca:
nimetleri hatırlamak:
şükrü:
güçlendirebilir.
Unutmak ise:
aynı yanlışlara:
yeniden dönmeyi:
kolaylaştırabilir.

Bu Ayet Kimlik Konusunda Bize Ne Söyler
Kimlik:yalnız:
başkalarına benzemekle:
kurulmaz.
İnsan:
neyi neden:
benimsediğini:
bilmelidir.
Başkasının:
değerlerini,
inancını,
yaşam biçimini:
sadece etkileyici göründüğü için:
kopyalamak:
bilinçli kimlik değildir.
Gerçek kimlik:
ölçü sahibi olmaktır.

A‘râf Suresi 139. ve 140. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
içinde bulunduğu şeyin:
yok olmaya mahkûm
ve yaptıklarının:
batıl olduğu
söylenmişti.
- ayette ise:
İsrailoğullarına:
şunu hatırlatır:
“Allah size bu kadar nimet vermişken, Allah’tan başka ilah mı arayayım?”
Yani:
bir yanda:
başkasının batılına özenmek,
diğer yanda:
kendi Rabbinin nimetini hatırlamak
vardır.

Sonuç: A‘râf Suresi 140. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 140. ayet:çok güçlü bir:
kimlik ve şükür uyarısıdır.
Hz. Musa:
kavmine:
adeta şöyle der:
“Sizi Firavun’dan kurtaran Allah iken, şimdi neden başka ilah arıyorsunuz?”
Bu:
çok çarpıcıdır.
Çünkü insan:
elindeki nimetin:
değerini:
bazen:
başkasındaki şeyi görünce:
unutabilir.
Bir insan:
sağlıklıdır.
Ama:
başkasının servetine:
bakar.
Ailesi vardır.
Ama:
başkasının hayatına:
özenir.
Kendi yeteneği vardır.
Ama:
başkasının başarısıyla:
kendini:
değersiz hisseder.
Bu:
insanın:
kendi nimetine:
körleşmesine:
neden olabilir.
İsrailoğullarının:
durumu da:
buna benzer.
Onlar:
Allah’ın:
çok büyük yardımını:
görmüşlerdir.
Ama:
başka bir toplumun:
görünür putlarını:
görünce:
“Bizde de olsun.”
demişlerdir.
İşte ayet:
bize:
şunu öğretir:
Her eksiklik sandığın şey gerçekten eksiklik değildir.
Bazen:
başkasında gördüğün şeyin:
sende olmaması:
kayıp değil,
korunma olabilir.
Bu:
çok derin bir bakıştır.
İnsan:
sürekli:
“Bende neden yok?”
diye sorar.
Ama:
daha önemli soru:
bazen:
şudur:
“Bende olanın değerini gerçekten biliyor muyum?”
Hz. Musa’nın:
“Allah sizi âlemlere üstün kılmışken…”
ifadesi de:
kibir çağrısı değildir.
Tam tersine:
sorumluluk çağrısıdır.
Size:
nimet verilmişse:
onu:
doğru taşıyın.
Size:
bilgi verilmişse:
onunla:
daha bilinçli olun.
Size:
özgürlük verilmişse:
yeniden:
başka bir kölelik:
üretmeyin.
Size:
hakikat gösterilmişse:
görüntüye:
aldanmayın.
Belki de A‘râf 140’ın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’ın bize verdiği değeri unuttuğumuz için mi başkasının önünde kendimizi küçültüyor ve onun sahip olduğu şeyleri gereğinden fazla büyütüyoruz?
Çünkü insan:
kendi Rabbinin:
kendisine verdiği değeri:
gerçekten anlarsa:
her parlayanı:
altın sanmaz.
Her güçlüyü:
haklı sanmaz.
Her kalabalığı:
doğru sanmaz.
Ve:
başkasının ilahını:
kendi hayatının merkezine taşımaya ihtiyaç duymaz.
“Kendi değerini Allah’ın verdiği ölçüyle bilen insan, başkasının parıltısına kolayca teslim olmaz. Şükür, yalnız elindekine teşekkür etmek değil; başkasında gördüğün her şeyi kendine gerekli sanmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu