📖 Yûsuf Suresi 73. Ayette “Allah’a Yemin Olsun ki Siz de Biliyorsunuz; Biz Bu Ülkede Bozgunculuk Yapmak İçin Gelmedik ve Biz Hırsız Değiliz” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,343
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 73. Ayette “Allah’a Yemin Olsun ki Siz de Biliyorsunuz; Biz Bu Ülkede Bozgunculuk Yapmak İçin Gelmedik ve Biz Hırsız Değiliz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 72. ayette görevliler kayıp olduğu düşünülen eşyanın hükümdarın ölçü kabı olduğunu açıklamış ve onu getirene bir deve yükü ödül verileceğini söylemişlerdi. 73. ayette kardeşler artık kendilerine yöneltilen hırsızlık ithamına açık biçimde karşı çıkarlar: ‘Allah’a yemin olsun ki siz de biliyorsunuz; biz bu ülkede bozgunculuk yapmak için gelmedik ve biz hırsız değiliz.’ Bu savunma son derece önemlidir; çünkü kardeşlerin geçmişte Yûsuf’a karşı ağır bir haksızlık işlemiş olmaları, şimdi kendilerine yöneltilen başka bir suçlamayı otomatik olarak doğru hâle getirmez. Ayet böylece kişinin kendisini savunma hakkı, geçmiş davranış ile yeni suçlamanın ayrılması, yemin ile delil arasındaki fark ve “bozgunculuk” kavramının keyfî bir suçlama etiketine dönüştürülmemesi açısından güçlü bir ders içerir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 73. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Dediler ki: ‘Allah’a yemin olsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede bozgunculuk yapmak için gelmedik ve biz hırsız değiliz.’” Ayetin Arapçası ise “Kâlû tallâhi lekad alimtum mâ ci’nâ li-nufside fi’l-ardi ve mâ kunnâ sârikîn.” şeklindedir.

Kardeşler burada ilk defa hırsızlık suçlamasını doğrudan reddederler. Önceki ayette “Ne kaybettiniz?” diye sormuşlar, kayıp eşyanın hükümdarın ölçü kabı olduğunu öğrenmişlerdi. Şimdi ise hem niyetleri hem de geçmiş davranışları üzerinden açık savunma yapmaktadırlar.

Dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Savunma yapmak suçluluk göstergesi değildir. Ağır bir suçlama karşısında insanın kendisini açıkça savunması son derece doğal ve meşru bir davranıştır.

2️⃣ “Allah’a Yemin Olsun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “tallâhi” ifadesi kullanılır. Bu, Allah adına yemin ederek sözü kuvvetlendiren güçlü bir ifadedir. Kardeşler kendilerinin hırsız olmadığını yalnız sıradan bir inkârla değil, Allah’ı şahit tutan ciddi bir sözle dile getirmektedirler.

Ancak yemin güçlü bir ahlaki sorumluluk doğursa da tek başına hukuki ve maddi delilin yerini tutmaz. Bir insan yemin ederek doğruyu söyleyebilir; başka biri ise maalesef yemin ederek yalan da söyleyebilir.

Dolayısıyla ayetten “Birisi Allah adına yemin ettiyse artık araştırmaya gerek yoktur” sonucu çıkarılamaz. Dinî sözün ciddiyeti korunmalı, fakat delil ve araştırma ihtiyacı da ortadan kaldırılmamalıdır.

3️⃣ Allah’ın Adını Kullanmak Sözü Otomatik Olarak Doğru Yapar mı ❓​

Hayır. Allah’ın adı hakikati değiştiren sihirli bir mühür değildir. Gerçek bir söz Allah adına söylenince daha ciddi bir sorumluluk taşır; fakat yalan bir söz Allah adına söylendiğinde de yalan olmaktan çıkmaz.

Bu nedenle insanları yalnız kullandıkları dinî ifadelere bakarak değerlendirmek doğru değildir. Dindar görünmek ile güvenilir olmak aynı şey değildir.

Yûsuf kıssasında kardeşlerin geçmişte babalarına gerçek dışı bir hikâye anlattıklarını zaten biliyoruz. Şimdi ise başka bir olayda doğruyu söylemektedirler. Bu durum bize, kişilerin sözlerini her yeni olayda kendi delilleriyle değerlendirmek gerektiğini öğretir.

4️⃣ “Siz de Biliyorsunuz” Demeleri Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “lekad alimtum”, yani “siz gerçekten biliyorsunuz” denilir. Kardeşler, Mısır’daki görevlilerin kendileriyle daha önceki temaslarından onların davranışları hakkında bir kanaat edinmiş olabileceğine işaret etmektedirler.

Tefsirlerde onların daha önce dürüst davrandıkları, düzeni bozacak bir hareket yapmadıkları veya başkalarının malına el uzatmadıklarının gözlemlendiği yönünde çeşitli açıklamalar bulunur. Fakat Kur’an hangi belirli davranışın bu bilgiyi oluşturduğunu ayrıntılı biçimde vermez.

Bu nedenle en güvenli anlam şudur: Kardeşler, önceki davranışlarının hırsızlık ve bozgunculuk niyetiyle bağdaşmadığını karşı tarafın da fark etmiş olması gerektiğini söylüyorlar.

5️⃣ Bir İnsanın Önceki Güvenilir Davranışları Yeni Bir Suçlamada Önem Taşır mı ❓​

Evet, kişinin geçmiş davranışları onun karakteri hakkında belirli bir kanaat oluşturabilir. Uzun süre dürüst davranan bir insanın yeni bir suçlamada bu geçmişi doğal olarak dikkate alınabilir.

Fakat geçmişte dürüst olmak yeni bir suçu işlemenin imkânsız olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde geçmişte suç işlemiş olmak da yeni bir suçlamayı otomatik olarak doğru yapmaz.

Bu nedenle geçmiş davranış bağlamsal bilgi olabilir, fakat belirli bir olayın kesin delilinin yerini tutmaz. Karakter kanaati ile olay ispatı birbirine karıştırılmamalıdır.

6️⃣ “Biz Bu Ülkede Bozgunculuk Yapmak İçin Gelmedik” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “mâ ci’nâ li-nufside fi’l-ard”, yani “bu yerde/ülkede fesat çıkarmak için gelmedik” denilir. Buradaki “ifsad”, düzeni bozmak, zarar vermek, haksızlık yapmak veya toplumsal güvenliği ihlal etmek anlam alanına sahiptir.

Kardeşler kendilerinin Mısır’a suç işlemek, kaynaklara zarar vermek veya toplumsal düzeni bozmak amacıyla gelmediklerini ifade etmektedirler. Onların geliş amacı kıtlık sebebiyle erzak temin etmektir.

Bu nedenle “ifsad” kelimesini bağlamından koparıp fikir ayrılığı yaşayan, farklı inanan veya yönetime eleştiri getiren herkese yöneltmek doğru değildir.

7️⃣ Kur’an’daki “Fesat” Kavramı Her Muhalefet veya Farklılık İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır. “Fesat” ciddi bir kavramdır ve bağlamına göre gerçek zarar, bozgunculuk, zulüm veya düzeni bozucu davranışlarla ilişkilidir.

Bir insanın farklı düşünmesi, bir yönetimi eleştirmesi, soru sorması veya dinî bir görüşe katılmaması onu otomatik olarak “müfsid” yapmaz.

Yûsuf 73’te kardeşlerin söylediği şey son derece somuttur: “Biz buraya zarar vermek ve hırsızlık yapmak amacıyla gelmedik.” Kavramın bu bağlamını korumak gerekir.

8️⃣ “Biz Hırsız Değiliz” Demeleri Neden Önemlidir ❓​

Ayette “ve mâ kunnâ sârikîn”, yani “biz hırsız olmadık / hırsız değiliz” denilir. Bu, suçlamaya açık ve doğrudan bir itirazdır.

İnsan ağır biçimde suçlandığında kendisini savunma hakkına sahiptir. Savunma yapmak kibir, inat veya suçluluk göstergesi değildir.

Hz. Yûsuf da daha önce kendi masumiyetinin ortaya çıkarılmasını istemişti. Dolayısıyla Yûsuf kıssasının genelinde insanın haksız suçlama karşısında gerçeği dile getirmesi meşru bir davranış olarak görülür.

9️⃣ Kendini Savunmak Tevazuya Aykırı mıdır ❓​

Hayır. Tevazu, insanın işlemediği bir suçu kabul etmesi anlamına gelmez. Bir kişi kendisine yönelik yanlış bir itham karşısında “Bunu ben yapmadım” diyebilir.

Hz. Yûsuf da iffet suçlaması karşısında masumiyetini savunmuş, zindandan çıkmadan önce olayın araştırılmasını istemişti. Şimdi kardeşleri de ayrı bir konuda kendilerini savunmaktadır.

Tevazu gerçek dışı biçimde kendini suçlamak değildir. Hakikati söylemek ve haksız ithama karşı çıkmak kibir sayılmaz.

🔟 Kardeşlerin Geçmişte Yûsuf’a Kötülük Yapmış Olması Onları Şimdi Hırsız Yapar mı ❓​

Hayır. Bu ayetin en önemli adalet derslerinden biri budur. Kardeşler geçmişte gerçekten ağır bir kötülük işlemişlerdir; Yûsuf’u kuyuya bırakmış ve babalarına gerçeği söylememişlerdir.

Fakat bu geçmiş, hükümdarın ölçü kabını onların çaldığını kanıtlamaz. Bir insan bir konuda suçlu olabilir ve başka bir konuda masum olabilir.

Adalet, insanları “Bir kez kötü, her zaman her suçtan suçlu” şeklinde etiketlemez. Her olay kendi delilleriyle değerlendirilmelidir.

1️⃣1️⃣ “Kötü Bir Geçmişi Var, Bunu da Kesin O Yapmıştır” Demek Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü böyle bir yaklaşım somut delilin yerini önyargıya bırakır. Bir insan geçmişte yalan söylemiş olabilir; bu, bugün söylediği her cümlenin yalan olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde geçmişte suç işlemiş biri hakkında yeni bir suçlama ortaya çıktığında “Zaten böyle biri” diyerek araştırmayı bırakmak ciddi haksızlık üretebilir.

Toplumun görevi hem geçmiş suçu küçümsememek hem de yeni olayda masumiyet ihtimalini korumaktır. Adalet, insanın geçmişinden daha dikkatli çalışmak zorundadır.

1️⃣2️⃣ Yemin Etmek Neden Delilin Yerini Tutmaz ❓​

Çünkü yemin kişinin kendi sözüne eklediği dinî bir taahhüttür; bağımsız olarak olayın nasıl gerçekleştiğini göstermez. Bir insan samimiyetle yemin edebilir ama hatırladığı şey yanlış olabilir; bir başkası da bilerek yalan yere yemin edebilir.

Bu nedenle ciddi iddialarda fiziksel delil, tanıklık, zaman çizelgesi, kayıtlar ve diğer doğrulanabilir unsurlar önemini korur.

Allah’ın her şeyi biliyor olması insanların “Yemin etti, araştırmaya gerek kalmadı” demesine izin vermez. İnsanî yargı, ulaşılabilir deliller üzerinden yürütülmelidir.

1️⃣3️⃣ Kardeşlerin Savunması Delil Sayılabilir mi ❓​

Savunmaları dikkate alınmalıdır, fakat tek başına nihai delil değildir. Onlar kendi niyetlerini ve geçmiş davranışlarını açıklamaktadırlar.

Adil değerlendirme, suçlayan tarafın iddiasını dinlediği gibi suçlanan tarafın savunmasını da dinlemelidir. Ancak iki tarafın sözünden hangisinin doğru olduğu gerektiğinde başka delillerle araştırılır.

Bu nedenle sağlıklı yaklaşım “Suçlayan söyledi, demek ki doğru” da değildir, “Suçlanan inkâr etti, demek ki kesin masum” da değildir. Araştırma gerekir.

1️⃣4️⃣ İnsan Kendi Niyetini En İyi Kendisi mi Bilir ❓​

Bir insan kendi bilinçli niyeti hakkında başkalarından daha doğrudan bilgi sahibidir. Kardeşler de “Biz bu ülkeye bozgunculuk için gelmedik” diyerek kendi geliş amaçlarını açıklamaktadırlar.

Ancak insanlar bazen kendi motivasyonlarını yanlış yorumlayabilir veya gerçek niyetlerini gizleyebilirler. Bu nedenle yalnız “Niyetim iyiydi” demek bir davranışın bütün sonuçlarını otomatik olarak doğru yapmaz.

Ahlaki değerlendirmede hem niyet hem davranış hem de ortaya çıkan hak ihlali dikkate alınmalıdır. İyi niyet önemlidir ama her şeyi tek başına çözmez.

1️⃣5️⃣ Suçlanan Kişinin Sessiz Kalması Suçluluk Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır. Bazı insanlar haksız suçlama karşısında kendilerini savunabilir, bazıları korkudan donabilir, bazıları susabilir veya hukuki destek almadan konuşmak istemeyebilir.

Dolayısıyla konuşmak da susmak da tek başına suçluluk veya masumiyet kanıtı değildir. İnsanların stres karşısındaki tepkileri farklıdır.

Yûsuf’un kardeşleri burada konuşmayı seçmektedir. Bu onların bu olay özelindeki savunmasıdır; bundan evrensel bir beden dili veya davranış testi çıkarılamaz.

1️⃣6️⃣ Ağır Bir Suçlamada Savunma Hakkı Neden Korunmalıdır ❓​

Çünkü yanlış suçlama bir insanın özgürlüğünü, itibarını, ailesini ve hayatını ciddi biçimde etkileyebilir. Bu nedenle adalet yalnız hızlı sonuç bulmayı değil, yanlış kişiyi cezalandırmaktan kaçınmayı da amaçlamalıdır.

Kişinin kendi açıklamasını sunmasına izin verilmesi, araştırmanın temel parçalarından biridir. Suçlayan taraf güçlü veya devlet görevlisi olsa bile karşı tarafın sözü değersizleştirilmemelidir.

Güç, iddiayı otomatik olarak gerçeğe dönüştürmez. Zayıf konumdaki insanın savunması da dinlenmelidir.

1️⃣7️⃣ Kardeşlerin “Siz de Biliyorsunuz” Demesi İtibarın Değerini mi Gösterir ❓​

Evet, bir yönüyle daha önceki davranışların insanlar üzerinde güven oluşturduğunu düşündürür. Kardeşler Mısır’a daha önce gelmiş, ticari bir ilişki yaşamış ve görevlilerin gözünde belirli bir davranış geçmişi oluşturmuşlardır.

İyi itibar, yıllar içinde dürüst davranışla oluşabilir ve zor bir anda kişinin sözüne ek ağırlık sağlayabilir. Fakat itibar dokunulmazlık değildir.

Çok saygın bir insan da hata yapabilir, kötü itibarlı bir insan da belirli bir konuda masum olabilir. İtibar destekleyici bağlamdır; hakikatin yerine geçmez.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 72 ve 73 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 72’de görevliler kayıp nesneyi hükümdarın ölçü kabı olarak tanımlamış ve onu getirene bir deve yükü ödül vaat etmişlerdi. Yûsuf 73’te kardeşler suçlamayı doğrudan reddederek “Biz bozgunculuk için gelmedik ve biz hırsız değiliz” demektedirler.

Böylece kıssa bir suçlama ile tek taraflı ilerlemez; iddia ve savunma karşı karşıya gelir. Bundan sonraki aşamada ise suçlananların kendi anlayışlarına göre hırsızlığın yaptırımının ne olduğu sorulacaktır.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 74. ayette, görevliler kardeşlere “Peki eğer yalan söylüyorsanız bunun cezası nedir?” diye soracaklardır. Bu ayet özellikle suç isnadından önce yaptırımın konuşulması, farklı hukuk veya örf düzenlerinin varlığı, kişinin kendi hukuk anlayışının kendisine karşı kullanılmasının sınırları ve bir cezanın suç kesinleşmeden uygulanamayacağı açısından dikkatle ele alınmalıdır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 73. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 73. ayet, Hz. Yûsuf’un kardeşlerinin kendilerine yöneltilen hırsızlık ithamına açık biçimde cevap verdiği sahnedir. “Allah’a yemin olsun ki siz de biliyorsunuz; biz bu ülkede bozgunculuk yapmak için gelmedik ve biz hırsız değiliz” diyerek hem niyetlerini hem de geçmiş davranışlarını savunurlar. Bu savunmanın ağırlığı, kardeşlerin geçmişte kusursuz insanlar olmamasına rağmen bu olayda gerçekten hırsız olmamalarında ortaya çıkar.

Ayetin ilk büyük mesajı insanın geçmişteki bütün hatalarının yeni bir suçun kanıtı olamayacağıdır. Kardeşler Yûsuf’a karşı büyük bir suç işlemişlerdir; fakat hükümdarın kabını çalmamışlardır. Kur’an okuyucusu bunu açıkça bilir.

Bu ayrım adaletin temelidir: Bir insanın kötü geçmişi, işlemediği suçu ona yükleme hakkı vermez.

İkinci büyük mesaj kendini savunmanın meşru olmasıdır. Kardeşler ağır bir itham karşısında sessiz kalmaz; “Biz hırsız değiliz” derler. Masum olduğunu bilen insanın gerçeği açıkça söylemesi kibir değildir.

Tevazu, işlemediğimiz suçu üzerimize almak anlamına gelmez. İnsan gerektiğinde itibarını ve hakkını savunabilir.

Üçüncü büyük mesaj Allah adına yemin etmenin ciddiyetidir. Kardeşler sözlerini “Tallahi” diyerek güçlendirirler. Bu, sıradan bir konuşma değil, Allah’ın adıyla kurulan ciddi bir taahhüttür.

Fakat aynı zamanda yemin tek başına maddi delilin yerini tutmaz. Dinî söz ile adli ispat aynı şey değildir.

Dördüncü büyük mesaj dindarlık görüntüsünü delil hâline getirmemektir. Bir insan çok yemin edebilir, dinî ifadeler kullanabilir veya toplumda dindar olarak tanınabilir. Bunlar onun her konuda otomatik olarak haklı olduğunu göstermez.

Adalet, insanın görüntüsüne değil olayın delillerine bakmalıdır.

Beşinci büyük mesaj “ifsad” kavramını dikkatli kullanmaktır. Kardeşler burada “Biz bu ülkeye bozgunculuk yapmak için gelmedik” demektedir. Bağlam, gerçek zarar ve hırsızlık şüphesidir.

Bu kavramı her eleştirene, farklı düşünene veya başka dine mensup olana yöneltmek doğru değildir. Farklılık ile bozgunculuk aynı şey değildir.

Altıncı büyük mesaj itibarın değerli ama sınırlı olduğudur. Kardeşlerin “Siz de biliyorsunuz” demeleri, geçmişteki davranışlarının görevliler tarafından bilindiğini düşündürür. İyi davranışın oluşturduğu itibar insan için değerli bir sosyal sermayedir.

Fakat hiçbir itibar araştırmadan muafiyet sağlamamalıdır. İyi ün masumiyet ihtimalini destekleyebilir; hükmün yerine geçemez.

Yedinci büyük mesaj iddia ile savunmanın birlikte dinlenmesidir. Önce suçlama yapılmış, sonra kayıp mal açıklanmış, şimdi suçlananlar kendilerini savunmuştur. Sağlıklı bir süreçte yalnız güçlü tarafın sesi duyulmaz.

Hakikat tek taraflı konuşmadan değil, mümkün olduğunca bütün ilgili bilgilerin değerlendirilmesinden doğar.

Sekizinci büyük mesaj geçmişte suç işlemiş insanların da adalet hakkına sahip olmasıdır. Bu bazen toplum açısından zor kabul edilir. İnsan “Zaten kötü biri, başına ne gelirse gelsin” diyebilir. Fakat adalet böyle işlemez.

Bir insan geçmişte yaptığı suçun hesabını verebilir; fakat işlemediği başka bir suçun cezasını geçmiş karakteri sebebiyle çekmemelidir.

Dokuzuncu büyük mesaj niyet ile davranışı birlikte değerlendirmektir. Kardeşler “Biz fesat çıkarmak için gelmedik” diyerek niyetlerini açıklarlar ve “Biz hırsız değiliz” diyerek somut eylemi reddederler.

Ahlak yalnız niyet değildir, yalnız sonuç da değildir. Niyet, eylem ve haklar birlikte değerlendirilmelidir.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri, adaletin sevdiğimiz insanlara değil, hoşlanmadığımız insanlara nasıl davrandığımızda sınanmasıdır. Yûsuf’un kardeşlerini geçmişten tanıyan okuyucu onlara kızmakta haklı sebepler bulabilir. Fakat Kur’an tam da burada onların gerçekten işlemedikleri bir suçla karşı karşıya olduklarını gösterir.

Bu bize son derece güçlü bir ahlaki sınav sunar: Bir insanı sevmemek, onun hakkında yanlış bir suçlamaya inanma hakkı vermez.

Yûsuf Suresi 73. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hakkında suçlama yapılan kişinin geçmişine bakabilirsin ama geçmişi yeni suçun delili yapma. Kendini savunan insana “neden savunuyorsun?” diyerek suçluluk yükleme. Allah adına yapılan yemini ciddiye al fakat delilin yerine koyma. “Fesat” gibi ağır dinî kavramları farklı düşünen insanlara gelişigüzel yöneltme. Güçlü tarafın iddiasını olduğu gibi kabul etme ve suçlananın açıklamasını da dinle. Çünkü adalet, yalnız iyi insanlar için değil; geçmişte hata yapmış insanları bile işlemedikleri suçtan koruyacak kadar tarafsız olmak zorundadır.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 74. ayette, görevliler kardeşlere “Eğer yalan söylüyorsanız bunun cezası nedir?” diye soracaklardır. Böylece henüz arama sonuçlanmadan önce, bulunacak eşyanın ardından uygulanacak yaptırımın hangi ölçüye göre belirleneceği konuşulacaktır. Bu ayet özellikle cezanın suçtan önce keyfî biçimde belirlenmemesi, farklı hukuk ve geleneklerin varlığı, kişinin kendi beyanının sonuçları ve cezanın yalnız gerçek suçluya uygulanması gerektiği açısından son derece önemli olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 73. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Sevmediğimiz veya geçmişte yanlış yapmış bir insan yeni bir suçla itham edildiğinde, gerçekten delile mi bakıyoruz, yoksa “zaten böyle biri” diyerek kararımızı baştan mı veriyoruz? Bir insan kendisini savunduğunda bunu suçluluk emaresi mi sayıyoruz? Allah adına edilen yemini araştırmanın yerine mi koyuyoruz? Ve en önemlisi, geçmişte bize veya başkasına kötülük yapmış bir insanı bile işlemediği bir suçtan koruyacak kadar adaletli olabilir miyiz?

“Yûsuf 73, kardeşlerin ‘Allah’a yemin olsun ki siz de biliyorsunuz; biz bu ülkede bozgunculuk yapmak için gelmedik ve biz hırsız değiliz’ diyerek kendilerini savunduklarını bildirir. Bu ayetin en güçlü derslerinden biri, geçmişte yanlış yapan kişinin yeni bir suçlamada otomatik olarak suçlu sayılamayacağıdır. Yemin önemlidir fakat delilin yerine geçmez; itibar değerlidir fakat hüküm değildir; geçmiş davranış anlamlıdır fakat yeni suçun otomatik kanıtı değildir. Adaletin gerçek sınavı, sevdiğimiz kişiyi korumaktan önce, sevmediğimiz kişinin bile işlemediği bir suçla mahkûm edilmesine izin vermemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt