📖 Yûsuf Suresi 80. Ayette “Babanızın Sizden Allah Adına Sağlam Söz Aldığını ve Daha Önce Yûsuf Konusunda Kusur Ettiğinizi Bilmiyor musunuz?

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,344
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 80. Ayette “Babanızın Sizden Allah Adına Sağlam Söz Aldığını ve Daha Önce Yûsuf Konusunda Kusur Ettiğinizi Bilmiyor musunuz? Ben Bu Ülkeden Ayrılmayacağım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 79. ayette kardeşler, alıkonulacak kardeşlerinin yerine kendilerinden birinin alınmasını istemiş; Hz. Yûsuf ise ‘Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan Allah’a sığınırız; aksi hâlde zalimlerden oluruz’ diyerek bu teklifi reddetmişti. 80. ayette kardeşler artık Yûsuf’u kararından döndüremeyeceklerini anlayınca bir kenara çekilip kendi aralarında gizlice konuşurlar. İçlerinden en büyük veya sözü en etkili olanı, yıllar önce işledikleri büyük hatayı açıkça hatırlatır: ‘Babanızın sizden Allah adına sağlam söz aldığını ve daha önce Yûsuf konusunda kusur ettiğinizi bilmiyor musunuz?’ Ardından kendi sorumluluğunu üstlenerek ‘Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım’ der. Böylece ayet, geçmiş hatayla yüzleşme, verilen sözün bedelini taşıma, grup içinde sorumluluk alma, pişmanlık ile gerçek davranış değişimi arasındaki fark ve çaresizlik karşısında sorumluluktan kaçmama açısından son derece güçlü bir dönüm noktası oluşturur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 80. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf’tan ümitlerini kesince kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. İçlerinden en büyüğü dedi ki: ‘Babanızın sizden Allah adına sağlam bir söz aldığını ve daha önce Yûsuf konusunda kusur ettiğinizi bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.’”

Ayetin Arapçası ise “Felemmestey’esû minhû halasû neciyyâ. Kâle kebîruhum elem ta‘lemû enne ebâkum kad ehaze aleykum mevsikan minallâhi ve min kablu mâ ferrattum fî Yûsuf. Felen ebraha’l-arda hattâ ye’zene lî ebî ev yahkumallâhu lî ve huve hayru’l-hâkimîn.” şeklindedir.

Bu ayette artık sorun yalnız kardeşlerinin Mısır’da kalması değildir. Yıllar önce Yûsuf konusunda yaşanan büyük başarısızlık yeniden önlerine gelmiştir. Geçmiş, bugünkü krizin ahlaki hafızası hâline gelmiştir.

2️⃣ “Yûsuf’tan Ümitlerini Kesince” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “istay’esû minhû”, yani ondan umutlarını kestiler anlamındaki ifade geçer. Buradaki ümitsizlik, genel anlamda Allah’ın rahmetinden ümit kesmek değildir; Yûsuf’u kararından döndürme konusunda artık umutlarının kalmaması anlamındadır.

Kardeşler onun yerine başka birinin alınmasını önermişlerdir fakat bu teklif reddedilmiştir. Artık aynı talebi tekrar tekrar ileri sürmenin sonucu değiştirmeyeceğini anlamışlardır.

Bu ayrım önemlidir. Bir yöntemden ümit kesmek ile hayattan veya Allah’ın rahmetinden ümit kesmek aynı şey değildir. İnsan bazen bir kapının kapanmasını kabul edip başka sorumluluklara yönelmek zorundadır.

3️⃣ “Bir Kenara Çekilip Gizlice Konuştular” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “halasû neciyyâ” ifadesi kullanılır. Bu, grubun diğer insanlardan ayrılıp kendi aralarında özel biçimde konuşması anlamına gelir.

Böyle bir konuşmanın gizli yapılması başlı başına kötü değildir. İnsanlar ailevi, hukuki veya hassas bir mesele hakkında mahrem bir değerlendirme yapmak isteyebilirler.

Mahremiyet ile kötülüğü gizlemek aynı şey değildir. Burada kardeşler yeni bir haksızlık planlamak için değil, içine düştükleri ciddi durumu nasıl yöneteceklerini konuşmak için bir araya gelmektedirler.

4️⃣ Gizli Konuşmak Her Zaman Şüpheli midir ❓​

Hayır. Gizlilik veya özel konuşma otomatik olarak kötü niyet anlamına gelmez. Ailevi sırlar, kişisel meseleler veya hassas kararlar bazen herkesin önünde konuşulmaz.

Önemli olan gizli konuşmanın amacıdır. Bir suçun üzerini örtmek, mağduru susturmak veya başkalarına zarar verecek plan hazırlamak farklıdır; çözüm aramak için özel istişare yapmak farklıdır.

Yûsuf 80’deki konuşmanın merkezinde sorumluluk, babaya verilen söz ve geçmişte yapılan hata vardır.

5️⃣ “İçlerinden En Büyüğü” Kimdir ❓​

Ayette “kebîruhum”, yani “onların büyüğü” ifadesi kullanılır. Bu, yaşça en büyük olan kişi, grup içinde en itibarlı olan veya sözü en etkili kişi anlamında anlaşılabilir.

Tefsirlerde bu kardeşin kimliği hakkında farklı isimler zikredilmiştir. Ancak Kur’an onun adını vermez. Bu nedenle “Kesin olarak şu kardeşti” demek yerine, ayetin söylediği kadarıyla “en büyükleri veya önde gelenleri” demek daha sağlıklıdır.

Kur’an için önemli olan ismi değil, onun bu kritik anda nasıl bir sorumluluk tavrı aldığıdır.

6️⃣ Bu Kardeş Neden Geçmişteki Yûsuf Olayını Hatırlatıyor ❓​

Çünkü mevcut durum ile geçmiş arasında çok güçlü bir benzerlik vardır. Bir kez daha babalarının bir oğluyla yola çıkmışlar ve bir kez daha onu babalarına geri götürememe tehlikesiyle karşılaşmışlardır.

Ancak bu kez aralarında önemli bir fark vardır: Yıllar önce Yûsuf’un kaybının arkasında kendilerinin bilinçli eylemi bulunuyordu; şimdi ise farklı bir olay yaşanmaktadır. Buna rağmen babaya verilecek sonuç yine çok ağır olacaktır.

En büyük kardeş bunu fark eder ve adeta “Aynı aile yarasını ikinci kez açamayız” der. Geçmiş artık unutulacak bir hikâye değil, bugünkü sorumluluğu ağırlaştıran bir ders olmuştur.

7️⃣ “Babanız Sizden Allah Adına Sağlam Söz Almadı mı?” İfadesi Neyi Hatırlatıyor ❓​

Bu ifade Yûsuf Suresi 66. ayete doğrudan bağlanır. Hz. Ya‘kūb kardeşlerini göndermeden önce onlardan kardeşlerini geri getireceklerine dair Allah adına güçlü bir güvence almıştı.

Şimdi bu sözün gerçek ağırlığı ortaya çıkmaktadır. Söz verirken herkes kendinden emin olabilir; fakat şartlar tersine dönünce taahhüdün bedeli görünür.

Bu nedenle ayet bize şunu düşündürür: Bir sözün değeri, yalnız verildiği anda değil; yerine getirilmesi zorlaştığında ortaya çıkar.

8️⃣ Verilen Söz Kontrol Dışı Şartlarla Yerine Getirilemezse İnsan Yine de Sorumlu mudur ❓​

Bu noktada 66. ayetteki istisnayı hatırlamak önemlidir. Ya‘kūb, oğullarından mutlak güçlerinin ötesinde bir garanti istememiş; gerçekten kuşatılıp çaresiz bırakılmaları gibi durumları istisna etmişti.

Dolayısıyla insanın sorumluluğu imkânı ve kapasitesiyle değerlendirilmelidir. Kardeşler bu kez doğrudan Yûsuf olayındaki gibi bilinçli bir ihanet yapmış değillerdir.

Yine de en büyük kardeş, “Elimizden gelmedi, hadi dönelim” demek yerine verilen sözün ağırlığını ciddiye almaktadır. Bu da sorumluluk ahlakının güçlü bir örneğidir.

9️⃣ “Daha Önce Yûsuf Konusunda Kusur Ettiniz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “mâ ferrattum fî Yûsuf” ifadesi geçer. “Tefrît”, ihmal etmek, gerekli sınırı korumamak, sorumluluğu gerektiği gibi yerine getirmemek veya bir konuda ciddi kusur göstermek anlam alanına sahiptir.

Fakat Yûsuf kıssasında kardeşlerin yaptığı yalnız küçük bir dikkatsizlik değildir. Yûsuf’u bilinçli biçimde uzaklaştırmış ve babalarına gerçeği gizlemişlerdir.

Bu nedenle burada “kusur” kelimesini sıradan bir unutkanlık gibi hafifletmemek gerekir. En büyük kardeş geçmişte yaptıkları ciddi yanlışı açıkça hatırlatmaktadır.

🔟 Geçmişte Yapılan Büyük Yanlışı Açıkça Kabul Etmek Neden Önemlidir ❓​

Çünkü gerçek değişim, insanın geçmişi yeniden yazmasıyla başlamaz. “Aslında o kadar da kötü değildi”, “Herkes yapardı”, “Şartlar bizi zorladı” diyerek sorumluluğu küçültmek yüzleşmeyi geciktirir.

En büyük kardeş burada “Yûsuf konusunda kusur ettiniz” diyerek sorunu adlandırmaktadır. Geçmişte yanlış yapıldığı artık tartışmasız biçimde kabul edilir.

Bu, tövbenin ve ahlaki değişimin önemli bir aşamasını düşündürür: İnsan önce ne yaptığını dürüstçe görmelidir.

1️⃣1️⃣ Bu Söz Kardeşlerin Tamamen Tövbe Ettiğini Gösterir mi ❓​

Tek başına kesin olarak söylemek doğru olmaz. Geçmiş hatayı kabul etmek önemli bir gelişmedir fakat tövbe yalnız hatayı isimlendirmekten ibaret değildir.

Gerçek tövbe pişmanlık, yanlıştan vazgeçme, mümkünse zararı telafi etme ve aynı hatayı tekrar etmemeye yönelme gibi unsurları içerir. Kıssanın ilerleyen bölümlerinde kardeşlerin vicdanî yüzleşmesi daha da belirginleşecektir.

Bu ayette ise güçlü bir ilk adım vardır: Artık Yûsuf olayından sorumluluklarını bütünüyle inkâr etmiyorlar.

1️⃣2️⃣ “Ben Bu Ülkeden Ayrılmayacağım” Demek Ne Anlama Gelir ❓​

En büyük kardeş “Felen ebraha’l-ard”, yani yaklaşık olarak “Ben bu topraktan ayrılmayacağım” der. Kardeşini burada bırakıp babasının karşısına çıkmayı kendi açısından kabul edememektedir.

Bu davranış bir tür kişisel sorumluluk üstlenme kararıdır. Diğer kardeşlerine “Hepiniz burada kalın” demez; kendi payına düşen sonucu üstlenir.

Bu son derece dikkat çekicidir: Grup hatası konuşulurken bile kendi sorumluluğunu başkasına yüklememektedir.

1️⃣3️⃣ Bu Karar Kendini Cezalandırmak mıdır ❓​

Ayet bunu psikolojik bir kendini cezalandırma davranışı olarak tanımlamaz. Daha çok, babasına verdiği söz ve geçmişteki Yûsuf olayı karşısında sorumluluğunun gereğini yerine getirmeye çalışma kararıdır.

Sağlıklı pişmanlık ile kendine zarar verme isteğini ayırmak gerekir. İnsan geçmiş hatası nedeniyle sorumluluk alabilir, telafi etmeye çalışabilir ve bazı bedeller üstlenebilir; fakat kendini değersiz görmesi veya zarar vermesi gerekmez.

Buradaki tavır “Ben kötü bir insanım, acı çekmeliyim” değil, daha çok “Bu durumda sorumluluktan kaçmayacağım” şeklindedir.

1️⃣4️⃣ “Babam Bana İzin Verinceye Kadar” Ne Anlama Gelir ❓​

En büyük kardeş, babasının iznini tekrar önemli görmektedir. Daha önce babalarına Allah adına güçlü söz verilmiştir ve şimdi babanın bilgisi olmadan “Biz böyle karar verdik” diyerek meseleyi kapatmak istememektedir.

Bu, yetişkin bir insanın her kararında mutlaka ebeveyn izni alması gerektiği şeklinde evrensel bir kural değildir. Bağlam belirli bir aile sorumluluğu ve verilmiş sözle ilgilidir.

Burada babanın izni, verilmiş taahhüdün muhatabıyla yeniden konuşmak ve sorumluluğu onun bilgisiyle değerlendirmek anlamını taşır.

1️⃣5️⃣ “Veya Allah Hakkımda Hükmedinceye Kadar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “ev yahkumallâhu lî” ifadesi, Allah’ın onun için bir hüküm vermesi, bir çıkış yolu açması veya durumunu sonuca bağlaması anlamlarında anlaşılmıştır. Tefsirlerde ayrıntılar konusunda farklı açıklamalar vardır.

Bunu mutlaka “Ölene kadar burada kalacağım” şeklinde tek anlama hapsetmek doğru değildir. Daha geniş anlamıyla kişi, ya babasından izin alacak ya da Allah bu meselenin başka bir biçimde çözülmesini sağlayacaktır.

Burada önemli olan sonucun nihai olarak Allah’ın hükmüne bırakılmasıdır.

1️⃣6️⃣ “Allah Hükmedenlerin En Hayırlısıdır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “ve huve hayru’l-hâkimîn”, yani “O, hükmedenlerin en hayırlısıdır” cümlesiyle sona erer. İnsanlar olayın yalnız bazı parçalarını görürken Allah bütün gerçeği bilir.

Kardeşler ölçü kabı olayının arka planını bilmemektedir. Babaları Ya‘kūb Mısır’da neler yaşandığını bilmemektedir. Diğer kardeşler karşılarındaki yöneticinin Yûsuf olduğunu bilmiyorlar. Herkes sınırlı bilgiyle hareket ederken Allah bütün tabloyu bilmektedir.

Bu nedenle Allah’ın hükmünün üstünlüğü, keyfî güç anlamında değil mutlak bilgi ve kusursuz adalet bağlamında anlaşılmalıdır.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Sorumluluk Alan Liderlik Hakkında Ne Öğretir ❓​

Grubun en büyük veya önde gelen kardeşi yalnız başkalarını suçlamaz. Önce geçmiş hatayı hatırlatır, ardından kendi davranışına sınır koyar: “Ben buradan ayrılmayacağım.”

Gerçek liderlik bazen emir vermekten çok bedelin bir kısmını kendi üzerinde taşımaktır. İnsanların hata yaptığı bir durumda yönetici yalnız “Siz yanlış yaptınız” demekle yetinmemeli, kendi sorumluluk alanını da değerlendirmelidir.

Ancak bu, liderin başkalarının bütün suçunu üzerine alması gerektiği anlamına gelmez. Sorumluluk paylaşılabilir ama gerçek fail ve gerçek görev dağılımı kaybolmamalıdır.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 79 ve 80 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 79’da Hz. Yûsuf yanlış kişiyi kardeşinin yerine almayı zulüm olarak nitelendirmişti. Yûsuf 80’de kardeşler bunun değişmeyeceğini anlayınca artık kendi aralarında ne yapacaklarını konuşmaya başlarlar.

En büyükleri çözümü yeni bir haksızlıkta değil, kendi sorumluluğunu üstlenmekte bulur. Babalarına verdikleri sözü ve geçmişteki Yûsuf olayını hatırlatarak kendisinin Mısır’dan ayrılmayacağını söyler.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 81. ayette, bu kardeş diğerlerine “Babanıza dönün ve ‘Ey babamız! Oğlun hırsızlık yaptı; biz yalnız bildiğimize şahitlik ediyoruz, gaybın bekçileri değildik’ deyin” diyecektir. Bu ayet özellikle bildiğimiz kadarıyla şahitlik etmek, gözlem ile kesin hakikati ayırmak, “gaybı bilmiyorduk” diyerek insan bilgisinin sınırını kabul etmek ve bu olayın yıllar önce Yûsuf hakkında kurdukları yanlış hikâyeden nasıl farklılaştığını anlamak açısından son derece önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 80. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 80. ayet, kardeşlerin geçmişteki davranışlarıyla bugünkü sorumluluklarının doğrudan karşı karşıya geldiği çok önemli bir sahnedir. Yûsuf’un kararını değiştiremeyeceklerini anlayınca bir kenara çekilirler ve artık dışarıdaki insanlarla değil, kendi vicdanlarıyla ve kendi geçmişleriyle konuşmaya başlarlar.

Ayetin ilk büyük mesajı her kapı kapandığında sorumluluğun bitmemesidir. Kardeşler Yûsuf’tan istediklerini alamamışlardır. Bunun üzerine “Elimizden geleni yaptık, artık ne olursa olsun” diyerek ayrılmak yerine yeni durumun sorumluluğunu değerlendirirler.

Bazen çözüm üretememek, sorumluluğu sıfırlamaz. İnsan sonucu kontrol edemeyebilir ama kendi tavrını kontrol edebilir.

İkinci büyük mesaj geçmiş hatayla dürüst biçimde yüzleşmektir. En büyük kardeş, Yûsuf olayını yıllar geçmiş olmasına rağmen açıkça gündeme getirir. Üzerini örtmez, küçültmez veya unutulmuş saymaz.

Bu çok önemlidir; çünkü geçmişte işlenen büyük bir yanlış, yalnız zaman geçti diye yok olmaz. Zaman yaranın tarihini değiştirir ama hakikati değiştirmez.

Üçüncü büyük mesaj aynı hatayı tekrar etmemeye çalışmaktır. Yıllar önce bir kardeş babalarına dönmemişti. Şimdi yine bir kardeş geri dönememektedir. En büyük kardeş bu benzerliği görür ve aynı şekilde davranmayı reddeder.

Gerçek ders almak, geçmişi yalnız hatırlamak değil bugünkü davranışı değiştirecek kadar ciddiye almaktır.

Dördüncü büyük mesaj verilen sözün bedelini kabul etmektir. Babalarına Allah adına güvence vermişlerdir. Şimdi bu güvenceyi yerine getirmek kolay değildir.

Sözün ahlaki değeri tam da burada sınanır. Kolayken verilen söz, zor olduğunda da sorumluluk doğuruyorsa anlamlıdır.

Beşinci büyük mesaj kontrol dışı durum ile sorumluluktan kaçışı ayırmaktır. Kardeşler bu kez önceki Yûsuf olayındaki gibi bilinçli biçimde kardeşlerini terk etmemişlerdir. Karşılarına beklemedikleri bir durum çıkmıştır.

Buna rağmen “Bizim suçumuz yok, bizi ilgilendirmez” demezler. İnsan bir olayın oluşumundan tamamen sorumlu olmasa bile, olay sonrasında hangi sorumluluğu taşıdığına bakabilir.

Altıncı büyük mesaj pişmanlığın davranışta görünmesidir. Geçmişteki Yûsuf olayını hatırlamak tek başına yeterli olmazdı. En büyük kardeş şimdi bu hatırlamayı bir karara dönüştürür: “Ben burada kalacağım.”

Pişmanlığın değeri yalnız insanın ne hissettiğinde değil, bundan sonra ne yaptığıyla da anlaşılır.

Yedinci büyük mesaj grup içinde bireysel sorumluluğun kaybolmamasıdır. On kardeş birlikte konuşuyor olabilir; fakat en büyükleri kendi kararını kendisi verir. “Hepimiz suçluyuz, o hâlde hiç kimse özel olarak sorumlu değil” mantığına sığınmaz.

Toplu hatalarda bile her insanın kendi rolünü düşünmesi gerekir. Grup sorumluluğu bireysel vicdanı ortadan kaldırmaz.

Sekizinci büyük mesaj liderliğin bedel paylaşmak olduğudur. En büyük kardeş diğerlerini babalarına gönderecek fakat kendisi Mısır’da kalacaktır. Bu, en azından bu anda sorumluluğun ağırlığını paylaşmaya hazır olduğunu gösterir.

Gerçek liderlik yalnız en önde konuşmak değil, zor sonuç ortaya çıktığında en arkaya saklanmamaktır.

Dokuzuncu büyük mesaj Allah’ın hükmüne güvenmenin pasiflik olmadığıdır. Kardeş “Allah hükmedinceye kadar” der ama bunu söyleyip hiçbir şey yapmadan eve dönmez. Kendi üzerine düşen bir karar alır ve ardından sonucu Allah’a bırakır.

Bu, tevekkülün kıssa boyunca tekrar tekrar gördüğümüz yapısıdır: Önce sorumluluk, sonra teslimiyet.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri, insanın geçmişte yaptığı kötülükle sonsuza kadar aynı insan kalmak zorunda olmamasıdır. Yıllar önce kardeşlerin davranışı kıskançlık, gizleme ve babalarının acısını hesaba katmama üzerine kurulmuştu. Şimdi ise içlerinden biri aynı ailede yeni bir kayıp yaşanmaması için kendi dönüşünü bile ertelemektedir.

Bu, geçmişteki suçu silmez. Yûsuf’a yapılanın sonuçlarını da ortadan kaldırmaz. Fakat insanın davranış yönünü değiştirebileceğini gösterir.

Yûsuf Suresi 80. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Geçmiş hatanı küçültme, ondan ders çıkar. Verdiğin sözü yalnız işler kolayken hatırlama. Kontrol edemediğin olaylarla karşılaştığında sorumluluğunu tamamen terk etme. Aynı hatayı ikinci kez yaşamamak için davranışını değiştir. Grup içinde başkalarını suçlamak yerine kendi payını gör. Pişmanlığını yalnız sözle değil, davranışla göster. Çözüm bulamadığında haksız bir kestirme yol arama; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’ın hükmüne bırak. Çünkü gerçek değişim, “Ben artık farklıyım” demek değil; geçmişte kaçtığın sorumluluğun benzeri önüne yeniden geldiğinde bu kez ondan kaçmamayı başarabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 81. ayette, en büyük kardeş diğerlerine babalarına dönmelerini söyleyecek ve “Ey babamız! Oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimize şahitlik ettik; gaybın koruyucuları değildik” şeklinde konuşmalarını isteyecektir. Bu söz, özellikle önceki Yûsuf olayındaki yalan anlatıyla karşılaştırıldığında çok önemlidir. Çünkü bu kez kardeşler bildikleri ile bilmedikleri arasına sınır koymaya çalışacaklardır. Ancak okuyucu onların gördüğü şeyin de gerçeğin tamamı olmadığını bildiği için ayet, şahitliğin sınırı, görünen delil ile gerçek olay arasındaki fark ve insanın “Bunu gördüm” derken “Her şeyi biliyorum” dememesi gerektiği açısından son derece derin bir ders verecektir.

Ve belki Yûsuf Suresi 80. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Geçmişte yaptığımız bir hata yıllar sonra benzer bir biçimde yeniden önümüze geldiğinde gerçekten farklı davranabiliyor muyuz? Verdiğimiz söz zorlaşınca onu unutuyor muyuz, yoksa bedelini üstlenmeye hazır oluyor muyuz? Bir grup içinde hata olduğunda bütün sorumluluğu başkalarına mı dağıtıyoruz, yoksa kendi payımıza düşeni görebiliyor muyuz? Ve en önemlisi, pişmanlığımız yalnız sözlerimizde mi kalıyor, yoksa artık eski davranışı tekrarlamayacak biçimde kararlarımızı değiştirebiliyor mu?

“Yûsuf 80, kardeşlerin Hz. Yûsuf’tan umutlarını kestikten sonra kendi aralarında özel olarak konuştuğunu ve içlerinden en büyüğünün ‘Babanızın sizden Allah adına sağlam söz aldığını ve daha önce Yûsuf konusunda kusur ettiğinizi bilmiyor musunuz?’ diyerek geçmişi açıkça hatırlattığını bildirir. Ardından ‘Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım’ diyerek kendi sorumluluğunu üstlenir. Ayet bize, gerçek pişmanlığın yalnız geçmişi hatırlamak değil, aynı sınav tekrar önümüze geldiğinde bu kez farklı davranabilmek olduğunu öğretir. Çünkü geçmişten ders almak, yalnız “Yanlış yapmıştım” demek değil; o yanlışın benzeriyle yeniden karşılaştığında sorumluluktan kaçmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt