Âl-i İmrân Suresi 178. Ayette “İnkâr Edenler Kendilerine Mühlet Vermemizi Sakın Haklarında Hayırlı Sanmasınlar; Biz Onlara Ancak Günahlarını Artırsınlar Diye Mühlet Veriyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir insanın yanlış yaptığı hâlde hemen karşılık görmemesi, onun doğru yolda bulunduğunu göstermez. Âl-i İmrân 178, geciken hesabı ilahî onay sanma yanılgısını kırar: Mühlet bazen rahmete açılan bir tövbe kapısıdır; fakat insan o zamanı yanlışta ısrar ederek kullanırsa, aynı mühlet kendi aleyhine büyüyen bir hesaba dönüşebilir.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 178. ayetinde şöyle buyrulur:
“İnkâr edenler, kendilerine mühlet vermemizi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar. Biz onlara ancak günahlarını artırsınlar diye mühlet veriyoruz. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.”
Bu ayet, önceki iki ayetin devamında son derece önemli bir yanılgıyı ele alır.
- ayette:
inkârda hızla ilerleyenlerin Allah’a zarar veremeyeceği,
- ayette:
iman karşılığında inkârı satın alanların kendi aleyhlerine bir tercih yaptığı
bildirilmişti.
- ayette ise şu soru ortaya çıkar:
Peki yanlışta ilerleyen bu insanlar neden hemen cezalandırılmıyor?
Neden yaşamaya,
güç kazanmaya,
servet edinmeye,
planlarını sürdürmeye
devam edebiliyorlar?
Bu durum:
Allah’ın onlardan razı olduğu
anlamına mı gelir?
Ayetin cevabı açıktır:
Hayır.
Bir insana zaman verilmesi:
onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Fakat ayetteki:
“Günahlarını artırsınlar diye mühlet veriyoruz.”
ifadesi ayrıca çok dikkatli anlaşılmalıdır.
Bu, Allah’ın insanı zorla günaha sürüklediği anlamına gelmez.
İnsan kendi tercihleriyle yanlışta ısrar ederken Allah’ın ona verdiği zaman:
tövbeye de dönüşebilir,
daha fazla günaha da.
İşte mühletin ahlaki ağırlığı tam burada ortaya çıkar.
“Kendilerine Mühlet Vermemizi” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“numlî lehum”
ifadesi kullanılır.
“İmlâ”:
süre vermek,
ertelemek,
bir kimseye zaman tanımak
anlamına gelir.
Yani Allah:
inkâr ve kötülük içindeki kişiyi:
her yanlışından hemen sonra cezalandırmayabilir.
Hayatı devam eder.
Yeni fırsatlar bulabilir.
Güç kazanabilir.
Dışarıdan bakıldığında:
her şey yolunda bile görünebilir.
İşte ayet:
bu süreyi:
ilahî onayla karıştırmayın
der.
Mühlet Verilmesi Neden Hayır Sanılabilir
Çünkü insan:
çoğu zaman sonuçlara bakarak:
ahlaki hüküm verir.
Bir kişi:
yanlış yapıyor.
Ama zenginleşiyor.
Gücü artıyor.
Sağlığı yerinde.
İnsanlar onu alkışlıyor.
O zaman şöyle düşünebilir:
“Demek ki yaptığım o kadar da yanlış değil.”
Hatta:
“Allah bana bütün bunları veriyorsa herhâlde benden razıdır.”
diyebilir.
Âl-i İmrân 178:
bu mantığı açık biçimde:
bozar.
Dünyevî rahatlık, ilahî rızanın otomatik göstergesi değildir.
Başarılı Olmak Allah’ın Bir İnsandan Razı Olduğunu Göstermez mi
Tek başına:
hayır.
Dünyevî başarı:
çok farklı sebeplerle oluşabilir.
Çalışma.
Zekâ.
Miras.
Güç ilişkileri.
Tarihsel şartlar.
Bazen de:
haksızlık.
Bir insanın:
çok para kazanması,
çok güçlü olması,
uzun yaşaması
onun Allah katındaki ahlaki derecesini:
otomatik olarak göstermez.
Aynı şekilde:
bir insanın zor durumda olması da:
Allah tarafından değersiz görüldüğünü
kanıtlamaz.
Kur’an:
başarı ile rıza arasındaki bu kolay denklemi sürekli kırar.
Allah Neden Yanlış Yapan Birini Hemen Cezalandırmıyor
Çünkü Kur’an’ın anlattığı dünya:
her davranışın hemen karşılığının verildiği:
otomatik bir ceza makinesi
değildir.
İnsana:
zaman,
özgür tercih,
tövbe imkânı,
öğrenme fırsatı
verilir.
Eğer her yanlış davranıştan hemen sonra:
kaçınılmaz ceza gelseydi;
ahlaki tercih alanının yapısı da:
çok farklı olurdu.
İnsan:
iyiliği sevgiden veya bilinçten değil,
yalnız anlık cezadan kaçmak için
yapabilirdi.
Mühlet:
özgürlüğün de:
sorumluluğun da
parçasıdır.
Mühlet Aslında Tövbe İçin Bir Fırsat Olabilir mi
Evet.
İnsan yaşadığı sürece:
geri dönebilir.
Yanlışını fark edebilir.
Tövbe edebilir.
Hakkını yediği insana:
hakkını geri verebilir.
Hayatını:
değiştirebilir.
Bu yüzden her gecikmiş ceza:
“Allah seni daha çok cezalandırmak istiyor.”
şeklinde bireysel olarak yorumlanamaz.
Biz belirli insanların Allah katındaki durumunu:
bilemeyiz.
Mühlet:
bir insan için:
tövbenin kapısı
da olabilir.
Sorun:
o kapıyı nasıl kullandığıdır.
“Günahlarını Artırsınlar Diye” İfadesi Allah’ın İnsanları Günaha Zorladığı Anlamına mı Gelir
Hayır.
Ayeti:
“Allah onların günah işlemesini istiyor ve onları buna zorluyor.”
şeklinde anlamak:
Kur’an’ın insan sorumluluğu öğretisiyle uyuşmaz.
İnsan:
kendi iradesiyle:
yanlışta ısrar eder.
Allah ona:
zaman verir.
Eğer insan bu zamanı:
daha fazla kötülük yapmak için kullanırsa:
günahı artar.
Dolayısıyla mühlet:
günahın zorunlu sebebi değil;
günahın devam edebilmesine izin verilen zaman alanıdır.
O Hâlde “Diye” İfadesini Nasıl Anlamalıyız
Kur’an’daki bu tür ifadeler:
nihai sonucun ortaya çıkması bağlamında
anlaşılabilir.
Yani inkârda ısrar eden kişiye:
süre tanındığında;
onun kendi tercihiyle:
daha fazla günah işlemesi
mümkün hâle gelir.
Böylece içindeki yöneliş:
daha da açığa çıkar.
Bu:
Allah’ın günahı sevdiği
anlamına gelmez.
Tam tersine:
Allah’ın ahlaki emirleri zaten:
günahı yasaklamaktadır.
İlahî izin ile ilahî rıza aynı şey değildir.
Allah Bir Şeyin Olmasına İzin Verip Ondan Razı Olmayabilir mi
Evet.
Bu ayrım:
Âl-i İmrân’ın önceki ayetlerinde de önem kazanmıştı.
Dünyada:
cinayet gerçekleşebilir.
Ama Allah:
cinayeti emretmiş veya ondan razı olmuş
değildir.
Yalan söylenebilir.
Zulüm yapılabilir.
İnsan inkâr edebilir.
Bunların varlık düzeninde gerçekleşmesine izin verilmesi:
ahlaken onaylandıkları
anlamına gelmez.
Gerçekleşmek başka, Allah’ın razı olması başkadır.
Günah Neden Zamanla Artabilir
Çünkü yanlış davranış:
tekrarlanabilir.
Bir insan:
ilk kez yalan söylediğinde:
rahatsız olabilir.
Sonra:
ikinci kez.
Üçüncü kez.
Bir süre sonra:
yalan sıradanlaşabilir.
İnsan yaptığı kötülüğü:
normalleştirebilir.
Hatta onu:
savunmaya başlayabilir.
Böylece günah:
yalnız sayı olarak değil;
karakter üzerinde bıraktığı etki bakımından da
derinleşebilir.
İnsan Cezalandırılmadıkça Yanlışını Doğru Sanabilir mi
Evet.
Bu, tehlikeli bir psikolojik yanılsamadır.
İnsan şöyle düşünebilir:
“Yıllardır yapıyorum, hiçbir şey olmadı.”
Bu cümle:
davranışın doğru olduğunu
kanıtlamaz.
Sadece:
henüz belirli bir sonuçla karşılaşmadığını
gösterir.
Bir insan:
yıllarca hile yapabilir.
Yakalanmayabilir.
Bu:
hilenin doğru olduğunu
değil;
hesabın henüz gelmediğini
gösterir.
Âl-i İmrân 178:
bu gecikmenin:
ahlaki güvenceye dönüştürülmesini
reddeder.

Mühlet İnsanı Neden Daha Büyük Bir Sorumluluk Altına Sokabilir
Çünkü zaman:
fırsattır.
Bir insan:
yanlışını düzeltmek için:
bir gün daha yaşamışsa;
bir fırsat daha:
elde etmiştir.
Bir yıl daha geçtiyse:
daha fazla düşünebilir,
daha fazla telafi edebilir,
daha fazla iyilik yapabilir.
Ama aynı zamanı:
yanlışı büyütmek için kullanırsa:
fırsat:
aleyhine dönüşür.
Bu nedenle uzun hayat:
sadece:
daha çok yaşamak
değildir.
Daha çok sorumluluk zamanı
da olabilir.

Bir Zalimin Uzun Süre Güçlü Kalması Allah’ın Onu Unuttuğu Anlamına mı Gelir
Kur’an açısından:
hayır.
İnsan:
adaletin gecikmesini:
adaletin yokluğu
sanabilir.
Özellikle büyük zulümler karşısında:
“Neden hemen durdurulmuyor?”
sorusu çok ağırdır.
Âl-i İmrân 178:
bu sorunun bütün felsefi boyutlarını çözmez.
Ama şunu açık biçimde söyler:
Mühlet, unutulmak değildir.
Geciken hesap:
iptal edilmiş hesap
değildir.

Bu Ayeti Kullanarak Başarılı İnsanlara “Allah Sana Mühlet Veriyor” Diyebilir miyiz
Hayır.
Bu çok tehlikeli bir uygulama olur.
Bir kişinin:
zengin,
başarılı
veya güçlü
olması üzerinden:
“Allah seni azap için bekletiyor.”
şeklinde hüküm veremeyiz.
Ayet:
belirli bir inkâr ve günah yönelişini
anlatır.
Biz insanların:
kalplerini,
nihai akıbetlerini
bilemeyiz.
Dolayısıyla ayet:
başkalarını mahkûm etmekten önce:
kendi hayatımızı sorgulamak için
okunmalıdır.

“Onlar İçin Aşağılayıcı Bir Azap Vardır” Ne Anlama Gelir
Ayet:
“ve lehum azâbun muhîn”
diye biter.
“Muhîn”:
aşağılayan,
onur kırıcı,
zelil edici
anlamlarına gelir.
Burada azabın yalnız:
acı verici yönü değil;
insanın dünyada kurduğu:
sahte büyüklüğün çökmesi
de öne çıkar.
Dünyada kişi:
kendini güçlü,
dokunulmaz,
üstün
sanabilir.
Ahirette ise:
bütün bu sahte üstünlüklerin:
hiçbir değeri kalmayabilir.

Neden Özellikle “Aşağılayıcı” Bir Azaptan Söz Ediliyor
Çünkü kibirli insan:
yalnız günah işlemez.
Bazen:
yaptığı kötülükle övünür.
Kendisini:
hesap vermez
sanır.
Başkalarını:
küçümser.
Gücünü:
mutlaklaştırır.
Bu durumda azabın:
“muhîn”
olarak tanımlanması:
sahte büyüklüğün:
nihai hakikat karşısında çöküşünü
anlatabilir.
İnsanların önünde büyük görünmek:
Allah’ın huzurunda:
büyüklük
değildir.

Bu Ayet “İstidrâc” Kavramıyla İlişkilendirilebilir mi
İslam düşüncesinde bu ayet:
istidrâc
fikriyle ilişkilendirilmiştir.
İstidrâc:
bir insanın yanlışta olduğu hâlde:
nimetlerinin ve imkânlarının sürmesi,
bunun da onu daha fazla gaflete sürüklemesi
şeklinde açıklanır.
Ancak burada da dikkat gerekir.
Her nimet yaşayan kişi için:
“Bu istidrâcdır.”
denemez.
Bir nimetin:
rahmet mi,
imtihan mı,
kişi için başka bir anlam mı taşıdığını
kesin olarak:
Allah bilir.

Nimetin Rahmet mi Yoksa Sınav mı Olduğunu Nasıl Anlayabiliriz
Belki en güvenli soru:
“Bu nimet beni neye dönüştürüyor?”
olabilir.
Para:
seni daha cömert mi yaptı,
daha kibirli mi?
Güç:
seni daha adil mi yaptı,
daha zalim mi?
Bilgi:
seni daha mütevazı mı yaptı,
daha küçümseyici mi?
Başarı:
şükrünü mü artırdı,
kendini dokunulmaz mı sandın?
Nimetin miktarı kadar:
insanda ürettiği ahlaki sonuç
da önemlidir.

176–178. Ayetler Birlikte Nasıl Bir Yanılgıyı Düzeltiyor
- ayet:
inkârda ilerleyenlerin:
Allah’a zarar veremeyeceğini söyledi.
- ayet:
onların iman karşılığında inkârı satın aldığını
bildirdi.
- ayet ise:
onlara verilen zamanın:
kendi lehlerine bir ilahî onay sanılmaması gerektiğini
açıklar.
Böylece üç büyük yanılgı kırılır:
Güçlülerse haklıdırlar.
Başarılılarsa kazanmışlardır.
Cezalandırılmıyorlarsa Allah onlardan razıdır.
Kur’an:
üçünü de:
reddeder.

Hayatımızdaki Rahatlığı Allah’ın Bizden Razı Olduğunun Kanıtı mı Sanıyoruz, Yoksa Bize Verilen Zamanın Hesabını Bir Gün Vereceğimizi Hatırlıyor muyuz
Âl-i İmrân 178’in insanın önüne koyduğu en ağır soru:
belki de budur.
İnsan:
başına kötü bir şey gelmediğinde:
kendini güvende
hissedebilir.
Hatta zamanla:
“Demek ki sorun yok.”
demeye başlayabilir.
Bir yanlış yapar.
Bir şey olmaz.
Tekrar yapar.
Yine:
bir şey olmaz.
Sonra:
yanlışın verdiği vicdan rahatsızlığı
azalmaya başlar.
Bir gün:
o davranış artık:
yanlış gibi bile
gelmeyebilir.
İşte mühletin tehlikeli tarafı:
buradadır.
Ceza gelmediği için:
insan kendi davranışının doğrulandığını
sanabilir.
Oysa:
sessizlik her zaman:
onay değildir.
Bir öğretmen:
sınav sürerken öğrencinin her yanlışında:
onu durdurmaz.
Öğrenci:
cevaplarını verir.
Sınav sonunda:
hesap çıkar.
Bu benzetme elbette Allah’ın ilahî hükmünün bütün mahiyetini açıklamaz.
Ama şu noktayı göstermeye yardımcı olur:
Sonucun gecikmesi, yanlışın doğruya dönüştüğü anlamına gelmez.
Belki insanın en büyük yanılgılarından biri:
rahmeti:
dokunulmazlık zannetmesidir.
Allah ona:
zaman verir.
Sağlık verir.
İmkân verir.
Yeni günler verir.
İnsan ise:
“Bana hiçbir şey olmuyor.”
der.
Ama asıl soru:
başına ne geldiği değil;
verilen zamanı neye dönüştürdüğüdür.
Her sabah:
yeni bir mühlet
olabilir.
Dün söylediğin yalanı:
bugün düzeltebilirsin.
Kırdığın insandan:
özür dileyebilirsin.
Haksız kazancı:
geri verebilirsin.
Terk ettiğin doğruya:
dönebilirsin.
Kibrini:
bırakabilirsin.
İnancını:
yeniden sorgulayabilir ve derinleştirebilirsin.
Yani mühlet:
tek başına kötü
değildir.
Tam tersine:
çok büyük bir nimet
olabilir.
Fakat aynı zaman:
insan tarafından:
başka türlü de kullanılabilir.
Daha çok kibir.
Daha çok zulüm.
Daha çok yalan.
Daha çok haksızlık.
Daha çok inkâr.
Böylece aynı zaman:
bir insan için:
dönüş kapısıyken;
başka bir yöneliş içinde:
hesabın büyüdüğü zamana
dönüşebilir.
Belki bu yüzden ayetin en ürpertici tarafı:
azap kelimesinden bile önce:
mühlet
fikridir.
Çünkü insan çoğu zaman cezadan korkar.
Ama belki bazen daha korkutucu olan:
yanlış yaparken önünün:
açık görünmesidir.
Çünkü açık kapılar:
her zaman doğru yolda olduğunu
göstermez.
Bazen insanın istediği olur.
Bu:
Allah’ın o isteğinden razı olduğu
anlamına gelmez.
Bazen para kazanır.
Bu:
kazancının temiz olduğunu
göstermez.
Bazen güçlenir.
Bu:
ahlaken yükseldiğini
göstermez.
Bazen uzun yıllar hiçbir hesapla:
karşılaşmaz.
Bu:
hesap olmadığı
anlamına gelmez.
İşte ayet:
insanın başarı ölçüsünü:
yeniden kurar.
Soru:
“Başımda kötü bir şey var mı?”
değil.
Daha önemli soru:
“Ben nasıl bir insana dönüşüyorum?”
olmalıdır.
Çünkü en tehlikeli kayıp:
bazen dışarıdan hiçbir şey kaybetmeden:
gerçekleşebilir.
Para yerindedir.
Makam yerindedir.
Güç yerindedir.
Ama:
vicdan küçülmüştür.
Merhamet azalmıştır.
Kibir büyümüştür.
Hakikatle bağ kopmuştur.
Ve insan buna rağmen:
“Hayatım gayet iyi gidiyor.”
diyebilir.
Âl-i İmrân 178:
tam burada:
insanı sarsar.
Belki hayatın iyi gitmesiyle:
insanın iyiye gitmesi
aynı şey değildir.
Ve belki Âl-i İmrân 178’in bize bıraktığı en ağır soru şudur:
Yıllardır yaptığımız bir yanlışın hemen cezalandırılmamış olmasını onun zararsız olduğuna dair bir kanıt mı sanıyoruz; yoksa bize verilen her yeni günün, yanlışımızı büyütmek için değil onu fark edip geri dönmek için verilmiş son derece değerli bir mühlet olabileceğini gerçekten düşünüyor muyuz?
“Âl-i İmrân 178, geciken hesabın ilahî onay olmadığını öğretir. Allah’ın insana verdiği mühlet, onun yanlışını doğruya dönüştürmez; aksine insanın neyi seçeceğini daha açık biçimde ortaya koyabilir. Zaman tövbeye çevrilirse rahmet kapısı, günahı büyütmek için kullanılırsa insanın kendi aleyhine çoğalan bir hesaba dönüşebilir.”
Ersan Karavelioğlu