📖 Âl-i İmrân Suresi 189. Ayette “Göklerin ve Yerin Hükümranlığı Allah’ındır; Allah Her Şeye Gücü Yetendir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,145
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 189. Ayette “Göklerin ve Yerin Hükümranlığı Allah’ındır; Allah Her Şeye Gücü Yetendir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan dünyada mülk edinir, sınırlar çizer, unvanlar kazanır ve bazen sahip olduklarını kalıcı sanır. Âl-i İmrân 189 ise bütün geçici sahipliklerin üzerinde tek bir hakikati ilan eder: Göklerin ve yerin gerçek mülkü Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 189. ayetinde şöyle buyrulur:


“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah her şeye gücü yetendir.”


Kısa bir ayettir.


Ama taşıdığı anlam:


son derece büyüktür.


Bir önceki ayetlerde:


insanların,


bilginin,


servetin,


övgünün,


inkârın,


cezanın


ve ahiret hesabının


çeşitli yönleri anlatılmıştı.


  1. ayet bütün bu tartışmaların üzerinde:

çok temel bir gerçekliği yeniden kurar:


Nihai mülk Allah’ındır.


İnsanların:


iktidarı,


serveti,


bilgisi,


etkisi


ve hatta bütün devletlerin gücü:


sınırlıdır.


Allah’ın kudreti ise:


insan ölçeğine bağlı değildir.


Bu nedenle ayet yalnız metafizik bir bilgi vermiyor.


İnsanın:


kibir,


mülkiyet,


güç,


korku,


tevekkül


ve sorumluluk anlayışını da:


yeniden şekillendiriyor.


1️⃣ “Göklerin ve Yerin Mülkü Allah’ındır” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“ve lillâhi mulku’s-semâvâti ve’l-ard”


denir.


Yani:


“Göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir.”


“Mülk”:


sahiplik,


egemenlik,


hükümranlık


anlamlarını taşır.


Burada yalnız fiziksel mülkiyet değil:


bütün varlık üzerindeki nihai egemenlik


anlatılır.


Allah:


sadece evreni yaratmış bir başlangıç sebebi değil;


aynı zamanda:


varlığın gerçek sahibi


olarak sunulur.


2️⃣ İnsanların Sahip Olduğu Şeyler Gerçekten Onların Değil mi ❓


Dünya düzeninde:


elbette insan mülkiyete sahip olabilir.


Bir ev:


bir kişinin olabilir.


Bir şirket:


bir kişiye veya ortaklara ait olabilir.


Bir toprak:


hukuken bir sahibin olabilir.


Ayet:


bunu reddetmez.


Fakat insan mülkiyetinin:


mutlak olmadığını


hatırlatır.


İnsan:


sahip olur.


Ama:


geçici olarak.


Allah’ın sahipliği ise:


nihai ve mutlak


olarak anlatılır.


3️⃣ İnsan Mülkiyeti ile Allah’ın Mülkiyeti Arasındaki Fark Nedir ❓


İnsan:


bir şeyi satın alır.


Bir süre kullanır.


Sonra:


ya satar,


ya bırakır,


ya miras bırakır,


ya ölür.


Allah’ın mülkiyeti ise:


başlangıca ve sona:


bağlı değildir.


İnsan:


sahipliğini kaybedebilir.


Allah:


mülkünü kaybetmez.


Bu nedenle insanın:


“Bu sonsuza kadar benim.”


düşüncesi:


gerçeklikle uyuşmaz.


4️⃣ Bu Ayet İnsanın Kibrini Nasıl Kırar ❓


Çünkü kibir çoğu zaman:


sahiplikle


beslenir.


Benim param.


Benim makamım.


Benim gücüm.


Benim ülkem.


Benim başarılarım.



Ama ayet:


bütün bunların üzerinde:


“Mülk Allah’ındır.”


der.


Bu:


insanın emeğini küçümsemek değildir.


Ama emeğin sonucunu:


mutlaklaştırmasını


engeller.


Sahip olduğun şey:


seni Allah’tan bağımsız


hâle getirmez.


5️⃣ Allah’ın Mülkü Bütün Evreni mi Kapsar ❓


Evet.


Ayet:


“gökler ve yer”


ifadesini kullanarak:


bütün varlık alanını


kuşatan bir anlatım kurar.


Kur’an dilinde bu ifade:


yalnız:


gökyüzü + toprak


şeklinde dar anlaşılmaz.


Bütün:


kozmosu,


dünya düzenini,


görünür varlığı


kapsayan güçlü bir bütünlük ifadesidir.


Yani:


Allah’ın egemenliği dışında bağımsız bir varlık alanı yoktur.


6️⃣ “Allah Her Şeye Gücü Yetendir” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“vallâhu alâ kulli şey’in kadîr”


denir.


Yani:


“Allah her şeye gücü yetendir.”


“Kadîr”:


kudret sahibi,


gücü yeten


anlamındadır.


Burada Allah’ın kudreti:


sınırsız insan gücü gibi düşünülmemelidir.


İnsan gücü:


enerjiye,


zamana,


imkâna


bağlıdır.


Allah’ın kudreti ise:


Kur’anî çerçevede:


yaratılmış sınırlara tabi değildir.


7️⃣ “Her Şeye Gücü Yeter” Mantıksal Olarak İmkânsız Şeyleri de Kapsar mı ❓


Klasik kelâm geleneğinde bu konu:


ayrıntılı biçimde tartışılmıştır.


Genel yaklaşım:


ilahî kudretin:


mümkün olan varlık alanıyla


ilişkili olduğu yönündedir.


Mantıksal çelişkiler:


gerçek bir “şey” olarak değerlendirilmez.


Örneğin:


aynı anda hem tamamen kare hem tamamen daire olan bir şekil


gibi ifadeler:


kudret problemi değil;


kavramın kendisindeki çelişkidir.


Dolayısıyla:


Allah’ın kudreti eksik değildir; çelişki ise gerçekleştirilecek gerçek bir nesne değildir.


8️⃣ Allah Her Şeye Gücü Yetiyorsa Kötülük Neden Var ❓


Bu ayet tek başına:


kötülük probleminin bütün cevabını


vermez.


Fakat şunu söyler:


Kötülüğün varlığı:


Allah’ın güçsüz olduğu


anlamına gelmez.


Kur’an’ın genel çerçevesinde:


insan iradesi,


imtihan,


ahlaki sorumluluk,


sabır,


hesap


gibi kavramlar vardır.


Dünyada kötülüğe izin verilmesi:


Allah’ın kötülüğü sevdiği veya onayladığı


anlamına gelmez.


Daha önce gördüğümüz gibi:


ilahî izin ile:


ilahî rıza


aynı şey değildir.


9️⃣ Allah’ın Gücü Varsa Neden Zulmü Hemen Bitirmiyor ❓


Bu:


insanın en zor sorularından biridir.


Özellikle:


savaş,


katliam,


haksızlık,


acı


görüldüğünde:


çok ağırlaşır.


Kur’an’ın cevabı:


tek cümlelik değildir.


Ama şu dengeyi kurar:


İnsan:


sorumludur.


Dünya:


imtihan alanıdır.


Her hesap:


hemen kapanmaz.


Ahiret:


nihai adalet alanıdır.


Ve:


Allah’ın geciktirmesi:


güçsüzlük anlamına gelmez.


  1. ayet:

nihai hükümranlığı:


Allah’a verir.


🔟 Bu Ayet İnsanların Gücünü Önemsiz mi Sayar ❓


Hayır.


İnsan gücü:


gerçektir.


Bir devlet:


savaş başlatabilir.


Bir şirket:


milyonlarca insanı etkileyebilir.


Bir lider:


toplumun yönünü değiştirebilir.


Bir insan:


başkasına büyük iyilik veya büyük zarar


verebilir.


Ama bütün bu güçler:


sınırlıdır.


İnsan gücünün gerçek olması:


onun mutlak olduğu


anlamına gelmez.


Kur’an’ın vurgusu:


gücü küçümsemek değil, sınırını bilmektir.


1️⃣1️⃣ Mülkün Allah’a Ait Olması İnsanların Otoritesini Nasıl Sınırlar ❓


Çünkü hiçbir insan:


mutlak otorite değildir.


Bir yönetici:


hükmedebilir.


Ama:


Tanrı değildir.


Bir din adamı:


yorum yapabilir.


Ama:


mutlak hakikat sahibi değildir.


Bir patron:


işyerinde yetki sahibi olabilir.


Ama:


insanın bütün varlığının sahibi değildir.


Tevhidin siyasi ve ahlaki sonuçlarından biri:


yaratılmış hiçbir gücün mutlaklaştırılamamasıdır.


1️⃣2️⃣ Bu Ayet Tevekkülü Nasıl Güçlendirir ❓


İnsan:


bazen görünür güçlere bakar


ve korkar.


Karşısındaki:


çok zengin,


çok güçlü,


çok etkili


olabilir.


Ama mümin:


nihai mülkün ve kudretin:


Allah’a ait olduğunu


hatırlar.


Bu:


tedbiri bırakmak


değildir.


Ama:


yaratılmış gücü nihai kader belirleyicisi sanmamaktır.


Tevekkül:


burada:


korkuyu gerçek ölçüsüne


yerleştirir.


1️⃣3️⃣ Allah’ın Mülkü İnsan İçin Bir Emanet Ahlakı Doğurur mu ❓


Evet.


Eğer sahip olduğumuz şeylerin:


nihai sahibi Allah ise;


bizim kullanımımız:


sorumluluk


taşır.


Para:


nasıl kazanıldı?


Nasıl harcandı?


Güç:


kimin için kullanıldı?


Bilgi:


doğru mu aktarıldı?


Toprak:


nasıl korundu?


Bu sorular:


mülkiyetin:


yalnız hak değil;


emanet


olduğunu gösterir.


1️⃣4️⃣ “Mülk Allah’ındır” Demek Özel Mülkiyetin Anlamsız Olduğu Anlamına Gelir mi ❓


Hayır.


Kur’an:


insanların:


malını,


mirasını,


ticaretini,


haklarını


düzenleyen hükümler içerir.


Bu zaten:


dünyevî mülkiyetin tanındığını


gösterir.


Ama özel mülkiyet:


ahlaki sınırsızlık


vermez.


Bir insan:


“Mal benim, istediğimi yaparım.”


diyerek:


başkasının hakkını çiğneyemez.


Allah’ın mülkiyeti:


insanın sahipliğini:


sorumlu sahipliğe


dönüştürür.


1️⃣5️⃣ Bu Ayet Ölüm Gerçeğiyle Nasıl Bağlantılıdır ❓


Çok güçlü biçimde.


  1. ayette:

“Her can ölümü tadacaktır.”


denilmişti.


  1. ayet:

“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.”


der.


İnsan ölünce:


sahip olduğunu sandığı:


her şeyi


bırakır.


Ev.


Para.


Makam.


Toprak.


Unvan.


Hepsi:


dünyada kalır.


Bu nedenle ölüm:


insan mülkiyetinin:


geçici olduğunun en kesin kanıtıdır.


1️⃣6️⃣ İnsan Neden Geçici Mülkiyetini Bu Kadar Kolay Mutlaklaştırır ❓


Çünkü sahiplik:


insana güven duygusu


verir.


Bir şeyi:


kontrol edebildiğinde:


kendini daha güçlü


hisseder.


Ama bu kontrol:


sınırlıdır.


Bir yangın:


evi yok edebilir.


Ekonomik kriz:


serveti azaltabilir.


Bir hastalık:


bütün öncelikleri değiştirebilir.


Ölüm:


hepsini:


bir anda bırakmaya


zorlar.


Bu nedenle ayet:


insanı:


sahip ol ama sahipliğinin sınırını unutma


bilincine çağırır.


1️⃣7️⃣ 188 ve 189. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓


  1. ayette:

insanların:


övülme,


itibar,


görünür başarı


tutkusu eleştirilmişti.


  1. ayette ise:

bütün mülkün:


Allah’a ait olduğu


hatırlatılır.


Bu çok anlamlı bir geçiştir.


İnsan:


başkalarının gözünde:


çok büyük


görünebilir.


Ama bütün göklerin ve yerin sahibi:


Allah’tır.


Dolayısıyla insanın:


itibar savaşı,


mülkiyet tutkusu


ve övgü arzusu:


kozmik ölçekte son derece küçüktür.


1️⃣8️⃣ Bu Ayet İnsanın Başarı Anlayışını Nasıl Değiştirebilir ❓


Başarı artık sadece:


“Ne kadar şey elde ettim?”


sorusu değildir.


Şu soru daha önemli hâle gelir:


“Elde ettiğim şeyle ne yaptım?”


Çünkü mülk:


geçici.


Güç:


geçici.


Zaman:


geçici.


İnsan:


sahip olduklarını:


iyiliğe,


adalete,


merhamete


dönüştürebilirse:


geçici imkân:


kalıcı ahlaki değere


dönüşebilir.


Bu açıdan gerçek başarı:


mülkü biriktirmekten çok, emaneti doğru kullanmak


olabilir.


1️⃣9️⃣ Göklerin ve Yerin Mülkü Gerçekten Allah’a Aitse, Hayatımızda Kaybetmekten Bu Kadar Korktuğumuz Şeylere Neden Sanki Sonsuza Kadar Sahipmişiz Gibi Tutunuyoruz ❓


Âl-i İmrân 189’un insanın önüne koyduğu en derin soru:


belki budur.


İnsan:


sahip olmak


ister.


Bu doğal.


Bir ev ister.


Güven ister.


Para ister.


Düzen ister.


Bunların hiçbiri:


tek başına kötü değildir.


Ama sahiplik:


zamanla:


kimliğe


dönüşebilir.


İnsan artık:


“Bir evim var.”


demez.


Sanki:


“Ben o evim.”


gibi yaşamaya başlar.


Para:


bir araç olmaktan çıkar.


Değer ölçüsü:


olur.


Makam:


bir görev olmaktan çıkar.


Kimlik:


olur.


Sonra insan:


bunlardan birini kaybettiğinde:


yalnız bir eşyayı veya pozisyonu değil;


kendini kaybetmiş gibi


hisseder.


  1. ayet:

tam burada:


insanın önüne çok büyük bir cümle


koyar:


“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.”


Sen hiçbir şeyin:


nihai sahibi


değilsin.


Ama bu:


hayatındaki şeylerin değersiz olduğu


anlamına gelmez.


Tam tersine:


değerlerini:


daha doğru yere


yerleştirir.


Evin:


değerlidir.


Ama:


Tanrın değildir.


Para:


gereklidir.


Ama:


nihai güvenliğin değildir.


Makam:


önemli olabilir.


Ama:


senin insanlık değerinin ölçüsü değildir.


İnsanların sevgisi:


güzeldir.


Ama:


varlığının bütün anlamı değildir.


Çünkü bütün bunlar:


geçebilir.


Ve bir gün:


zaten geçecektir.


Belki insanın gerçek özgürlüğü:


hiçbir şeye sahip olmamak


değildir.


Sahip olduğu hiçbir şeyi mutlaklaştırmamaktır.


Bir şeyi:


sevebilirsin.


Ama:


onsuz yaşayamayacağını sanmazsın.


Bir nimeti:


koruyabilirsin.


Ama:


onu kaybetmemek için:


ahlakını satmazsın.


Servet:


biriktirebilirsin.


Ama:


servet seni:


cimriliğin kölesi


yapmaz.


Bir makamı:


taşıyabilirsin.


Ama:


o makamın:


Allah’ın mülkünde geçici bir görev olduğunu


unutmazsın.


İşte:


“Allah her şeye gücü yetendir.”


cümlesi:


burada ikinci büyük dengeyi


kurar.


Mülk:


Allah’ın.


Kudret:


Allah’ın.


O zaman insanın:


kendisini evrenin merkezine koyması:


ne kadar anlamsızlaşır.


Ama aynı zamanda:


korkusu da:


ölçü kazanır.


Çünkü hiçbir insan:


mutlak güç sahibi değildir.


Seni tehdit eden kişi:


güçlü olabilir.


Ama:


Allah değildir.


Seni yöneten sistem:


çok büyük olabilir.


Ama:


sonsuz değildir.


Sana kapı kapatan insanlar:


etkili olabilir.


Ama:


bütün imkânların sahibi


değildir.


Tevhid:


bu nedenle yalnız:


“Allah birdir.”


cümlesi değildir.


Aynı zamanda:


“Hiçbir yaratılmış mutlak değildir.”


demektir.


Bu:


kibri de kırar.


Korkuyu da.


Servet tutkusunu da.


İnsanlara aşırı bağımlılığı da.


Ve belki insanın en derin huzurlarından biri:


şunu gerçekten kabul ettiğinde


başlar:


“Ben sahip olduğum şeylerin sahibi değil, bir süreliğine emanetçisiyim.”


O zaman kayıp:


hâlâ acı verir.


Ama varlığını:


tamamen yıkmaz.


Çünkü nihai güvenin:


mülkte değil;


mülkün sahibindedir.


Ve belki Âl-i İmrân 189’un bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Bir gün elimizden çıkacak para, mülk, makam ve insanların onayı için bugün ne kadar korkuyor, ne kadar hırslanıyor ve hangi değerlerimizden vazgeçiyoruz; göklerin ve yerin gerçek mülkünün Allah’a ait olduğunu gerçekten bilseydik, acaba sahip olduklarımızla ilişkimiz bugün olduğundan çok daha özgür olmaz mıydı?


“Âl-i İmrân 189, bütün göklerin ve yerin gerçek mülkünün Allah’a ait olduğunu ve O’nun her şeye kadir olduğunu ilan eder. İnsan sahip olabilir ama sahipliği geçicidir; güç kullanabilir ama gücü sınırlıdır. Bu ayet, mülkiyeti emanete, kudreti tevazuya ve korkuyu tevekküle dönüştüren temel bir tevhid bilinci kurar.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt