Âl-i İmrân Suresi 185. Ayette “Her Can Ölümü Tadacaktır; Mükâfatlarınız Ancak Kıyamet Günü Eksiksiz Verilecektir. Kim Ateşten Uzaklaştırılıp Cennete Konulursa Gerçekten Kurtuluşa Ermiştir. Dünya Hayatı Aldatıcı Bir Geçimlikten Başka Nedir ki” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan dünyada kazandıklarını hayatın nihai bilançosu sanabilir. Âl-i İmrân 185 ise bütün hesapları ölüm çizgisinin ötesine taşır: Her can ölümü tadacak, gerçek karşılık ahirette verilecek ve asıl başarı, insanların gözünde ne kadar yükseldiğimiz değil, Allah katında nasıl bir sonuca ulaştığımız olacaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 185. ayetinde şöyle buyrulur:
“Her can ölümü tadacaktır. Mükâfatlarınız size ancak kıyamet günü eksiksiz olarak verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı ise aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”
Bu ayet, Kur’an’ın:
ölüm,
ahiret,
başarı,
dünya hayatı
ve insanın değer ölçüsü
hakkındaki en güçlü cümlelerinden bazılarını bir araya getirir.
Ayet dört büyük hakikati art arda söyler:
Her can ölecek.
Gerçek karşılık ahirette tamamlanacak.
Asıl kurtuluş, ateşten uzaklaştırılıp cennete girmektir.
Dünya hayatı nihai gerçeklik değildir.
Bu dört cümle:
insanın hayat anlayışını baştan aşağı değiştirebilecek kadar derindir.
“Her Can Ölümü Tadacaktır” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“kullu nefsin zâikatul-mevt”
denir.
Yani:
“Her nefis ölümü tadacaktır.”
“Nefs” burada:
canlı insan varlığını,
kişiyi
ifade eder.
“Tadacaktır” kelimesi ise:
ölümün sadece teorik bir bilgi olmadığını;
her insan tarafından:
bizzat yaşanacak kaçınılmaz bir tecrübe
olduğunu anlatır.
İnsan:
ölüm hakkında konuşabilir.
Başkalarının ölümünü görebilir.
Ama bir gün:
ölüm:
kendisi için de:
kişisel bir gerçeklik
olacaktır.
Neden “Ölecektir” Değil de “Ölümü Tadacaktır” Denmiştir
“Tadmak”:
kişisel tecrübeyi
öne çıkarır.
İnsan bir şeyi:
uzaktan anlatabilir.
Ama tatmak:
onu doğrudan yaşamaktır.
Ölüm de:
başkasının başına gelen soyut bir olay değildir.
Her insan:
bir gün:
kendi ölümünü
yaşayacaktır.
Bu ifade aynı zamanda:
ölümün:
nihai yok oluş değil,
bir geçiş
olduğu fikriyle de uyumludur.
Çünkü “tatmak”:
yaşayan bir öznenin:
bir tecrübeyle karşılaşmasını
çağrıştırır.
Bu Ayet Ölüm Karşısında Bütün İnsanları Eşitliyor mu
Evet.
Zengin.
Fakir.
Kral.
İşçi.
Bilgin.
Cahil.
Ünlü.
Bilinmeyen.
Hepsi:
ölümlüdür.
Dünyadaki statüler:
ölüm karşısında:
mutlak üstünlük
sağlamaz.
Bir insan:
milyarlarca servete sahip olabilir.
Ama:
ölümü satın alamaz.
Bu nedenle ölüm:
insanın kendisi hakkında kurduğu:
mutlak güç yanılsamasını
kıran en büyük gerçeklerden biridir.
Ölümün Kaçınılmazlığı Hayatı Değersiz mi Yapar
Hayır.
Tam tersine:
hayatın değerini:
artırabilir.
Eğer zaman:
sonsuz olsaydı;
bugünün değeri:
daha farklı olurdu.
Ama insan:
sınırlı olduğunu bildiğinde:
zamanın kıymetini
daha iyi anlayabilir.
Bir gün biteceğini bilmek:
hayatı anlamsızlaştırmak yerine:
hangi şeylerin gerçekten önemli olduğunu seçmeye
zorlayabilir.
“Mükâfatlarınız Kıyamet Günü Eksiksiz Verilecektir” Ne Demektir
Ayette:
“ve innemâ tuveffevne ucûrakum yevme’l-kıyâmeh”
denir.
Yani:
“Ecirleriniz size kıyamet günü tam olarak verilecektir.”
“Tuveffevne”:
eksiksiz vermek,
tamamlamak
anlamını taşır.
Bu çok önemlidir.
Dünyada:
iyiliklerin bütün karşılığı
verilmez.
Kötülüklerin bütün hesabı da:
görülmez.
Nihai hesap:
kıyamet gününde tamamlanacaktır.
Dünya Neden Tam Bir Adalet Alanı Değildir
Çünkü burada:
adaletsizlikler gerçekleşebilir.
Bir zalim:
ceza görmeden ölebilir.
Bir mazlum:
hakkını alamadan dünyadan ayrılabilir.
Bir iyilik:
kimse tarafından fark edilmeyebilir.
Bir kötülük:
uzun süre gizli kalabilir.
Eğer hesap:
yalnız dünyaya bağlı olsaydı;
çok sayıda dosya:
açık kalırdı.
Ahiret inancı:
bu eksik hesabın:
nihai adaletle tamamlanacağı
fikrini taşır.
“Kim Ateşten Uzaklaştırılırsa” İfadesi Neden Bu Kadar Çarpıcıdır
Ayette:
“fe men zuhziha ani’n-nâr”
denir.
“Zuhziha”:
bir şeyi yavaşça uzaklaştırmak,
çekip kurtarmak
anlamı taşır.
Burada:
insanın ateşten:
uzaklaştırılması
çok güçlü biçimde anlatılır.
Sanki insan:
tehlikeye çok yakınken:
oradan çekilip kurtarılıyor.
Bu ifade:
kurtuluşun:
çok büyük bir ilahî nimet
olduğunu hissettirir.
“Cennete Konulursa Gerçekten Kurtulmuştur” Ne Anlama Gelir
Ayet:
“ve udkhile’l-cennete fekad fâz”
der.
Yani:
“Cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir.”
“Fâze”:
kazandı,
başarıya ulaştı,
kurtuldu
anlamlarını taşır.
Kur’an burada:
başarı kavramını:
yeniden tanımlar.
Dünyada başarı:
para,
makam,
şöhret,
güç
ile ölçülebilir.
Ama ayetin nihai ölçüsü:
ateşten kurtulup cennete girmektir.
Gerçek Başarı Dünya Başarısından Tamamen Bağımsız mıdır
Dünya başarısı:
değersiz değildir.
İnsan:
iyi bir iş kurabilir.
Bilim üretebilir.
Sanat yapabilir.
Ailesine güzel bir hayat sağlayabilir.
Topluma fayda verebilir.
Bunlar:
değerlidir.
Ama Kur’an:
bunları:
nihai başarı
olarak görmez.
Dünyevî başarı:
ahlakla birleşirse:
değer kazanır.
Ama ahireti kaybettiren bir başarı:
Kur’an’ın ölçüsünde:
gerçek zafer değildir.
“Dünya Hayatı Aldatıcı Bir Geçimliktir” Ne Demektir
Ayette:
“ve me’l-hayâtud-dunyâ illâ metâ‘ul-gurûr”
denir.
Yani:
“Dünya hayatı aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.”
“Metâ‘”:
geçici yararlanma,
kullanım eşyası,
faydalanılan şey
anlamına gelir.
“Gurûr” ise:
aldanma,
aldatma
anlamı taşır.
Yani dünya:
tamamen kötü değildir.
Ama insan:
onu nihai ve kalıcı sanarsa:
aldanabilir.

Dünya Hayatı Kötü müdür
Hayır.
Kur’an:
dünyadaki nimetleri:
mutlak kötülük
olarak tanımlamaz.
Aile,
rızık,
güzellik,
doğa,
mal,
ilim
Allah’ın nimetleri olabilir.
Sorun dünya değildir.
Sorun:
dünyayı nihai gerçeklik sanmaktır.
Bir araç:
amaç hâline geldiğinde:
aldatıcı olur.
Dünya:
ahirete hazırlık alanıdır.
Ama insan onu:
sonsuz ev
sanarsa:
ölçeği bozulur.

“Aldatıcı” Olan Dünyanın Kendisi mi, İnsanın Ona Bakışı mı
Daha dikkatli ifade:
insanın dünyayla kurduğu yanlış ilişkidir.
Dünya:
geçicidir.
Bunu gizlemez.
İnsan:
yaşlanır.
Eşyalar eskir.
İnsanlar ölür.
Her şey:
geçiciliğin işaretlerini taşır.
Fakat insan:
bütün bu işaretlere rağmen:
sanki hiçbir şey bitmeyecekmiş gibi
yaşayabilir.
Aldanma:
çoğu zaman:
geçici olanı kalıcı sanmaktır.

Ölümü Hatırlamak İnsanı Karamsar mı Yapar
Doğru anlaşıldığında:
zorunlu olarak hayır.
Ölümü hatırlamak:
“Hiçbir şeyin anlamı yok.”
demek değildir.
Tam tersine:
“Zamanım sınırlı; o hâlde gerçekten değerli olana yönelmeliyim.”
demek olabilir.
Ölüm bilinci:
küçük kavgaları,
gereksiz kibri,
sonsuz ertelemeyi
sorgulatabilir.
İnsanı hayatı terk etmeye değil;
daha bilinçli yaşamaya
çağırabilir.

İnsan Ölümü Bildiği Hâlde Neden Sanki Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Yaşar
Çünkü ölüm:
bilinen ama sürekli hissedilmeyen
bir hakikattir.
İnsan:
ölümü zihinsel olarak kabul eder.
Ama günlük hayatta:
gelecek planları,
işler,
istekler
ölüm düşüncesini:
arka plana iter.
Bir ev yapar.
On yıllık plan yapar.
Daha fazla biriktirir.
Bunların hiçbiri yanlış değildir.
Sorun:
ölümü hesaba hiç katmadan:
sonsuzluk yanılsamasıyla
yaşamaktır.

Bu Ayet “Dünyayı Terk Edin” mi Diyor
Hayır.
Eğer öyle olsaydı:
Kur’an:
çalışma,
aile,
ticaret,
adalet,
toplum,
infak
gibi dünya hayatına ilişkin bu kadar çok sorumluluk
vermezdi.
Mesaj:
dünyayı bırakmak değil;
dünyayı doğru yere koymaktır.
Dünya:
amaç değil;
emanet ve imtihan alanıdır.
İnsan:
dünyada yaşar.
Ama:
kalbini yalnız dünyaya:
mahkûm etmez.

Ölüm Bilinci Ahlakı Nasıl Değiştirebilir
Eğer insan:
bir gün hesap vereceğine inanıyorsa;
kararlarını:
yalnız kısa vadeli kazanca göre
vermeyebilir.
Bir yalan:
bugün işe yarayabilir.
Ama:
nihai hesapta?
Bir haksızlık:
bugün para kazandırabilir.
Ama:
ahirette?
Bir iyilik:
bugün karşılıksız kalabilir.
Ama:
kıyamet gününde?
Bu düşünce:
ahlakı:
kısa vadeli çıkarın ötesine
taşır.

Bu Ayet Başarı Kavramını Nasıl Tersine Çeviriyor
Dünya şöyle diyebilir:
“Çok kazanırsan başarılısın.”
“Güçlüysen kazandın.”
“Herkes seni tanıyorsa önemlisin.”
Ayet ise:
“Ateşten uzaklaştırılıp cennete girersen işte gerçek başarı budur.”
der.
Bu:
çok radikal bir ölçü değişikliğidir.
Bir insan dünyada:
başarısız görünebilir.
Ama Allah katında:
başarılı olabilir.
Bir başkası dünyada:
zirvede olabilir.
Ama nihai hesapta:
kaybedebilir.

184 ve 185. Ayetler Birlikte Nasıl Bir Perspektif Kuruyor
- ayet:
peygamberlerin reddedilebileceğini
hatırlatmıştı.
- ayet ise:
bu dünyadaki kabul ve reddin:
nihai hesap olmadığını
gösterir.
İnsanlar:
seni yalanlayabilir.
Toplum:
seni alkışlamayabilir.
Ama:
her can ölecek.
Ve gerçek karşılık:
kıyamette tamamlanacak.
Böylece insan:
değerini yalnız:
bugünkü insanların değerlendirmesine
bağlamaktan kurtulur.

Eğer Bugün Öleceğimizi Kesin Olarak Bilseydik, Şu Anda Çok Önemli Sandığımız Hangi Şeyler Bir Anda Değerini Kaybederdi ve Hangi Şeyler Gerçekten Önemli Hâle Gelirdi
Âl-i İmrân 185’in insanın önüne koyduğu en ağır soru:
belki de budur.
İnsan ölüm tarihini:
bilmez.
Ama öleceğini:
bilir.
Bu:
çok garip bir durumdur.
Kesin olan:
ölüm.
Belirsiz olan:
zaman.
Ve insan çoğu zaman:
belirsiz zamanı:
sonsuzmuş gibi
kullanır.
“Sonra yaparım.”
“Bir gün özür dilerim.”
“İleride daha iyi biri olurum.”
“Biraz daha kazanayım, sonra yaşarım.”
Ama:
“sonra” garantili değildir.
Belki ölüm bilincinin en büyük hediyesi:
ertelemeyi sorgulatmasıdır.
Kırdığın biri varsa:
neden bekliyorsun?
Sevdiğin biri varsa:
neden söylemiyorsun?
Bir haksızlık yapıyorsan:
neden bırakmıyorsun?
Yapabileceğin bir iyilik varsa:
neden sürekli erteliyorsun?
İnsan çoğu zaman:
en değerli şeyleri:
daha sonra
için saklar.
Ama hayat:
bize:
sonranın sözünü
vermemiştir.
Ayet:
“Her can ölümü tadacaktır.”
derken:
ölümü korku üretmek için değil;
belki:
hayatı uyandırmak için
önümüze koyar.
Bir başka büyük gerçek:
şudur:
“Mükâfatlarınız ancak kıyamet günü tam olarak verilecektir.”
Yani bugün:
adalet tamamlanmamış olabilir.
Sen iyilik yaptın.
Kimse fark etmedi.
Belki:
boşa gitmedi.
Haksızlığa uğradın.
Hakkın alınmadı.
Belki:
hesap bitmedi.
Bir zalim kazandı.
Belki:
hikâyenin son sayfasına daha gelmedik.
İşte ahiret inancı:
insana:
dünyanın eksik hesaplarını:
nihai hesap sanmama
gücü verir.
Sonra ayet:
başarı kavramını:
tek cümlede:
değiştirir:
“Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa gerçekten kurtulmuştur.”
Burada:
banka hesabı yok.
Unvan yok.
Takipçi sayısı yok.
Şöhret yok.
Makam yok.
Gerçek başarı:
çok daha başka bir ölçüdedir.
Bu:
dünya başarısını anlamsızlaştırmaz.
Ama ona:
sınır çizer.
Bir şirket kur.
Ama:
ahlakını satma.
Para kazan.
Ama:
para için insanlığını kaybetme.
Başarılı ol.
Ama:
başarıyı Tanrılaştırma.
Güzel yaşa.
Ama:
dünyayı sonsuz sanma.
Çünkü sonunda:
bütün tablolar:
kapanacak.
Bir gün:
bir başkası:
bizim evimizde yaşayabilir.
Bir başkası:
arabamızı kullanabilir.
Bir başkası:
masamızda oturabilir.
Bir süre sonra:
adımız bile:
çok az kişi tarafından
hatırlanabilir.
İşte:
“Dünya hayatı aldatıcı bir geçimliktir.”
ifadesi:
tam burada:
anlamını bulur.
Dünya:
elimizden kaçtığı için değersiz değildir.
Geçici olduğunu unutursak:
aldatıcıdır.
İnsan bazen:
sahneyi:
oyunun tamamı
sanır.
Oysa perde:
kapanacaktır.
Ve Kur’an’a göre:
asıl hesap:
ondan sonra:
başlayacaktır.
Belki insanın en büyük bilgeliği:
dünyaya:
ne nefretle
ne de tutkuyla
bakmaktır.
Onu:
emanet
olarak görmek.
Kullanmak.
Güzelliğini yaşamak.
İyilik üretmek.
Ama:
sonsuzluk talebini:
dünyaya yüklememek.
Çünkü dünya:
bunu taşıyamaz.
Her güzel şey:
değişir.
Her beden:
yaşlanır.
Her bina:
eskir.
Her güç:
el değiştirir.
Her hayat:
ölümle karşılaşır.
Ama ayetin söylediğine göre:
ölüm:
son hesap değildir.
Ve belki Âl-i İmrân 185’in bize bıraktığı en ağır soru şudur:
Bir gün mutlaka öleceğimizi, sahip olduğumuz her şeyi bırakacağımızı ve gerçek başarının kıyamet gününde belli olacağını gerçekten kabul ediyorsak, neden hâlâ geçici dünya kazançları uğruna kalıcı olduğuna inandığımız değerleri bu kadar kolay feda ediyoruz?
“Âl-i İmrân 185, ölümü hayatın anlamsızlığı olarak değil, dünya hakkındaki yanılsamalarımızı düzelten büyük bir gerçeklik olarak önümüze koyar. Her can ölümü tadacak, gerçek karşılık ahirette tamamlanacak ve gerçek başarı cennete ulaşmak olacaktır. Dünya değerlidir; fakat sonsuz değildir. Onu aldatıcı yapan, geçici olduğunu unutup bütün varlığımızı ona bağlamamızdır.”
Ersan Karavelioğlu