📖 Yûsuf Suresi 75. Ayette “Onun Cezası, Kimin Yükünde Bulunursa O Kişinin Kendisidir; Biz Zalimleri Böyle Cezalandırırız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,343
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 75. Ayette “Onun Cezası, Kimin Yükünde Bulunursa O Kişinin Kendisidir; Biz Zalimleri Böyle Cezalandırırız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 74. ayette görevliler, kardeşlerin ‘Biz hırsız değiliz’ şeklindeki savunmalarının ardından onlara ‘Eğer yalan söylüyorsanız bunun cezası nedir?’ diye sormuşlardı. 75. ayette kardeşler kendi hukuk anlayışlarına göre cevabı kendileri verirler: ‘Onun cezası, kap kimin yükünde bulunursa o kişinin kendisidir; biz zalimleri böyle cezalandırırız.’ Bu cevap, kıssanın ilerleyişinde son derece önemli olacaktır; çünkü biraz sonra ölçü kabı Yûsuf’un kardeşinin yükünden çıkarılacak ve kardeşlerin kendi söyledikleri hüküm, onun Mısır’da kalmasına imkân sağlayacaktır. Ancak ayet dikkatle okunmalıdır: Tarihsel bir yaptırımın anlatılması onun bütün zamanlar için hukuk emri hâline gelmesi demek değildir; bir eşyanın birinin yükünden çıkması da her durumda o kişinin gerçekten hırsız olduğunu otomatik olarak ispatlamaz.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 75. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Dediler ki: ‘Onun cezası, kap kimin yükünde bulunursa o kişinin kendisidir. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.’” Ayetin Arapçası ise “Kâlû cezâuhû men vucide fî rahlihî fehuve cezâuhû. Kezâlike neczî’z-zâlimîn.” şeklindedir.

Kardeşler hâlâ kendilerinin hırsız olmadığından emindirler. Bu nedenle hırsızlık gerçekten ortaya çıkarsa kendi hukuk anlayışlarında uygulanacak yaptırımı açıklamakta tereddüt etmezler.

Bu cevap kıssanın devamında beklemedikleri kadar önemli hâle gelecektir. Kendi ağızlarıyla belirttikleri yaptırım, biraz sonra karşılarına somut bir sonuç olarak çıkacaktır.

2️⃣ “Onun Cezası Nedir?” Sorusuna Kardeşler Nasıl Cevap Veriyor ❓​

Kardeşler yaklaşık olarak “Kayıp eşya kimin yükünde bulunursa, o kişi yaptırımın kendisi olur” demektedirler. Tefsir geleneğinde bu ifade, hırsızın belirli bir süre mal sahibinin hizmetine verilmesi veya onun yanında alıkonulması şeklindeki tarihsel uygulamayla açıklanmıştır.

Kur’an burada ayrıntılı ceza hukuku kitabı sunmaz. Uygulamanın bütün şartları, süresi veya dönemin hukukî ayrıntıları ayette verilmez.

Bu nedenle en güvenli ifade şudur: Kardeşlerin hukuk anlayışında hırsızlık yapan kişi, suçunun sonucu olarak mağdur tarafın yanında tutulabilecek bir yaptırımla karşılaşıyordu.

3️⃣ Buradaki Yaptırım Kölelik midir ❓​

Tefsirlerde bu olay çoğu zaman hırsızın mal sahibine teslim edilmesi veya belirli süre hizmet ettirilmesi şeklinde açıklanmıştır. Bazı klasik anlatımlarda bunu kölelik veya hizmet statüsüne benzeyen ifadelerle açıklayan yorumlar vardır.

Ancak tarihsel uygulamayı anlatmak ile bugün insan köleleştirmeyi meşru saymak tamamen farklı şeylerdir. Kur’an burada belirli bir dönemde kardeşlerin bildiği hukukî karşılığı aktarır.

Dolayısıyla bu ayet, modern dünyada insanların suç karşılığında köleleştirilebileceğine dair genel bir ruhsat değildir. Tarihsel tasvir, evrensel emir demek değildir.

4️⃣ “Kap Kimin Yükünde Bulunursa” Demeleri Ne Anlama Gelir ❓​

Kardeşler, çalınan eşyanın bir kişinin yükünde bulunmasını o kişiye uygulanacak yaptırımın başlangıç noktası olarak ifade etmektedirler. Çünkü kendi bakışlarından gerçekten bir hırsızlık yaşandığını varsaymaktadırlar.

Fakat okuyucu önemli bir bilgiye sahiptir: Ölçü kabının Yûsuf’un kardeşinin yüküne yerleştirildiğini biliyoruz. Dolayısıyla eşyanın onun yükünde çıkması, onun gerçekten çaldığı anlamına gelmeyecektir.

Bu nedenle ayet son derece önemli bir adalet sorusu doğurur: Bir eşyanın bir kişide bulunması güçlü bir delil olabilir; fakat o eşyanın oraya nasıl geldiği bilinmeden suç kesinleştirilemez.

5️⃣ Eşyanın Birinin Çantasından Çıkması Hırsızlığı Kesin Olarak Kanıtlar mı ❓​

Her durumda hayır. Normal şartlarda çalıntı malın bir kişinin üzerinde veya eşyaları arasında bulunması ciddi bir delildir. Fakat delilin oluşum biçimi de araştırılmalıdır.

Bir eşya yanlışlıkla konulmuş, başkası tarafından bırakılmış veya kişi tarafından bilinmeden taşınmış olabilir. Yûsuf kıssasında bunun en çarpıcı örneğini görürüz; çünkü okuyucu kapın kardeş tarafından çalınmadığını bilir.

Bu nedenle adalet yalnız “Nerede bulundu?” sorusunu değil, “Oraya nasıl geldi?” sorusunu da sormalıdır.

6️⃣ Kardeşler Neden Bu Cezayı Bu Kadar Rahat Söylüyorlar ❓​

Çünkü kendilerinin hırsızlık yapmadığına inanıyorlar. Bu yüzden “Bizde böyle yapanın karşılığı budur” derken bu hükmün kendi kafilelerinden biri üzerinde uygulanacağını beklemiyor olabilirler.

İnsan kendisini masum bildiğinde teorik bir yaptırım hakkında daha rahat konuşabilir. Fakat kıssa biraz sonra bu sözün beklenmedik şekilde kendilerine döneceğini gösterecektir.

Bu bize söz verirken ve hüküm hakkında konuşurken dikkatli olmayı düşündürür: Kendimize uygulanmayacağını düşündüğümüz kuralları başkaları için kolayca ağırlaştırmak, adalet duygumuzu bozabilir.

7️⃣ Kişi Kendi Söylediği Hükümle Bağlanabilir mi ❓​

Kıssada kardeşlerin verdiği cevap daha sonra olayın gelişiminde belirleyici olacaktır. Onlar hırsızlık için kendi bildikleri yaptırımı açıkça belirtmişlerdir ve Yûsuf’un planı bu cevabın üzerinden ilerleyecektir.

Ancak buradan “İnsan bir kez ağzından bir cümle çıkardıysa her şartta sonsuza kadar o sözle hukukî olarak bağlıdır” sonucu çıkarılamaz. Zorlama, yanlış anlama, eksik bilgi veya hukuken geçersiz taahhütler farklı meselelerdir.

Genel ders, sözün sonuçlarını düşünerek konuşmak ve özellikle ciddi hukukî meselelerde gelişigüzel taahhütte bulunmamaktır.

8️⃣ “Biz Zalimleri Böyle Cezalandırırız” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda kardeşler “kezâlike neczî’z-zâlimîn”, yani “Biz zalimleri böyle cezalandırırız” derler. Buradaki “zalimler” bağlamda başkasının malına haksız biçimde el uzatan, yani hırsızlık yapan kişilerle ilgilidir.

“Zulm” Kur’an’da geniş bir anlam alanına sahiptir; bir şeyi yerli yerine koymamak, haksızlık etmek, kişinin kendisine veya başkasına zarar vermesi gibi bağlamlarda kullanılabilir.

Burada kelimeyi bağlamdan koparıp “Her günah işleyen insan bu hükme girer” veya “Bizden farklı inanan herkes zalimdir” şeklinde genellemek doğru değildir.

9️⃣ Hırsızlık Neden Zulüm Olarak Görülebilir ❓​

Çünkü hırsızlık başkasının malını onun rızası olmadan almak ve mülkiyet hakkını ihlal etmektir. Bu, mağdurun emeğine ve güvenliğine zarar verebilir.

Özellikle kıtlık döneminde temel gıda ve kamu kaynakları daha da hassas hâle gelir. Böyle bir ortamda başkasının hakkını haksız biçimde almak daha geniş mağduriyetlere yol açabilir.

Bu nedenle hırsızlık yalnız “bir eşyanın yer değiştirmesi” değildir; başkasının hakkına müdahaledir. Fakat suçun ağır olması, suçun delilsiz biçimde bir kişiye yüklenmesini meşru hâle getirmez.

🔟 Suçun Ciddi Olması Delil Standardını Düşürür mü ❓​

Hayır. Tam tersine ağır sonuç doğuracak bir suçlama, daha dikkatli değerlendirme gerektirir. Bir kişiye ağır bir yaptırım uygulanacaksa suçluluğun doğru biçimde belirlenmesi daha da önemlidir.

Toplum bazen ağır bir suç duyduğunda öfkeye kapılıp “Birini hemen cezalandıralım” refleksi gösterebilir. Oysa yanlış kişiyi cezalandırmak ikinci bir zulüm üretir.

Bu nedenle suçun ağırlığı adalet ihtiyacını azaltmaz; artırır.

1️⃣1️⃣ Kardeşlerin Geçmişteki Yanlışları Bu Olayda Onları Suçlu Yapar mı ❓​

Hayır. Kardeşler Yûsuf’a geçmişte ağır bir haksızlık yapmıştır. Fakat hükümdarın ölçü kabını çalmamışlardır.

Bu kıssa adalet açısından çok güçlü bir sınav sunar. Okuyucu kardeşlerin geçmiş davranışlarından dolayı onlara öfkeli olabilir; fakat yine de bu yeni olayda işlemedikleri suçu üzerlerine yükleyemez.

Gerçek adalet tam da burada ortaya çıkar: Bir insan geçmişte suçlu olabilir ve bugün başka bir konuda masum olabilir.

1️⃣2️⃣ Geçmişte Suç İşleyen Birinin Hakları Devam Eder mi ❓​

Evet. Bir insan geçmişte yaptığı yanlışın sonuçlarıyla karşılaşabilir; fakat insanlık onuru ve işlemediği yeni suçlardan korunma hakkı ortadan kalkmaz.

Bir kişiye “Zaten kötü biri, ne olursa olsun hak etmiştir” denildiğinde adalet duygusu kolayca intikama dönüşebilir. Hukuk kişinin karakterinden çok, belirli olay ve belirli sorumluluk üzerinde durmalıdır.

Geçmiş suç yeni iftirayı helal kılmaz.

1️⃣3️⃣ Tarihsel Bir Ceza Uygulamasını Bugüne Aynen Taşımak Doğru mudur ❓​

Hayır. Kur’an kıssalarında tarihsel toplumlara ait hukuk, ekonomi ve gelenek unsurları anlatılabilir. Bunların her biri “Bütün çağlarda Müslümanlar aynısını uygulamalıdır” anlamına gelmez.

Yûsuf 75’te kardeşlerin bildirdiği yaptırım, onların tarihsel hukuk anlayışına aittir. Bir sonraki ayet, Mısır’daki hükümdarın hukukunun bundan farklı olduğunu açık biçimde düşündürecektir.

Bu nedenle kıssayı okurken tasvir edilen uygulama ile emredilen evrensel ilkeyi birbirinden ayırmak gerekir.

1️⃣4️⃣ Kur’an Neden Böyle Tarihsel Hukuk Ayrıntılarını Anlatıyor ❓​

Çünkü kıssanın nasıl ilerlediğini anlamak için bu bilgi gereklidir. Hz. Yûsuf’un kardeşini Mısır’da yanında tutabilmesi, kardeşlerin kendi söyledikleri yaptırım üzerinden mümkün olacaktır.

Dolayısıyla hukukî ayrıntı, yalnız tarih merakı için değil olay örgüsünün anahtarı olarak anlatılmaktadır.

Bu aynı zamanda Kur’an’ın insan hayatını soyutlaştırmadığını gösterir. Aile, ekonomi, hukuk, yönetim ve toplumsal gelenekler kıssanın içinde yer alır; fakat her tarihsel ayrıntı evrensel hukuk emri değildir.

1️⃣5️⃣ Yûsuf Bu Süreci Kardeşini Yanında Tutmak İçin mi Kullanıyor ❓​

Kıssanın devamı bunu açıkça gösterecektir. Ölçü kabının kardeşinin yükünden çıkarılması ve kardeşlerin kendi belirttikleri yaptırımın devreye girmesi, onun Mısır’da kalabilmesini sağlayacaktır.

Yûsuf 76. ayette özellikle “Hükümdarın kanununa göre kardeşini alıkoyamazdı; Allah’ın dilemesi başka” anlamındaki ifadeyle bu planın hukuki boyutu açıklanacaktır.

Ancak burada yine dikkatli olmak gerekir: Bu özel peygamberlik kıssasını normal hayatta insanlara sahte suç isnadı üretme veya hukuku manipüle etme ruhsatı olarak okumak doğru değildir.

1️⃣6️⃣ İyi Sonuç Yanlış Yöntemi Otomatik Olarak Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır. Genel ahlak açısından “Sonuç iyi oldu, demek ki kullanılan her yöntem de iyiydi” şeklinde bir ilke kabul edilemez.

Yûsuf kıssasında özel bir ilahî plan ve peygamberlik bağlamı vardır. Biz aynı özel bilgiye sahip değiliz. Bu nedenle sıradan insanın “Benim de amacım iyiydi” diyerek iftira, sahte delil veya hukuki manipülasyonu meşrulaştırması mümkün değildir.

Genel kural korunmalıdır: İyi amaç, başkasının hakkını keyfî biçimde çiğneme izni vermez.

1️⃣7️⃣ “Biz Zalimleri Böyle Cezalandırırız” Sözü İnsanlara Sınırsız Cezalandırma Yetkisi Verir mi ❓​

Hayır. Burada konuşanlar Yûsuf’un kardeşleridir ve kendi toplumlarındaki yaptırımı anlatmaktadırlar. Bu cümle her bireyin istediği kişiyi “zalim” ilan edip cezalandırabileceği anlamına gelmez.

Ceza uygulama yetkisi, hukuk düzeni, delil ve usul gibi unsurlar gerektirir. Bir insan kendisini hâkim yerine koyarak “Bence zalim, o hâlde cezasını ben veririm” diyemez.

Dinî kavramlar bireysel intikam için silaha dönüştürülmemelidir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 74 ve 75 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 74’te görevliler “Eğer yalan söylüyorsanız bunun karşılığı nedir?” diye sormuşlardı. Yûsuf 75’te kardeşler kendi hukuk anlayışlarına göre cevabı verirler: “Kap kimin yükünde bulunursa o kişinin kendisidir; zalimleri böyle cezalandırırız.”

Böylece suçlama sürecindeki yaptırım artık açık biçimde belirlenmiştir. Fakat en kritik mesele hâlâ çözülmemiştir: Kap kimin yükünden çıkacaktır ve bu bulunma gerçekten hırsızlık anlamına gelecek midir?

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 76. ayette, Hz. Yûsuf aramaya kardeşinin yükünden değil, diğer kardeşlerinin yüklerinden başlayacak; sonra kabı kardeşinin yükünden çıkaracaktır. Ardından Kur’an “Yûsuf için böyle bir plan yaptık. Hükümdarın kanununa göre kardeşini alıkoyamazdı; Allah’ın dilemesi başka” diyecek ve “Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz; her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır” mesajını verecektir. Bu ayet özellikle plan ile hile arasındaki fark, ‘Allah planladı’ ifadesinin nasıl anlaşılması gerektiği, insan hukukunun sınırları, peygamberin bilgisinin sınırlılığı ve ‘her bilenin üzerinde daha bilen vardır’ ilkesinin bilgi tevazusu açısından son derece önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 75. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 75. ayet, kardeşlerin kendi ağızlarıyla hırsızlığa uygulanacak tarihsel yaptırımı açıkladıkları sahnedir. “Kap kimin yükünde bulunursa o kişinin kendisidir; biz zalimleri böyle cezalandırırız” derler. Kendilerinin hırsız olmadığından emin oldukları için bu cevabı rahatça vermektedirler; fakat biraz sonra verdikleri bu hükmün kendi ailelerinden bir kişi hakkında uygulanabileceği görüntüsüyle karşılaşacaklardır.

Ayetin ilk büyük mesajı sözün sonucunu düşünerek konuşmaktır. İnsan bazen bir hükmün kendisine dokunmayacağını düşünerek son derece kesin konuşabilir. Fakat gerçek hayat, söylediğimiz ilkelerin bir gün bize de uygulanmasını gerektirebilir.

Bu nedenle adalet hakkında konuşurken şu soru önemlidir: Başkası için savunduğum kural bana uygulandığında da onu adil bulacak mıyım?

İkinci büyük mesaj delilin yalnız bulunmasından değil oluşum biçiminden de anlaşılması gerektiğidir. Kayıp kap biraz sonra kardeşin yükünden çıkacaktır, fakat okuyucu onun hırsız olmadığını bilir.

Bu, bize çok güçlü bir uyarı verir: Görünen delil her zaman bütün gerçeği anlatmayabilir. Delilin nereden geldiğini ve nasıl oluştuğunu araştırmak gerekir.

Üçüncü büyük mesaj suçun ağırlığının delil ihtiyacını azaltmamasıdır. Hırsızlık ciddi bir haksızlıktır; fakat bunun ciddi olması bir insanı daha kolay suçlu ilan etmemizi haklı çıkarmaz.

Tam tersine ağır sonuç doğuracak bir suçlama daha fazla dikkat gerektirir. Çünkü yanlış kişiye verilen ceza da başlı başına zulümdür.

Dördüncü büyük mesaj geçmişte kötü davranan insanın yeni bir olayda adalet hakkını kaybetmemesidir. Yûsuf’un kardeşleri geçmişte gerçekten büyük kötülük yapmıştır. Fakat bu, onları hükümdarın kabının hırsızı yapmaz.

Adaletin tarafsızlığı tam burada sınanır. Bir insanı sevmemek veya geçmişteki suçunu bilmek, ona işlemediği başka bir suçu yükleme hakkı vermez.

Beşinci büyük mesaj “zalim” etiketini keyfî kullanmamaktır. Kardeşlerin sözünde “zalim”, bağlamda hırsızlık yapan kişiyi ifade eder. Bu kelimeyi her hoşlanmadığımız insana, muhalife veya farklı inanana yöneltmek Kur’an’ın bağlamını bozar.

Ağır dinî kavramlar, insanları susturmak için kullanılan etiketlere dönüştürülmemelidir.

Altıncı büyük mesaj tarihsel hukuk uygulamasını evrensel emir sanmamaktır. Kardeşlerin söylediği yaptırım, onların bildiği tarihsel düzenle ilgilidir. Bunun bugün birebir uygulanması gerektiğine dair bir emir yoktur.

Kur’an tarih anlatırken geçmişteki gerçek uygulamaları aktarabilir. Anlatmak, her zaman emretmek değildir.

Yedinci büyük mesaj ceza ile intikamı ayırmaktır. Hukukî yaptırım belirli bir kural ve sorumluluk üzerinden yürümelidir; kişisel öfke üzerinden değil.

Hz. Yûsuf’un kardeşlerine karşı geçmişten kaynaklanan büyük acısı olmasına rağmen kıssa, onların karşısına kişisel bir intikam hükmü çıkarmaz. Olay başka bir hukukî çerçeve üzerinden ilerler.

Sekizinci büyük mesaj insan onurunun tarihsel hukuk anlatılarının üzerinde düşünülmesi gerektiğidir. Kardeşlerin belirttiği alıkoyma/hizmet yaptırımının tarihsel olarak aktarılması, bugün insan köleleştirmeyi meşrulaştırmaz.

İnsanlık tarihindeki bir uygulamayı anlamak ile onu bugünün ahlaki normu hâline getirmek aynı şey değildir. Tarihsel açıklama, modern insan ticaretine veya köleliğe ruhsat olamaz.

Dokuzuncu büyük mesaj iyi niyetin yöntem sorunlarını otomatik olarak çözmediğidir. Yûsuf’un planı ailesini yeniden bir araya getiren daha geniş bir sürecin parçasıdır; fakat sıradan insanlar bu sahneyi kendi manipülasyonlarına örnek yapamazlar.

“Ben de iyi bir sonuç istiyordum” demek, masuma iftira veya sahte delil üretmenin mazereti olamaz.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri adaletin kendimize de uygulanabilecek bir ilke olması gerektiğidir. İnsan başkası suçlandığında sert, kendisi suçlandığında merhametli hukuk isteyebilir. Fakat gerçek adalet kişilere göre değişmemelidir.

Yûsuf Suresi 75. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Bir yaptırım hakkında konuşurken onun bir gün sana da uygulanabileceğini düşün. Suçu ciddi gör ama delili hafife alma. Bir eşyanın bulunmasıyla onun nasıl oraya geldiğini birbirinden ayır. Geçmişte hata yapan insana yeni bir suçu otomatik olarak yükleme. Tarihsel hukuk uygulamasını bugünün değişmez dinî emri gibi sunma. “Zalim” etiketini keyfî kullanma ve peygamber kıssasındaki özel planı sahte delil veya hukuk manipülasyonuna ruhsat yapma. Çünkü adaletin gerçek ölçüsü, yalnız başkaları hakkında hüküm verirken değil, aynı kural kendimize döndüğünde de hakkaniyeti koruyabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 76. ayette, Hz. Yûsuf önce diğer kardeşlerin yüklerini aratacak, ardından ölçü kabı kardeşinin yükünden çıkarılacaktır. Kur’an daha sonra son derece dikkat çekici biçimde “İşte Yûsuf için böyle bir plan yaptık; hükümdarın kanununa göre kardeşini yanında tutamazdı, ancak Allah’ın dilemesiyle oldu” buyuracak ve ardından “Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz; her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır” mesajını verecektir. Bu ayet özellikle ilahî plan ile insan sorumluluğunun ilişkisi, ‘keyd’ kelimesinin bağlama göre anlamı, hukuk düzenlerinin farklılığı ve bilgi sahibi insanın neden kibirlenmemesi gerektiği açısından kıssanın en derin ayetlerinden biri olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 75. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Başkaları hakkında savunduğumuz ağır kurallar bir gün bize uygulanırsa aynı ölçüyü hâlâ adil bulacak mıyız? Birinin çantasında şüpheli bir şey bulunduğunda hemen suçlu mu ilan ediyoruz, yoksa oraya nasıl geldiğini araştırıyor muyuz? Geçmişte hata yapmış bir insanın yeni olayda masum olabileceğini kabul edebiliyor muyuz? Ve en önemlisi, adaleti yalnız bize yaradığı zaman değil, bize karşı uygulandığında da savunabilecek kadar ilkeli olabiliyor muyuz?

“Yûsuf 75, kardeşlerin ‘Kap kimin yükünde bulunursa o kişinin kendisi bunun karşılığıdır; biz zalimleri böyle cezalandırırız’ dediklerini bildirir. Bu ifade onların tarihsel hukuk anlayışını aktarır; bütün çağlara uygulanacak kölelik veya alıkoyma emri değildir. Ayet aynı zamanda çok önemli bir adalet sorusu ortaya çıkarır: Bir eşyanın bir kişinin yükünde bulunması, onun nasıl oraya geldiği araştırılmadan tek başına bütün gerçeği göstermeyebilir. Gerçek adalet, yalnız suç için yaptırım belirlemek değil; o yaptırımın gerçekten suçlu olan kişiye ve doğru delille uygulanmasını sağlayabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt