📖 Âl-i İmrân Suresi 188. Ayette “Yaptıklarıyla Sevinip Yapmadıkları Şeylerle Övülmeyi Sevenlerin Azaptan Kurtulacaklarını Sanma; Onlar İçin Elem | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Âl-i İmrân Suresi 188. Ayette “Yaptıklarıyla Sevinip Yapmadıkları Şeylerle Övülmeyi Sevenlerin Azaptan Kurtulacaklarını Sanma; Onlar İçin Elem

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,149
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 188. Ayette “Yaptıklarıyla Sevinip Yapmadıkları Şeylerle Övülmeyi Sevenlerin Azaptan Kurtulacaklarını Sanma; Onlar İçin Elem Verici Bir Azap Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan bazen yaptığı şeyden çok, başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüne yatırım yapar. Âl-i İmrân 188, gerçekte sahip olunmayan erdemlerin alkışını istemeyi ahlaki bir tehlike olarak gösterir: İmaj büyüyebilir, fakat hakikat değişmez.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 188. ayetinde şöyle buyrulur:


“Yaptıklarıyla sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmekten hoşlananların azaptan kurtulacaklarını sanma. Onların azaptan kurtulacaklarını sakın sanma! Onlar için elem verici bir azap vardır.”


Bu ayet, insanın:


kendisi hakkında oluşturduğu imaj,


alkış ihtiyacı,


riya,


itibar,


hak edilmeyen övgü


ve ahlaki özaldatma


üzerine son derece çarpıcı bir uyarıdır.


Bir önceki 187. ayette:


kendilerine verilen bilgiyi gizleyen,


hakikati çıkar uğruna geri plana atan


kimselerden söz edilmişti.


  1. ayette ise sorun daha da derinleşir.

İnsan sadece:


yanlış yapmıyor.


Aynı zamanda:


yaptığı şeyle seviniyor


ve yapmadığı iyilikler için bile:


övülmek istiyor.


Burada artık mesele sadece davranış değildir.


İnsan:


gerçek kimliği ile:


başkalarına sunduğu kimlik


arasında bir mesafe kurmaktadır.


Ve Kur’an bu mesafeyi:


son derece ciddi bir ahlaki problem


olarak ele alır.


1️⃣ “Yaptıklarıyla Sevinirler” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“ellezîne yefrahûne bimâ etev”


denir.


Yani:


“Yaptıkları şeylerle sevinenler.”


Buradaki sevinç:


her başarıdan memnun olmak


anlamında değildir.


İnsan iyi bir iş yaptığında:


sevinebilir.


Bu doğal ve hatta güzel olabilir.


Ayetin bağlamındaki problem:


yanlış,


çıkarcı


veya ahlaken problemli bir davranışın ardından:


kendini başarılı ve haklı görmek


tir.


Yani sorun:


sevinç değil;


neyin sevincini yaşadığın


dır.


2️⃣ İnsan Yanlış Bir Şey Yaptığı Hâlde Neden Sevinir ❓


Çünkü yanlış davranış:


ona kısa vadede:


kazanç


sağlamış olabilir.


Bir gerçeği gizler.


Makamını korur.


Bir bilgiyi çarpıtır.


İtibar kazanır.


Bir rakibini:


geride bırakır.


Sonra da:


“Ne kadar iyi yönettim.”


diye düşünebilir.


İnsan bazen:


ahlaki başarı ile:


stratejik başarıyı


birbirine karıştırır.


Bir işin:


işe yaramış olması,


doğru olduğu anlamına gelmez.


3️⃣ “Yapmadıkları Şeylerle Övülmek İsterler” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ve yuhibbûne en yuhmedû bimâ lem yef‘alû”


denir.


Yani:


“Yapmadıkları şeylerle övülmeyi severler.”


Bu çok çarpıcı bir ifadedir.


İnsan:


bir iyiliği yapmaz.


Ama:


yapmış gibi görünmek ister.


Bir fedakârlığı:


yapmaz.


Ama:


fedakâr bilinmek ister.


Bir sorumluluğu:


yerine getirmez.


Ama:


sorumluluk sahibi diye anılmak ister.


Yani kişinin istediği şey:


erdem değil, erdemin itibarıdır.


4️⃣ Hak Edilmeyen Övgü Neden Bu Kadar Tehlikelidir ❓


Çünkü insan:


başkalarının kendisi hakkında düşündüğü güzel imaja:


gerçek karakterinden daha fazla önem vermeye başlayabilir.


Dürüst olmak yerine:


dürüst görünmek.


Cömert olmak yerine:


cömert bilinmek.


Bilgili olmak yerine:


bilgili görünmek.


Dindar olmak yerine:


dindar sayılmak.


Bu durumda ahlak:


içten dışa değil;


dışarıdan içeriye kurulan bir gösteriye


dönüşebilir.


5️⃣ Övülmeyi Sevmek Tek Başına Günah mıdır ❓


Hayır.


İnsan:


yaptığı güzel bir işten sonra:


takdir edilmekten hoşlanabilir.


Bu:


insanî bir duygudur.


Bir öğretmenin:


emeğinin görülmesini istemesi.


Bir çalışanın:


başarısının takdir edilmesinden memnun olması.


Bir insanın:


iyiliği nedeniyle teşekkür duyması


tek başına ahlaki problem değildir.


Sorun:


yapmadığı şey için övgü istemek


veya:


övgüyü gerçeğin önüne koymaktır.


6️⃣ Riya ile Bu Ayet Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓


Riya:


insanın yaptığı ibadet veya iyiliği:


insanlara gösterme,


onların takdirini kazanma


niyetiyle yapmasıdır.


Âl-i İmrân 188:


riyayla yakın bir ahlaki alanı:


gündeme getirir.


Hatta burada bir adım daha ileri bir durum vardır:


İnsan:


bazen yaptığı iyilikle övülmek ister.


Burada ise:


yapmadığı iyilikle bile övülmek


istemektedir.


Yani görüntü:


gerçekliğin tamamen önüne:


geçmiştir.


7️⃣ İnsan Neden Gerçekte Olmadığı Biri Gibi Görünmek İster ❓


Çünkü itibar:


güçlü bir sosyal sermayedir.


İnsanlar seni:


dürüst sanıyorsa:


güvenir.


Cömert sanıyorsa:


saygı duyar.


Bilgili sanıyorsa:


sözünü dinler.


Cesur sanıyorsa:


peşinden gelebilir.


Bu nedenle insan:


karakteri inşa etmek yerine:


karakterin reklamını


yapmaya yönelebilir.


Fakat reklam:


gerçeğin yerini tutmaz.


8️⃣ Bu Ayet Sosyal İmaj ile Gerçek Kimlik Arasındaki Farkı mı Eleştiriyor ❓


Evet.


İnsanların bizi nasıl gördüğü ile:


gerçekte kim olduğumuz


aynı şey olmayabilir.


Bu fark:


her zaman kötü değildir.


Hiç kimse iç dünyasının tamamını:


başkalarına göstermez.


Fakat kişi bilinçli biçimde:


hak etmediği bir erdem imajı


kuruyorsa;


orada ahlaki problem başlar.


Çünkü amaç artık:


iyi olmak değil, iyi görünmek


tir.


9️⃣ “Yaptıklarıyla Sevinmek” Kendi Kendini Aldatmayla İlişkili Olabilir mi ❓


Evet.


İnsan:


yanlışını:


başarı


olarak yeniden adlandırabilir.


Haksızlık yaptı.


Ama:


“Güçlü davrandım.”


der.


Birini susturdu.


“Otoritemi gösterdim.”


der.


Gerçeği gizledi.


“Krizi yönettim.”


der.


Böylece insan:


kendi ahlakını:


kendi lehine yeniden yazabilir.


Bu:


özaldatmanın


çok güçlü bir biçimidir.


🔟 Ayetin İki Kez “Sanma” Demesi Neden Dikkat Çekicidir ❓


Ayetin Arapçasında:


“fe lâ tahsebennehum…”


ve ardından:


“fe lâ tahsebennehum…”


şeklinde güçlü bir tekrar vardır.


Bu:


mesajın ciddiyetini:


artırır.


Yani:


“Sakın böyle düşünme.”


“Bir kez daha söylüyorum, kurtulacaklarını sanma.”



gibi kuvvetli bir vurgu oluşturur.


Çünkü dışarıdan bakıldığında:


bu kişiler başarılı,


övgü alan,


saygın


görünebilir.


Kur’an ise:


görünür başarıyla:


nihai kurtuluşu


birbirinden ayırır.


1️⃣1️⃣ İnsanların Alkışı Bir Kişinin Haklı Olduğunu Gösterir mi ❓


Hayır.


Alkış:


bir sosyal tepki


dir.


Hakikat:


başka bir meseledir.


Bir kişi:


çok sevilebilir


ama yanlış yapabilir.


Bir lider:


çok alkışlanabilir


ama haksız olabilir.


Bir düşünce:


çok popüler olabilir


ama gerçek olmayabilir.


Bu yüzden:


takdir görmek ile haklı olmak aynı şey değildir.


İnsanların övgüsü:


ahlaki ölçünün yerine


geçemez.


1️⃣2️⃣ Yapmadığı Şeyle Övülmek Modern Dünyada Nasıl Görünebilir ❓


Bir kişi:


başkasının emeğini:


kendi başarısı gibi sunabilir.


Bir yönetici:


ekibin yaptığı işi:


yalnız kendisinin başarısı gibi anlatabilir.


Bir insan:


yapmadığı yardımı:


yapmış gibi gösterebilir.


Bir kurum:


gerçekleştirmediği sosyal sorumluluk çalışmalarını:


abartılı biçimde pazarlayabilir.


Bir kişi:


bilmediği konuda:


uzman imajı oluşturabilir.


Ortak nokta:


itibarın, gerçek emeğin önüne geçmesidir.


1️⃣3️⃣ Başkasının Emeğini Sahiplenmek Bu Ayetin Ahlaki Alanına Girer mi ❓


Genel ilke açısından:


evet, benzer bir problem taşır.


Çünkü kişi:


yapmadığı bir işin:


övgüsünü


almaktadır.


Bu:


emeğin gerçek sahibine de:


haksızlık


olabilir.


Bir kişinin:


başkasının fikrini,


çalışmasını,


başarısını


kendisine mal etmesi:


sadece kibir değil;


adalet problemi


de doğurur.


1️⃣4️⃣ Dindarlıkta “Görünmek” Tehlikesi Nasıl Ortaya Çıkar ❓


İnsan:


ibadetlerini,


bilgisini,


hayırlarını


bir kimlik gösterisine:


dönüştürebilir.


Ama burada dikkatli olmak gerekir.


Bir insanın:


ibadetini açık yapması


otomatik olarak riya


değildir.


Bir yardım kampanyasını:


başkalarını teşvik etmek için duyurması


da otomatik olarak yanlış değildir.


Asıl mesele:


niyettir.


Ben:


Allah için mi yapıyorum?


Yoksa:


insanların beni belli bir şekilde görmesi için mi?


1️⃣5️⃣ İnsan Kendisini Olduğundan Daha İyi Görmeye Başlayabilir mi ❓


Evet.


Sürekli övgü alan kişi:


zamanla kendi imajına:


inanabilir.


Etrafında herkes:


“Sen mükemmelsin.”


diyorsa;


kendi hatalarını:


görmesi zorlaşabilir.


Övgü:


bazen gelişimi destekler.


Ama kontrolsüz övgü:


öz eleştiriyi öldürebilir.


Bu yüzden insanın:


sadece kendisini alkışlayanlara değil;


dürüstçe hatasını söyleyebilen insanlara da:


ihtiyacı vardır.


1️⃣6️⃣ Bu Ayet Liderler ve Güç Sahipleri İçin Nasıl Bir Uyarı Taşır ❓


Çünkü güç sahibi insan:


övgüyü:


daha kolay kontrol edebilir.


Çevresinde:


sadece onu alkışlayan insanlar


bulunabilir.


Başarısızlık:


başkasına yüklenir.


Başarı:


kendisine yazılır.


Yapmadığı şeyler için bile:


övgü üretilebilir.


Bu durumda lider:


gerçek performansı ile:


kendisine anlatılan hikâye


arasındaki farkı kaybedebilir.


Ve en tehlikelisi:


propagandasına kendisi de inanabilir.


1️⃣7️⃣ 187 ve 188. Ayetler Birlikte Nasıl Bir Ahlaki Bozulmayı Gösteriyor ❓


  1. ayette:

hakikati açıklaması gereken kişiler:


onu gizliyor


ve küçük bir bedel karşılığında:


satıyordu.


  1. ayette ise:

yaptıklarıyla seviniyor


ve yapmadıkları şeylerle:


övülmek istiyorlardı.


Böylece iki aşamalı bir yozlaşma görülür:


Önce:


hakikat çıkar uğruna geri plana atılır.


Sonra:


bu davranış bile başarı gibi sunulur.


Bu çok tehlikeli bir noktadır.


İnsan yalnız yanlış yapmaz.


Yanlışını:


erdem gibi:


pazarlamaya başlar.


1️⃣8️⃣ İnsanın Ahlakını Alkıştan Bağımsızlaştırması Neden Önemlidir ❓


Çünkü alkış:


değişkendir.


Bugün seni:


överler.


Yarın:


eleştirirler.


Eğer bütün kimliğin:


insanların takdirine


bağlıysa;


ahlakın da:


kalabalığın isteğine göre:


değişebilir.


Ama insan:


“Kimse görmese de doğru olanı yapacağım.”


diyebiliyorsa;


ahlakı:


daha sağlam bir zemine


oturur.


Belki gerçek karakter:


alkış olmadığı yerde de aynı kişi kalabilmektir.


1️⃣9️⃣ İnsanların Bizim Hakkımızda İyi Düşünmesini mi Daha Çok İstiyoruz, Yoksa Gerçekten İyi Bir İnsan Olmayı mı ❓


Âl-i İmrân 188’in insanın önüne koyduğu en derin soru:


belki budur.


Çünkü bu iki şey:


aynı görünür.


Ama:


aynı değildir.


İnsan:


iyi olmak


isteyebilir.


Bir de:


iyi görünmek


isteyebilir.


Bazen ikisi:


bir arada bulunur.


Ama bazen:


çatışır.


Gerçekten iyi olmak:


bedel ister.


Dürüst olacaksın.


Kimse bilmese bile.


Bir hakkı teslim edeceksin.


Sana alkış gelmese bile.


Yanlışını:


kabul edeceksin.


İtibarın zarar görse bile.


Ama iyi görünmek:


çok daha kolay olabilir.


Doğru kelimeleri:


kullanırsın.


Doğru fotoğrafı:


gösterirsin.


Doğru hikâyeyi:


anlatırsın.


İnsanlar:


senin hakkında:


güzel düşünür.


Fakat Allah:


yalnız hikâyeyi değil;


gerçeği:


bilir.


Belki ayetin en rahatsız edici tarafı da:


budur.


İnsanların gözünde:


çok iyi biri olabilirsin.


Ama kendinle baş başa kaldığında:


o imajın ne kadarını gerçekten:


taşıyorsun?


Bir insan:


“Çok cömert.”


diye bilinebilir.


Ama verdiği her şey:


gösteriş için olabilir.


“Çok dürüst.”


diye bilinebilir.


Ama kimse görmediğinde:


başka davranabilir.


“Çok bilgili.”


diye bilinebilir.


Ama başkalarının emeğini:


kendi bilgisi gibi sunabilir.


İşte Âl-i İmrân 188:


insanı dışarıdaki aynadan:


içerideki aynaya


çevirir.


Ben gerçekten kimim?


İnsanların gördüğü kişi mi?


Yoksa:


kimse görmediğinde ortaya çıkan kişi mi?


Belki karakterin en dürüst tanımı:


kimsenin alkışlamadığı yerde:


yaptıklarımızdır.


Çünkü orada:


ödül:


sosyal değildir.


Bir insan:


kimse bilmese de:


kaybolmuş bir parayı sahibine geri veriyorsa;


orada gerçek bir dürüstlük:


vardır.


Kimse görmese de:


haksız kazancı reddediyorsa;


orada karakter:


vardır.


Bir iyiliği:


duyurmadan yapabiliyorsa;


orada özgürlük:


vardır.


Ama insanın bütün enerjisi:


“Beni nasıl görüyorlar?”


sorusuna giderse;


hayat:


bir sahneye


dönebilir.


Ve sahnede:


performans vardır.


Gerçeklik:


arka tarafta kalır.


Belki modern çağın en büyük ahlaki sınavlarından biri de:


budur.


İnsan artık:


yalnız bir çevreye değil;


binlerce kişiye:


kendi imajını


sunabiliyor.


Yaptığı bir iyiliği:


anında gösterebiliyor.


Bir başarıyı:


büyütebiliyor.


Yapmadığını:


yapmış gibi anlatabiliyor.


Bu teknoloji:


tek başına kötü değildir.


Ama insandaki eski bir arzuyu:


çok büyütebilir:


övgü arzusu.


Ve ayet:


binlerce yıl önce:


tam bu arzının merkezine:


dokunur.


“Yapmadıkları şeylerle övülmeyi severler.”


Belki en büyük tehlike:


başkalarını kandırmak da değildir.


Bir süre sonra:


kendi yarattığımız imaja kendimiz inanabiliriz.


O zaman düzeltme:


çok daha zorlaşır.


Çünkü insan artık:


yalan söylediğini bile:


düşünmez.


Kendisi hakkında anlattığı hikâyeyi:


gerçek sanmaya başlar.


Bu yüzden belki her insanın zaman zaman:


kendisine şu soruyu sorması gerekir:


“Beni kimse övmeyecek olsaydı bunu yine yapar mıydım?”


Eğer cevap:


hayırsa;


belki yaptığımız şeyin merkezinde:


iyilikten çok:


itibar vardır.


Ve belki Âl-i İmrân 188’in bize bıraktığı en ağır soru şudur:


İnsanların bizi cömert, dürüst, bilgili, cesur veya dindar sanmasıyla gerçekten öyle olmak arasında seçim yapmak zorunda kalsak hangisini seçerdik; karakterimizi mi inşa ediyoruz, yoksa karakterimizin reklamını mı?


“Âl-i İmrân 188, insanın yalnız yaptığı yanlışlardan değil, hak etmediği övgüyü istemesinden ve kendi imajını hakikatin önüne koymasından da sorumlu olduğunu gösterir. Övgü kötü değildir; fakat erdemin kendisi yerine erdemli görünmek amaç hâline geldiğinde insan, başkalarını kandırmadan önce kendi vicdanını yanıltmaya başlayabilir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt