📖 Yûsuf Suresi 89. Ayette “Cahillik İçindeyken Yûsuf’a ve Kardeşine Ne Yaptığınızı Biliyor musunuz?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûsuf Suresi 89. Ayette “Cahillik İçindeyken Yûsuf’a ve Kardeşine Ne Yaptığınızı Biliyor musunuz?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,351
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 89. Ayette “Cahillik İçindeyken Yûsuf’a ve Kardeşine Ne Yaptığınızı Biliyor musunuz?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 88. ayette kardeşler, karşılarındaki yöneticinin aslında yıllar önce kuyuya bıraktıkları Yûsuf olduğunu hâlâ bilmeden ‘Bize ve ailemize darlık dokundu; az bir sermayeyle geldik. Bize ölçüyü tam ver ve bize tasaddukta bulun’ diyerek yardım istemişlerdi. 89. ayette Hz. Yûsuf artık yıllardır kapalı duran geçmişin kapısını aralar ve onlara beklemedikleri bir soru yöneltir: ‘Cahillik içindeyken Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?’ Yûsuf burada geçmişteki haksızlığı unutmamış, fakat karşısındaki insanları yalnız geçmişteki suçlarından ibaret de görmemiştir. Özellikle ‘siz cahillerken’ ifadesi, onların yaptığını mazur göstermez; fakat insanın bilgisizlik, kıskançlık, öfke ve ahlaki ölçüsüzlük içinde yanlış davranabileceğini ve daha sonra değişebileceğini düşündürür. Böylece ayet, geçmiş suçla yüzleşme, mağdurun hafızası, cehaletin ahlaki anlamı, hesaplaşmanın intikama dönüşmemesi ve insanın eski hâliyle bugünkü hâlinin aynı olmak zorunda olmaması açısından kıssanın en önemli dönüm noktalarından birini oluşturur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 89. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf dedi ki: ‘Siz cahillik içindeyken Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?’” Ayetin Arapçası ise “Kâle hel alimtum mâ fealtum bi-Yûsufe ve ehîhi iz entum câhilûn.” şeklindedir.

Bu kısa ayet, kıssanın bütün yönünü değiştiren bir cümledir. Kardeşler ekonomik yardım istemek için gelmişken Yûsuf bir anda yıllardır gömülü duran geçmişi onların önüne koyar.

Fakat bunu “Şimdi sıra bende, size yaptığınızın bedelini ödeteceğim” şeklinde değil, bir soru üzerinden yapar. Hakikati açar ama intikam dili kurmaz.

2️⃣ Yûsuf Neden Tam Bu Anda Geçmişi Gündeme Getiriyor ❓​

Kardeşler artık hem ekonomik hem de duygusal bakımdan son derece kırılgan durumdadırlar. Yûsuf onların babalarına, kardeşlerine ve geçmişte yaptıklarına ilişkin tavırlarında önemli değişiklikler de görmüştür.

Özellikle kardeşlerini terk etmemeleri, babalarına verdikleri sözün ağırlığını ciddiye almaları ve şimdi aileleri adına yardım istemeleri, kıssanın başındaki kibirli ve kıskanç tavırlarından farklıdır.

Tam bu noktada Yûsuf geçmişi açar. Bu durum bize yüzleşmenin zamanlamasının da önemli olabileceğini düşündürür. Hakikat önemlidir; fakat hakikatin ne zaman ve nasıl söyleneceği de hikmet gerektirebilir.

3️⃣ “Yûsuf’a Ne Yaptığınızı Biliyor musunuz?” Sorusu Neyi Hatırlatıyor ❓​

Kardeşlerin Yûsuf’a yaptıkları kıssanın başında açıkça anlatılmıştı. Onu babasından uzaklaştırmak için plan yapmış, kuyuya bırakmış ve ardından babalarına gerçeği gizleyen bir anlatı sunmuşlardı.

Dolayısıyla Yûsuf’un sorusu geçmişteki bilinçli haksızlığı gündeme getirir. Bu, küçük bir aile tartışmasını değil, bir çocuğun hayatını kökten değiştiren ciddi bir davranışı hatırlatmaktadır.

Yılların geçmesi bu gerçeği silmemiştir. Affetme ihtimali, geçmişin hiç yaşanmamış sayılması değildir.

4️⃣ “Kardeşine Ne Yaptığınızı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Yûsuf yalnız kendisinden değil “Yûsuf’a ve kardeşine” yapılanlardan söz eder. Burada kastedilen, Yûsuf’un yanında tutulmakta olan kardeştir.

Kur’an onun kardeşler tarafından tam olarak hangi olaylara maruz bırakıldığını ayrıntılı biçimde anlatmaz. Daha önce Yûsuf ona “Onların yaptıklarından dolayı üzülme” anlamında teselli vermişti; dolayısıyla aile içinde onun da incitilmiş olduğu anlaşılabilir.

Fakat ayetin söylemediği ayrıntıları uydurmamak gerekir. Kesin olan, kardeşlerin yalnız Yûsuf’la değil, onun kardeşiyle ilişkilerinde de problemli davranışlarının bulunduğudur.

5️⃣ Yûsuf Neden Doğrudan “Siz Bana Zulmettiniz” Demiyor ❓​

Yûsuf bunu söyleyebilecek durumdadır. Geçmişte gerçekten haksızlığa uğramıştır. Buna rağmen kullandığı dil soru biçimindedir: “Ne yaptığınızı biliyor musunuz?”

Bu ifade, kardeşlerin kendi vicdanlarına dönmelerini sağlayan bir yüzleşme dili oluşturur. Yûsuf yalnız suç isnadı yapmaz; onları hatırlamaya ve kendi davranışlarını değerlendirmeye çağırır.

Bu, mağdurun hakkını küçültmez. Tam tersine hesaplaşmanın illa aşağılayıcı veya intikamcı olmak zorunda olmadığını gösterir.

6️⃣ Ayetteki “Câhilûn” Yani “Cahiller” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “iz entum câhilûn”, yani “siz cahillik içindeyken” denilir. Buradaki cehalet yalnız okul eğitimi almamış olmak veya bilgi eksikliği anlamında değildir.

Kur’an dilinde cehalet, insanın doğruyu bilse bile öfke, şehvet, kıskançlık, acelecilik veya ahlaki ölçüsüzlük sebebiyle bilgisinin gereğini yerine getirmediği davranış biçimini de ifade edebilir.

Kardeşler Yûsuf’un kardeşleri olduğunu biliyorlardı; onu kuyuya bırakmanın basit bir iyilik olmadığını da anlayabilecek durumdaydılar. Dolayısıyla buradaki cehalet, ahlaki basiretsizlik ve ölçüsüz davranış anlamını da taşır.

7️⃣ “Cahillik Yaptılar” Demek Onların Suçunu Hafifletiyor mu ❓​

Hayır. Bir davranışın cehalet içinde yapılmış olması, otomatik olarak sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Özellikle kişi ne yaptığını anlayabilecek durumdaysa “O zaman cahildim” demek bütün sonuçları silmez.

Yûsuf onların yaptığı kötülüğü unutmuş değildir. Ayetin kendisi zaten geçmişi açıkça önlerine getirmektedir.

Buradaki ifade daha çok insanın kötü davranışının onun değişmez özü olmadığını düşündürür. İnsan yanlış yapabilir, fakat o yanlışla sonsuza kadar aynı kişi kalmak zorunda değildir.

8️⃣ Cehalet ile Bilgisizlik Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

Bilgisizlik, belirli bir konuda bilgi sahibi olmamaktır. Cehalet ise Kur’anî kullanımda bazen insanın bilgi sahibi olsa bile bilgisizce ve ölçüsüzce davranmasını ifade eder.

Bir kişi örneğin öfkenin zararlı sonuçlarını çok iyi biliyor olabilir; fakat öfke anında kontrolünü kaybedip ağır bir haksızlık yapabilir. Sorun yalnız bilgi eksikliği değil, bildiğini davranışa dönüştürememektir.

Bu nedenle gerçek bilgi sadece zihinde veri taşımak değildir. Bilginin ahlak üretmesi gerekir.

9️⃣ “Ben Bilmiyordum” Demek Her Zaman Mazeret midir ❓​

Hayır. Gerçekten bilmesi mümkün olmayan insanla, öğrenebileceği hâlde bilmemeyi seçen veya açıkça bildiği hâlde yanlış davranan kişi aynı değildir.

İnsan bazen kasıtlı biçimde gerçeği öğrenmek istemez; çünkü öğrendiğinde davranışını değiştirmesi gerekecektir. Bu tür seçilmiş bilgisizlik ahlaki sorumluluğu azaltmak yerine artırabilir.

Bu nedenle cehalet bazen açıklama olabilir ama otomatik beraat değildir.

🔟 Yûsuf Kardeşlerini Geçmişleriyle mi Tanımlıyor ❓​

Hayır. Dikkat edilirse “Siz cahilsiniz” demekten çok, “Siz cahillik hâlindeyken ne yaptığınızı biliyor musunuz?” anlamındaki bir ifade kullanmaktadır.

Bu dil, geçmişteki davranış ile bugünkü insan arasında bir mesafe ihtimalini açık bırakır. Onlar gerçekten ağır bir suç işlemişlerdir, fakat kıssa boyunca değişim belirtileri de göstermektedirler.

Bu çok önemli bir insan anlayışıdır: Davranış kınanabilir ama insan değişme ihtimalinden tamamen mahrum bırakılmamalıdır.

1️⃣1️⃣ Geçmişte Büyük Hata Yapan İnsan Gerçekten Değişebilir mi ❓​

Evet, değişebilir; fakat değişim yalnız sözle ispatlanmaz. Yûsuf’un kardeşlerinin kıssasında bunu adım adım görürüz.

Bir zamanlar kardeşlerini ortadan kaldırmaya çalışan insanlar, daha sonra başka bir kardeşlerini babalarına götürebilmek için kendi özgürlüklerini teklif edecek noktaya gelirler. Geçmişte babalarına yalan söylemişken daha sonra “İstersen şehirdekilere ve kafileye sor” diyerek sözlerini doğrulamaya açarlar.

Bu değişim geçmişteki suçu silmez; fakat insanın ahlaki yönde dönüşebilmesinin mümkün olduğunu gösterir.

1️⃣2️⃣ Değişmek Geçmişte Verilen Zararı Otomatik Olarak Siler mi ❓​

Hayır. İnsan gerçekten pişman olabilir ve değişebilir; buna rağmen geçmişte verdiği zararın bazı sonuçları devam edebilir.

Mağdur, yaşananları hatırlayabilir. Güven hemen geri gelmeyebilir. Bazen maddi veya manevi telafi gerekebilir.

Bu nedenle “Ben artık değiştim, o hâlde geçmişi bir daha konuşmayın” demek gerçek yüzleşme değildir. Değişim, geçmişin sorumluluğunu kabul edebilme gücünü de gerektirir.

1️⃣3️⃣ Mağdur Geçmişte Yapılanı Hatırlatabilir mi ❓​

Elbette. Affetmek veya ilerlemek, mağdurun hafızasını silmek zorunda değildir. Yûsuf yıllar sonra kardeşlerine “Bana ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz?” anlamında bir soru yöneltmektedir.

Bu, kin tuttuğu anlamına gelmez. Bazen sağlıklı yüzleşme için geçmişte yapılan şeyin adı konulmalıdır.

Önemli olan, hakikati dile getirmenin aşağılama, işkence veya intikam hakkına dönüştürülmemesidir. Mağdur konuşabilir; susmak zorunda değildir.

1️⃣4️⃣ Affetmek Yaşananları Unutmak mıdır ❓​

Hayır. Affetme ile hafıza farklı şeylerdir. İnsan birini affedebilir ve ne yaşadığını çok iyi hatırlamaya devam edebilir.

Hatta bazen geçmişi hatırlamak yeni sınırlar koymak, aynı zararın tekrarını önlemek ve güveni daha bilinçli biçimde yeniden kurmak için gereklidir.

Yûsuf’un kıssasında da geçmiş silinmemektedir. Merhamet, hakikatin üzerine örtü çekmek değildir.

1️⃣5️⃣ Yûsuf Neden Gücü Eline Geçirdiğinde İntikam Almıyor ❓​

Bu kıssanın en çarpıcı ahlaki dönüşlerinden biri budur. Kardeşleri bir zamanlar Yûsuf üzerinde güç sahibiydiler ve bu gücü kötüye kullandılar. Şimdi ise güç tamamen Yûsuf’un elindedir.

Yûsuf isterse onları aşağılayabilir, açlıklarını kullanabilir veya yıllarca yaşadığı acıyı onlara geri ödettirebilirdi. Fakat kıssa onu gücün eski zulmü yeniden üretmesine izin vermeyen biri olarak gösterir.

Bu, affetmenin en güçlü boyutlarından biridir: Güç dengesi tersine döndüğünde eski zalimin yöntemlerini tekrar etmemek.

1️⃣6️⃣ “Ne Yaptığınızı Biliyor musunuz?” Sorusunun Vicdanla İlişkisi Nedir ❓​

Bu soru yalnız tarihsel bir hatırlatma değildir; vicdanı harekete geçiren bir sorudur. İnsan bazen yaptığı şeyi yıllarca farklı gerekçelerle anlatabilir; fakat bir gün doğrudan “Ben aslında ne yaptım?” sorusuyla yüzleşir.

Gerçek tövbenin önemli aşamalarından biri budur. İnsan önce davranışını doğru adlandırmalıdır.

Vicdanî dönüşüm, geçmişi yeniden yazmakla değil, geçmişe dürüstçe bakmakla başlar.

1️⃣7️⃣ Yûsuf’un Dili Neden Aşağılayıcı Değil ❓​

Yûsuf kardeşlerinin geçmişteki davranışını cehalet hâliyle ilişkilendirir, fakat onları hakaretlerle küçültmez. Bu, onların yaptığını önemsizleştirmek değildir.

Aksine suç açıkça hatırlatılır; fakat kişinin değişebileceği ihtimali korunur. Böylece hakikat ile merhamet aynı cümlede bulunabilir.

Bu bize önemli bir iletişim ilkesi düşündürür: Bir davranışı sert biçimde eleştirmek için insanın bütün kişiliğini yok etmeye gerek yoktur.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 88 ve 89 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 88’de kardeşler karşılarındaki yöneticiden “Bize ve ailemize darlık dokundu; bize yardım et” diye istemişlerdi. Yûsuf 89’da ise onların taleplerine doğrudan cevap vermeden önce geçmişin kapısını açar: “Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?”

Bu iki ayet birlikte, güç dengelerinin ne kadar değiştiğini gösterir. Bir zamanlar Yûsuf onların karşısında güçsüzdü; şimdi onlar Yûsuf’un karşısında ihtiyaç içindedir. Fakat Yûsuf bu değişimi intikam fırsatına dönüştürmez.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 90. ayette, kardeşler artık karşılarındaki kişinin kim olduğunu anlayarak “Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?” diyeceklerdir. Yûsuf ise “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize lütufta bulundu. Kim takvâ sahibi olur ve sabrederse şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” diyecektir. Böylece kimliğin açığa çıkması, Allah’ın lütfu, takvâ ile sabrın ilişkisi ve uzun acının sonunda gelen iyiliğin ‘her sabreden mutlaka dünyada makam kazanır’ şeklinde yanlış anlaşılmaması üzerinde durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 89. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 89. ayet, yıllardır birbirinden ayrı kalan geçmiş ve bugünün ilk kez açık biçimde karşı karşıya geldiği andır. Kardeşler karşılarındaki yöneticinin Yûsuf olduğunu hâlâ bilmiyorlardır; fakat Yûsuf onların kim olduğunu, kendisine ne yaptıklarını ve yıllar boyunca hangi acıları yaşattıklarını çok iyi bilmektedir. Buna rağmen ilk sözü intikam değil, yüzleşme olur.

Ayetin ilk büyük mesajı geçmişte yapılan kötülüğün zaman geçmesiyle kendiliğinden yok olmadığıdır. Yıllar geçmiştir, Yûsuf yüksek bir makama gelmiştir ve hayatı bambaşka bir noktaya taşınmıştır; fakat kuyuya bırakılmış olması artık önemsiz değildir.

İnsanın sonradan başarılı olması, geçmişte ona yapılan zulmü haklı çıkarmaz. Mağdurun daha sonra güçlü hâle gelmesi, failin önceki haksızlığını geriye dönük olarak doğru yapmaz.

İkinci büyük mesaj yüzleşmenin intikamdan farklı olduğudur. Yûsuf geçmişi açar fakat bunu kardeşlerini ezmek için kullanmaz. Onlara ne yaptıklarını sorarak vicdanlarıyla yüzleşmelerine alan açar.

Bazen affetmenin yolu geçmişi hiç konuşmamak değil, geçmişi doğru biçimde konuşabilmekten geçer.

Üçüncü büyük mesaj cehaletin yalnız bilgi eksikliği olmadığıdır. İnsan çok şey bilebilir ama yine de kıskançlığı, öfkesi veya çıkarı sebebiyle cahilce davranabilir.

Bu yüzden eğitimli olmak otomatik olarak hikmetli olmak değildir. Bilginin davranışa dönüşmediği yerde ahlaki cehalet devam edebilir.

Dördüncü büyük mesaj cehaletin mazeret olarak sınırsız kullanılamayacağıdır. Kardeşlerin geçmişteki hâline “cahillik” denmesi, Yûsuf’a yaptıklarını doğru yapmaz.

İnsan “O zaman gençtim”, “O zaman öfkeliydim”, “O zaman anlamıyordum” diyebilir; bunlar davranışın nasıl ortaya çıktığını açıklayabilir ama mağdurun hakkını ortadan kaldırmaz.

Beşinci büyük mesaj insanın değişmez bir kötülük kimliğine mahkûm edilmemesidir. Yûsuf “Siz cahildiniz” anlamındaki geçmiş zaman bağlamıyla konuşur. Bu, onların bugünkü hâlinin geçmişteki hâlle aynı olmak zorunda olmadığını düşündürür.

Bu çok önemlidir: İnsan yaptığı kötülükten sorumludur ama yalnız yaptığı en kötü şeyden ibaret değildir.

Altıncı büyük mesaj gerçek değişimin davranışla anlaşılmasıdır. Kardeşlerin dönüşümü bir anda gerçekleşmez. Babalarını düşünmeye, kardeşleri için fedakârlık teklif etmeye, geçmişteki hatalarını kabul etmeye ve söylediklerini dış doğrulamaya açmaya başlarlar.

Bu yüzden gerçek tövbe yalnız “Pişmanım” demek değildir. Eski davranış kalıbının yerine yeni bir davranış koyabilmektir.

Yedinci büyük mesaj mağdurun konuşma hakkıdır. Yûsuf yıllarca susmuş olabilir; fakat artık geçmişte kendisine yapılanı gündeme getirir. Sabır, mağdurun sonsuza kadar sessiz kalması anlamına gelmez.

İnsan affetmeye karar verse bile “Bana yapılan yanlıştı” deme hakkını korur. Affetmek, gerçeği inkâr etmek değildir.

Sekizinci büyük mesaj güç sahibinin karakterinin, düşmanı güçsüz düştüğünde ortaya çıkmasıdır. Yûsuf’un kardeşleri artık onun karşısında yardıma muhtaçtır. Yûsuf ise onların kim olduğunu bilmektedir.

İntikam almak için bundan daha kolay bir fırsat düşünülemezdi. Fakat Yûsuf gücünü aşağılama aracına değil, hakikatin ortaya çıkacağı bir sürece dönüştürür.

Dokuzuncu büyük mesaj suçla kişiyi tamamen özdeşleştirmemektir. Yanlış davranış açıkça kınanmalıdır; fakat kişi tövbe, öğrenme ve dönüşüm ihtimalinden mahrum bırakılmamalıdır.

Bu, mağdurun tekrar güvenmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Affetme başka, güven başka; değişim ihtimali başka, güvenin yeniden kazanılması başka bir süreçtir.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri hakikat ile merhametin birlikte var olabileceğidir. Yûsuf geçmişi gizlemiyor; “Hiçbir şey olmadı” demiyor. Ama aynı zamanda kardeşlerini geçmişteki kötülüklerinin içine sonsuza kadar kilitlemiyor.

Yûsuf Suresi 89. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Geçmişte yapılan haksızlığı küçültme, fakat insanın değişebilme ihtimalini de yok etme. “Cahildim” sözünü sorumluluktan kaçmak için kullanma; fakat geçmişteki cahilce hâlinin bugünkü kimliğin olmak zorunda olmadığını bil. Mağdurun konuşma ve yapılanı adlandırma hakkını tanı. Affetmeyi unutmakla, sabrı susmakla, merhameti gerçeği örtmekle karıştırma. Güç eline geçtiğinde geçmişte sana yapılan zulmü tekrarlama. Çünkü gerçek ahlaki olgunluk, yalnız haksızlığa uğradığında sabretmek değil; bir gün güç senin eline geçtiğinde, seni inciten insanlara karşı aynı haksızlığın faili hâline gelmemeyi başarabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 90. ayette, kardeşler artık gerçeği fark ederek “Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?” diyeceklerdir. Hz. Yûsuf da “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize lütufta bulundu. Kim takvâ sahibi olur ve sabrederse Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” diyecektir. Bu ayet özellikle Yûsuf’un kimliğini açıklarken başarıyı kendisine değil Allah’ın lütfuna nispet etmesi, takvâ ile sabrın birlikte anılması, sabrın pasiflik olmaması ve ‘Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez’ ifadesinin her iyi insanın mutlaka dünyada zenginlik, makam veya aynı türden mutlu son yaşayacağı anlamına gelmemesi açısından çok önemli olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 89. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Geçmişte yaptığımız ciddi bir yanlış bize hatırlatıldığında hemen savunmaya mı geçiyoruz, yoksa gerçekten “Ben ne yaptım?” diye düşünebiliyor muyuz? Başkasının bize yaptığı kötülüğü yıllar sonra konuştuğumuzda amacı hakikati ortaya koymak mı, yoksa onu ezmek mi oluyor? Güç dengesi tersine döndüğünde eskiden bizi inciten insanlara aynı yöntemlerle karşılık mı veriyoruz? Ve en önemlisi, bir insanın geçmişteki en kötü davranışını açıkça kınarken bile onun bugün daha iyi bir insan olabilme ihtimaline yer bırakabiliyor muyuz?

“Yûsuf 89, Hz. Yûsuf’un kardeşlerine ‘Cahillik içindeyken Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?’ diye sorduğunu bildirir. Bu soru geçmişteki haksızlığı unutturmaz; tam tersine onu açıkça yüzeye çıkarır. Fakat Yûsuf’un dili intikamcı değildir ve kardeşlerini sonsuza kadar geçmişteki suçlarına hapsetmez. Cehalet yapılan kötülüğü otomatik olarak mazur göstermez; fakat insanın yanlışını görüp değişebilme ihtimalini de ortadan kaldırmaz. Gerçek yüzleşme, geçmişi inkâr etmeden sorumluluğu kabul etmek; gerçek güç ise bir zamanlar bize zulmeden kişi güçsüz düştüğünde aynı zulmü ona geri vermemeyi başarabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt