📖 Yûsuf Suresi 84. Ayette “Ah Yûsuf’a Olan Hasretim! Üzüntüden Gözleri Ağardı ve Kederini İçinde Tutuyordu” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,344
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 84. Ayette “Ah Yûsuf’a Olan Hasretim! Üzüntüden Gözleri Ağardı ve Kederini İçinde Tutuyordu” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 83. ayette Hz. Ya‘kūb, peş peşe gelen ağır haberler karşısında ‘Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir’ demişti. 84. ayet ise ‘güzel sabır’ sahibi olan aynı peygamberin ne kadar derin bir acı yaşadığını bütün açıklığıyla gösterir: Ya‘kūb oğullarından yüzünü çevirir ve ‘Ah Yûsuf’a olan hasretim!’ der; Kur’an, üzüntüsünden gözlerinin ağardığını ve onun yoğun keder taşıdığını bildirir. Böylece ayet çok önemli bir gerçeği ortaya koyar: Sabır, insanın üzülmemesi değildir; iman, gözyaşını yasaklamaz; güçlü tevekkül, kalbin acımadığı anlamına gelmez. Hz. Ya‘kūb hem Allah’a güvenmekte hem de oğluna duyduğu hasret sebebiyle derinden üzülmektedir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 84. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Onlardan yüz çevirdi ve ‘Ah Yûsuf’a olan hasretim!’ dedi. Üzüntüden gözleri ağardı; o, kederini içinde tutuyordu.” Ayetin Arapçası ise “Ve tevellâ anhum ve kâle yâ esefâ alâ Yûsuf, vebyaddat aynâhu mine’l-huzni fehuve kazîm.” şeklindedir.

Bir önceki ayette Ya‘kūb “güzel bir sabır” demişti. Hemen ardından Kur’an onun derin üzüntüsünü anlatır. Bu sıralama tesadüfî değildir; sabır ile acının birbirinin karşıtı olmadığını doğrudan gösterir.

Hz. Ya‘kūb sabırlıdır fakat aynı zamanda özlemektedir, yas tutmaktadır ve bedeni bile bu uzun kederden etkilenmektedir. Kur’an onu bu duyguları yaşadığı için kınamaz.

2️⃣ “Onlardan Yüz Çevirdi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve tevellâ anhum”, yani “onlardan yüz çevirdi, yanlarından ayrıldı” ifadesi geçer. Hz. Ya‘kūb, aldığı haberin ardından oğullarından bir süre uzaklaşarak kendi acısıyla baş başa kalmaktadır.

Bu davranışı “Onları tamamen reddetti” veya “Ailesiyle bütün ilişkisini kesti” şeklinde anlamak gerekmez. Bazen insan ağır bir haber aldığında bir süre konuşamayabilir, yalnız kalmak veya duygusunu kendi içinde yaşamak isteyebilir.

Dolayısıyla kısa süreli geri çekilme her zaman sevgisizlik değildir. İnsanın ağır duygular karşısında kendisine alan açması, ilişkinin tamamen bittiği anlamına gelmez.

3️⃣ Hz. Ya‘kūb Neden Yeni Kaybedilen Oğlundan Değil de “Yûsuf”tan Söz Ediyor ❓​

Ayetin en dikkat çekici yönlerinden biri budur. Yeni kriz diğer oğulla ilgili olmasına rağmen Ya‘kūb’un ağzından “Ah Yûsuf’a olan hasretim!” sözü çıkar.

Çünkü yeni kayıp, yıllardır kapanmamış olan eski yarayı yeniden açmış olabilir. İnsan hayatında da yeni bir acı bazen çok daha eski bir acıyı bütün canlılığıyla geri getirebilir.

Bu nedenle Ya‘kūb’un Yûsuf’u hatırlaması yeni oğlunu önemsemediği anlamına gelmez. Bir kayıp başka bir kaybın hatırasını yeniden canlandırabilir.

4️⃣ “Yâ Esefâ Alâ Yûsuf” Ne Anlama Gelir ❓​

“Yâ esefâ” ifadesi yoğun üzüntü, hasret, keder ve iç yanmasını dile getiren bir sesleniştir. Türkçede yaklaşık olarak “Ah Yûsuf’um!”, “Ah Yûsuf’a olan hasretim!” gibi ifadelerle karşılanabilir.

Hz. Ya‘kūb duygusunu gizlemeyen son derece insanî bir cümle söylemektedir. Bu söz Allah’a karşı isyan veya kaderi reddetmek değildir.

Kur’an böylece peygamberi taşlaşmış, duygusuz bir insan olarak sunmaz. Peygamberlik insanî duyguları ortadan kaldırmaz; onları iman ve ahlak içinde yaşamayı öğretir.

5️⃣ Bir Peygamberin “Ah!” Diyerek Üzülmesi Sabra Aykırı mıdır ❓​

Hayır. Bir önceki ayette “sabr-ı cemîl” diyen kişiyle burada “Ah Yûsuf!” diyen kişi aynıdır. Kur’an iki ifadeyi yan yana getirerek sabrın yanlış anlaşılmasını engeller.

Sabır hiç ağlamamak, hiç özlememek veya kalbin hiç acımaması değildir. Sabır, acının insanı haksızlığa, ümitsizliğe ve yanlış davranışlara sürüklememesiyle ilgilidir.

İnsan Allah’a güvenirken ağlayabilir. Gözyaşı tevekkülün karşıtı değildir.

6️⃣ Ağlamak veya Çok Üzülmek İmanın Zayıf Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır. Hz. Ya‘kūb’un kıssası buna açık bir cevap verir. O, Allah’ın peygamberidir; buna rağmen oğlunun hasretiyle çok derin bir keder yaşamaktadır.

Bu yüzden yas tutan bir insana “İmanın güçlü olsaydı bu kadar üzülmezdin” demek doğru değildir. Ölüm, ayrılık, hastalık veya kayıp insanı derinden etkileyebilir.

İman insanı insan olmaktan çıkarmaz. İman, acıyı hiç hissetmemek değil; acının içinde anlam, dua, sabır ve umut için bir yol bulabilmektir.

7️⃣ “Üzüntüden Gözleri Ağardı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “vebyaddat aynâhu mine’l-huzn”, yani “üzüntüden gözleri ağardı” denilir. Tefsirlerde bunun görme gücünün ciddi biçimde zayıflaması veya kaybolmasıyla ilgili olduğu yönünde açıklamalar bulunmaktadır.

Bazı yorumlarda gözlerin beyazlaşması görme kaybının dış belirtisi olarak değerlendirilir. Ancak Kur’an burada modern anlamda belirli bir göz hastalığının tıbbi teşhisini vermez.

Bu nedenle ayeti “Hz. Ya‘kūb kesin olarak şu hastalığa yakalandı” şeklinde tıbbî bir teşhise dönüştürmek doğru değildir. Ayetin açık mesajı, uzun ve yoğun kederin Ya‘kūb’un bedeninde de ağır bir iz bıraktığıdır.

8️⃣ Üzüntü Gerçekten Bedeni Etkileyebilir mi ❓​

İnsanın ruhsal ve bedensel durumu birbirinden tamamen kopuk değildir. Uzun süreli stres, yas ve yoğun duygusal yük insanların uyku, iştah, enerji ve bedensel iyilik hâlini etkileyebilir.

Ancak Yûsuf 84’ü modern tıp ders kitabı gibi kullanmak doğru değildir. Ayet “Her göz hastalığının sebebi üzüntüdür” veya “Her yoğun keder aynı fiziksel sonucu doğurur” dememektedir.

Kur’an burada belirli bir kişinin yaşadığı ağır kederi anlatır. Tıbbi bir sorun ortaya çıktığında gerekli tıbbi değerlendirmeye başvurmak tevekküle aykırı değildir.

9️⃣ Hastalık veya Bedensel Belirti İman Eksikliğinin İşareti midir ❓​

Hayır. Bir peygamberin bedeni bile ağır hayat tecrübelerinden etkilenebilir. Hastalık, bedensel zayıflık veya görme kaybı insanın Allah katındaki değerinin düşük olduğunu göstermez.

Aynı şekilde bir insanın sağlıklı olması da onun mutlaka Allah katında daha üstün olduğunun kanıtı değildir. Bedensel sağlık ile manevî değer birebir aynı ölçekte değerlendirilmez.

Bu ayet özellikle önemlidir; çünkü derin üzüntü yaşayan insanları “Yeterince imanlı değilsin” diye suçlamanın ne kadar yanlış olabileceğini gösterir.

🔟 “Fehuve Kazîm” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Hz. Ya‘kūb için “fehuve kazîm” denilir. “Kazîm”, yoğun kederle dolu, acısını tutan, öfkesini veya hüznünü içine alan kişi anlam alanlarına sahiptir.

Burada Ya‘kūb’un içinde çok büyük bir acı taşıdığı anlaşılır. Fakat bunu çevresine zarar veren kontrolsüz bir öfkeye dönüştürmez.

Bu ifade “Bütün duygularınızı içinize atın ve kimseyle konuşmayın” şeklinde evrensel psikolojik tavsiye değildir. Daha doğru anlam, Ya‘kūb’un kederini taşıdığı fakat onu haksız davranışa dönüştürmediğidir.

1️⃣1️⃣ Kederi İçinde Tutmak Her Zaman Sağlıklı mıdır ❓​

Her zaman değil. İnsan bazen duygusunu özel yaşamak isteyebilir; bu normaldir. Ancak sürekli ve ağır acıyı hiçbir insanla paylaşmamak bazı kişiler için yükü daha da ağırlaştırabilir.

Hz. Ya‘kūb’un kıssasında birkaç ayet sonra çok önemli bir cümle gelecektir: “Ben kederimi ve hüznümü yalnız Allah’a arz ediyorum.” Yani Ya‘kūb duygusunu yok saymamakta; onu Allah’a yöneltmektedir.

Bu nedenle duyguyu yönetmek ile duyguyu inkâr etmek birbirinden ayrılmalıdır. İnsan dua edebilir, güvenilir kişilerle konuşabilir ve gerektiğinde profesyonel destek alabilir.

1️⃣2️⃣ Sabr-ı Cemîl ile Derin Yas Nasıl Aynı İnsanda Bulunabilir ❓​

Yûsuf 83 ve 84 birlikte bu soruya doğrudan cevap verir. 83. ayette “güzel sabır”, 84. ayette ise yoğun hasret ve gözlerin etkilenmesine kadar ulaşan keder vardır.

Demek ki sabır bir duygu seviyesi değil, daha çok duygular karşısındaki ahlaki duruştur. İnsan çok üzgün olabilir ve yine de sabırlı davranabilir.

Sabır kalbin hiç sızlamaması değil, kalp sızlarken de yönünü kaybetmemektir.

1️⃣3️⃣ Ya‘kūb’un Yıllarca Yûsuf’u Unutmaması Sağlıksız Bir Bağlanma mıydı ❓​

Ayet böyle bir teşhis koymaz. Hz. Ya‘kūb’un Yûsuf’a sevgisi ve hasreti son derece derindir. Fakat aynı zamanda hayatını sürdürmekte, ailesiyle ilgilenmekte, karar almakta ve Allah’a güvenmektedir.

Bir insanın kaybettiği veya ayrı kaldığı birini yıllar sonra hâlâ hatırlaması otomatik olarak psikolojik bozukluk anlamına gelmez. Yasın süresi ve biçimi insandan insana değişebilir.

Bu nedenle dinî veya psikolojik açıdan “Artık unutman gerekiyordu” gibi kesin hükümler vermek yerine kişinin işlevselliği, acısının niteliği ve desteğe ihtiyacı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

1️⃣4️⃣ Ya‘kūb’un Yûsuf’a Olan Sevgisi Diğer Çocuklarını Sevmediği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Bir insana özel sevgi veya derin özlem duymak, diğer insanlara hiç sevgi duymadığı anlamına gelmez. Yûsuf’un kaybı olağanüstü şartlarda gerçekleşmiş ve yıllarca çözülememiş bir yaradır.

Ayrıca şimdi diğer oğlunun geri dönmemesi de Ya‘kūb’u etkilemektedir. Fakat yeni olay Yûsuf yarasını yeniden açmaktadır.

İnsan sevgisini matematiksel olarak eşit yoğunlukta hissetmek zorunda değildir. Önemli olan duygusal farklılığın haksızlığa veya hak ihlaline dönüşmemesidir.

1️⃣5️⃣ Derin Üzüntü Allah’ın Takdirine İtiraz mıdır ❓​

Hayır. Ya‘kūb hem üzülmekte hem de Allah’ın Alîm ve Hakîm olduğuna inanmaktadır. Bu iki durum birlikte var olabilir.

Kaderi kabul etmek, yaşanan olaydan hoşlanmak zorunda olmak değildir. İnsan ölüm, ayrılık veya kayıp karşısında “Keşke böyle olmasaydı” diye acı hissedebilir ve aynı zamanda Allah’a karşı imanını koruyabilir.

Rıza veya teslimiyet, insanın bütün acılarını sevinçle karşılaması anlamına gelmez.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Yas Yaşayan Birine Nasıl Davranmamız Gerektiğini Öğretiyor ❓​

Öncelikle yas tutan kişiyi duygusu nedeniyle suçlamamak gerekir. “Artık unut”, “Bu kadar üzülme”, “İmanlı insan böyle yapmaz” gibi sözler insanın yükünü hafifletmek yerine ağırlaştırabilir.

Daha doğru yaklaşım kişinin acısını kabul etmek, yanında bulunmak ve gerekirse somut destek sunmaktır. Bazen insanın ihtiyacı uzun nasihat değil, acısının gerçek olduğunun anlaşılmasıdır.

İnançlı destek de ancak acıyı inkâr etmiyorsa anlamlıdır. Teselli, insanın gözyaşını susturmak değil, gözyaşında onu yalnız bırakmamaktır.

1️⃣7️⃣ Hz. Ya‘kūb’un Üzüntüsü Depresyon Olarak Tanımlanabilir mi ❓​

Kur’an Hz. Ya‘kūb’a modern psikiyatrik bir teşhis koymaz. Bu nedenle ayetten hareketle “Ya‘kūb kesin şu psikiyatrik hastalığa sahipti” demek ilmî olarak doğru değildir.

Ayet yoğun yas, hasret ve kederi anlatmaktadır. Modern ruh sağlığı değerlendirmelerinde ise tanı için belirli belirtilerin süresi, şiddeti, kişinin günlük işlevleri ve başka birçok etken birlikte değerlendirilir.

Buradaki en önemli dinî ders şudur: Yoğun üzüntü yaşayan bir mümini otomatik olarak manevî açıdan eksik görmek yanlıştır. Ruhsal sıkıntı yaşayan kişinin profesyonel destek alması da iman eksikliği değildir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 83 ve 84 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 83’te Hz. Ya‘kūb “Güzel bir sabır” demiş ve Allah’ın bütün oğullarını geri getirmesini umut etmişti. Yûsuf 84’te ise “Ah Yûsuf’a olan hasretim!” diyerek derin acısını açıkça dile getirir.

Bu iki ayet birlikte okunmadığında sabır yanlış biçimde duygusuzluk olarak anlaşılabilir. Oysa Kur’an sabır ile kederi aynı insanın kalbinde yan yana gösterir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 85. ayette, oğulları Ya‘kūb’a “Allah’a yemin olsun ki sen Yûsuf’u anmaya devam ede ede sonunda hasta düşecek veya helâk olacaksın” anlamında sözler söyleyeceklerdir. Bu ayet özellikle yas tutan bir insana çevresinin nasıl tepki verdiği, ‘artık unut’ baskısı, sevilen birini anmanın sınırı ve aile fertlerinin iyi niyetli olsa bile acıyı yanlış biçimde yönetmeye çalışabilmesi açısından dikkatle ele alınmalıdır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 84. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 84. ayet, sabır kavramını insanî duygulardan koparmamamız gerektiğini gösteren Kur’an’daki en güçlü sahnelerden biridir. Bir önceki ayette “sabr-ı cemîl” diyen Hz. Ya‘kūb, hemen ardından oğullarından yüzünü çevirerek “Ah Yûsuf’a olan hasretim!” der. Onun kederi sıradan bir üzüntü değildir; Kur’an gözlerinin bile bu yoğun acıdan etkilendiğini anlatır.

Buna rağmen Kur’an Ya‘kūb’u sabırsız, imanı zayıf veya Allah’ın kaderine karşı çıkan biri olarak nitelemez. Tam tersine biraz önce onun Allah’ın bilgisine ve hikmetine güvendiğini aktarmıştır.

Ayetin ilk büyük mesajı sabır ile gözyaşını birbirine düşman hâle getirmemektir. İnsan ağlayabilir ve sabırlı olabilir. Özleyebilir ve tevekkül sahibi olabilir. Kalbi kırılabilir ve Allah’a güvenmeye devam edebilir.

Bu nedenle sabır duyguların yokluğu değil, duyguların içinde ahlaki yönün korunmasıdır.

İkinci büyük mesaj yasın insanî oluşudur. Sevdiği kişiyi kaybeden veya ondan uzun süre ayrı kalan insanın özlem yaşaması şaşırtıcı değildir. Bu acının uzun sürmesi de otomatik olarak manevî başarısızlık değildir.

Ya‘kūb yıllar sonra bile Yûsuf’u unutmaz. Sevgi, takvim yaprakları ilerledi diye zorunlu olarak silinmez.

Üçüncü büyük mesaj yeni kayıpların eski yaraları yeniden açabileceğidir. Yeni oğlun Mısır’da kalması Ya‘kūb’a yeniden Yûsuf’u hatırlatır. İnsan ruhu olayları birbirinden tamamen bağımsız çekmecelerde saklamaz.

Bugün yaşadığımız bir ayrılık geçmişteki bir kaybı tekrar canlandırabilir. Bu, insanın zayıf olduğu anlamına değil, hafızanın ve sevginin birbirine bağlı olduğuna işaret edebilir.

Dördüncü büyük mesaj bedensel etkileri küçümsememektir. Kur’an Ya‘kūb’un kederinin bedenindeki etkisini de anlatır. İnsan yalnız zihin veya yalnız bedenden oluşmaz.

Fakat ayeti modern tıbbî teşhis kitabına çevirmek doğru değildir. Hastalıkta hekimlik, ruhsal sıkıntıda uygun profesyonel destek ve gerekli tedbirler ihmal edilmemelidir.

Beşinci büyük mesaj hastalık ile manevî değeri birbirine karıştırmamaktır. Eğer yoğun kederin bedensel etkileri bir peygamberin hayatında anlatılabiliyorsa, sıradan bir insanın hastalığını “İmanın zayıf olduğu için oldu” diye açıklamak son derece sakıncalıdır.

Hastalık günahın otomatik işareti değildir; sağlık da Allah’ın kişiden kesin olarak razı olduğunun ölçüsü değildir.

Altıncı büyük mesaj duyguyu bastırmak ile duyguyu yönetmek arasındaki farktır. Ya‘kūb kederini kontrolsüz biçimde çevresine zarar veren bir öfkeye dönüştürmez. Fakat acısını da yok saymaz; “Ah Yûsuf!” diyerek onu açıkça ifade eder.

Dolayısıyla olgunluk hiçbir şey hissetmemek değildir. Olgunluk, hissettiğini inkâr etmeden onun seni haksızlığa sürüklemesine engel olabilmektir.

Yedinci büyük mesaj insana yas tutması için alan vermektir. Ya‘kūb oğullarından yüzünü çevirerek bir süre kendi acısıyla kalır. Bazen insanın kalabalıktan uzaklaşıp duygusunu yaşaması gerekebilir.

Fakat yalnızlık ihtiyaç hâline geldiğinde destek istemek de zayıflık değildir. Mahremiyet meşrudur; yardım istemek de meşrudur.

Sekizinci büyük mesaj teselli dilimizi gözden geçirmektir. Yas içindeki insana hemen “Üzülme, unut, güçlü ol” demek her zaman yardımcı olmaz. İnsanın önce anlaşıldığını hissetmesi gerekir.

Kur’an Ya‘kūb’un acısını gizlemiyor. Bu da bize insanların acılarını ahlaki kusurmuş gibi gizlemeye zorlamamamız gerektiğini düşündürür.

Dokuzuncu büyük mesaj umut ile yasın aynı anda var olabilmesidir. Ya‘kūb bir önceki ayette “Allah onların hepsini bana getirebilir” demişti; şimdi ise Yûsuf hasretiyle ağlamaktadır.

Bu çok güçlü bir insanî tablodur. Umutlu olmak hiç üzülmemek değildir; üzülürken bile geleceğin bütün kapılarının kapanmadığını bilmektir.

Onuncu ve ayetin belki de en güçlü mesajı, imanın insanı duygusuzlaştırmadığıdır. Hz. Ya‘kūb Allah’a güvenen büyük bir peygamberdir; fakat aynı zamanda oğluna hasret kalan bir babadır. Kur’an onun bu iki yönünü birbirinden ayırmaz.

Yûsuf Suresi 84. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Acıdığında kendini imansız sanma. Ağladığında sabrını kaybettiğini düşünme. Sevdiğin birini özlediğinde duygunu küçümseme. Başkasının yasını “artık unut” diyerek hızlandırmaya çalışma. Bedensel veya ruhsal sıkıntıyı doğrudan günah ve iman eksikliğiyle açıklama. Gerekli olduğunda yardım ve tedavi almaktan kaçınma. Duygularını inkâr etme ama onların seni haksızlığa ve umutsuzluğa yönetmesine de izin verme. Çünkü güzel sabır, kalbin hiç acımaması değil; kalbin çok acırken bile Allah’a olan güveni, insanlara karşı adaleti ve geleceğe dair umudu tamamen kaybetmemektir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 85. ayette, oğulları babalarına “Allah’a yemin olsun ki sen Yûsuf’u anmaya devam edeceksin; sonunda ya iyice eriyip tükenecek ya da helâk olacaksın” anlamında sözler söyleyeceklerdir. Bu cümle, çevresindeki insanların Ya‘kūb’un uzun süren yasına nasıl baktığını gösterecek ve yas tutan kişiye ‘artık unut’ demenin sınırı, iyi niyetli aile müdahalesinin insanın acısını neden her zaman anlayamayabileceği, bir sevgiyi zorla söndürmenin mümkün olup olmadığı ve kişinin acısını ciddiye almak ile onu yalnız bırakmamak arasındaki denge açısından son derece önemli olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 84. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir insan ağladığında onu zayıf mı görüyoruz, yoksa acısının büyüklüğünü anlayabiliyor muyuz? Sabırlı olmayı duygusuz olmakla mı karıştırıyoruz? Yıllardır bir kaybın acısını taşıyan insana “Hâlâ mı unutamadın?” diyerek onu yargılıyor muyuz? Kendi kederimizi bastırarak güçlü görünmeye mi çalışıyoruz? Ve en önemlisi, Hz. Ya‘kūb gibi hem ağlayıp hem sabredebilmenin, hem özleyip hem umut edebilmenin mümkün olduğunu gerçekten kabul edebiliyor muyuz?

“Yûsuf 84, Hz. Ya‘kūb’un oğullarından yüzünü çevirerek ‘Ah Yûsuf’a olan hasretim!’ dediğini, yoğun kederi sebebiyle gözlerinin ağardığını ve derin hüznünü taşıdığını bildirir. Bu ayet, bir önceki ayetteki ‘güzel sabır’ sözüyle birlikte okunduğunda son derece güçlü bir gerçek ortaya çıkar: Sabır gözyaşının yokluğu değildir; iman acıyı ortadan kaldırmaz ve derin yas Allah’a güvensizlik anlamına gelmez. İnsan çok üzülebilir, ağlayabilir, özleyebilir ve yine de Allah’a güvenmeye devam edebilir. Gerçek sabır, kalbin hiç kırılmaması değil; kırılmış bir kalple bile umudu ve doğru yönü kaybetmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt