📖 Yûsuf Suresi 96. Ayette “Müjdeci Gelip Gömleği Yüzüne Bırakınca Yeniden Görmeye Başladı; ‘Ben Size Demedim mi?’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûsuf Suresi 96. Ayette “Müjdeci Gelip Gömleği Yüzüne Bırakınca Yeniden Görmeye Başladı; ‘Ben Size Demedim mi?’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,356
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 96. Ayette “Müjdeci Gelip Gömleği Yüzüne Bırakınca Yeniden Görmeye Başladı; ‘Ben Size Demedim mi?’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 95. ayette Hz. Ya‘kūb’un çevresindekiler onun ‘Yûsuf’un kokusunu alıyorum’ sözünü ciddiye almamış ve ‘Sen hâlâ eski yanılgın içindesin’ demişlerdi. 96. ayette ise beklenen müjdeci gelir, Hz. Yûsuf’un gömleğini Ya‘kūb’un yüzüne bırakır ve Kur’an onun yeniden görmeye başladığını bildirir. Ya‘kūb da ‘Ben size Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum demedim mi?’ der. Böylece birkaç ayet boyunca ‘yanılıyor’ diye görülen Ya‘kūb’un sözü doğrulanır. Fakat ayetin mesajı yalnız ‘Ya‘kūb haklı çıktı’ değildir; aynı zamanda haklı çıkınca kibirlenmemek, Allah’ın lütfunu merkeze almak, mucizeyi tıbbî reçeteye dönüştürmemek ve bir peygamberin özel bilgisini sıradan insanlara ait sınırsız gayb bilgisi gibi yorumlamamak gerekir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 96. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Müjdeci gelince gömleği Ya‘kūb’un yüzüne bıraktı; o yeniden görür hâle geldi. Ya‘kūb dedi ki: ‘Ben size Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum demedim mi?’” Ayetin Arapçası ise “Felemmâ en câe’l-beşîru elkâhu alâ vechihî fertedde basîrâ. Kâle elem ekul lekum innî a‘lemu minallâhi mâ lâ ta‘lemûn.” şeklindedir.

Bu ayet kıssanın en güçlü kavuşma işaretlerinden biridir. Yıllardır hasret taşıyan Ya‘kūb, yalnız Yûsuf’un hayatta olduğuna dair müjdeyi almakla kalmaz; görmesi de geri döner.

Böylece duygusal müjde ile bedensel iyileşme aynı sahnede birleşir.

2️⃣ “Müjdeci Gelince” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “el-beşîr”, yani müjdeci kelimesi kullanılır. Bu kişi Yûsuf’un hayatta olduğunu ve kavuşmanın yaklaştığını haber veren kişidir.

Tefsirlerde müjdecinin kardeşlerden biri olduğu ve bazı rivayetlerde belirli bir isimle anıldığı görülür. Ancak Kur’an burada onun adını vermez.

Bu yüzden en sağlam ifade “müjdeci” demektir. Kur’an’ın sustuğu yerde kesin isim üretmek yerine metnin verdiği bilgiyle yetinmek daha doğrudur.

3️⃣ Müjdeci Neden Gömleği Ya‘kūb’un Yüzüne Bırakıyor ❓​

Çünkü Yûsuf bir önceki ayette kardeşlerine açıkça “Şu gömleğimi götürün ve babamın yüzüne bırakın” demişti. Müjdeci de bu talimatı yerine getirir.

Burada gömlek yalnız haber taşıyan bir eşya değil, Yûsuf’un gerçekten hayatta olduğunun somut bir işareti hâline gelir.

Yıllardır yalnız hasretle yaşayan Ya‘kūb için bu, soyut bir söylentiden çok daha güçlüdür. Beklenen oğlun izi artık elindedir.

4️⃣ “Fertedde Basîrâ” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “fertedde basîrâ”, yani “yeniden görür hâle geldi” denilir. Önceki ayetlerde Ya‘kūb’un üzüntüden gözlerinin ağardığı anlatılmıştı; şimdi görme yetisinin geri verildiği bildirilmektedir.

Kur’an burada iyileşmenin nasıl gerçekleştiğini biyolojik ayrıntılarıyla açıklamaz. Ayetin amacı göz fizyolojisi öğretmek değil, Allah’ın Ya‘kūb’a verdiği özel lütfu anlatmaktır.

Bu yüzden ayeti modern tıbbi terimlerle zorlamamak gerekir.

5️⃣ Ya‘kūb’un Görmesi Tamamen mi Geri Geldi ❓​

Ayetin “yeniden görür hâle geldi” ifadesi, görme yetisinin geri döndüğünü açıkça bildirir. Ancak öncesindeki görme kaybının tam derecesi veya tıbbî tanısı Kur’an’da ayrıntılı değildir.

Tefsirlerde onun tamamen kör olduğu veya görmesinin ciddi biçimde zayıfladığı yönünde farklı açıklamalar vardır.

Bu nedenle en güvenli ifade şudur: Ya‘kūb’un ciddi biçimde kaybettiği görme yetisi Allah’ın lütfuyla geri verilmiştir.

6️⃣ Gömlek Ya‘kūb’u Tıbbî Olarak mı Tedavi Etti ❓​

Kur’an böyle bir tıbbî mekanizma açıklamaz. Gömleğin yüzüne bırakılmasından sonra görmesinin geri geldiğini bildirir; fakat bunun normal farmakolojik veya biyolojik bir tedavi yöntemi olduğunu söylemez.

Bu sahne peygamberlik kıssası içinde özel bir ilahî lütuftur. Dolayısıyla “Yûsuf’un gömleğinde şu madde vardı ve o madde gözleri iyileştirdi” gibi iddiaları ayete dayandırmak doğru değildir.

Kur’an burada sonucu anlatır, laboratuvar raporu vermez.

7️⃣ Bu Olay Mucize midir ❓​

Tefsir geleneğinde bu olay genellikle olağanüstü bir ilahî lütuf olarak değerlendirilmiştir. Ya‘kūb’un görmesinin Yûsuf’un gömleğinin gelişiyle geri dönmesi sıradan bir tıbbî tedavi anlatımı gibi sunulmaz.

Bunu mucizevi veya özel ilahî müdahale olarak anlamak mümkündür. Ancak olayın tam mekanizması Kur’an’da açıklanmadığı için “şu şekilde gerçekleşti” diye kesin fiziksel teori üretmek gereksizdir.

Önemli olan, şifanın kaynağını Allah’a nispet etmektir.

8️⃣ Gömleğin Kendisinde Bağımsız Bir Şifa Gücü Var mıydı ❓​

Hayır. Gömleğin bağımsız ve kendinden kaynaklanan bir şifa kudreti olduğunu söylemek tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.

Gömlek burada bir vesiledir; sonucu yaratan Allah’tır. Bir nesne Allah’tan bağımsız biçimde mutlak güç sahibi değildir.

Bu nedenle ayetten hareketle “Salih bir insanın gömleği hastalığı iyileştirir” şeklinde genel bir kural çıkarılamaz.

9️⃣ Bu Ayet Muska, Kıyafet veya Eşya ile Şifa Aramaya Delil midir ❓​

Tek başına bu ayetten böyle bir genel yöntem çıkarılamaz. Yûsuf’un gömleği, özel bir peygamberlik kıssasının özel bir sahnesidir.

Bir olayın vahiyde anlatılmış olması, aynı işlemin herkes için sürekli tekrarlanabilir bir uygulama olduğu anlamına gelmez.

Hastalıkta dua etmek mümkündür; ancak tıbbi tedaviyi terk ederek belirli nesnelere kesin şifa gücü vermek doğru değildir.

🔟 Ya‘kūb “Ben Size Demedim mi?” Diyerek Çevresini Küçümsüyor mu ❓​

Hayır. Ayetteki ifade “Elem ekul lekum…”, yani “Ben size demedim mi?” şeklindedir. İlk bakışta bu, bir “Ben haklıydım, siz yanıldınız” cümlesi gibi görülebilir.

Fakat devamındaki asıl vurgu “Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum” üzerindedir. Ya‘kūb kendi zekâsını veya üstün muhakemesini öne çıkarmamaktadır.

Dolayısıyla bu cümle kibirli bir zafer konuşmasından çok daha önce söylediği Allah’a dayalı umudun doğrulandığını hatırlatma anlamı taşır.

1️⃣1️⃣ “Ben Size Demedim mi?” Demek Her Zaman Kötü müdür ❓​

Hayır. Bazen insanın daha önce yaptığı doğru uyarıyı hatırlatması yerinde olabilir. Özellikle aynı yanlışın tekrar edilmesini önlemek için geçmişteki uyarıyı hatırlatmak öğretici olabilir.

Sorun, bunu karşı tarafı küçük düşürmek veya egoyu tatmin etmek için kullanmaktır. “Bakın ben ne kadar üstünüm” havasıyla söylenen bir “Ben demiştim” ile, “Bu konuda daha önce sizi uyarmıştım” arasında fark vardır.

Ya‘kūb’un sözü ikinci çerçeveye daha yakındır.

1️⃣2️⃣ “Allah Tarafından Sizin Bilmediğiniz Şeyleri Biliyorum” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade daha önce Yûsuf 86’da da geçmişti. Ya‘kūb orada “Ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum” demişti; şimdi o sözün doğrulandığını hatırlatmaktadır.

Bu bilgi onun Allah’ın rahmetine, Yûsuf’un yaşadığına dair taşıdığı özel umuda veya peygamberlik yoluyla kendisine verilen bilgiye işaret eder.

Tefsirlerde ayrıntıda farklı açıklamalar vardır. Fakat kesin olan şudur: Ya‘kūb’un bilgisi kendinden kaynaklanan sınırsız bir gayb bilgisi değildir.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet Peygamberlerin Bütün Gaybı Bildiğini mi Gösterir ❓​

Hayır. Eğer Ya‘kūb bütün gaybı sürekli ve bağımsız biçimde bilseydi, yıllarca Yûsuf’un nerede olduğunu bilmemesi açıklanamazdı.

Peygamberler, Allah’ın bildirdiği kadarını bilirler. Mutlak ve sınırsız gayb bilgisi yalnız Allah’a aittir.

Bu nedenle ayeti kullanarak herhangi bir peygambere, veliye veya başka bir insana Allah’tan bağımsız sınırsız gizli bilgi nispet etmek doğru değildir.

1️⃣4️⃣ Ya‘kūb’un Haklı Çıkması Çevresindekilerin Kötü İnsan Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır. Çevresindekiler yanlış değerlendirme yapmışlardır; fakat bir konuda yanılmak insanın bütün kişiliğini kötü yapmaz.

Onlar Ya‘kūb’un yıllardır Yûsuf’a duyduğu hasreti görmüş ve bu yeni sözünü eski özlemin devamı sanmış olabilirler. Yanılmışlardır ama yanlış değerlendirme ile kötü niyet aynı şey değildir.

Bu da önemli bir ders verir: Bir insan hatalı olabilir ama hatası onun bütün kimliği değildir.

1️⃣5️⃣ Haklı Çıkan Kişi Nasıl Davranmalıdır ❓​

Haklı çıkmak insanda güçlü bir üstünlük duygusu oluşturabilir. Özellikle uzun süre küçümsenmiş kişi gerçeğin ortaya çıkmasından sonra “Şimdi siz görün!” deme isteği duyabilir.

Ya‘kūb’un örneğinde ise merkez Allah’tır. Onun sözü “Ben sizden zekiydim” değil, “Ben Allah tarafından sizin bilmediğinizi biliyordum” şeklindedir.

Bu nedenle haklı çıkmak, kibir hakkı vermez.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Uzun Süren Umudun Sonunda Mutlaka Gerçekleşeceğini mi Söylüyor ❓​

Hayır. Ya‘kūb’un umudu burada dünyada gerçekleşmiştir; fakat bu, her insanın uzun süre beklediği her şeye mutlaka kavuşacağı anlamına gelmez.

Bazı insanlar kaybettikleri kişilere dünyada yeniden kavuşamayabilir, bazı hastalıklar iyileşmeyebilir ve bazı duaların sonucu insanın beklediği şekilde ortaya çıkmayabilir.

Dolayısıyla doğru ders “Sabredersen kesin istediğini alırsın” değil, “Allah’ın rahmetinden ümit kesme ve sonucu Allah’a bırak” olmalıdır.

1️⃣7️⃣ Görmenin Geri Gelmesi İmanın Güçlü Olmasının Ödülü müdür ❓​

Ya‘kūb’un şifası elbette büyük bir ilahî lütuftur; fakat buradan “İmanı güçlü olan herkes mutlaka bedensel şifa bulur” sonucu çıkarılamaz.

Pek çok salih insan ömür boyu hastalık veya engellilikle yaşayabilir. Bu onların imanının eksik olduğunu göstermez.

Şifa ilahî lütuftur; hastalık da insanın manevî değerini otomatik olarak düşürmez.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 94, 95 ve 96 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 94’te Ya‘kūb “Yûsuf’un kokusunu alıyorum” der. Yûsuf 95’te çevresindekiler ona “Sen hâlâ eski yanılgın içindesin” cevabını verirler. Yûsuf 96’da ise müjdeci gelir, gömlek yüzüne bırakılır ve Ya‘kūb’un görmesi geri döner.

Üç ayet birlikte insan bilgisinin sınırlılığını gösterir. Çevresindekiler ellerindeki verilere göre hüküm vermiş fakat bilmedikleri bir gerçek yolda onlara doğru gelmektedir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 97. ayette, kardeşler babalarına “Ey babamız! Günahlarımızın bağışlanmasını bizim için dile. Çünkü biz gerçekten hata edenlerdik” diyeceklerdir. Böylece daha önce Yûsuf karşısında hatalarını kabul eden kardeşler, şimdi babalarının da karşısında geçmişte yaptıkları haksızlığın sorumluluğunu üstleneceklerdir. Ayet özellikle bir insandan dua istemek, tövbe ile kul hakkının ilişkisi, özrün yalnız Allah’a değil zarar verilen kişiye karşı da gerekli olabilmesi ve aracılık talebinin ibadet/şirk gibi yanlış kategorilere sokulmaması açısından dikkatle ele alınmalıdır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 96. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 96. ayet, yıllardır süren bekleyişin somut biçimde kırıldığı andır. Müjdeci gelir, Yûsuf’un gömleğini Ya‘kūb’un yüzüne bırakır ve Kur’an onun yeniden görür hâle geldiğini bildirir. Birkaç ayet önce çevresindekilerin “Sen hâlâ eski yanılgın içindesin” dediği Ya‘kūb’un sözü artık açık biçimde doğrulanmıştır.

Ayetin ilk büyük mesajı insan bilgisinin sınırlı olduğudur. Çevresindekiler ellerindeki görünen şartlara bakmış ve Ya‘kūb’un yanıldığını düşünmüşlerdi. Fakat onların bilmediği bir gerçek vardı: Yûsuf hayattaydı ve müjde yoldaydı.

Bu, her güçlü umudun doğru olduğu anlamına gelmez; fakat bilmediğimiz ihtimallere karşı tevazu gerektirir.

İkinci büyük mesaj haklı çıkmanın ahlakıdır. Ya‘kūb’un sözü doğrulanmıştır. Buna rağmen söylediği şey kendisini yüceltmek değil, Allah’tan aldığı bilgiye işaret etmektir.

Gerçekten haklı çıkan insanın karakteri, çoğu zaman haklı çıktıktan sonra başkalarına nasıl davrandığında görünür.

Üçüncü büyük mesaj “Ben demiştim” sözünün niyetidir. Aynı cümle bazen aşağılamak, bazen öğretmek için söylenebilir. Ya‘kūb’un ifadesi önceki Allah’a dayalı sözünü hatırlatmaktadır.

Bu nedenle haklı olmak ile kibirli olmak aynı şey değildir.

Dördüncü büyük mesaj şifanın Allah’tan olduğudur. Gömlek kıssada önemli bir vesiledir ama bağımsız şifa kaynağı değildir.

Nesnelere Allah’tan bağımsız güç vermek doğru değildir. Vesile başka, mutlak güç başka şeydir.

Beşinci büyük mesaj mucizeyi tıbbî reçeteye dönüştürmemektir. Ya‘kūb’un görmesinin geri gelmesi özel bir peygamberlik kıssası içinde gerçekleşir.

Buradan belirli bir kumaş, gömlek veya başka nesneyle göz hastalıklarının tedavi edileceği sonucu çıkarılamaz. Kur’an tıp kitabı değil, hidayet kitabıdır.

Altıncı büyük mesaj tıbbi tedaviyi küçümsememektir. Allah şifa verendir; fakat normal hayatta insanın hekime gitmesi ve tedavi araması tevekküle aykırı değildir.

Mucize anlatısı normal tıbbî sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Yedinci büyük mesaj peygamberlik bilgisini sınırsız gayb bilgisi sanmamaktır. Ya‘kūb bazı şeyleri Allah tarafından bilir; fakat yıllarca Yûsuf’un tam olarak nerede olduğunu bilmiyordu.

Bu nedenle gaybın tamamını bilmek yalnız Allah’a aittir.

Sekizinci büyük mesaj Allah’ın bir kuluna özel bilgi vermesinin onu ilahlaştırmamasıdır. Peygamber özel bilgi alabilir ama hâlâ kuldur.

Bilginin kaynağını doğru yerde tutmak tevhidin gereğidir.

Dokuzuncu büyük mesaj çevrenin yanılabileceğidir. Bir kişinin yakınları, ailesi veya çoğunluk onun hakkında yanlış değerlendirme yapabilir.

Bu, “Herkes bana karşıysa kesin ben haklıyım” anlamına gelmez; yalnızca çoğunluğun mutlak ölçü olmadığını gösterir.

Onuncu büyük mesaj geçmişte yanlış hüküm veren kişileri sonsuza kadar mahkûm etmemektir. Ya‘kūb’un çevresindekiler onu yanlış değerlendirmiştir ama kıssa onları sonsuza kadar değersizleştirmez.

İnsan yanılabilir ve sonra gerçeği görebilir. Yanılabilirlik insan olmanın parçasıdır.

On birinci büyük mesaj umudun gerçekleşmesinin şükre dönüşmesidir. Ya‘kūb yıllarca beklemiş ve sonunda müjdeyi almıştır. Bu an, yalnız duygusal rahatlama değil Allah’ın lütfunu fark etme anıdır.

İnsan istediğine kavuştuğunda “Ben zaten haklıydım” demekten önce “Bu bana verilen bir lütuftur” diyebilmelidir.

On ikinci büyük mesaj şifayı başarı ölçüsü yapmamaktır. Ya‘kūb görmesine yeniden kavuşur; fakat bütün salih insanlar aynı dünyevî iyileşmeyi yaşamaz.

Bu nedenle iyileşmek iman üstünlüğü, iyileşememek iman eksikliği değildir.

On üçüncü büyük mesaj sabır ile sonuç arasına otomatik formül koymamaktır. Ya‘kūb sabretmiş ve kavuşmuştur; fakat her sabır aynı dünyalık sonuçla ödüllendirilmeyebilir.

Allah’ın karşılığı dünya ile sınırlı değildir.

On dördüncü büyük mesaj gömleğin kıssadaki dönüşümüdür. Bir zamanlar gömlek yalanın aracı yapılmıştı; şimdi gerçek müjdenin taşıyıcısıdır.

Bu, insanın geçmişte yanlış kullandığı bir şeyi daha sonra doğru amaç için kullanabilmesinin güçlü sembolik örneklerinden biridir.

On beşinci büyük mesaj haber ile hakikatin birleşmesidir. Ya‘kūb uzun süre Yûsuf’un yaşadığına dair umut taşımıştır; şimdi somut müjdeyle bu umut doğrulanır.

İnanç ile gerçeklik burada birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan bir kavuşma sahnesi oluşturur.

On altıncı büyük mesaj insanın kendi bilgisini mutlaklaştırmamasıdır. Ya‘kūb’un çevresi kesin konuşmuştu ama eksik bilgiye sahipti.

Bu da bize gündelik hayatta “Kesinlikle olmaz”, “Kesinlikle böyledir” gibi mutlak ifadelerde dikkatli olmayı öğretir.

On yedinci büyük mesaj haklı çıkmanın intikam hakkı vermemesidir. İnsan yıllarca küçümsenmiş olsa bile gerçeğin ortaya çıkması, karşı tarafı aşağılamak için fırsat değildir.

Haklılık ahlakın yerine geçmez.

On sekizinci büyük mesaj Allah’ın lütfunun insanın beklediği vakitte değil, kendi hikmetiyle gelebileceğidir. Ya‘kūb yıllarca beklemiştir ve kavuşma bir anda yaklaşmıştır.

Bu, bekleyen herkese aynı dünyalık sonucu garanti etmez; fakat Allah’ın rahmetini insanın zaman çizelgesine hapsetmemeyi öğretir.

Ve ayetin belki de en güçlü mesajı şudur: Bir gün haklı çıkmak, geçmişte seni küçümseyenlerden daha büyük görünme fırsatı değildir; Allah’ın lütfunu daha açık görme fırsatıdır. Ya‘kūb’un sözü doğrulanır, gözleri yeniden görür ve yıllardır taşıdığı umut somut hakikate dönüşür. Fakat kıssanın odağında onun egosu değil Allah’ın rahmeti vardır.

Yûsuf Suresi 96. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Haklı çıktığında kibirlenme, yanıldığında da gerçeği kabul etmekten kaçma. İnsan bilgisinin sınırlı olduğunu unutma. Peygamberlerin özel bilgisini sınırsız gayb bilgisine dönüştürme. Gömleğe bağımsız şifa gücü verme, mucizeyi tıbbî formül yapma ve hastalıkta tedaviyi terk etme. Allah’ın lütfunu dünya başarısı veya şifayla sınırlama. Ve yıllarca süren bekleyiş sonunda gerçeğin ortaya çıktığı anda en büyük cümlenin “Ben haklıydım” değil, “Allah bana sizin bilmediğiniz bir şeyi bildirmişti” olabileceğini hatırla.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 97. ayette, kardeşler artık babalarına yönelerek “Ey babamız! Günahlarımızın bağışlanmasını bizim için dile. Çünkü biz gerçekten hata edenlerdik” diyeceklerdir. Bu ayet özellikle insandan dua istemenin hükmü, bir peygamberden Allah’a dua etmesini istemenin ibadet veya şirk sayılmaması, kardeşlerin yalnız Yûsuf’a değil babalarına karşı da sorumluluk kabul etmeleri, tövbenin kul hakkı ve özür boyutu ve ‘biz hata edenlerdik’ sözünün tekrar edilmesinin samimi dönüşüm açısından önemi bakımından son derece dikkatli ele alınmalıdır.

Ve belki Yûsuf Suresi 96. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Haklı çıktığımızda gerçeğin ortaya çıkmasına mı seviniyoruz, yoksa başkalarını küçük düşürme fırsatı mı arıyoruz? Bir konuda yanıldığımızda bunu kabul edebiliyor muyuz? Özel dinî olayları genel tıbbî veya mistik yöntemlere dönüştürüyor muyuz? Allah’ın verdiği şifayı nesnenin kendi gücü sanıyor muyuz? Ve en önemlisi, uzun süre beklediğimiz bir lütuf geldiğinde ilk refleksimiz “Ben demiştim” diye egomuzu büyütmek mi, yoksa Allah’ın rahmetini fark edip şükretmek mi oluyor?

“Yûsuf 96, müjdeci geldiğinde Hz. Yûsuf’un gömleğinin Ya‘kūb’un yüzüne bırakıldığını, onun yeniden görmeye başladığını ve ‘Ben size Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum demedim mi?’ dediğini bildirir. Bu sahne Ya‘kūb’un umudunun doğrulandığını gösterirken aynı zamanda önemli bir sınır öğretir: Şifa gömleğin bağımsız gücü değildir; gayb bilgisi peygamberin kendinden kaynaklanan sınırsız yeteneği değildir; haklı çıkmak da kibir hakkı değildir. Gerçek hikmet, gerçeğin ortaya çıktığı anda bile Allah’ın lütfunu merkeze koyabilmek ve “Ben kazandım” yerine “Allah’ın bilgisi ve rahmeti bizim bilgimizden büyüktür” diyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt