📖 Yûsuf Suresi 85. Ayette “Allah’a Yemin Olsun ki Sen Yûsuf’u Anmaya Devam Edeceksin; Sonunda Eriyip Tükenecek veya Helâk Olacaksın” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,345
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 85. Ayette “Allah’a Yemin Olsun ki Sen Yûsuf’u Anmaya Devam Edeceksin; Sonunda Eriyip Tükenecek veya Helâk Olacaksın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 84. ayette Hz. Ya‘kūb’un ‘Ah Yûsuf’a olan hasretim!’ diyerek derin kederini dile getirdiği, üzüntüsünün bedenine kadar yansıdığı anlatılmıştı. 85. ayette oğulları bu uzun süren yas karşısında babalarına ‘Allah’a yemin olsun ki sen Yûsuf’u anmaya devam edeceksin; sonunda iyice eriyip tükenecek veya helâk olacaksın’ derler. Onların sözünde bir endişe bulunduğu düşünülebilir; fakat aynı zamanda Ya‘kūb’un yaşadığı acının derinliğini tam olarak anlayamadıkları da görülür. Ayet, yas tutan bir insana “artık unut”, “bu kadar düşünme” veya “kendine zarar veriyorsun” demenin her zaman gerçek teselli olmadığını; insanın acısını susturmaya çalışmak yerine onu anlamanın, desteklemenin ve gerektiğinde yardım yollarını açmanın daha önemli olduğunu düşündüren son derece güçlü bir sahnedir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 85. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Dediler ki: ‘Allah’a yemin olsun, sen Yûsuf’u anmaya devam edeceksin; sonunda ya iyice güçten düşecek ya da helâk olanlardan olacaksın.’” Ayetin Arapçası ise “Kâlû tallâhi tefteu tezkuru Yûsufe hattâ tekûne haradan ev tekûne mine’l-hâlikîn.” şeklindedir.

Oğullar, babalarının Yûsuf’u yıllardır unutamadığını ve yeni gelişmelerin bu acıyı daha da ağırlaştırdığını görmektedirler. Onların bakışına göre bu yoğun hasret Ya‘kūb’u fiziksel ve duygusal olarak tüketmektedir.

Fakat ayetin hemen ardından gelecek cevap çok önemlidir. Ya‘kūb oğullarına, “Ben kederimi ve hüznümü yalnız Allah’a arz ediyorum; Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum” diyecektir. Böylece onun Yûsuf’u anması yalnız çaresiz bir takıntı değil, Allah’a yönelen umutlu bir bekleyişle birlikte anlaşılacaktır.

2️⃣ “Tallâhi” Yani “Allah’a Yemin Olsun” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓​

Ayetin başındaki “tallâhi”, güçlü bir yemin ifadesidir. Oğullar babalarının durumuna bakarak söyledikleri şeyden oldukça emin görünmektedirler.

Onlara göre Ya‘kūb Yûsuf’u anmayı bırakmayacak ve bu yoğun üzüntü sonunda onu ağır biçimde tüketecektir. Bu yüzden cümle sıradan bir tavsiye değil, “Böyle devam edersen sonun çok kötü olacak” anlamında güçlü bir uyarıdır.

Ancak bir insanın çok emin konuşması, onun olayın bütün boyutlarını bildiği anlamına gelmez. Kesinlik tonu, bilgi kesinliği değildir.

3️⃣ “Tefteu Tezkuru Yûsuf” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade yaklaşık olarak “Yûsuf’u anmaya devam edip duracaksın, onu hatırlamaktan vazgeçmeyeceksin” anlamındadır. Oğullar babalarının yıllar geçmesine rağmen Yûsuf’u sürekli hatırlamasını dikkat çekici bulmaktadırlar.

Onların gözünden Yûsuf artık çok uzun zamandır kayıptır ve babalarının bu acıyı hâlâ taşıması kendilerine aşırı görünmektedir. Fakat Ya‘kūb açısından mesele yalnız geçmişte yaşanmış bir olay değildir; sevdiği oğlunun akıbeti hâlâ belirsizdir.

Belirsiz kayıp, kesin bir vedadan farklı olabilir. İnsan bazen ölümünü bildiği bir kayıpla değil, ne olduğunu bilmediği bir ayrılıkla yaşamak zorunda kalır ve bu belirsizlik acıyı uzun süre canlı tutabilir.

4️⃣ Oğulları Neden “Artık Yûsuf’u Unut” Demek İstiyor Gibi Görünüyor ❓​

Ayet doğrudan “Onu unut” kelimesini kullanmaz; fakat sözlerinin anlamında babalarının Yûsuf’u sürekli anmasının kendisini tükettiği yönünde bir eleştiri vardır.

Oğullar belki gerçekten babalarının sağlığından endişe etmektedirler. Bunun yanında babalarının bitmeyen Yûsuf özlemi, geçmişte yaptıkları hatayı da sürekli hatırlatıyor olabilir. Ayet onların bütün iç motivasyonlarını açıklamadığı için bunu kesinleştirmemek gerekir.

Kesin olan şudur: Onlar Ya‘kūb’un yasına dışarıdan bakmakta, Ya‘kūb ise o acıyı içeriden yaşamaktadır. Bu iki bakışın aynı olması beklenemez.

5️⃣ “Haradan” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “harad” kelimesi, ağır üzüntü veya hastalık sebebiyle iyice güçten düşmüş, bedenen tükenmiş ve ölüm sınırına yaklaşmış kişi anlam alanına sahiptir.

Türkçeye “iyice eriyip tükenmek”, “çok ağır biçimde güçten düşmek”, “hasta hâle gelmek” gibi karşılıklarla çevrilebilir. Tek bir modern tıbbi teşhis karşılığı değildir.

Bu yüzden ayeti “Ya‘kūb kesin şu hastalığa yakalandı” şeklinde okumak doğru olmaz. Oğulların söylediği şey, babalarının üzüntüsünün onu ciddi biçimde tükettiği yönündedir.

6️⃣ “Ya Helâk Olacaksın” Demeleri Ölüm Endişesi mi Taşıyor ❓​

Evet, ayetin zahirinde oğullar babalarının bu şekilde devam etmesi hâlinde ölümünden endişe ettiklerini ifade etmektedirler. “Hâlikîn” kelimesi burada helâk olanlar, ölenler anlamında anlaşılır.

Dolayısıyla oğulların sözü tamamen duyarsız bir küçümseme olarak görülmemelidir. İçinde “Böyle devam edersen kendini tüketirsin” şeklinde gerçek bir kaygı da bulunabilir.

Fakat iyi niyetli kaygı bile yanlış ifade edildiğinde yas tutan kişiye ağır gelebilir. Endişelenmek başka, acıyı geçersiz saymak başkadır.

7️⃣ Yas Tutan Birine “Artık Unut” Demek Doğru mudur ❓​

Her zaman değil. İnsan sevdiği birini kaybettiğinde veya ondan uzun süre ayrı kaldığında anıları kendi isteğiyle bir düğmeye basıp kapatamaz.

“Artık unut”, “Geçti gitti”, “Hâlâ mı düşünüyorsun?” gibi sözler çoğu zaman kişinin yasını hafifletmez; aksine acısının anlaşılmadığını hissettirebilir.

Daha sağlıklı yaklaşım, kişinin kaybını küçümsemeden yanında olmaktır. İnsan bazen unutmaya değil, hatırlarken yaşayabilmeyi öğrenmeye ihtiyaç duyar.

8️⃣ Yûsuf’u Unutamaması Ya‘kūb’un Sabırsız Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır. Bir önceki ayetlerde Ya‘kūb açıkça “sabr-ı cemîl”, yani güzel sabırdan söz etmiştir. Aynı kişi şimdi Yûsuf’u derin hasretle anmaktadır.

Bu, sabrın unutmak olmadığını gösterir. Sabır hafızayı silmek değil, hafızanın acısına rağmen doğru tutumu korumaktır.

Ya‘kūb Yûsuf’u unutmamış ama Allah’tan ümidini de kesmemiştir. Dolayısıyla hatırlamak ile sabretmek birbirine zıt değildir.

9️⃣ Uzun Süren Yas İman Zayıflığı mıdır ❓​

Hayır. Yûsuf kıssası böyle bir genellemeye izin vermez. Hz. Ya‘kūb yıllarca oğlunu özlemiş, ağlamış ve derin keder yaşamıştır; buna rağmen Kur’an onu Allah’a güvenen bir peygamber olarak anlatır.

Bu nedenle bir insanın yasının uzun sürmesini doğrudan “İmanı zayıf”, “Kadere razı değil” veya “Allah’a güvenmiyor” şeklinde yorumlamak yanlış olabilir.

İnsanların yas süreçleri birbirinden farklıdır. Duygusal acının süresi, kişinin Allah katındaki değerini ölçen cetvel değildir.

🔟 Yas ile Ruh Sağlığı Sorunu Aynı Şey midir ❓​

Her yas psikiyatrik hastalık değildir. Sevilen bir kişinin kaybı veya uzun ayrılığı karşısında üzülmek insanî bir tepkidir.

Bununla birlikte bazı insanlarda yas çok ağırlaşabilir, günlük yaşamı ciddi biçimde bozabilir veya başka ruhsal sorunlarla birlikte görülebilir. Böyle bir durumda profesyonel destek almak yanlış değildir.

Yûsuf 85’in mesajını “Ne kadar üzülürsen üzül, hiçbir yardım alma” şeklinde okumak doğru olmaz. Dinî sabır ile psikolojik veya tıbbî destek birbirinin alternatifi değildir.

1️⃣1️⃣ Oğulların Sözü İyi Niyetli Ama Yetersiz Bir Teselli Örneği Olabilir mi ❓​

Evet, böyle okunabilir. Oğullar babalarının gerçekten çok yıprandığını görmüş ve onun için kaygılanmış olabilirler. Fakat söyledikleri söz Ya‘kūb’un neden hâlâ umut taşıdığını anlamamaktadır.

Onlar “Bu acı seni bitirecek” derken Ya‘kūb bir sonraki ayette “Ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum” diyecektir. Yani aynı olayın içinde iki farklı bakış bulunmaktadır.

Bu bize önemli bir ders verir: Bir insanın yaşadığı acıya dışarıdan baktığımızda onun içindeki bütün umudu, inancı ve anlamı göremeyebiliriz.

1️⃣2️⃣ Bir İnsanın Acısını Küçümsemeden Sağlığı İçin Endişe Etmek Mümkün müdür ❓​

Evet. Doğru denge budur. Bir insanın derin yasını “Saçmalıyorsun, unut artık” diye küçümsemek gerekmez; aynı zamanda kişinin sağlığının ciddi biçimde bozulduğunu görüyorsak bunu görmezden gelmek de doğru değildir.

Şefkatli yaklaşım, “Acını anlıyorum; ama bu süreç seni çok zorluyor, sana nasıl destek olabiliriz?” şeklinde olabilir. Böylece hem duygu kabul edilir hem de destek yolu açılır.

Gerçek merhamet bazen acıyı susturmak değil, acının altında ezilen kişinin yükünü paylaşmaktır.

1️⃣3️⃣ “Güçlü Ol” Demek Her Zaman Yardımcı mıdır ❓​

Hayır. Bazen “güçlü ol” sözü kişiye destek verebilir, bazen de “Duygularını gösterme” baskısı oluşturabilir.

Hz. Ya‘kūb’un kıssası, gerçek gücün ağlamamak olmadığını gösterir. O çok üzülür, fakat yine de Allah’a yönelir ve umudunu kaybetmez.

Bu nedenle güç duygusuzluk değildir. Gerçek güç, kırılganlığı yaşayabildiği hâlde yönünü kaybetmemektir.

1️⃣4️⃣ Oğullarının Bu Sözü Ya‘kūb’un Acısını Daha da Artırmış Olabilir mi ❓​

Ayet bunun psikolojik sonucunu açıkça söylemez; dolayısıyla kesin biçimde böyle olduğunu iddia edemeyiz. Fakat yas yaşayan bir insana sürekli “Bunu düşünmeyi bırak” denmesinin kişinin anlaşılmadığını hissetmesine yol açabileceği düşünülebilir.

Ya‘kūb’un hemen sonraki cevabı son derece anlamlıdır. Tartışmayı uzatmak yerine acısını nereye yönelttiğini açıklar: Allah’a.

Bu, onun oğullarının kendisini tam olarak anlamadığı bir yerde bile kederini anlamsız veya sahipsiz bırakmadığını gösterir.

1️⃣5️⃣ Ya‘kūb’un Yûsuf’u Sürekli Anması Geçmişte Yaşamak mıdır ❓​

Sadece böyle tanımlamak eksik olur. Ya‘kūb geçmişte kalan bir hatırayı durmadan tekrarlamaktan ibaret değildir; Yûsuf’un akıbeti hâlâ çözülmemiştir ve Ya‘kūb ondan ümidini kesmemiştir.

Bu nedenle onun hatırlaması hem yas, hem özlem, hem de umut taşır. Geçmiş, onun için tamamen kapanmış bir dosya değildir.

İnsan bazen geçmişi sağlıksız biçimde tekrar tekrar yaşayabilir; fakat her güçlü hatırlama bu kategoriye sokulmamalıdır. Bağlamı bilmeden psikolojik etiket koymak doğru değildir.

1️⃣6️⃣ Ya‘kūb’un Acısını Oğullarına Değil Allah’a Açması Ne Anlama Gelecek ❓​

Bir sonraki ayette Ya‘kūb “Ben sıkıntımı ve hüznümü ancak Allah’a arz ediyorum” diyecektir. Bu, yaşadığı duyguları inkâr etmediğini gösterir.

Allah’a yönelmek burada duyguyu bastırmak değil, duyguyu dua ve kulluk ilişkisi içinde ifade etmektir. İnsan Allah’a derdini anlatabilir, ağlayabilir ve yardım isteyebilir.

Ayrıca bu, insanlardan hiçbir yardım alınamayacağı anlamına gelmez. Allah’a dua etmek, güvenilir insanlarla konuşmaya veya profesyonel destek almaya karşı değildir.

1️⃣7️⃣ “Allah Tarafından Sizin Bilmediğinizi Biliyorum” Sözü Neyi Değiştirecek ❓​

Bir sonraki ayetin ikinci önemli kısmı budur. Ya‘kūb, oğullarının “Bu yas seni tüketecek” değerlendirmesine karşı yalnız duygusal bir cevap vermeyecek; Allah’tan kaynaklanan bir umuda işaret edecektir.

Ancak bu ifade de Ya‘kūb’un bağımsız biçimde bütün gaybı bildiği anlamına gelmez. Peygamberlerin bilgisi Allah’ın bildirdiği kadardır.

Dolayısıyla burada önemli denge şudur: Ya‘kūb sıradan bir karamsarlığın içinde kaybolmuş değildir; Allah’a ilişkin bilgisi ve güveni sebebiyle başkalarının göremediği bir umut taşımaktadır.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 84 ve 85 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 84’te Ya‘kūb’un kendi acısını görürüz: “Ah Yûsuf’a olan hasretim!” Yûsuf 85’te ise çevresindeki insanların bu acıya nasıl baktığını görürüz: “Böyle devam edersen kendini tüketeceksin.”

Bu iki ayet birlikte, acı yaşayan kişi ile onu dışarıdan izleyenlerin deneyiminin aynı olmadığını gösterir. Dışarıdaki kişi sonuç görmek ister; acı yaşayan ise bazen yalnız anlaşılmaya ihtiyaç duyar.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 86. ayette, Ya‘kūb oğullarına “Ben derdimi ve hüznümü yalnız Allah’a arz ediyorum ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum” diyecektir. Bu ayet özellikle Allah’a şikâyet etmek ile Allah’tan şikâyet etmek arasındaki fark, dua içinde acıyı açıkça ifade etmek, üzüntünün imanla bağdaşması ve Allah hakkında umut taşımanın sınırları açısından son derece önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 85. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 85. ayet, yas tutan insan ile onun çevresindeki insanların bakışı arasındaki farkı son derece açık biçimde gösterir. Hz. Ya‘kūb Yûsuf’a duyduğu hasreti yıllardır taşımaktadır. Oğulları ise artık bu özlemin babalarını fiziksel olarak bile tükettiğini düşünerek “Yûsuf’u anmaya devam edeceksin; sonunda iyice güçten düşecek veya helâk olacaksın” derler.

Ayetin ilk büyük mesajı yasın dışarıdan ölçülmesinin zor olduğudur. Bir insanın acısının ne zaman bitmesi gerektiğine başka biri kolayca karar veremez. “Bu kadar zaman geçti, hâlâ neden üzülüyorsun?” cümlesi zamanın herkes için aynı iyileştirici etkiye sahip olduğunu varsayar; oysa insan kalbi böyle mekanik işlemez.

İkinci büyük mesaj hatırlamanın sabırsızlık olmadığını görmektir. Ya‘kūb yıllarca Yûsuf’u hatırlamıştır ama Allah’a olan güvenini kaybetmemiştir. Onun duası ve umudu yaşamaya devam etmektedir.

Bu nedenle unutmak ile iyileşmek aynı şey değildir. İnsan bazen sevdiğini unutmaz ama onun yokluğuyla yaşamayı öğrenir.

Üçüncü büyük mesaj gözyaşı ile imanı karşı karşıya getirmemektir. Ya‘kūb’un derin kederi, onun peygamberliğini veya Allah’a güvenini azaltmaz.

Bu bize yas yaşayan insanlara karşı çok daha şefkatli bir dil öğretir. “İmanlıysan ağlama” şeklindeki anlayış, Ya‘kūb kıssasının sunduğu insanî tabloyla uyuşmaz.

Dördüncü büyük mesaj iyi niyetli sözün bile incitebileceğini bilmektir. Oğullarının babaları için gerçekten endişelenmiş olmaları mümkündür. Fakat birinin iyiliğini istemek, söylediğimiz her cümlenin otomatik olarak iyi geleceği anlamına gelmez.

Teselli verirken kendi rahatsızlığımızı değil, acı yaşayan kişinin ihtiyacını merkeze almak gerekir.

Beşinci büyük mesaj acıyı küçümsemeden sağlık konusunda duyarlı olmaktır. Ya‘kūb’un yasının bedensel etkileri önceki ayette açıkça anlatılmıştır. Dolayısıyla ağır duygusal yükün kişiyi tüketmesi ciddiye alınabilir.

Fakat doğru yaklaşım “Üzülmeyi bırak” demek değil, gerektiğinde kişinin destek almasını sağlamaktır. Duyguyu kabul etmek ile sağlık tedbiri almak birbirine karşıt değildir.

Altıncı büyük mesaj ruh sağlığını dinî yargıyla karıştırmamaktır. Yoğun üzüntü yaşayan insanı hemen iman eksikliğiyle suçlamak doğru değildir. Kur’an, büyük bir peygamberin çok derin kederini saklamadan anlatır.

Bu yüzden ruhsal acı yaşayan bir insanın dua etmesi kadar yardım istemesi de değerli olabilir.

Yedinci büyük mesaj sevgiyi zorla söndüremeyeceğimizi bilmektir. İnsan “Artık düşünmeyeceğim” diyerek sevdiği kişiye dair bütün hatıraları silme gücüne sahip değildir.

Ya‘kūb’un Yûsuf’a olan sevgisi yıllarla yok olmamıştır. Fakat bu sevgi onu Allah’tan koparmamış, tam tersine Allah’a daha fazla yöneltmiştir.

Sekizinci büyük mesaj çevremizdeki insanların iç dünyasını tamamen bildiğimizi sanmamaktır. Oğullar babalarının dışarıdan görünen kederini görmektedir; fakat Ya‘kūb’un Allah’a dayanan umudunun tamamını anlamamaktadırlar.

Bu, insana önemli bir tevazu öğretir: Birinin gözyaşını görebiliriz ama kalbinin bütün hikâyesini göremeyiz.

Dokuzuncu büyük mesaj endişe ile baskıyı ayırmaktır. Sevdiğimiz kişinin kötüleştiğini düşündüğümüzde onun için kaygılanmak normaldir. Fakat bu kaygı “Bunu hissetmeye hakkın yok” biçiminde duygusal baskıya dönüşmemelidir.

Şefkatin dili “Neden hâlâ üzgünsün?” değil, “Bu yükü taşırken sana nasıl yardımcı olabilirim?” olmalıdır.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri, gerçek tesellinin acıyı susturmak değil acının yanında durmak olduğunu göstermesidir. Ya‘kūb’un oğulları onun Yûsuf’u anmayı bırakmasını ister gibi konuşurken Ya‘kūb sonraki ayette onlara acısını kime yönelttiğini açıklayacaktır: Allah’a.

Bu yüzden Yûsuf Suresi 85’in bütün mesajı şu şekilde özetlenebilir: Yas tutan insana bir takvim dayatma. Onun gözyaşını iman eksikliği sayma. “Unut artık” demeden önce o insanın ne kaybettiğini anlamaya çalış. Sağlığı bozuluyorsa bunu ciddiye al ama acısını küçümseyerek değil şefkatle destek ol. Samimi kaygıyı baskıya dönüştürme. Ve bir insanın dışarıdan çok üzgün görünmesinin, içinde hiç umut taşımadığı anlamına gelmediğini unutma. Çünkü bazen insanın gözleri ağlarken kalbi hâlâ Allah’a güveniyor olabilir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 86. ayette, Hz. Ya‘kūb oğullarına “Ben sıkıntımı ve hüznümü yalnız Allah’a arz ediyorum; Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum” diyecektir. Bu söz, Yûsuf kıssasında dua ile yasın ilişkisini en açık biçimde ortaya koyan ifadelerden biridir. Özellikle Allah’a derdini anlatmanın sabra aykırı olmaması, “Allah’a şikâyet” ile “Allah’tan şikâyet” arasındaki fark, insanın acısını dua içinde dürüstçe ifade edebilmesi ve umut taşımanın kör iyimserlikten nasıl ayrıldığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Yûsuf Suresi 85. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir insan uzun süre aynı kaybın yasını tuttuğunda onu anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa kendi rahatsızlığımızı azaltmak için “artık unut” mu diyoruz? Birinin gözyaşlarını görünce onun imanını mı sorguluyoruz, yoksa yanında mı duruyoruz? Sevdiğimiz insanın acısının sağlığını etkilediğini fark ettiğimizde onu yargılamak yerine destek yolları açabiliyor muyuz? Ve en önemlisi, teselli etmek isterken onun duygularını susturmaya mı çalışıyoruz, yoksa acısının gerçekten duyulduğunu hissettirebiliyor muyuz?

“Yûsuf 85, Hz. Ya‘kūb’un oğullarının ona ‘Allah’a yemin olsun ki sen Yûsuf’u anmaya devam edeceksin; sonunda iyice güçten düşecek veya helâk olacaksın’ dediklerini bildirir. Bu sözde bir endişe bulunabilir; fakat Ya‘kūb’un acısının arkasındaki umudu bütünüyle kavrayamadıkları da görülür. Ayet bize şunu hatırlatır: Yasın süresini dışarıdan belirlemek kolaydır ama acıyı içeriden yaşayan kalbin hikâyesini tam olarak bilmek zordur. Gerçek teselli, insana zorla unutturmak değil; acısını küçümsemeden yanında durmak, sağlığını önemsemek ve onun umut taşımasına alan açmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt