Yûsuf Suresi 88. Ayette “Bize ve Ailemize Darlık Dokundu; Az Bir Sermayeyle Geldik. Bize Ölçüyü Tam Ver ve Bize Tasaddukta Bulun” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 87. ayette Hz. Ya‘kūb oğullarına ‘Gidin, Yûsuf’u ve kardeşini araştırın; Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin’ demişti. 88. ayette kardeşler yeniden Hz. Yûsuf’un huzuruna çıkarlar; fakat bu kez önceki gelişlerindeki rahatlıktan eser yoktur. Açlık ve ekonomik sıkıntı ailelerini zorlamış, ellerindeki ticaret sermayesi değer kaybetmiş veya yetersiz hâle gelmiştir. Bu yüzden karşılarındaki yöneticinin aslında kardeşleri Yûsuf olduğunu hâlâ bilmeden ‘Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu. Az/değersiz bir sermayeyle geldik. Bize ölçüyü tam ver ve bize tasaddukta bulun. Şüphesiz Allah tasadduk edenleri ödüllendirir’ derler. Ayet böylece ihtiyaç içinde yardım istemenin insan onurunu ortadan kaldırmadığını, yoksulluğun ahlaki değersizlik olmadığını, ekonomik krizlerin aileleri nasıl kırılgan hâle getirebildiğini ve yardımın minnet değil merhamet ve adaletle verilmesi gerektiğini son derece etkileyici biçimde gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 88. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde dediler ki: ‘Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu. Az/değersiz bir sermayeyle geldik. Bize ölçüyü tam ver ve bize tasaddukta bulun. Şüphesiz Allah tasadduk edenleri ödüllendirir.’” Ayetin Arapçası ise “Felemmâ dehalû aleyhi kâlû yâ eyyuhe’l-azîzu messenâ ve ehlened-durru ve ci’nâ bi-bidâ‘atin müzcâtin fe-evfi lenâ’l-keyle ve tesaddak aleynâ. İnnallâhe yeczî’l-mutasaddikîn.” şeklindedir.Kardeşler bu kez Mısır’a yalnız ticaret yapmak için gelen güçlü müşteriler gibi değil, zor durumda kalmış bir aile adına yardım isteyen insanlar olarak gelirler. Açlık ve kıtlık yalnız bireysel konforlarını değil, bütün ailelerinin yaşam şartlarını etkilemektedir.
Ayetteki dil, onların artık içinde bulundukları kırılganlığı açıkça kabul ettiklerini gösterir. İnsan bazen yardım istemek zorunda kalabilir; bu, onun insanlık değerini azaltmaz.
“Bize ve Ailemize Darlık Dokundu” Ne Anlama Gelir
Ayette “messenâ ve ehlened-durr”, yani “Bize ve ailemize sıkıntı/darlık dokundu” denilir. “Durr” kelimesi zarar, sıkıntı, yoksulluk, hastalık veya ağır güçlük gibi bağlamlara göre değişebilen geniş bir anlam alanına sahiptir.Burada kıssanın bağlamı kıtlık ve gıda sıkıntısıdır. Kardeşler yalnız kendi ihtiyaçlarından değil, evde kalan ailelerinin de ekonomik ve temel ihtiyaç sıkıntısından söz etmektedirler.
Bu, ekonomik krizlerin bireysel değil çoğu zaman ailevi ve toplumsal sonuçları bulunduğunu gösterir. Bir kişinin geliri düştüğünde bunun etkisi çocuklara, yaşlılara ve bakmakla yükümlü olduğu insanlara kadar yayılabilir.
Bu Darlık İlahi Bir Ceza mıydı
Kur’an bu kıtlığı burada “Bu insanların günahları sebebiyle gönderilmiş özel bir ceza” diye tanımlamaz. Daha önce kralın rüyası ve Yûsuf’un yorumu üzerinden uzun sürecek kıtlık yıllarının geleceği anlatılmıştı.Bu nedenle ayeti kullanarak “Her kıtlık, ekonomik kriz veya yoksulluk mutlaka Allah’ın özel cezasıdır” denilemez. Kuraklık, üretim düşüşü, ekonomik yönetim, savaş, dağıtım sorunları ve doğal süreçler gibi birçok sebep bir toplumun gıda güvenliğini etkileyebilir.
Afeti anlamak başka, vahiy olmadan her afete ilahî ceza etiketi yapıştırmak başkadır.
“Az/Değersiz Bir Sermayeyle Geldik” Ne Anlama Gelir
Ayette “bi-bidâ‘atin müzcâtin” ifadesi geçer. “Bidâ‘a”, ticaret için getirilen mal, sermaye veya değişim aracı anlamına gelebilir. “Müzcât” ise düşük değerli, az, rağbet görmeyen veya yetersiz durumda olan şey anlam alanına sahiptir.Dolayısıyla kardeşler yaklaşık olarak “Yanımızda değerli bir sermaye yok; elimizdeki imkân yetersiz” demektedirler. Bunun mutlaka belirli bir para türü veya belirli mal olduğu Kur’an’da açıklanmaz.
Bu nedenle tarihsel ayrıntıyı uydurmamak gerekir. Kesin olarak bildiğimiz şey şudur: Normal şartlarda yeterli olmayabilecek bir ödeme imkânıyla gelmişlerdir.
Yoksul Olmak İnsan Onurunu Azaltır mı
Hayır. Bu ayette kardeşler ekonomik olarak zayıf duruma düşmüşlerdir ama insanlık değerlerini kaybetmiş değillerdir. Yoksulluk ahlaki suç değildir.Bir insanın malının azalması, işini kaybetmesi veya yardım istemek zorunda kalması onun tembel, değersiz veya başarısız bir insan olduğu anlamına gelmez. Ekonomik şartlar çok farklı nedenlerle değişebilir.
Kur’an’ın bu sahnesinde ihtiyaç sahibi insanlar aşağılanmaz; ihtiyaçlarını açıkça ifade ederler. İnsanın değeri cüzdanının doluluğuyla ölçülmez.
Yardım İstemek Utanç Verici midir
İhtiyaç gerçekse yardım istemek insanı küçük düşürmez. Kardeşler durumlarını gizlemek yerine dürüstçe “Bize ve ailemize darlık dokundu” demektedirler.İnsan bazen kendi imkânlarıyla çözüm üretemeyebilir ve başkasının yardımına ihtiyaç duyabilir. Yardım istemek bağımlılığı veya istismarı teşvik etmek anlamına gelmez; burada söz konusu olan gerçek bir kriz ve temel ihtiyaçtır.
Toplumun sağlıklı olması, yalnız kendi başına ayakta duranları övmekle değil, zor durumda kalanların insan onurunu koruyacak destek mekanizmaları oluşturmakla da ilgilidir.
“Bize Ölçüyü Tam Ver” Demeleri Ne Anlama Gelir
Ayette “fe-evfi lenâ’l-keyl”, yani “Bize ölçüyü tam ver” denilir. Daha önce de Yûsuf’un ölçüyü tam verdiği vurgulanmıştı.Kardeşler düşük değerli bir sermayeyle gelmiş olmalarına rağmen kendilerine eksik ölçü verilmemesini rica etmektedirler. Bu, kriz döneminde gıda dağıtımının ne kadar hayati hâle geldiğini gösterir.
Fakat ayeti “Az ödeyen herkes normal bedelle aynı miktarı almak zorundadır” şeklinde genel ticaret kuralına çevirmek doğru değildir. Burada kardeşler olağan ticari işlemden daha fazla merhamet ve yardım talep etmektedirler.
“Bize Tasaddukta Bulun” Ne Anlama Gelir
Ayette “ve tesaddak aleynâ”, yani “Bize tasaddukta bulun / bize sadaka ver / bize lütufta bulun” denilir. Buradaki talep, ellerindeki yetersiz sermayeye rağmen ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik bir yardım isteğidir.“Tasadduk”, gönüllü iyilik, yardım ve sadaka verme anlam alanına sahiptir. Kardeşler karşılarındaki yöneticiden eksik kalan kısmı iyilikle tamamlamasını istemektedirler.
Bu sahne, ihtiyaç sahibinin yardım talebini küçümsememeyi öğretir. Sadaka, verenin büyüklüğünü sergileyen bir gösteri değil, ihtiyaç sahibinin yükünü hafifletme eylemidir.
Hz. Yûsuf Kamu Malından Kardeşlerine Sadaka mı Verecekti
Ayet, dağıtılan tahılın mülkiyet ve muhasebe ayrıntısını açıklamaz. Hz. Yûsuf’un yönetim sorumluluğunda olduğu bilinmektedir; ancak buradan “Kamu malını istediği kişiye kişisel sadaka olarak dağıtıyordu” sonucunu çıkarmak doğru değildir.Kardeşlerin “Bize tasaddukta bulun” demesi onların talebidir. Bu talebin nasıl karşılanacağı, hangi kaynaktan karşılanacağı ve dönemin idari kurallarının ne olduğu ayette ayrıntılı biçimde verilmez.
Dolayısıyla modern kamu yönetimi açısından doğru genel ilke şudur: Yetkili kişi kamu kaynağını kişisel malı gibi dağıtamaz; sosyal yardım ise şeffaf, hakkaniyetli ve yetki sınırları içinde yürütülmelidir.
Yardım Etmek Kayırmacılık Anlamına Gelir mi
Hayır, fakat yardım ile kayırmacılık birbirinden ayrılmalıdır. İhtiyaç sahibine meşru yardım sağlamak başka, akrabasına sırf akrabası olduğu için başkalarının hakkını vermek başkadır.Bu kıssada kardeşler Yûsuf’un kimliğini bilmemektedir; Yûsuf ise onların kardeşleri olduğunu bilmektedir. Fakat ayet burada akrabalık üzerinden kamu kaynağına ayrıcalık tanıma kuralı koymaz.
Genel adalet açısından yardım ihtiyaca göre verilmeli; yakınlık, nüfuz veya makam başkalarının hakkını çiğnemenin gerekçesi olmamalıdır. Merhamet nepotizm değildir.

“Allah Tasadduk Edenleri Ödüllendirir” Ne Anlama Gelir
Kardeşler sözlerini “İnnallâhe yeczî’l-mutasaddikîn”, yani “Allah tasadduk edenleri ödüllendirir” diyerek bitirirler. Böylece yardım talebini yalnız kendi ihtiyaçlarıyla değil, iyilik yapan insanın Allah katında karşılıksız bırakılmayacağı inancıyla ilişkilendirirler.Bu ifade yardım veren kişiyi çıkar hesabına çağırmaz. Sadakanın ruhu, Allah rızası ve ihtiyaç sahibinin yararıdır.
Aynı zamanda kardeşlerin karşılarındaki yöneticinin ahlaki duyarlılığına seslendikleri görülür. “İyilik yap; çünkü iyilik Allah katında değersiz değildir” anlamında güçlü bir hatırlatmadır.

Sadaka Yardım Alan İnsanı Borçlu veya Minnet Altında Bırakır mı
Sadakanın ahlaki değeri, yardım alan kişiyi ezmekle değil onun yükünü hafifletmekle ortaya çıkar. Yardım sonrasında sürekli başa kakmak, kişinin mahremiyetini ifşa etmek veya onu itaate zorlamak yardımın ahlaki ruhunu zedeler.İhtiyaç sahibi insana “Ben olmasaydım sen ne yapardın?” demek, yardımı güç gösterisine çevirebilir. Kur’an’ın genel yardım ahlakında iyiliğin arkasından eziyet ve başa kakmanın problemli olduğu vurgulanır.
Bu nedenle gerçek tasadduk, yardım alanın onurunu koruyarak yapılmalıdır.

İhtiyaç Sahibi Yardım Alırken Onurunu Nasıl Koruyabilir
Kardeşlerin dili buna güzel bir örnektir. Durumlarını açıkça anlatırlar ama kendilerini değersizleştirmezler. “Bize darlık dokundu” derler; “Biz değersiz insanlarız” demezler.Bu ayrım çok önemlidir. Ekonomik sıkıntı kişinin şartıdır; kimliği değildir. İnsan “Şu anda yardıma ihtiyacım var” diyebilir ama bunu “Ben başarısız ve değersizim” şeklinde kimlik hükmüne dönüştürmemelidir.
Yoksulluk bir insanın bütün kişiliğini tanımlamaz. İhtiyaç sahibi olmak insanlık değerini azaltmaz.

Ekonomik Krizlerde Tam Ölçü ve Adalet Neden Daha Önemlidir
Kıtlık dönemlerinde mal azaldığı için fiyatlar, stoklar ve dağıtım üzerinde büyük baskı oluşabilir. Böyle zamanlarda güçlü kişilerin fırsatçılık yapması, ölçüyü eksiltmesi veya temel ihtiyaçları manipüle etmesi toplumdaki zararları artırabilir.Yûsuf kıssasının önceki ayetlerinde uzun vadeli stok yönetimi ve kıtlık yıllarına hazırlık anlatılmıştı. Şimdi bu planlamanın insan hayatına dokunan sonucu görülmektedir: İnsanlar gıda almak için merkeze gelmektedirler.
Kriz yönetiminin başarısı yalnız stok biriktirmek değildir. Kaynağın adil ve sürdürülebilir biçimde ihtiyaç sahiplerine ulaşması da önemlidir.

Yardım Talep Eden İnsan Her İstediğini Alma Hakkına Sahip midir
Hayır. İhtiyaç sahibi olmak insanı hak sahibi kılabilir fakat sınırsız talep hakkı anlamına gelmez. Kaynakların sınırlı olduğu durumlarda diğer insanların ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır.Kardeşler ölçünün tamamlanmasını ve ek iyilik istemektedirler; fakat sonuçta dağıtım sisteminin bütünü başka insanları da ilgilendirir. Bu nedenle yardımın adaletli olması gerekir.
Merhametin sağlam biçimi bir kişiye yardım ederken diğer ihtiyaç sahiplerinin hakkını görünmez kılmamaktır.

Kardeşlerin Bugünkü Hâli Geçmişteki Güçlü Tavırlarından Nasıl Farklıdır
Kıssanın başında kardeşler kendilerini güçlü bir topluluk olarak görmüş, “Biz güçlü bir grubuz” anlamındaki ifadelerle hareket etmişlerdi. Şimdi ise yıllar sonra aynı insanlar bir yöneticinin karşısında “Bize ve ailemize darlık dokundu” demektedirler.Hayatın şartları değişmiştir. Kendine çok güvenen insanlar zaman içinde yardıma ihtiyaç duyabilecek duruma gelmiştir.
Bu sahne insanı kibirden uzaklaştırır. Bugün yardım eden yarın yardıma ihtiyaç duyabilir; bugün güçlü olan yarın kırılgan hâle gelebilir.

Bu Ayet Geçmişte Kötülük Yapan Birine Yardım Etmek Hakkında Ne Düşündürür
Yûsuf, karşısındaki insanların yıllar önce kendisini kuyuya atan kardeşleri olduğunu bilmektedir. Onlar ise bunu henüz bilmezler. Şimdi Yûsuf’un karşısına muhtaç insanlar olarak gelmişlerdir.Bu sahne, insanın geçmişte kendisine kötülük yapan kişiyi zor durumda gördüğünde nasıl davranacağı sorusunu gündeme getirir. Affetmek zorunlu olarak hemen güvenmek veya geçmişi yok saymak değildir; fakat karşı tarafın temel ihtiyacını sırf intikam için kullanmak da ahlaki olarak ciddi bir sorundur.
Güç dengesi tamamen tersine dönmüştür. Yûsuf’un büyüklüğü birazdan intikam yerine hakikati ve merhameti seçebilmesinde daha açık hâle gelecektir.

Yûsuf Suresi 87 ve 88 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 87’de Ya‘kūb oğullarına “Gidin, Yûsuf’u ve kardeşini araştırın” demişti. Yûsuf 88’de onlar yeniden Mısır’a gelirler ve karşılarındaki yöneticiden ekonomik yardım isterler.Fakat onlar henüz aradıkları Yûsuf’un tam karşılarında bulunduğunu fark etmezler. Bu, kıssanın en güçlü ironilerinden biridir: İnsan bazen aradığı çözümün hemen önünde olabilir fakat henüz onu tanıyamayabilir.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 89. ayette, Yûsuf artık perdeyi aralamaya başlayacak ve kardeşlerine “Cahillik içindeyken Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?” diye soracaktır. Böylece yıllardır üzeri örtülü duran geçmiş ilk kez Yûsuf’un ağzından onların önüne getirilecek; “cahillik” kavramının bilgisizlikten daha geniş anlamı, geçmiş günahla yüzleşme, failin değişebilme ihtimali ve mağdurun hesaplaşma dilinde aşağılamaya başvurmaması açısından kıssanın en önemli dönemeçlerinden biri başlayacaktır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 88. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 88. ayet, kıssanın güç dengelerinin tamamen değiştiği en çarpıcı sahnelerden biridir. Bir zamanlar Yûsuf’u ortadan kaldırabilecek kadar güçlü hisseden kardeşler, şimdi onun karşısında kim olduğunu bilmeden “Bize ve ailemize darlık dokundu; az bir sermayeyle geldik” demektedirler.Ayetin ilk büyük mesajı hayatın şartlarının değişebileceğini bilmektir. Bugün güçlü olan yarın muhtaç olabilir; bugün yardım isteyen yarın yardım eden olabilir.
Bu yüzden güç ve servet kibir sebebi olmamalıdır. Geçici imkânlar insanın kalıcı değer ölçüsü değildir.
İkinci büyük mesaj yoksulluğu ahlaki kusur hâline getirmemektir. Kardeşlerin ellerindeki sermaye yetersizdir; bu onları insanlık bakımından değersizleştirmez.
Ekonomik sıkıntı bazen kişinin tercihleriyle, bazen de hiç kontrol edemediği şartlarla ortaya çıkar. Yoksul insanı otomatik olarak tembel veya sorumsuz görmek adil değildir.
Üçüncü büyük mesaj yardım istemenin insan onuruna aykırı olmadığıdır. Kardeşler ihtiyaçlarını açıkça ifade ederler ve yardım talep ederler.
İnsan zor durumda kaldığında destek istemekten utanmak zorunda değildir. Yardım istemek, insanın değerinden vazgeçmesi değildir.
Dördüncü büyük mesaj yardım verirken insan onurunu korumaktır. Sadaka veya sosyal yardım, alan kişiyi aşağılayan bir iktidar aracına dönüştürülmemelidir.
Gerçek yardımın hedefi verenin ne kadar güçlü olduğunu göstermek değil, ihtiyaç sahibinin yükünü azaltmaktır.
Beşinci büyük mesaj kıtlıkta adil dağıtımın önemidir. Kardeşler “Bize ölçüyü tam ver” derler. Temel gıda krizinde eksik ölçü, fırsatçılık ve keyfî dağıtım insanların sıkıntısını daha da büyütebilir.
Bu nedenle kriz yönetimi yalnız kaynağı depolamak değil, onu adaletli biçimde dağıtabilmektir.
Altıncı büyük mesaj sadaka ile kamu kaynağını birbirine karıştırmamaktır. Yûsuf yüksek bir kamu sorumluluğuna sahiptir. Ayet kardeşlerin yardım talebini aktarır ama hangi malın özel, hangi malın kamuya ait olduğu gibi muhasebe ayrıntılarını açıklamaz.
Bu nedenle ayetten “Yönetici kamu malını istediği kişiye sadaka gibi verebilir” sonucu çıkarılamaz. Kamu malı emanettir ve adaletli yönetilmelidir.
Yedinci büyük mesaj akrabalığı kayırmacılığa dönüştürmemektir. Yûsuf kardeşlerini tanır ama onlar onu tanımazlar. Bu özel aile bağı, diğer insanların hakkını yok sayma ruhsatı değildir.
Akrabaya iyilik meşrudur; başkasının hakkını akrabaya aktarmak ise başka bir meseledir.
Sekizinci büyük mesaj yardımın minnet aracına dönüşmemesidir. İnsan yardım ettiğinde karşı tarafı kendisine sürekli borçlu hissettirmemelidir.
İyiliğin değeri, yardım alan kişinin başını eğdirmekle değil yeniden ayağa kalkmasına katkı sağlamakla artar.
Dokuzuncu büyük mesaj geçmişte bize kötülük yapan kişinin bugünkü ihtiyacını intikam aracına dönüştürmemektir. Yûsuf için kardeşlerinin zayıf hâli büyük bir güç fırsatı olabilirdi. Fakat kıssa, onun bu gücü intikam için nasıl kullanmadığını göstermek üzeredir.
Bu, affetmenin geçmişi inkâr etmek olmadığı gibi gücü ele geçirince eski zalimin yöntemlerini tekrar etmemek olduğunu da düşündürür.
Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri insan onurunun ekonomik durumdan bağımsız olduğunu göstermesidir. Ellerindeki sermaye az olabilir, aileleri açlık çekebilir ve yardıma muhtaç hâle gelebilirler; fakat yine de sözlerini kurabilir, ihtiyaçlarını ifade edebilir ve merhamet isteyebilirler.
Yûsuf Suresi 88. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Yoksulluğu utanç sayma, yardım isteyen insanı küçümseme, ekonomik gücü ahlaki üstünlük sanma. Kriz döneminde ölçüyü ve adaleti koru. Yardım ediyorsan başa kakma; kamu kaynağını kişisel mal gibi kullanma; akrabayı kayırmak adına başkasının hakkını verme. Bugünkü gücünün kalıcı olmadığını hatırla ve bir gün senin de yardıma ihtiyaç duyabileceğini unutma. Çünkü gerçek insanlık, yalnız güçlü olduğumuz zaman nasıl durduğumuzla değil, güçsüz insan karşımıza geldiğinde ona nasıl davrandığımızla da ölçülür.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 89. ayette, Hz. Yûsuf kardeşlerine beklemedikleri bir soru soracaktır: “Cahillik içindeyken Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?” Bu soru, yıllardır kapalı tutulan geçmişin kapısını bir anda açacak ve kardeşlerin karşılarındaki kişinin kim olduğunu anlamaya başlamalarına yol açacaktır. Ayet özellikle “cehalet” kelimesinin yalnız bilgi eksikliği değil, kişinin bildiği hâlde aklını ve ahlaki ölçüsünü yanlış tutkuların altında bırakması anlamına gelebilmesi; geçmiş suçla yüzleşme; mağdurun gerçeği söylerken intikamcı aşağılamaya başvurmaması ve insanın eski hâliyle bugünkü hâlinin aynı olmak zorunda olmaması bakımından son derece önemli olacaktır.
Ve belki Yûsuf Suresi 88. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Yardıma muhtaç biri karşımıza geldiğinde önce onun ihtiyacını mı görüyoruz, yoksa geçmişini, statüsünü ve bize ne kadar fayda sağlayabileceğini mi hesaplıyoruz? Ekonomik sıkıntı yaşayan insanı farkında olmadan değersizleştiriyor muyuz? Yardım ederken minnet mi üretiyoruz, yoksa insan onurunu mu koruyoruz? Ve bir gün güç dengeleri tersine dönerse, bize kötülük yapmış bir insanın açlığını ve çaresizliğini intikam fırsatı olarak mı görürüz, yoksa adaleti ve merhameti koruyabilecek miyiz?
“Yûsuf 88, kardeşlerin ‘Bize ve ailemize darlık dokundu; az bir sermayeyle geldik. Bize ölçüyü tam ver ve bize tasaddukta bulun’ diyerek ihtiyaçlarını açıkça dile getirdiklerini bildirir. Ayet, yoksulluğun insanı değersizleştirmediğini ve yardım istemenin onur kaybı olmadığını gösterir. Aynı zamanda güçlü olan kişiye büyük bir ahlaki sorumluluk yükler: İhtiyaç sahibini küçümseme, yardımı minnet aracına dönüştürme, adaleti bozma ve kamu emanetini kişisel cömertlik gösterisine çevirme. Çünkü servet ve güç geçicidir; insanın gerçek değeri ise güçsüz olduğu gün ne kadar değerli olduğundan değil, güçlü olduğu gün güçsüze nasıl davrandığından anlaşılır.”
Ersan Karavelioğlu