📖 Yûsuf Suresi 82. Ayette “Bulunduğumuz Şehre ve Birlikte Geldiğimiz Kafileye Sor; Biz Gerçekten Doğru Söylüyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,344
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 82. Ayette “Bulunduğumuz Şehre ve Birlikte Geldiğimiz Kafileye Sor; Biz Gerçekten Doğru Söylüyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 81. ayette kardeşler babalarına ‘Oğlun hırsızlık yaptı; biz yalnız bildiğimize şahitlik ettik ve gaybı bilemezdik’ demelerini söylemişlerdi. 82. ayette ise bu kez yalnız kendi sözlerinin yeterli görülmesini beklemezler; anlattıkları olayın dışarıdan kontrol edilmesini isterler: ‘Bulunduğumuz şehre ve birlikte geldiğimiz kafileye sor; biz gerçekten doğru söylüyoruz.’ Bu tavır, yıllar önce Yûsuf hakkında babalarına uydurdukları hikâyeyle çok çarpıcı bir karşıtlık oluşturur. O zaman gerçeği gizlemek için sahte kanlı bir gömlek getirmişlerdi; şimdi ise anlattıklarını başkalarının tanıklığına ve doğrulanabilir bilgiye açmaktadırlar. Bununla birlikte okuyucu hâlâ onların görmediği bir şeyi bilir: Ölçü kabının kardeşlerinin yükünden çıkması gerçektir, fakat kardeşleri gerçekte hırsız değildir. Böylece ayet, doğrulama, tanıklık, güvenin yeniden kurulması ve ortak gözlemin bile hakikatin bütününü her zaman göstermeyebileceği konusunda son derece güçlü bir ders verir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 82. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Bulunduğumuz şehre ve birlikte geldiğimiz kafileye sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.” Ayetin Arapçası ise “Ves’eli’l-karyete’lletî kunnâ fîhâ ve’l-‘îre’lletî akbelnâ fîhâ ve innâ le-sâdikûn.” şeklindedir.

Kardeşler, babaları Hz. Ya‘kūb’un kendilerine neden kolayca inanmayacağını çok iyi bilmektedirler. Çünkü yıllar önce Yûsuf konusunda onun güvenini ağır biçimde kırmışlardır.

Bu nedenle yalnız “Bize inan” demekle yetinmezler. Söylediklerinin dışarıdan da kontrol edilebileceğini belirterek doğrulamaya açık bir anlatım sunarlar.

2️⃣ “Bulunduğumuz Şehre Sor” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ves’eli’l-karyete”, kelime olarak “şehre/kasabaya sor” ifadesi geçer. Elbette binalara, sokaklara veya duvarlara soru sorulması kastedilmez.

Arapçada burada yer adı kullanılarak o yerde bulunan insanların kastedildiği anlaşılır. Yani anlam, “Bulunduğumuz şehirdeki insanlara sor” şeklindedir.

Bu tür anlatım Türkçede de yabancı değildir. “Bütün şehir bunu biliyor” dediğimizde binaların bildiğini değil, şehirde yaşayan insanların bildiğini kastederiz.

3️⃣ Ayette Sözü Edilen Şehir Hangisidir ❓​

Bağlam Mısır’daki olaylarla ilgilidir. Ancak Kur’an bu ayette şehrin özel adını vermez. Bu yüzden kesin tarihsel şehir adı üretmeye gerek yoktur.

Önemli olan, kardeşlerin olayın yaşandığı yerde başka insanların da bulunduğunu ve babalarının isterse onlardan bilgi alabileceğini söylemeleridir.

Kur’an’ın söylemediği coğrafi ayrıntıları kesinleştirmek yerine ayetin asıl mesajına odaklanmak daha sağlıklıdır: İddialarını dış doğrulamaya açmaktadırlar.

4️⃣ “Birlikte Geldiğimiz Kafileye Sor” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “el-‘îr”, yolculuk yapan kafileyi, ticaret kervanını veya yük hayvanlarıyla hareket eden topluluğu ifade eder. Kardeşler Mısır’dan tek başlarına dönmemektedirler; yanlarında başka yolcular da bulunmaktadır.

Bu insanların olayın bazı aşamalarına şahit olmuş olabileceklerini düşünerek “Onlara da sorabilirsin” demektedirler.

Böylece Hz. Ya‘kūb’un yalnız oğullarının anlatımına mahkûm olmadığını belirtirler. Başka bilgi kaynaklarına başvurmasını bizzat kendileri önerirler.

5️⃣ Kardeşler Neden Kendi Sözlerini Yeterli Görmüyorlar ❓​

Çünkü geçmişte ciddi bir güven ihlali yaşanmıştır. Yûsuf kaybolduğunda babalarına doğruyu söylememişler ve gerçeği gizlemek için başka bir hikâye kurmuşlardı.

Şimdi aynı babanın karşısına yine bir oğlunu getiremeden çıkacaklardır. Ya‘kūb’un kuşkulanmasının çok anlaşılır olduğunu bilirler.

Bu yüzden bu kez “Bize güvenmek zorundasın” demezler. Aksine “Kontrol et, başkalarına da sor” derler. Bu, kırılmış güvenin yeniden kurulmasında önemli bir değişimdir.

6️⃣ Kırılmış Güven Yeniden Kurulurken Doğrulama İstemek Yanlış mıdır ❓​

Hayır. Bir kişi geçmişte ciddi biçimde yalan söylemişse karşı tarafın yeni iddiaları doğrulamak istemesi anlaşılırdır. Affetmek, doğrulama ihtiyacını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Kardeşler de bu gerçeği kabul etmiş görünmektedirler. Babalarının yalnız sözlerine dayanmasını istemek yerine ona başka kaynaklardan kontrol imkânı sunarlar.

Bu bize önemli bir ilişki ilkesi öğretir: Güven kırıldıysa yeniden güven isteyen kişi, makul doğrulamayı kişisel hakaret gibi görmek yerine bunun güven onarımının bir parçası olabileceğini kabul etmelidir.

7️⃣ “Biz Gerçekten Doğru Söylüyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve innâ le-sâdikûn”, yani güçlü vurguyla “Biz gerçekten doğru söylüyoruz” denilir. Kardeşler kendi bildikleri ve gördükleri çerçevede anlattıkları olayın gerçek olduğuna inanmaktadırlar.

Ölçü kabının kardeşlerinin yükünden çıktığını görmüşlerdir. Kardeşlerinin Mısır’da tutulduğunu da biliyorlardır. Bunları uydurmamaktadırlar.

Fakat okuyucu aynı zamanda şunu bilir: Onların olay hakkındaki yorumlarının tamamı doğru değildir. Kardeşleri gerçekte hırsız değildir.

8️⃣ Bir İnsan Doğru Söylediğini Düşünüp Yine de Yanılabilir mi ❓​

Evet. Bu ayetin en önemli bilgi derslerinden biri budur. İnsan bilinçli biçimde yalan söylemeden de yanlış bir sonuca ulaşabilir.

Kardeşler gördükleri olaydan “demek ki kardeşimiz çalmış” sonucunu çıkarmışlardır. Onlar açısından bu son derece makul görünebilir; fakat okuyucu kabın oraya nasıl geldiğini bilir.

Bu nedenle samimiyet ile doğruluk aynı şey değildir. Bir insan son derece içten konuşabilir ve yine de bilgisinin eksik olması sebebiyle yanılıyor olabilir.

9️⃣ Şehir Halkı ve Kafile Aynı Şeyi Söylerse Bu Gerçeği Kesinleştirir mi ❓​

Onların tanıklığı, kardeşlerin anlattığı gözlemlenebilir olayları güçlü biçimde doğrulayabilir. Örneğin ölçü kabının bulunduğu, arama yapıldığı veya kardeşin tutulduğu konusunda başka insanlar da aynı şeyi söyleyebilir.

Fakat çok sayıda kişinin aynı olayı görmüş olması, onların olayın görünmeyen arka planını da bildiği anlamına gelmez.

Bir kalabalık aynı anda doğru bir görüntüye şahit olabilir fakat hep birlikte onun sebebi hakkında yanlış çıkarım yapabilir. Tanık sayısı bilgiyi güçlendirebilir; fakat tanıkların bilmediği şeyi otomatik olarak görünür hâle getirmez.

🔟 Çoğunluğun Aynı Şeyi Söylemesi Onu Mutlaka Doğru Yapar mı ❓​

Hayır. Çoğunluk önemli bir bilgi kaynağı olabilir, fakat çoğunluk hakikatin otomatik ölçüsü değildir.

Bin kişi aynı olayı görmüş olabilir ve gördükleri konusunda doğru konuşabilirler. Fakat olayın neden gerçekleştiğini bilmeyebilirler.

Yûsuf kıssasında bunun çok güzel bir örneğini görürüz: Herkes kabın kardeşin yükünden çıktığını görebilir ama kabın oraya nasıl konulduğunu yalnız sınırlı kişiler bilir. Dolayısıyla ortak gözlem ile bütün hakikati bilmek aynı şey değildir.

1️⃣1️⃣ Bu Ayet “Bağımsız Doğrulama” Fikrini Destekler mi ❓​

Modern anlamdaki teknik “bağımsız doğrulama” sistemini doğrudan bu ayetten çıkarmak doğru olmaz. Fakat genel ilke bakımından kardeşlerin kendi anlatımları dışında başka bilgi kaynaklarına başvurulmasını önermeleri çok dikkat çekicidir.

“Bize inan” demek yerine “Şehirdekilere ve kafiledekilere sor” derler. Böylece kendi iddialarını başka insanların kontrolüne açarlar.

Bu, günümüzde de yararlı bir ilkeye benzetilebilir: Önemli bir iddiada mümkünse tek kaynağa bağlı kalmamak, başka kaynaklarla karşılaştırma yapmak güvenilirliği artırabilir.

1️⃣2️⃣ Çok Sayıda Tanık Her Zaman Yeterli midir ❓​

Hayır. Tanıkların neyi gerçekten gördüğü önemlidir. On kişi aynı sonucu tekrar ediyor olabilir ama hepsi bilgiyi tek bir kişiden duymuşsa aslında on bağımsız kaynak yoktur.

Aynı şekilde yüz kişi olayın yalnız son aşamasını görmüş olabilir; hiçbirinin önceki süreci görmemiş olması mümkündür.

Bu nedenle doğrulamada yalnız “Kaç kişi söylüyor?” değil, “Bu insanlar neyi, nasıl ve nereden biliyor?” sorusu da önemlidir.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet Dedikodu ile Tanıklık Arasındaki Farkı Nasıl Düşündürür ❓​

Tanıklık, kişinin gerçekten gördüğü veya bildiği şeyi aktarmasıdır. Dedikodu ise çoğu zaman kaynağı belirsiz veya doğrulanmamış bilgilerin insanlar arasında dolaşmasıdır.

Kardeşler babalarına “Şehir halkına sor, kafileye sor” derken somut olayla bağlantılı insanlara yönlendirme yapmaktadırlar. “Herkes böyle söylüyor” şeklinde kaynağı belirsiz bir söylenti ileri sürmezler.

Bu fark önemlidir: Kaynağı olan bilgi ile dolaşan söylenti aynı şey değildir.

1️⃣4️⃣ Yıllar Önceki Yûsuf Olayıyla Bu Ayet Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

Yıllar önce kardeşler babalarının yanına sahte kanlı gömlekle gelmiş ve Yûsuf’u kurdun yediğini söylemişlerdi. O anlatının dışarıdan doğrulanmasını istememişlerdi; tam tersine gerçeği gizliyorlardı.

Şimdi ise babalarına “İstersen başkalarına sor” demektedirler. Bu, davranışlarında önemli bir değişim olduğunu gösterir.

İnsan geçmişte yalan söylemiş olabilir; fakat bu onun sonsuza kadar her sözünün yalan olacağı anlamına gelmez. Gerçek değişim, insanın sözünü artık kontrol edilebilir hâle getirmesiyle de görülebilir.

1️⃣5️⃣ Güveni Yeniden Kazanmak İçin Yalnız “Artık Değiştim” Demek Yeterli midir ❓​

Çoğu zaman hayır. Güven, özellikle ağır biçimde kırıldıysa yeni davranışların zaman içinde görülmesiyle yeniden oluşur.

Kardeşler burada değişimlerini yalnız iddia etmiyorlar; söylediklerinin araştırılmasına da izin veriyorlar. Bu, hesap verebilirlik bakımından önemli bir adımdır.

Bir insan “Bana güven” demekten önce davranışını güvenilebilir hâle getirmelidir. Güven talep edilmez yalnızca; çoğu zaman yeniden kazanılır.

1️⃣6️⃣ “Şehre Sor” İfadesi Şehirdeki Herkesin Olayı Bildiği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Bu tür ifadelerde genel isim kullanılarak olayı bilen ilgili insanlar kastedilir. Şehrin her sakininin olaya tanık olduğunu düşünmek gerekmez.

Aynı şekilde “kafileye sor” ifadesi de kafilenin her üyesinin olayın her ayrıntısını bildiği anlamına gelmez.

Buradaki ana fikir, başka tanıkların ve bilgi kaynaklarının mevcut olmasıdır. Ayetin dilini gereksiz biçimde mutlaklaştırmamak gerekir.

1️⃣7️⃣ Dış Doğrulama Olduğu Hâlde İnsan Yine de Yanlış Sonuca Varabilir mi ❓​

Evet. Bu ayet tam olarak bunu düşünmemizi sağlar. Şehirdeki insanlar ve kafile, kardeşlerin aktardığı görünür olayları doğrulayabilirler; fakat onların da kabın önceden yükün içine yerleştirildiğini bilmeleri gerekmemektedir.

Dolayısıyla doğrulama, hangi iddiayı doğruladığını açık biçimde ayırmalıdır. “Kap onun yükünden çıktı” doğrulanabilir; “kapı o çaldı” sonucu ayrıca kanıt gerektirir.

Bu son derece önemli bir bilgi disiplinidir: Bir kanıt, desteklemediği sonuca zorlanmamalıdır.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 81 ve 82 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 81’de kardeşler “Biz yalnız bildiğimize şahitlik ettik; gaybı bilemezdik” demişlerdi. Yûsuf 82’de ise “Şehre ve kafileye sor; biz doğru söylüyoruz” diyerek anlattıklarını başka kaynakların doğrulamasına açarlar.

Bu iki ayet birlikte güçlü bir bilgi ahlakı oluşturur: Önce kendi bilgimizin sınırını kabul etmek, sonra mümkün olan kısmı başka kaynaklarla kontrol ettirmek.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 83. ayette, Hz. Ya‘kūb onların açıklamasını duyduğunda hemen ikna olmayacak ve daha önce Yûsuf olayında söylediğine çok benzeyen bir cümle kuracaktır: “Hayır! Nefisleriniz size bir işi güzel göstermiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.” Böylece geçmişte kırılan güvenin bugünkü doğru anlatıya nasıl gölge düşürebildiği, hüsnüzan ile tecrübe arasındaki denge, sabr-ı cemîl ve Ya‘kūb’un “hepsini” geri beklemesindeki umut kıssanın yeni merkezine dönüşecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 82. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 82. ayet ilk bakışta yalnız kısa bir doğrulama cümlesidir: “Bulunduğumuz şehre ve birlikte geldiğimiz kafileye sor; biz gerçekten doğru söylüyoruz.” Fakat kıssanın geçmişi hatırlandığında bu cümlenin taşıdığı anlam çok daha derindir. Bir zamanlar babalarına bilinçli olarak yanlış bir hikâye anlatan kardeşler, şimdi anlattıkları olayın başka insanlar tarafından kontrol edilmesini kendileri istemektedirler.

Ayetin ilk büyük mesajı doğrulanabilir olmaktan korkmamaktır. İnsan doğru söylediğine inanıyorsa, uygun durumlarda anlattıklarının güvenilir kaynaklardan kontrol edilmesine karşı çıkmak zorunda değildir.

Hakikat denetimden korkmaz; fakat denetimin de doğru şeyi ölçmesi gerekir.

İkinci büyük mesaj kırılmış güvenin yeniden kurulmasının emek istemesidir. Ya‘kūb’un oğullarına hemen inanması beklenemez; çünkü geçmişte ağır biçimde aldatılmıştır.

Kardeşlerin buna “Bize güvenmiyorsan senin sorunun” diye karşılık vermek yerine dış doğrulama sunmaları önemlidir. Güveni kıran tarafın, yeniden güvenmekte zorlanan kişiye makul ölçüde anlayış göstermesi gerekir.

Üçüncü büyük mesaj tanıklığın değeridir. İnsan yalnız kendi iddiasına dayanmaktansa, olayı gören başka insanların bilgisini de ortaya koyabilir. Bu, araştırmayı daha sağlam hâle getirebilir.

Fakat tanıklık da sınırsız değildir. Tanık yalnız bildiği kadarını doğrulayabilir.

Dördüncü büyük mesaj çoğunluğu hakikatle özdeşleştirmemektir. Bir kafilenin tamamı kabın yükten çıktığını görmüş olabilir; yine de kabın oraya nasıl geldiğini bilmiyor olabilir.

Dolayısıyla “Herkes böyle gördü” ile “Herkes gerçeğin bütününü biliyor” aynı cümle değildir.

Beşinci büyük mesaj kanıtın kapsamını aşmamaktır. Ölçü kabının bir yükten çıkması, o nesnenin orada bulunduğunu destekler. Fakat kişinin onu bilerek çaldığını ayrıca göstermek gerekir.

Bu ilke günümüzde adli, bilimsel ve gündelik tartışmalar için son derece değerlidir: Kanıt neyi gösteriyorsa yalnız onu söyle; göstermediği sonucu kanıta zorla yükleme.

Altıncı büyük mesaj samimi yanılmanın mümkün olduğudur. Kardeşler bu kez önceki Yûsuf olayındaki gibi bilinçli bir kurgu üretmiyor görünmektedirler. Gerçekten doğruyu anlattıklarına inanırlar.

Fakat yine de olayın tamamını bilmezler. Bu bize “Ben samimiyim, o hâlde mutlaka haklıyım” düşüncesinin yeterli olmadığını öğretir.

Yedinci büyük mesaj kaynağın önemidir. Kardeşler belirsiz söylentiye değil, olayın yaşandığı yerde bulunan insanlara ve birlikte seyahat ettikleri kafileye işaret ederler.

Günümüzde de bir iddiayı değerlendirirken “Bunu kim söylüyor, nereden biliyor, doğrudan mı gördü, başkasından mı duydu?” soruları çok önemlidir.

Sekizinci büyük mesaj geçmişte yalan söyleyen insanın bugün doğru söyleyebilmesidir. Bir insanın eski hatası yeni sözünü dikkatle değerlendirmeyi gerektirebilir; fakat onun sonsuza kadar her cümlesini otomatik olarak yalana dönüştürmez.

Adalet hem geçmiş tecrübeyi unutmamalı hem de insanın değişebilme ihtimalini kapatmamalıdır.

Dokuzuncu büyük mesaj hesap verebilirliğin güveni güçlendirmesidir. İnsan yalnız “Ben doğruyum” dediğinde güven istemektedir; “İstersen kontrol et” dediğinde ise iddiasını doğrulama sürecine açmaktadır.

Bu özellikle aile, iş ve kamusal sorumluluklarda önemlidir. Güven ile denetlenebilirlik birbirinin düşmanı olmak zorunda değildir.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri, insan bilgisinin doğrulama yapmasına rağmen yine de sınırlı kalabileceğidir. Kardeşler tanık gösterebilirler, şehirdekiler aynı şeyi söyleyebilir, kafile de olayın görünen kısmını doğrulayabilir. Buna rağmen okuyucu onların bilmediği daha büyük gerçeği bilir.

Bu nedenle Yûsuf Suresi 82 bize hem araştırmayı hem tevazuyu öğretir: Araştır, karşılaştır, tanıklara sor, doğrulamaya çalış; fakat bütün bunlardan sonra bile “Artık hakikatin her ayrıntısını biliyorum” kibrine kapılma.

Yûsuf Suresi 82. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Doğru olduğunu düşündüğün ciddi bir iddiayı mümkünse başka kaynakların kontrolüne aç. Kırdığın güveni yeniden kazanmak için yalnız söz isteme, hesap verebilir davran. Tanıkların neyi gerçekten bildiğini ayır. Çoğunluğu mutlak hakikat ölçüsü hâline getirme. Aynı görüntüyü gören birçok kişinin aynı eksik bilgiye sahip olabileceğini unutma. Kanıtın söylediğinden fazlasını ona söyletme. Ve geçmişte yalan söylemiş bir insanın bugün doğru söyleyebileceği gibi, bugün son derece samimi konuşan bir insanın da eksik bilgi yüzünden yanılabileceğini kabul et. Çünkü hakikate ulaşmanın yolu yalnız “Ben doğru söylüyorum” demekten değil, “Söylediğim şey ne kadar doğrulanabilir ve bu doğrulama gerçekte neyi kanıtlıyor?” sorusunu dürüstçe sorabilmekten geçer.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 83. ayette, Hz. Ya‘kūb oğullarının bu kez doğrulama imkânı sunmasına rağmen geçmiş tecrübesinin etkisiyle “Hayır! Nefisleriniz size bir işi güzel göstermiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir” diyecektir. Burada özellikle Ya‘kūb’un oğullarına neden hemen inanmadığı, geçmişte kırılmış güvenin yeni doğru sözleri nasıl etkilediği, “nefisleriniz size güzel gösterdi” ifadesinin bu kez ne anlama geldiği, sabr-ı cemîlin acıyı bastırmak anlamına gelmemesi ve Ya‘kūb’un bütün kayıplara rağmen “hepsini” geri beklemesindeki olağanüstü umut üzerinde dikkatle durulmalıdır.

Ve belki Yûsuf Suresi 82. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir iddiada bulunduğumuzda gerçekten “İstersen kontrol et” diyebilecek kadar açık mıyız? Başkalarının bizi doğrulaması bizi otomatik olarak her ayrıntıda haklı mı yapar? Çok sayıda insan aynı şeyi söylediğinde onların bilgi kaynaklarını sorguluyor muyuz? Geçmişte güvenimizi kırmış biri bu kez iddiasını doğrulamaya açtığında ona yeniden güvenebilmesi için bir alan bırakabiliyor muyuz? Ve en önemlisi, kanıt bulduğumuzda kanıtın gerçekten ne söylediğini mi kabul ediyoruz, yoksa görmek istediğimiz sonucu ona mı yüklüyoruz?

“Yûsuf 82, kardeşlerin ‘Bulunduğumuz şehre ve birlikte geldiğimiz kafileye sor; biz gerçekten doğru söylüyoruz’ diyerek anlattıkları olayın başkaları tarafından kontrol edilmesini istediklerini bildirir. Bu tavır, yıllar önce Yûsuf konusunda gerçeği gizleyen davranışlarından önemli ölçüde farklıdır. Ayet bize doğrulamanın güveni güçlendirebileceğini, fakat çok sayıda kişinin aynı şeyi görmesinin bile olayın görünmeyen bütün arka planını bildikleri anlamına gelmediğini öğretir. Gerçek bilgi ahlakı yalnız tanık bulmak değil; tanığın neyi gerçekten doğruladığını ve hangi noktada bilgisinin sona erdiğini de bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt