📖 Yûsuf Suresi 76. Ayette “Önce Diğer Kardeşlerinin Yüklerini Aradı, Sonra Ölçü Kabını Kardeşinin Yükünden Çıkardı. İşte Yûsuf İçin Böyle Bir Plan

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,343
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 76. Ayette “Önce Diğer Kardeşlerinin Yüklerini Aradı, Sonra Ölçü Kabını Kardeşinin Yükünden Çıkardı. İşte Yûsuf İçin Böyle Bir Plan Yaptık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 75. ayette kardeşler, hırsızlığın kendi anlayışlarındaki karşılığını ‘Kap kimin yükünde bulunursa o kişi bunun karşılığıdır; biz zalimleri böyle cezalandırırız’ diyerek kendileri açıklamışlardı. 76. ayette Hz. Yûsuf önce diğer kardeşlerinin yüklerini aratır, ardından ölçü kabı kardeşinin yükünden çıkarılır. Kur’an bundan sonra çok dikkat çekici bir ifade kullanır: ‘İşte Yûsuf için böyle bir plan yaptık. Hükümdarın kanununa göre kardeşini yanında tutamazdı; ancak Allah’ın dilemesi başka.’ Ayet burada yalnız zekice hazırlanmış bir planı değil; ilahî tedbir ile insan planının ilişkisini, farklı hukuk düzenlerini, bilginin sınırını ve insanın sahip olduğu bilgiyle kibirlenmemesi gerektiğini aynı anda gündeme getirir. Özellikle ayette geçen “keyd” kelimesini otomatik olarak ahlaksız hile anlamına çevirmemek ve bu özel peygamber kıssasını sıradan insanların masuma sahte delil yerleştirmesine ruhsat hâline getirmemek gerekir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 76. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı; sonra onu kardeşinin yükünden çıkardı. İşte Yûsuf için böyle bir plan yaptık. Hükümdarın kanununa göre kardeşini alıkoyamazdı; Allah’ın dilemesi başka. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır.”

Ayetin Arapçası ise “Febedee bi-ev‘iyetihim kable vi‘âi ehîhi sümme’stahrecehâ min vi‘âi ehîhi. Kezâlike kidnâ li-Yûsuf. Mâ kâne li-ye’huze ehâhu fî dîni’l-meliki illâ en yeşâallâh. Nerfe‘u derecâtin men neşâ’. Ve fevka kulli zî ilmin alîm.” şeklindedir.

Bu ayet, Yûsuf’un kardeşini yanında tutmasını sağlayan sürecin nasıl gerçekleştiğini açıklarken aynı zamanda olayın arkasındaki ilahî düzenlemeye dikkat çeker. Fakat ayetin sonundaki bilgi vurgusu, bütün anlatıyı daha da genişletir: İnsan ne kadar bilgili olursa olsun bilgisi sınırlıdır.

2️⃣ Yûsuf Neden Önce Diğer Kardeşlerinin Yüklerini Aradı ❓​

Ayet açık biçimde Yûsuf’un kardeşinin yükünden önce diğer kardeşlerinin yüklerine baktığını bildirir. Bunun, aramanın doğal ve inandırıcı biçimde yürütülmesine hizmet ettiği düşünülebilir.

Eğer arama doğrudan yalnız o kardeşin yükünde başlasaydı, diğer kardeşlerde kuşku oluşması daha kolay olabilirdi. Önce diğer yüklerin aranması, olayın dışarıdan normal bir araştırma süreci gibi görünmesini sağlamış olabilir.

Ancak Kur’an “Bunu kesin şu sebeple yaptı” diye psikolojik gerekçeyi açıklamaz. Bu nedenle arama sırasının planın doğal parçası olduğunu söylemek mümkündür; fakat ayrıntılı senaryoyu vahyin kesin bilgisi gibi sunmamak gerekir.

3️⃣ Ölçü Kabının Kardeşinin Yükünden Çıkarılması Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “sonra onu kardeşinin yükünden çıkardı” der. Buradaki zamir, önceki ayetlerde sözü edilen ölçü kabına işaret eder.

Fakat okuyucu önemli bir şeyi bilmektedir: Kardeş bu kabı çalmamıştır. Kabın onun yüküne önceden konulduğu 70. ayette açıkça anlatılmıştır.

Bu nedenle bir nesnenin bir kişinin eşyaları arasından çıkması ile o kişinin onu gerçekten çalması arasında otomatik eşitlik kurulmamalıdır. Buluntu, bağlamıyla birlikte değerlendirilmelidir.

4️⃣ Bu Ayette Kardeş Gerçekten Hırsız İlan Ediliyor mu ❓​

Kur’an’ın okuyucuya sunduğu gerçeklik açısından hayır. Kardeşin hırsızlık yaptığı anlatılmamakta, tam tersine kabın onun yüküne yerleştirildiği bilinmektedir.

Kardeşlerin kendi gözünden ise görünürde çok güçlü bir durum ortaya çıkmıştır: Kayıp kap onun yükünden çıkmıştır. Ancak biz anlatının perde arkasını bildiğimiz için görüntü ile hakikatin farklı olabileceğini fark ederiz.

Bu, ayetin hukuk ve ahlak açısından en düşündürücü yönlerinden biridir: Güçlü görünen bir delil bile tek başına gerçeğin tamamı olmayabilir.

5️⃣ “İşte Yûsuf İçin Böyle Bir Plan Yaptık” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “kezâlike kidnâ li-Yûsuf” denilir. Buradaki “keyd” kelimesi bağlama göre plan, strateji, düzenleme veya karşı tarafın fark etmediği bir tedbir anlamına gelebilir.

Türkçedeki “hile” kelimesi çoğu zaman ahlaken kötü, kandırıcı ve gayrimeşru davranışı çağrıştırır. Bu nedenle “keyd” kelimesini her geçtiği yerde doğrudan ahlaksız hile diye çevirmek doğru değildir.

Buradaki bağlamda Kur’an olayı Allah’a nispet ederek Yûsuf’un kardeşini yanında tutmasına imkân veren planın ilahî düzenleme içinde gerçekleştiğini bildirir. Dolayısıyla burada kelimeyi “plan, tedbir, stratejik düzenleme” anlamında okumak daha isabetlidir.

6️⃣ Allah’a “Keyd” Nispet Edilmesi Aldatma Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Kur’an’da Allah hakkında kullanılan bazı kelimeler, insanlara nispet edildiğinde taşıdığı ahlaki kusurları Allah’a taşımak anlamına gelmez. Kelimenin bağlamdaki işlevi dikkate alınmalıdır.

Allah’ın “keyd” ile anılması, insanlardaki çıkarcı yalan ve ahlaksız entrika anlamında okunmamalıdır. Burada Allah’ın olayları insanların hesaplarının ötesinde hikmetli bir sonuca yöneltmesi söz konusudur.

Bu ayrım önemlidir: İlahî plan, ahlaksız insan kandırmacasının büyütülmüş şekli değildir. Allah’a insan kusurlarını taşıyan antropomorfik veya ahlaken sorunlu anlamlar yüklenmemelidir.

7️⃣ Bu Ayet Masum Birine Sahte Delil Yerleştirmeyi Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır. Bu özel peygamber kıssasını sıradan insanların başkalarını suçlu göstermek için kullanması son derece yanlış olur. Bir insanın çantasına, evine, aracına veya dijital hesabına sahte delil yerleştirip sonra onu suçlu göstermek adaletsizlik ve iftira olabilir.

Hz. Yûsuf’un kıssası vahiy içinde anlatılan özel bir tarihsel ve peygamberî süreçtir. Biz aynı ilahî bilgiye, aynı bağlama veya aynı yetkiye sahip değiliz.

Bu nedenle ayetin mesajı “Amaç iyiyse masuma delil yerleştirebilirsin” değildir. Tam tersine bu sahne, sıradan hayatta görünür delilin bile nasıl yanıltıcı olabileceğini bize düşündürmelidir.

8️⃣ “Hükümdarın Kanununa Göre Kardeşini Alıkoyamazdı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “fî dîni’l-melik” ifadesi geçer. Buradaki “dîn” kelimesi bağlama göre yalnız dinî inanç sistemi anlamına gelmez; hukuk, düzen, hüküm sistemi veya yürürlükteki uygulama anlamını da taşıyabilir.

Dolayısıyla burada ifade, “hükümdarın yürürlükteki hukuk düzenine göre” şeklinde anlaşılabilir. Hz. Yûsuf’un kardeşini kendi istediği şekilde yanında tutmasına o sistemde doğrudan imkân bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu, “din” kelimesinin Kur’an’da her yerde yalnız bugünkü anlamıyla “mensup olunan inanç dini” şeklinde çevrilemeyeceğini gösteren önemli örneklerden biridir.

9️⃣ Hükümdarın Kanunu ile Kardeşlerin Hukuku Arasında Fark mı Vardı ❓​

Ayet bunu güçlü biçimde düşündürmektedir. Kardeşler bir önceki ayette kendi anlayışlarına göre hırsızın alıkonulması sonucunu söylemişlerdi. 76. ayet ise hükümdarın düzenine göre Yûsuf’un kardeşini bu şekilde alamayacağını belirtir.

Dolayısıyla Yûsuf’un kardeşini yanında tutabilmesi, kardeşlerin kendilerinin açıkladığı yaptırım üzerinden mümkün olmuştur.

Bu ayrıntı, tarihte farklı toplumların aynı eyleme farklı hukukî sonuçlar bağlayabildiğini gösterir. Ancak farklı hukukların varlığını anlatmak, her tarihsel hukuk kuralını eşit derecede doğru veya bugün uygulanması gereken norm hâline getirmez.

🔟 “Dînü’l-Melik” İfadesi Hükümdarın Dini İnancı Hakkında Ne Söyler ❓​

Bu ayetteki ifadeden hükümdarın bütün inanç sistemini ayrıntılı biçimde çıkaramayız. Bağlam açık biçimde hukuk ve yaptırım düzeniyle ilgilidir.

Bu nedenle ayeti “Kralın dini kesin şuydu” gibi tarihsel iddialara dayanak yapmak doğru değildir. Kur’an burada hükümdarın iman esaslarını anlatmıyor; Yûsuf’un kardeşini hangi hukukî çerçevede yanında tutup tutamayacağını anlatıyor.

Metnin bağlamı korunmalıdır: Buradaki “dîn”, özellikle hukukî düzen ve uygulama anlamıyla öne çıkar.

1️⃣1️⃣ “Allah’ın Dilemesi Başka” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “illâ en yeşâallâh”, yani “Allah’ın dilemesi başka” denilir. Bu, Yûsuf’un kardeşini yanında tutabilmesini sağlayan özel gelişmenin Allah’ın iradesi ve düzenlemesi içinde gerçekleştiğini vurgular.

Bu ifade insan iradesini ortadan kaldırmaz. Yûsuf plan yapmış, kardeşler kendi hukukî karşılıklarını söylemiş ve olaylar belirli sebepler üzerinden ilerlemiştir. Fakat Kur’an nihai sonucu yalnız insan zekâsına bağlamaz.

Böylece yine aynı denge ortaya çıkar: İnsan planlar, sebepler oluşturur ve karar verir; fakat bütün şartları kuşatan mutlak irade Allah’a aittir.

1️⃣2️⃣ İlahi Plan İnsanların Sorumluluğunu Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır. Kur’an boyunca Allah’ın takdiri ile insanın ahlaki sorumluluğu birlikte korunur. Kardeşlerin geçmişte Yûsuf’a yaptıkları yanlış, Allah’ın daha sonra bu olaylardan hayırlı sonuçlar çıkarması sebebiyle doğru hâle gelmemiştir.

Aynı şekilde “Allah’ın planında vardı” diyerek insanın yaptığı zulmü meşrulaştırmak doğru değildir. İlahi bilgi ve takdir, insanı iradesiz bir kuklaya dönüştürmez.

Allah’ın bir olaydan hayır çıkarması, o olaya sebep olan bütün insan eylemlerini ahlaken onayladığı anlamına gelmez.

1️⃣3️⃣ “Dilediğimizi Derecelerle Yükseltiriz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “nerfe‘u derecâtin men neşâ’”, yani “Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz” denilir. Bağlamda Hz. Yûsuf’un bilgi, hikmet ve Allah’ın kendisine verdiği konumla ilişkili bir yükseliş söz konusudur.

Yûsuf bir zamanlar kuyuya atılmış bir çocukken, şimdi hem yönetim sorumluluğuna hem de olayları hikmetle yönetebilecek bilgiye sahiptir.

Fakat buradan “Dünyada makam sahibi olan herkes Allah katında daha üstündür” sonucu çıkarılamaz. Dünya makamı, serveti veya şöhreti ilahî rızanın otomatik kanıtı değildir.

1️⃣4️⃣ Allah’ın Birini Derecelerle Yükseltmesi Yalnız Makam mı Demektir ❓​

Hayır. Kur’an’daki derece ve yükselme kavramları bağlama göre bilgi, iman, ahlaki değer, peygamberlik, hikmet veya dünyevî konumla ilişkili olabilir.

Bu ayette özellikle hemen ardından “Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır” denmesi, bilginin önemli bir boyut olduğunu gösterir.

Dolayısıyla Yûsuf’un yükselişi yalnız saraydaki makam değildir. Allah’ın öğrettiği bilgi, sabır, hikmet ve sorumluluk taşıma kapasitesi de bu yükselişin içindedir.

1️⃣5️⃣ “Her Bilgi Sahibinin Üstünde Daha İyi Bilen Vardır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda “ve fevka kulli zî ilmin alîm” denilir. Genel anlamıyla “Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen biri vardır” demektir.

İnsan ne kadar bilgili olursa olsun, ondan daha çok bilen başka biri bulunabilir. Bütün bilgi zincirinin üzerinde ise mutlak bilgi sahibi Allah vardır.

Bu cümle, Kur’an’daki en güçlü bilgi tevazusu ilkelerinden biridir. Gerçek bilgi insanı “Artık her şeyi biliyorum” noktasına değil, bilgisinin sınırlarını daha iyi görmeye götürmelidir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Uzmanlara Güvenmememiz Gerektiğini mi Söylüyor ❓​

Hayır. “Her bilenin üstünde daha bilen vardır” demek uzmanlığın anlamsız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine insanların bilgi seviyelerinin farklı olduğunu kabul eder.

Bir doktor tıp konusunda sıradan insandan daha bilgili olabilir; belirli bir alt uzmanlıkta başka bir doktor ondan daha bilgili olabilir. Bu durum uzmanlığı değersizleştirmez, uzmanlığın alan ve sınır sahibi olduğunu gösterir.

Dolayısıyla ayet “Uzmanlar da hata yapabilir, o hâlde kimseye güvenmeyelim” şeklinde anti-bilimsel bir anlayışa dönüştürülmemelidir. Doğru ders uzmanlığa saygı + epistemik tevazu dengesidir.

1️⃣7️⃣ “Bilmiyorum” Diyebilmek Neden Bilginin Parçasıdır ❓​

Çünkü insanın kendi bilgi sınırını tanıması, yanlış kesinlik üretmesini engeller. Bir kişi bilmediği konuda “Bilmiyorum” diyebiliyorsa, aslında bilgiyi ciddiye aldığını göstermektedir.

Yûsuf kıssasında daha önce hükümdarın danışmanları rüya konusunda yetersiz kaldıklarında bunu farklı biçimlerde ifade etmişlerdi. Şimdi ayetin sonunda bilgi hiyerarşisi açıkça hatırlatılır.

Gerçek bilgelik yalnız cevap sahibi olmak değil, hangi konuda cevap sahibi olmadığını da bilmektir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 75 ve 76 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 75’te kardeşler hırsızlığın kendi hukuklarındaki sonucunu kendileri açıklamışlardı. Yûsuf 76’da arama yapılır, önce diğer kardeşlerin yüklerine bakılır ve sonunda ölçü kabı Yûsuf’un kardeşinin yükünden çıkarılır.

Ardından Kur’an olayın daha derin boyutunu açıklar: “İşte Yûsuf için böyle bir plan yaptık. Hükümdarın kanununa göre kardeşini yanında tutamazdı.” Böylece kardeşlerin kendi söylediği yaptırım, Yûsuf’un kardeşini yanında tutabilmesinin hukukî zemini hâline gelir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 77. ayette, kardeşler ölçü kabının onun yükünden çıkması üzerine “Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı” diyeceklerdir. Böylece bu kez doğrudan Hz. Yûsuf hakkında yeni bir suçlama ortaya çıkacak; Yûsuf ise bunu içinde saklayacak ve hemen açığa vurmayacaktır. Bu ayet özellikle kanıtsız geçmiş suçlama, aile içinde kötü etiketlerin aktarılması, bir kişinin suçu varsayılsa bile kardeşine suç yüklenememesi ve Yûsuf’un öfkesini hemen dışa vurmamasının anlamı açısından son derece önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 76. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 76. ayet, kıssanın hem olay örgüsü hem de bilgi felsefesi bakımından en yoğun ayetlerinden biridir. Hz. Yûsuf önce diğer kardeşlerinin yüklerini aratır, ardından ölçü kabı kardeşinin yükünden çıkarılır. Böylece kardeşlerin bir önceki ayette kendi ağızlarıyla söyledikleri yaptırımın uygulanabileceği zemin oluşur.

Fakat Kur’an burada yalnız olayın nasıl gerçekleştiğini anlatmakla yetinmez. “İşte Yûsuf için böyle bir plan yaptık” diyerek olayın arkasındaki ilahî düzenlemeyi açıkça vurgular.

Ayetin ilk büyük mesajı insan planı ile ilahî planın aynı düzlemde olmadığını bilmektir. Yûsuf sebepler oluşturur, kararlar verir ve arama sürecini yönetir; fakat Kur’an nihai düzenlemeyi Allah’a nispet eder.

Bu, Yûsuf’un iradesini yok etmez. Aynı şekilde Allah’ın planı da insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İnsan eylemde bulunur, Allah ise bütün şartları ve sonuçları kuşatan mutlak bilgiye sahiptir.

İkinci büyük mesaj “keyd” kelimesini bağlamından koparmamaktır. Bu kelimeyi yalnız ahlaksız hile anlamında okumak, Allah’a insan kusurlarını taşıyan problemli bir anlam yükleyebilir. Burada söz konusu olan, Yûsuf’un kardeşini yanında tutmasını sağlayan hikmetli bir düzenleme ve stratejik plandır.

Kur’an’daki kelimelerin anlamı yalnız sözlükten değil, cümle ve bağlamdan anlaşılmalıdır.

Üçüncü büyük mesaj bu özel kıssayı sahte delil üretmenin ruhsatı hâline getirmemektir. Normal insan ilişkilerinde bir masumun eşyasına delil yerleştirip onu suçlu göstermek adaletsizliktir. Yûsuf’un peygamberlik kıssasındaki özel düzenleme, sıradan insanların hukuk manipülasyonuna açık çek değildir.

Özel ilahî kıssa ile genel insan ahlakı birbirinden ayrılmalıdır.

Dördüncü büyük mesaj görünürdeki delilin bütün hakikat olmayabileceğidir. Ölçü kabı kardeşin yükünden çıkmaktadır. O anda dışarıdan bakan biri için bu çok güçlü bir hırsızlık işareti olabilir. Fakat okuyucu onun gerçekte çalmadığını bilir.

Bu sahne, bize özellikle delilin kaynağını ve oluşum sürecini araştırmanın önemini öğretir. Bir görüntü veya fiziksel bulgu tek başına bütün hikâyeyi anlatmayabilir.

Beşinci büyük mesaj farklı hukuk düzenlerinin varlığını doğru anlamaktır. Ayet, hükümdarın yürürlükteki hukukuna göre Yûsuf’un kardeşini istediği biçimde tutamayacağını bildirir. Kardeşlerin kendi söyledikleri yaptırım ise başka bir imkân oluşturmuştur.

Bu, tarihte hukukların farklı olabileceğini gösterir; fakat her tarihsel hukuku kutsallaştırmaz. Var olan hukuk ile ideal adalet aynı kavram değildir.

Altıncı büyük mesaj “dîn” kelimesinin bağlama göre hukuk ve düzen anlamına gelebilmesidir. “Dînü’l-melik” ifadesini yalnız hükümdarın teolojik inancı şeklinde okumak ayetin hukukî bağlamını kaçırabilir.

Bu da Kur’an kelimelerini tek bir Türkçe karşılığa hapsetmemenin önemini gösterir. Aynı kelime farklı bağlamlarda farklı anlam tonları taşıyabilir.

Yedinci büyük mesaj ilahî dilemenin fatalizm anlamına gelmemesidir. Ayet “Allah’ın dilemesi başka” der, fakat bütün olay aktif insan davranışları üzerinden gerçekleşir. Yûsuf plan yapar, kardeşler karar verir, görevliler arama yapar.

Dolayısıyla “Allah dilediyse insanın hiçbir rolü yoktur” şeklindeki kadercilik kıssanın kendisiyle uyuşmaz. İlahi takdir ile insan sorumluluğu birlikte vardır.

Sekizinci büyük mesaj dünyevî yükselişi Allah’ın mutlak sevgisinin ölçüsü hâline getirmemektir. Ayette Allah’ın dilediğini derecelerle yükselttiği söylenir. Hz. Yûsuf özel olarak bilgi ve makam bakımından yükseltilmiştir.

Fakat bundan “Kim güçlü ve zenginse Allah katında mutlaka üstündür” sonucu çıkarılamaz. Dünyevî başarı, ahlaki değerin otomatik göstergesi değildir.

Dokuzuncu büyük mesaj bilgi tevazusudur. Ayetin sonunda gelen “Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır” sözü, insanın bilgisini mutlaklaştırmasına karşı çok güçlü bir uyarıdır.

İnsan uzman olabilir, fakat her şeyi bilemez. Başka bir uzman ondan belirli bir konuda daha çok bilebilir. Hepsinin üzerinde ise mutlak bilen Allah vardır.

Bu nedenle gerçek bilgi kibir üretmemelidir. Bilgin arttıkça, bilmediğinin büyüklüğünü de daha iyi görmelisin.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri, hikmetin yalnız plan kurmak değil, kendi bilgi sınırını da bilmektir. Hz. Yûsuf olağanüstü bir bilgi ve yönetim kapasitesine sahiptir; buna rağmen ayet onu överken cümleyi insan bilgisini sınırlayan bir ilkeyle bitirir.

Bu, Kur’an’ın bilgi ahlakını çok güzel özetler: Bil, öğren, uzmanlaş, plan yap ve karar ver; fakat hiçbir zaman kendini hakikatin tamamının sahibi sanma.

Yûsuf Suresi 76. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İnsan plan yapar fakat bütün planların üzerinde Allah’ın bilgisi ve iradesi vardır. Görünürdeki delili gerçeğin tamamı sanma; nereden geldiğini ve nasıl oluştuğunu araştır. Tarihsel hukuk düzenlerini evrensel ve değişmez emir sanma. “Keyd” gibi kelimeleri bağlamından koparıp Allah’a insanlardaki ahlaksız hile anlamını yükleme. Peygamber kıssasındaki özel ilahî düzenlemeyi sıradan sahte delil ve manipülasyona ruhsat yapma. Bilgi sahibi ol ama bilgiyle kibirlenme. Çünkü insan ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar bilirse bilsin, her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır ve mutlak bilgi yalnız Allah’a aittir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 77. ayette, kardeşler ölçü kabının kardeşlerinin yükünden çıktığını görünce “Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı” diyeceklerdir. Böylece hiçbir sağlam delil sunmadan Hz. Yûsuf hakkında geçmişe dönük yeni bir suçlama ortaya atacaklardır. Yûsuf ise onların bu sözünü hemen yüzlerine vurmayacak, içinde saklayacak ve dışarıya farklı bir cevap verecektir. Bu ayet özellikle kanıtsız suçlama, aile içinde bir kişiyi geçmişteki söylentiyle etiketlemek, kardeşin varsayılan suçunu diğer kardeşe taşımak, öfkeyi kontrol etmek ve her bildiğini anında söylemenin zorunlu olmaması açısından son derece dikkat çekici olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 76. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir delil gözümüzün önünde bulunduğunda onun nasıl oluştuğunu araştırmadan hüküm veriyor muyuz? Bilgimiz arttıkça daha mı mütevazı oluyoruz, yoksa artık kimseye ihtiyaç duymadığımızı mı sanıyoruz? İyi bir sonuç elde etmek istediğimizde “Ama amacım iyiydi” diyerek her yöntemi kendimize meşru mu gösteriyoruz? Ve en önemlisi, ne kadar bilgili ve başarılı olursak olalım, “Benim de bilmediğim şeyler var; her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır” diyebilecek kadar bilgi ahlakına sahip miyiz?

“Yûsuf 76, Hz. Yûsuf’un önce diğer kardeşlerinin yüklerini arattığını, ardından ölçü kabını kardeşinin yükünden çıkardığını ve Allah’ın ‘İşte Yûsuf için böyle bir plan yaptık’ buyurduğunu bildirir. Ayet, hükümdarın hukukuna göre Yûsuf’un kardeşini bu biçimde yanında tutamayacağını, fakat olayların Allah’ın dilemesiyle başka bir zeminde geliştiğini açıklar. Ardından insan bilgisinin sınırını hatırlatan büyük bir ilke gelir: ‘Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır.’ Böylece ayet bize hem plan yapmayı hem planı mutlaklaştırmamayı, hem bilgi sahibi olmayı hem de bilgiyle kibirlenmemeyi öğretir. Çünkü gerçek hikmet yalnız çok şey bilmek değil, bildiğinin sınırını ve mutlak bilginin Allah’a ait olduğunu bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 
Son düzenleme:

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt