Yûsuf Suresi 95. Ayette “Allah’a Yemin Olsun ki Sen Hâlâ Eski Yanılgın İçindesin” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 94. ayette Hz. Ya‘kūb, kafile henüz kendisine ulaşmadan ‘Gerçekten ben Yûsuf’un kokusunu alıyorum; eğer bana bunamış demezseniz’ demişti. 95. ayette çevresindekiler ona ‘Allah’a yemin olsun ki sen hâlâ eski dalâletin/yanılgın içindesin’ diye cevap verirler. Buradaki ‘dalâl’ kelimesini doğrudan inkâr, küfür veya dinî sapkınlık anlamında okumak doğru değildir. Bağlam, onların Ya‘kūb’un yıllardır Yûsuf’a duyduğu özlemi, onu bulacağına dair umudunu ve şimdi kokusunu aldığını söylemesini eski bir yanılgının devamı gibi değerlendirdiklerini gösterir. Fakat bir sonraki ayette müjdeci gömlekle gelecek ve Ya‘kūb’un söylediği doğrulanacaktır. Böylece ayet, bir insanı geçmişteki duygularından hareketle peşinen değersizleştirmenin, çoğunluğun kanaatini mutlak gerçek sanmanın ve henüz bütün bilgiye sahip değilken başkasının umuduna ‘yanılgı’ etiketi yapıştırmanın ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 95. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Dediler ki: ‘Allah’a yemin olsun, sen hâlâ eski yanılgın içindesin.’” Ayetin Arapçası ise “Kâlû tallâhi inneke lefî dalâlike’l-kadîm.” şeklindedir.Son derece kısa olan bu ayet, Hz. Ya‘kūb ile çevresindeki insanların aynı olaya ne kadar farklı baktığını gösterir. Ya‘kūb Yûsuf’un kokusunu aldığını söylerken çevresindekiler bunu yeni bir işaret olarak değil, onun yıllardır devam eden Yûsuf özleminin bir uzantısı olarak görmektedirler.
Fakat okuyucu artık onların bilmediği şeyi bilmektedir: Yûsuf gerçekten hayattadır ve gömleği gerçekten yoldadır.
“Dalâlike’l-Kadîm” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “dalâlike’l-kadîm”, kelime olarak “eski dalâletin, eski yanılgın, eskiden beri içinde bulunduğun şaşkınlık” gibi anlamlara gelebilir. Burada kelimenin anlamını bağlam belirler.“Dalâl” Kur’an’da her yerde aynı teknik anlamı taşımaz. Bazı bağlamlarda dinî sapma veya hak yoldan uzaklaşma anlamına gelebilirken burada Hz. Ya‘kūb gibi bir peygambere söylenen sözün bağlamı Yûsuf hakkındaki uzun süren özlem ve beklentidir.
Bu yüzden burada “Sen hâlâ eski küfründesin” gibi bir anlam kesinlikle bağlama uygun değildir.
Buradaki “Dalâl” Dinî Sapkınlık mı Demektir
Hayır. Bu ayette “dalâl” kelimesini iman sapması olarak anlamak doğru değildir. Konuşulan mesele Ya‘kūb’un dini değil, Yûsuf’a ilişkin değerlendirmesidir.Çevresindekiler muhtemelen onun hâlâ Yûsuf’u düşünmesini ve “Kokusunu alıyorum” demesini eski bir yanılgının devamı olarak görmektedirler. Onların bakışına göre Ya‘kūb, yıllar geçmesine rağmen hâlâ Yûsuf konusunda gerçekçi düşünmemektedir.
Fakat kıssanın devamı, aslında onların Ya‘kūb’u yanlış değerlendirdiğini gösterecektir.
Hz. Ya‘kūb’a Bunu Söyleyenler Kimlerdir
Ayet “Dediler” der fakat konuşan kişilerin kimliklerini tek tek belirtmez. Kafile henüz yoldadır; dolayısıyla burada Ya‘kūb’un yanında bulunan aile fertleri veya çevresindeki insanlar söz konusu olabilir.Bu kişilerin tam olarak kim olduğunu kesinleştirmek için ayette yeterli bilgi yoktur. Bu nedenle “Kesin şu kişiler söyledi” şeklinde ayrıntı üretmemek daha doğrudur.
Kur’an’ın önem verdiği nokta konuşanların kimliği değil, Ya‘kūb’un sözünü nasıl değerlendirdikleridir.
Neden Ya‘kūb’un Sözünü Ciddiye Almıyorlar
Çünkü yıllardır aynı hikâyeyi yaşamışlardır. Ya‘kūb Yûsuf’u unutmamış, ona özlem duymuş, ağlamış ve onunla yeniden kavuşma umudunu korumuştur.Çevresindekiler açısından Yûsuf artık çok uzun süredir kayıptır. Bu yüzden Ya‘kūb’un “Yûsuf’un kokusunu alıyorum” demesi onlara yeni bir bilgi değil, eski özlemin tekrar ortaya çıkması gibi görünmüş olabilir.
İnsanlar bazen bir kişinin geçmişte çok konuştuğu bir konu hakkında söylediği yeni ve doğru sözü de eski kalıpla değerlendirirler.
“Sen Hâlâ Eski Yanılgın İçindesin” Sözü Küçümseyici midir
İfade oldukça serttir. Ya‘kūb’un yıllardır taşıdığı acıyı ve umudu anlayışla karşılamak yerine, onun sözünü eski bir yanılgının devamı olarak nitelendirirler.Ancak onların niyetlerinin mutlaka kötü olduğunu söylemek de gerekmez. Belki gerçekten Ya‘kūb’un Yûsuf hasreti sebebiyle yanlış değerlendirme yaptığını düşünüyorlardı.
Bu yüzden önemli ayrım şudur: Bir söz iyi niyetle söylenmiş olsa bile incitici veya yanlış olabilir.
Bir İnsanın Geçmişteki Tavrından Hareketle Bugünkü Sözünü Peşinen Reddetmek Doğru mudur
Hayır. Geçmiş tecrübe elbette değerlendirmede önemlidir; fakat bir insanın bugünkü sözünü daha dinlemeden “Sen zaten hep böyle söylüyorsun” diyerek reddetmek hatalı olabilir.Ya‘kūb yıllardır Yûsuf’u özlüyor olabilir; fakat bu, bugün söylediği sözün mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez.
Geçmiş, bağlam sağlar; fakat bugünkü hakikati otomatik olarak belirlemez.
Bu Ayet “İnsanların Söylediklerini Hiç Sorgulamayın” mı Diyor
Hayır. Ya‘kūb’un çevresindekilerin yanılmış olması, bundan sonra herkesin her iddiasını sorgulamadan kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmez.İnsanlar gerçekten yanılabilir, güçlü duygular sebebiyle hatalı yorumlar yapabilir ve geçmiş özlemlerini bugün yaşanan olaylara yansıtabilirler. Bu nedenle iddialar delil, bağlam ve makul değerlendirmeyle ele alınmalıdır.
Sorun sorgulamak değil; henüz yeterli bilgi yokken küçümseyici kesinlik taşımaktır.
Çoğunluğun Bir Şeyi Yanlış Bulması Onu Gerçekten Yanlış Yapar mı
Hayır. Hakikat, bir görüşün kaç kişi tarafından savunulduğuyla belirlenmez. Ya‘kūb’un çevresindeki insanlar onun yanıldığını düşünüyor olabilirler; fakat biraz sonra gerçek ortaya çıkacaktır.Bu da bize çoğunluk ve hakikat arasındaki önemli ayrımı hatırlatır. Çok kişinin aynı şeyi düşünmesi güçlü bir sosyal işaret olabilir ama tek başına kesin delil değildir.
Aynı şekilde azınlıkta olmak da otomatik olarak doğru olmak anlamına gelmez. Ölçü sayı değil, gerekçe ve hakikattir.
Yaşlı Bir İnsana “Sen Artık Yanılıyorsun” Demenin Sınırı Nedir
Yaş ilerledikçe bazı insanlarda bilişsel değişiklikler olabilir; bunu tamamen yok saymak da doğru değildir. Fakat yaşlılık, kişinin bütün sözlerini değersiz kılan bir mühür değildir.Ya‘kūb’un çevresindekiler onun Yûsuf hakkındaki sözlerini eski bir yanılgı olarak görmektedirler; bir önceki ayette de Ya‘kūb onların kendisini “aklı zayıflamış” sayabileceğini bildiğini ifade etmişti.
Doğru yaklaşım, yaşlı bir insanın sözünü yaşından dolayı küçümsemek değil, gerektiğinde saygılı ve delile dayalı biçimde değerlendirmektir.

Ya‘kūb’un Yûsuf’u Yıllarca Anması Gerçekten Bir “Saplantı” mıydı
Kur’an böyle bir psikolojik teşhis koymaz. Ya‘kūb Yûsuf’u çok derin biçimde özlemiş, ağır yas yaşamış ve buna rağmen hayatını sürdürmüş, karar almış, tedbir göstermiş ve oğullarını araştırmaya göndermiştir.Bu nedenle modern bir tanı kavramını geriye doğru ayete uygulayıp “Ya‘kūb’un takıntısı vardı” demek doğru değildir.
Daha güvenli ifade şudur: O, oğluna karşı çok derin ve uzun süreli bir özlem taşımaktaydı; çevresindekiler ise bu özlemi artık hatalı değerlendirme sebebi olarak görüyordu.

Uzun Süre Birini Özlemek İman veya Akıl Zayıflığı mıdır
Hayır. Hz. Ya‘kūb’un kıssası bunun çok açık örneklerinden biridir. Yıllarca Yûsuf’u özlemesine rağmen Kur’an onu akılsız veya imansız olarak sunmaz.İnsanın sevdiği bir kişiyi uzun yıllar unutamaması tek başına akıl veya iman zayıflığı değildir. Yasın ve özlemin biçimi kişiden kişiye değişebilir.
Derin sevgi, insanın muhakemesini mutlaka yok etmek zorunda değildir.

Ya‘kūb’un Umudu ile Gerçek Dışı Beklenti Arasında Ne Fark Vardır
Ya‘kūb gerçeği inkâr etmez. Yûsuf’un yıllardır kayıp olduğunu bilir ve bu yüzden üzülür. Fakat Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.Ayrıca yalnız beklemez; oğullarına “Gidin, Yûsuf’u ve kardeşini araştırın” der. Bu nedenle onun umudu eylemle ve gerçeklikle bağlantılıdır.
Gerçek dışı beklenti çoğu zaman bütün karşı verileri yok sayarken, Ya‘kūb’un umudu acıyı kabul eder fakat imkân kapısını tamamen kapatmaz.

Bir İnsan Haklı Olduğu Hâlde Çevresindeki Herkes Onu Yanlış Görebilir mi
Evet, böyle durumlar mümkündür. Fakat bu olasılığı “Herkes bana karşıysa kesin ben haklıyım” gibi ters bir yanılgıya dönüştürmemek gerekir.Ya‘kūb özelinde çevresi yanılacaktır; fakat bu olay her yalnız kalan görüş sahibinin otomatik olarak doğru olduğunu kanıtlamaz.
Doğru ders şudur: Ne çoğunluğa körü körüne uy, ne de yalnız kaldığın için kendini otomatik haklı say. Delile, bilgiye ve dürüst muhakemeye bak.

Yakınlarımızın Umudunu Küçümsemek Neden Zararlı Olabilir
İnsan ağır bir kayıp yaşarken bazen onu ayakta tutan şeylerden biri umut olabilir. Eğer bu umut gerçeklikten tamamen kopuk değilse, sürekli “Boşuna bekliyorsun, artık vazgeç” demek kişinin yükünü artırabilir.Ya‘kūb zaten yıllarca büyük bir yas yaşamıştır. Şimdi Yûsuf hakkında yeni bir şey hissettiğinde çevresi ona destek olmak yerine “Sen hâlâ eski yanılgın içindesin” demektedir.
Bazen insanın ihtiyacı hemen düzeltilmek değil, önce dinlenmek ve ciddiye alınmaktır.

Bir Yakınımızın Umudunun Gerçek Dışı Olduğunu Düşünüyorsak Nasıl Konuşmalıyız
Küçümsemek yerine merak eden ve saygılı bir dil kullanılabilir. İnsanın iddiasını hangi bilgiye veya düşünceye dayandırdığını anlamaya çalışmak, onu doğrudan “Sen yine saçmalıyorsun” diye etiketlemekten daha sağlıklıdır.Gerçeğe aykırı bir düşünce varsa bunu nazikçe söylemek mümkündür. Saygı, her söyleneni doğru kabul etmek değildir.
Eleştiri ile aşağılama aynı şey değildir.

Bu Ayet Dinî Kavramları Bağlamından Koparmama Konusunda Ne Öğretir
“Dalâl” kelimesi bunun çok güzel örneğidir. Kelime başka ayetlerde inanç sapması anlamında kullanılabilir; fakat burada aynı kelimeyi otomatik olarak aynı teknik anlama çevirmek ciddi bir yorum hatası oluşturur.Kur’an kelimeleri cümle, olay ve konuşan kişilerin bağlamı içinde anlaşılmalıdır. Aynı Arapça kelime farklı bağlamlarda farklı anlam tonları taşıyabilir.
Bu nedenle sağlıklı tefsir yalnız sözlükte ilk karşılığı bulmak değil, kelimenin o ayette ne iş yaptığını anlamaktır.

Yûsuf Suresi 94 ve 95 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 94’te Ya‘kūb “Ben Yûsuf’un kokusunu alıyorum” der. Yûsuf 95’te çevresindekiler “Sen hâlâ eski yanılgın içindesin” cevabını verirler.Bir tarafta yıllardır sönmeyen umut, diğer tarafta bu umudu gerçek dışı gören çevre vardır. Kimin haklı olduğu ise bir sonraki ayette görünür hâle gelecektir.
Yûsuf Suresi 96. ayette müjdeci gelecek, gömleği Ya‘kūb’un yüzüne bırakacak ve onun görmesi geri dönecektir. Hz. Ya‘kūb da “Ben size, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum demedim mi?” diyecektir. Böylece müjde, görmenin geri gelişi, Ya‘kūb’un önceki sözünün doğrulanması ve haklı çıktıktan sonra bunun kibir veya aşağılamaya dönüştürülmemesi önemli konular hâline gelecektir.

Sonuç: Yûsuf Suresi 95. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 95. ayet yalnız birkaç kelimeden oluşmasına rağmen insan ilişkileri, dil, önyargı ve hakikat konusunda son derece güçlü dersler taşır. Hz. Ya‘kūb “Yûsuf’un kokusunu alıyorum” derken çevresindekiler ona “Sen hâlâ eski yanılgın içindesin” diye cevap vermektedirler.Ayetin ilk büyük mesajı bir kelimeyi bağlamından koparmamaktır. Buradaki “dalâl”, Hz. Ya‘kūb’un iman bakımından sapması değildir. Konu onun Yûsuf hakkındaki uzun süren beklentisidir.
Bu nedenle Kur’an kelimelerini her geçtiği yerde tek bir teknik karşılıkla okumak yanlış sonuçlara yol açabilir.
İkinci büyük mesaj insanı geçmişteki hâline hapsetmemektir. Çevresindekiler Ya‘kūb’un bugünkü sözünü geçmiş yıllardaki Yûsuf özlemine bakarak değerlendirir.
Oysa bugün yeni bir şey yaşanmaktadır: Yûsuf’un gömleği gerçekten yoldadır.
Üçüncü büyük mesaj önyargının yeni bilgiyi görmeyi zorlaştırabilmesidir. İnsan bir kişi hakkında zihninde güçlü bir kalıp oluşturduğunda, o kişinin yeni sözlerini de eski kalıbın içine yerleştirebilir.
“O zaten hep böyle” cümlesi bazen gerçeği görmenin önündeki perdeye dönüşebilir.
Dördüncü büyük mesaj çoğunluğun her zaman haklı olmadığıdır. Ya‘kūb’un çevresindeki insanlar onun yanıldığını düşünmektedir; fakat gerçek biraz sonra ortaya çıkacaktır.
Bu, çoğunluğun değersiz olduğu anlamına değil, çoğunluğun da yanılabileceği anlamına gelir.
Beşinci büyük mesaj azınlıkta kalan kişinin de otomatik olarak haklı olmadığıdır. Ya‘kūb bu olayda haklıdır çünkü gerçek onun sözünü doğrulayacaktır; sırf çevresine karşı tek başına kaldığı için değil.
Bu yüzden sağlıklı ölçü yalnızlık veya kalabalık değil, hakikattir.
Altıncı büyük mesaj yaşlı insanları küçümsememektir. Bir insanın yaşının ilerlemesi, bütün sözlerinin değersiz hâle geldiği anlamına gelmez.
Yaşlılıkta gerçek sağlık sorunları elbette olabilir; fakat bunlar etiketle değil, gerekli olduğunda ciddi değerlendirmeyle ele alınmalıdır.
Yedinci büyük mesaj duyguyu hastalık etiketiyle susturmamaktır. Ya‘kūb yıllardır Yûsuf’u özlemektedir; çevresi bunu eski bir yanılgı olarak görmektedir. Fakat Kur’an onu umudu sebebiyle kınamaz.
Sevdiğini özlemek, ağlamak ve kavuşmayı istemek tek başına psikolojik bozukluk veya iman eksikliği değildir.
Sekizinci büyük mesaj insanın umudunu küçümsememektir. Umut gerçekle bağını koruduğu sürece insana hareket gücü verebilir. Ya‘kūb’un umudu onu pasifleştirmemiş, daha önce Yûsuf’un araştırılmasını istemesine yol açmıştır.
Bu nedenle umut ile gerçekçilik birbirinin düşmanı değildir.
Dokuzuncu büyük mesaj eleştiri ile küçümseme arasındaki farktır. İnsan bir yakınının yanıldığını düşünebilir ve bunu söyleyebilir. Fakat bunu onun kişiliğini değersizleştirmeden yapmak mümkündür.
Doğruyu söyleme iddiası, kaba konuşma ruhsatı değildir.
Onuncu büyük mesaj başkasının iç dünyasını tamamen bildiğimizi sanmamaktır. Çevresindekiler Ya‘kūb’un özlemini görmektedir ama onun Allah’a dayanan umudunun bütün boyutlarını bilmiyorlardır.
İnsan dışarıdan davranışı görebilir; kalbin bütün hikâyesini göremez.
On birinci büyük mesaj geçmiş deneyimin faydalı ama sınırlı olmasıdır. Geçmiş, geleceği tahmin etmemize yardım eder fakat geleceği mutlak olarak belirlemez.
Yıllardır Yûsuf’tan haber gelmemiş olması, bugün de haber gelmeyeceğinin kesin kanıtı değildir.
On ikinci büyük mesaj haklı çıkmadan önce tevazu, haklı çıktıktan sonra da tevazu gerektiğidir. Ya‘kūb biraz sonra haklı çıkacaktır. Fakat kıssa onun çevresindekileri ezdiği bir zafer sahnesine dönüşmez.
Gerçeğin ortaya çıkması intikam gösterisi değil, şükür vesilesi olmalıdır.
On üçüncü büyük mesaj duygusal yakınlığın her zaman muhakemeyi bozmadığıdır. Ya‘kūb Yûsuf’u çok sevmektedir; fakat bu sevgisi sebebiyle söylediği her şey yanlış değildir.
Bir insanın konuya duygusal olarak yakın olması dikkate alınabilir, fakat onun sözünü otomatik olarak geçersiz kılmaz.
On dördüncü büyük mesaj güçlü sezginin yine de sıradan insan için kesin delil olmadığıdır. Ya‘kūb’un durumu peygamberlik bağlamındadır. Günlük hayatta bizim güçlü hislerimiz yanılabilir.
Bu nedenle “Çok güçlü hissediyorum, demek ki kesin doğru” yaklaşımı doğru değildir.
On beşinci büyük mesaj peygamberlik tecrübesini sıradan paranormal iddialara çevirmemektir. Ya‘kūb’un Yûsuf’un kokusunu alması özel bir kıssa olayıdır.
Bundan falcılık, enerji okuma veya gaybı öğrenme teknikleri üretilemez. Mutlak gayb Allah’a aittir.
On altıncı büyük mesaj bir insanı sürekli eski etiketiyle çağırmanın haksız olabileceğidir. İnsanlar değişebilir, şartlar değişebilir ve yeni bilgiler ortaya çıkabilir.
Bu nedenle “Sen zaten şöylesin” gibi cümleler bazen kişinin bütün bugünkü gerçekliğini geçmiş bir kalıba hapseder.
On yedinci büyük mesaj dinlemenin değeridir. Ya‘kūb’un çevresi onun sözünü farklı bir biçimde dinleyebilirdi. Belki inanmayabilirlerdi ama onu hemen küçümsemek zorunda değillerdi.
Bazen insan ilişkilerinde büyük farkı cevap vermeden önce gerçekten dinlemek oluşturur.
On sekizinci büyük mesaj bugünkü görüntünün hikâyenin tamamı olmadığıdır. Ya‘kūb’un çevresindekiler kendi ellerindeki bilgiye göre hüküm verirler; fakat kafile yoldadır ve hakikat onlara doğru yaklaşmaktadır.
Bu, insana epistemik tevazu öğretir: Bilmediğimiz şeylerin varlığını hesaba katmak gerekir.
Ve ayetin belki de en güçlü mesajı şudur: Bir insanın umudunu yıllardır gerçekleşmedi diye otomatik olarak “yanılgı” diye etiketlemek kolaydır; fakat insan bilgisi sınırlıdır. Bunun tersi de doğrudur: Her umut doğru değildir ve her güçlü his gerçekleşmez. Bu nedenle müminin tavrı ne her umudu körü körüne doğrulamak ne de henüz bilmediği şeyleri küçümseyerek reddetmektir.
Yûsuf Suresi 95. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Kelimeleri bağlamından koparma, “dalâl” ifadesini burada iman sapması diye yanlış yorumlama. Yaşlı insanı yaşından dolayı değersizleştirme. Bir yakının duygusunu anlamadan ona etiket yapıştırma. Çoğunluğun kanaatini mutlak gerçek, azınlıkta kalmayı da otomatik doğruluk işareti sayma. Sezgiyi delilin yerine koyma ama insanın umudunu da küçümseme. Bugünkü sözü yalnız geçmişteki kalıpla değerlendirme. Çünkü bazen insanlar ‘Sen hâlâ eski yanılgın içindesin’ derken, hakikat çoktan yola çıkmış ve kapıya doğru geliyor olabilir.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 96. ayette, yıllardır beklenen müjde nihayet Hz. Ya‘kūb’a ulaşacaktır: “Müjdeci gelince gömleği onun yüzüne bıraktı ve Ya‘kūb yeniden görmeye başladı. ‘Ben size Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum demedim mi?’ dedi.” Bu ayet özellikle müjdecinin gelişi, görmenin geri dönmesi, gömleğe bağımsız şifa gücü yüklememek, mucizeyi tıbbî formüle dönüştürmemek ve Ya‘kūb’un haklı çıktığında söylediği ‘Ben size demedim mi?’ sözünü kibirli bir zafer gösterisi olarak okumamak açısından son derece önemli olacaktır.
Ve belki Yûsuf Suresi 95. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir yakınımız yıllardır aynı konuda umut taşıdığı için onun yeni söylediği her şeyi daha dinlemeden “Sen yine başladın” diyerek geçersiz mi sayıyoruz? Yaşlı bir insanın sözünü yaşına bakarak mı değerlendiriyoruz? Çoğunluk bizimle aynı fikirde olduğunda haklılığımızdan gereğinden fazla mı emin oluyoruz? Kendi sezgimizi kesin gerçek sanıyor muyuz? Ve en önemlisi, henüz bütün bilgi elimizde değilken başkasının umuduna “yanılgı” etiketi yapıştırmadan önce biraz daha tevazuyla bekleyebiliyor muyuz?
“Yûsuf 95, Hz. Ya‘kūb’un ‘Yûsuf’un kokusunu alıyorum’ sözünün ardından çevresindekilerin ‘Allah’a yemin olsun ki sen hâlâ eski yanılgın içindesin’ dediklerini bildirir. Buradaki ‘dalâl’, Ya‘kūb’un iman bakımından sapması değil, çevresinin onun Yûsuf konusundaki uzun süren beklentisini yanlış değerlendirmesidir. Bir sonraki ayette gerçek ortaya çıkacak ve Ya‘kūb’un sözü doğrulanacaktır. Ayetin önemli dersi şudur: Geçmiş tecrübeyi dikkate al ama bugünkü gerçeği onun içine hapsetme; çoğunluğu hakikatin yerine koyma; yaşlılığı değersizlik, güçlü duyguyu da otomatik yanılgı sayma. Çünkü insan bazen hükmünü çok erken verir; oysa hakikat daha yolda olabilir.”
Ersan Karavelioğlu