📖 Yûsuf Suresi 91. Ayette “Allah’a Yemin Olsun ki Allah Seni Bize Üstün Kıldı; Biz Gerçekten Hata Edenlerdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûsuf Suresi 91. Ayette “Allah’a Yemin Olsun ki Allah Seni Bize Üstün Kıldı; Biz Gerçekten Hata Edenlerdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,352
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 91. Ayette “Allah’a Yemin Olsun ki Allah Seni Bize Üstün Kıldı; Biz Gerçekten Hata Edenlerdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 90. ayette kardeşler, karşılarındaki güçlü yöneticinin yıllar önce kuyuya bıraktıkları Yûsuf olduğunu anlayınca büyük bir şaşkınlık yaşamış ve ‘Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?’ diye sormuşlardı. Hz. Yûsuf da ‘Ben Yûsuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize lütufta bulundu. Kim takvâ sahibi olur ve sabrederse Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez’ demişti. 91. ayette kardeşlerin cevabı artık savunma, mazeret veya inkâr değildir: ‘Allah’a yemin olsun ki Allah seni gerçekten bize üstün kıldı; biz gerçekten hata edenlerdik.’ Yıllar önce Yûsuf’un öne çıkmasını kıskançlıkla karşılayan kardeşler, şimdi aynı gerçeği kendi ağızlarıyla kabul etmektedirler. Fakat ayeti doğru anlamak için “üstünlük” kavramını servet, makam veya aile içindeki değer hiyerarşisine indirgememek; “hata ettik” sözünü de küçük bir dikkatsizlik gibi hafifletmemek gerekir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 91. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Dediler ki: ‘Allah’a yemin olsun, Allah seni gerçekten bize üstün kıldı. Biz de gerçekten hata edenlerdik.’” Ayetin Arapçası ise “Kâlû tallâhi lekad âserakallâhu aleynâ ve in kunnâ le-hâtiîn.” şeklindedir.

Bu kısa ayet, kardeşlerin yıllardır taşıdıkları iç çatışmanın kırılma noktasıdır. Artık Yûsuf’u küçültmeye, kendilerini haklı göstermeye veya geçmişte yaptıklarını başka gerekçelerle örtmeye çalışmazlar.

Gerçekle yüzleşir ve kendi yanlışlarını kabul ederler.

2️⃣ “Tallâhi” Yani “Allah’a Yemin Olsun” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓​

Ayetteki “tallâhi” güçlü bir yemin ifadesidir. Kardeşler söylediklerinin ciddiyetini vurgulamak için Allah’ın adıyla yemin etmektedirler.

Bu söz artık Yûsuf’a karşı yıllar önceki kıskançlıklarının tamamen tersine dönmüş bir kabul içerir. Bir zamanlar “Babamız Yûsuf’u ve kardeşini bizden daha çok seviyor” diye rahatsız olmuşlardı; şimdi ise Allah’ın Yûsuf’a verdiği lütfu açıkça kabul etmektedirler.

Fakat dinî yemin kullanmak tek başına kişinin mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Burada yemin, bağlamdaki samimi itirafla birlikte anlam kazanır.

3️⃣ “Allah Seni Bize Üstün Kıldı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “âserakallâhu aleynâ” ifadesi, Allah’ın Yûsuf’u onlara tercih ettiği, ona özel lütuflar verdiği veya belirli yönlerden onu üstün kıldığı anlamına gelir.

Bu üstünlük peygamberlik, bilgi, hikmet, sabır, ahlaki duruş ve Yûsuf’a verilen özel nimetlerle ilgilidir. Onun Mısır’daki makamı da görünür sonuçlardan biridir.

Ancak bunu “Yûsuf insan olarak kardeşlerinden daha değerliydi, onlar değersizdi” şeklinde kaba bir insanlık hiyerarşisine çevirmek doğru değildir. Allah katındaki değer ile dünyevî statü aynı şey değildir.

4️⃣ Buradaki Üstünlük Yalnız Makam ve Zenginlik midir ❓​

Hayır. Eğer mesele yalnız makam olsaydı ayetin ahlaki derinliği büyük ölçüde kaybolurdu. Yûsuf’un asıl üstünlüğü, güç ve konum kazanmasının ötesinde takvâ, sabır, iffet, bilgi ve merhametle ilgilidir.

Kardeşleri Yûsuf’u çocukken kıskanmış, onu ortadan kaldırarak kendi konumlarını yükseltebileceklerini düşünmüşlerdi. Fakat yıllar sonra Yûsuf’un değerinin onların onu düşürmesiyle yok olmadığını görürler.

Bu nedenle ayetin güçlü mesajlarından biri şudur: Bir insanı aşağı çekmek, onun gerçek değerini ortadan kaldırmaz.

5️⃣ Birinin Allah Tarafından Üstün Kılınması Diğerlerinin Değersiz Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Allah’ın bir insana belirli nimet, bilgi veya sorumluluk vermesi başkalarının insanlık değerini yok etmez.

İnsanlar farklı kabiliyetlere, imkânlara ve sorumluluklara sahip olabilirler. Bu farklılıklar hakaret ve küçümseme gerekçesi değil, sorumluluk alanıdır.

Yûsuf’un kardeşlerinden daha yüksek bir konuma ulaşması, kardeşlerinin artık hiçbir değeri bulunmadığı anlamına gelmez. Nitekim kıssanın devamında tövbe ve aile birliği için kapı açık kalacaktır.

6️⃣ Kardeşlerin Bu Sözü Kıskançlıktan Vazgeçtiklerini mi Gösteriyor ❓​

Ayet güçlü biçimde böyle bir dönüşüme işaret eder. Çünkü kıssanın başındaki temel sorunlardan biri tam olarak kıskançlıktı.

Bir zamanlar Yûsuf’un babaları nezdindeki konumunu kabullenemeyen kardeşler, şimdi Allah’ın ona verdiği üstünlüğü kendi ağızlarıyla kabul ederler.

Gerçek dönüşümün önemli işaretlerinden biri budur: İnsan bir zamanlar kıskandığı kişideki nimeti inkâr etmek yerine kabul edebilmeye başlar.

7️⃣ Kıskançlık İnsan Gerçeği Nasıl Çarpıtabilir ❓​

Kıskanç insan bazen başkasının sahip olduğu nimeti görmekte zorlanır. Hatta o nimeti küçültür, kişinin başarısını değersizleştirir veya onun düşmesini ister.

Yûsuf’un kardeşleri de bir zamanlar “Biz güçlü bir grubuz” diyerek kendilerini daha üstün görmüşlerdi. Fakat güç, sayı veya aile içindeki çoğunluk onların haklı olduğunu göstermedi.

Kıssa sonunda ortaya çıkan gerçek şudur: Çoğunluk, güç ve kendine güven hakikatin ölçüsü değildir.

8️⃣ “Biz Gerçekten Hata Edenlerdik” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve in kunnâ le-hâtiîn”, yani “Biz gerçekten hata edenlerdik” denilir. Buradaki ifade sıradan bir dikkatsizlikten daha ağırdır; bağlam, Yûsuf’a karşı yapılan ciddi haksızlığı kapsamaktadır.

Onlar Yûsuf’u kuyuya bırakmış, babalarına gerçeği gizlemiş ve uzun yıllar süren büyük bir aile acısına sebep olmuşlardı.

Dolayısıyla “hata ettik” sözü burada “küçük bir yanlış yaptık” anlamına indirgenmemelidir. Bu, geçmişteki büyük yanlışın kabulüdür.

9️⃣ Neden “Ama…” Diye Mazeret Üretmiyorlar ❓​

Ayetin en güçlü yönlerinden biri budur. Kardeşler “Ama gençtik”, “Ama babamız seni daha çok seviyordu”, “Ama sen de rüyanı anlatmıştın”, “Ama şartlar öyleydi” demezler.

Doğrudan “Biz hata edenlerdik” derler.

Gerçek yüzleşmede bu çok önemlidir. İnsan yaptığı yanlışın nedenlerini açıklayabilir; fakat açıklama sorumluluğu silen mazerete dönüşmemelidir.

🔟 Hata Kabulünde “Ama” Kelimesi Neden Bazen Sorunlu Olabilir ❓​

Çünkü insan “Ben yanlış yaptım ama sen de…” dediğinde özrün ağırlık merkezini hemen karşı tarafa taşıyabilir. Böylece görünürde sorumluluk kabul ederken aslında kendisini savunmaya devam eder.

Bu her “ama” kelimesinin yanlış olduğu anlamına gelmez; bazen olayların bütün bağlamını açıklamak gerekir. Fakat samimi özür, mağdurun acısını küçültmek için gerekçe üretmemelidir.

Kardeşlerin sözü burada sade ve nettir: “Biz yanlış yaptık.”

1️⃣1️⃣ Gerçek Tövbenin İlk Adımı Hatasını Kabul Etmek midir ❓​

Evet, samimi tövbenin temel boyutlarından biri insanın yanlışı yanlış olarak kabul etmesidir. Kişi yaptığı şeyi hâlâ doğru görüyorsa gerçek anlamda dönüşüm başlamaz.

Kardeşler artık eski davranışlarını savunmamaktadırlar. Bu, vicdanî dönüşüm açısından önemli bir aşamadır.

Ancak tövbe yalnız söz değildir. Pişmanlık, yanlış davranıştan vazgeçme ve mümkün olduğunda zararı telafi etme çabasıyla tamamlanır.

1️⃣2️⃣ “Biz Hata Ettik” Demek Geçmişteki Zararı Otomatik Olarak Siler mi ❓​

Hayır. İtiraf çok değerlidir fakat zaman makinesi değildir. Yûsuf’un kuyudaki korkusunu, yıllarca ailesinden ayrı kalmasını veya Ya‘kūb’un yaşadığı kederi geriye dönük olarak yok etmez.

Bu nedenle mağdurun “Tamam, özür diledin, artık hiçbir şey olmamış gibi davranmalıyım” diye zorlanması doğru değildir.

Samimi özür geçmişi silmez; geleceği değiştirmeye başlayabilir.

1️⃣3️⃣ Mağdur Özrü Hemen Kabul Etmek Zorunda mıdır ❓​

İnsan ilişkilerinde mağdurun duygusal süreci zorla yönetilemez. Affetmek değerli olabilir fakat güvenin yeniden oluşması zaman alabilir.

Yûsuf kıssasında Yûsuf’un olağanüstü bir merhamet göstereceğini birazdan göreceğiz. Fakat bu kıssadaki özel güzelliği her mağdura “Sen de hemen aynısını yapmak zorundasın” şeklinde baskıya dönüştürmek doğru değildir.

Affetme başka, güven başka; adalet başka, ilişkiyi eski biçimde sürdürmek başka bir meseledir.

1️⃣4️⃣ Kardeşlerin İtirafı Gerçek Bir Değişimin Sonucu mu ❓​

Kıssanın önceki bölümleri düşünüldüğünde bu söz tek başına ortaya çıkmamıştır. Kardeşler uzun bir süreçten geçmiş, ailelerinin acısını görmüş, kardeşleri için fedakârlık teklif etmiş, babalarına verdikleri sözün ağırlığını taşımış ve geçmişteki Yûsuf hatalarını açıkça konuşmaya başlamışlardır.

Dolayısıyla 91. ayetteki itiraf, uzun bir ahlaki çözülmenin ve yeniden yapılanmanın sonucu gibi görünür.

Gerçek değişim çoğu zaman bir cümleyle başlamaz; insanın eski davranış kalıplarını adım adım terk etmesiyle görünür hâle gelir.

1️⃣5️⃣ Yûsuf’un Başarısı Kardeşlerinin Hatasının Kanıtı mıdır ❓​

Kardeşlerinin hatası, Yûsuf’un sonradan başarılı olmasından bağımsız olarak zaten hatadır. Yûsuf yönetici olmasaydı da onu kuyuya bırakmaları yanlış olurdu.

Bu ayrım son derece önemlidir. Bir mağdura yapılan kötülüğün yanlışlığı, mağdurun daha sonra ne kadar başarılı olduğuna bağlı değildir.

Dolayısıyla “Bak sonunda iyi oldu, demek yaptığımız şey o kadar da kötü değildi” şeklinde bir düşünce doğru değildir. Sonraki başarı, önceki zulmü aklamaz.

1️⃣6️⃣ “Allah Seni Bize Üstün Kıldı” Sözü Başarıyı Kadere Bağlayıp İnsan Emeğini Yok Sayar mı ❓​

Hayır. Yûsuf’un hayatı boyunca gösterdiği çaba, sabır, bilgi, iffet ve yönetim becerisi açıkça ortadadır. Allah’ın onu üstün kılması, Yûsuf’un hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmez.

Kur’an’da ilahî lütuf ile insan sorumluluğu rakip kavramlar değildir. Allah imkân verir, insan tercih eder ve çabalar.

Bu nedenle “Allah yaptı, insan emeğinin önemi yok” demek de, “Her şeyi insan kendi başına yaptı” demek de kıssanın dengesini bozar.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Kardeş Rekabeti ve Aile İçi Kıyaslama Açısından Ne Öğretir ❓​

Kıssanın başlangıcındaki çatışmanın önemli nedenlerinden biri kardeşlerin kendilerini Yûsuf’la kıyaslamalarıydı. Babalarının sevgisini bir tür yarış gibi gördüler ve “Biz daha kalabalığız, biz daha güçlüyüz” düşüncesine kapıldılar.

Aile içinde sürekli “Kim daha başarılı, kim daha sevilen, kim daha değerli?” kıyaslamaları kardeş ilişkilerini zehirleyebilir.

Sevgi sıfır toplamlı bir yarış değildir. Bir çocuğun değeri, diğer çocuğun değerini azaltmaz.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 90 ve 91 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 90’da Yûsuf “Ben Yûsuf’um… Allah bize lütufta bulundu” demişti. Yûsuf 91’de kardeşler artık gerçeğin karşısında “Allah seni bize üstün kıldı ve biz hata ettik” diye cevap verirler.

Bir tarafta Yûsuf’un kibirsiz şükrü, diğer tarafta kardeşlerin mazeretsiz itirafı vardır. Bu iki tavır, sağlıklı yüzleşmenin iki kanadı gibidir: Mağdur gücünü aşağılamaya dönüştürmez, fail de hatasını savunmaya çalışmaz.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 92. ayette, kıssanın en unutulmaz cümlelerinden biri gelecektir. Hz. Yûsuf kardeşlerine “Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir” diyecektir. Bu ayet özellikle affetmenin ne anlama geldiği, “bugün size kınama yok” sözünün geçmişi inkâr edip etmediği, bağışlama ile güvenin aynı şey olup olmadığı, mağdurun affetmesinin hukuki sonuçları otomatik olarak silip silmediği ve Yûsuf’un gücü elindeyken intikam yerine merhameti seçmesinin sınırları açısından kıssanın zirve noktalarından biridir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 91. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 91. ayet, yıllar boyunca süren kıskançlık ve inkârın açık bir itirafa dönüştüğü andır. Kardeşler artık karşılarında duran kişinin yalnız Mısır’ın güçlü yöneticisi değil, geçmişte büyük haksızlık yaptıkları Yûsuf olduğunu bilirler. Bu gerçekle karşılaştıklarında “Allah seni bize üstün kıldı; biz gerçekten hata edenlerdik” derler.

Ayetin ilk büyük mesajı gerçekle yüzleşirken savunmayı bırakabilmektir. İnsan hata yaptığında çoğu zaman önce kendisini açıklamak ister. Kardeşler ise bu noktada mazeret sıralamazlar.

Bu, tövbenin önemli başlangıçlarından biridir: Yanlışın adını doğru koymak.

İkinci büyük mesaj kıskançlığın sona ermesidir. Bir zamanlar Yûsuf’un sahip olduğu sevgiyi ve ayrıcalığı hazmedemeyen kardeşler şimdi Allah’ın ona verdiği üstünlüğü kabul etmektedirler.

Gerçek olgunluk bazen başkasındaki nimeti küçültmeye çalışmayı bırakıp onu kabul edebilmektir.

Üçüncü büyük mesaj üstünlüğü yalnız para ve makamla ölçmemektir. Yûsuf’un değeri yalnız Mısır’daki yönetim konumundan gelmez. Onun sabrı, takvâsı, bilgisi ve merhameti kıssanın asıl ahlaki yükselişini oluşturur.

Bu nedenle dünyevî makam insanın Allah katındaki değerinin otomatik kanıtı değildir.

Dördüncü büyük mesaj bir insanı düşürmeye çalışmanın onun gerçek değerini yok etmeyeceğidir. Kardeşler Yûsuf’u kuyuya atarak onu hayatlarından çıkarabileceklerini düşünmüşlerdi. Fakat Allah’ın lütfu ve Yûsuf’un doğru duruşu bambaşka bir sonuç ortaya çıkarmıştır.

Başkasını aşağı çekmek bizi gerçekten yükseltmez.

Beşinci büyük mesaj hata kabulünün açık olmasıdır. Kardeşler “Biz gerçekten hata edenlerdik” derler. Bu cümle suçu küçültmeden sorumluluğu üstlenir.

İnsan özür dilerken mağdurun acısını yeniden tartışmaya açmamalıdır. “Sen de şöyle yapmıştın” diyerek sorumluluğu bölüştürmeye çalışmak, samimi özrün gücünü azaltabilir.

Altıncı büyük mesaj itirafın geçmişi otomatik olarak silmemesidir. Yûsuf yıllarca ailesinden uzak kalmış, Ya‘kūb ağır yas yaşamıştır. Bir cümle bütün bunları olmamış hâle getirmez.

Fakat doğru bir itiraf gelecekte farklı bir ilişki kurmanın kapısını açabilir.

Yedinci büyük mesaj mağdurun başarısını geçmiş zulmün mazereti yapmamaktır. Yûsuf bugün güçlü olduğu için geçmişte ona yapılan kötülük daha az kötü hâle gelmez.

Bir insan travmadan sonra güçlenmiş olabilir; fakat bu, travmayı ona yaşatan kişinin haklı olduğu anlamına gelmez.

Sekizinci büyük mesaj insanın değişebilmesidir. Kıssanın başındaki kardeşlerle 91. ayetteki kardeşler aynı hayat hikâyesindeki kişilerdir; fakat aynı ahlaki noktada değildirler.

Bu bize hem sorumluluğu hem umudu birlikte öğretir: İnsan yaptığı kötülükten sorumludur fakat sonsuza kadar yalnız o kötülükle tanımlanmak zorunda değildir.

Dokuzuncu büyük mesaj başkasının üstünlüğünü kabul etmenin kendimizi değersizleştirmek olmadığıdır. Bir insanın belirli konuda bizden daha bilgili, daha ahlaklı veya daha başarılı olduğunu kabul etmek kişiliğimizi yok etmez.

Gerçek özgüven, başkasının iyiliğini inkâr etmek zorunda kalmamaktır.

Onuncu büyük mesaj Allah’ın lütfu ile insan emeğini birlikte anlamaktır. Yûsuf’un yükselişi ilahî lütuftur; fakat Yûsuf aynı zamanda yıllarca doğru tercihler yapmış, sabretmiş ve sorumluluk almıştır.

Tevekkül emeği yok etmez, emek de Allah’ın lütfunu gereksiz kılmaz.

On birinci büyük mesaj aile içinde kıyaslamanın yıkıcı olabileceğidir. Kardeşler çocukluklarından beri kendilerini Yûsuf’la kıyasladılar ve sonunda bu kıyas kıskançlığa, kıskançlık ise ağır bir zulme dönüştü.

Ailede çocukları sürekli birbirine karşı yarıştırmak, sevginin rekabet konusu hâline gelmesine yol açabilir.

On ikinci büyük mesaj çoğunluk ve güç yanılgısıdır. Kardeşler başlangıçta sayıca fazla ve fiziksel olarak güçlü olmalarına güvenmişlerdi. Fakat sayı haklılık üretmedi.

Hakikat oylamayla oluşmaz.

On üçüncü büyük mesaj itirafın insanı küçültmeyebileceğidir. Bazen insan yanlışını kabul ederse değer kaybedeceğini düşünür. Oysa çoğu zaman dürüst itiraf, insanın ahlaki dönüşümünün en güçlü göstergesidir.

Yanlışı savunmak insanı büyütmez; doğruyu kabul etmek küçültmez.

On dördüncü büyük mesaj gerçek özrün fail merkezli değil mağdur ve hakikat merkezli olmasıdır. Özür, kişinin kendisini rahatlatmak için değil, gerçeği kabul etmek ve mümkünse zararı onarmak için olmalıdır.

“Ben özür diledim, artık beni affetmek zorundasın” anlayışı özrü yeni bir baskı aracına dönüştürür.

On beşinci büyük mesaj affetmenin henüz bu ayette gerçekleşmemiş olmasıdır. Kardeşler hatalarını kabul etmişlerdir; Yûsuf’un cevabı ise bir sonraki ayette gelecektir.

Bu sıralama önemlidir: Önce sorumluluk kabulü, sonra merhametin açılması.

On altıncı büyük mesaj değişimin söz kadar davranışta görünmesi gerektiğidir. Kardeşlerin önceki ayetlerdeki davranışları bu itirafı hazırlamıştır. Artık kardeşleri için fedakârlık etmeye, babalarının acısını dikkate almaya ve geçmiş hatalarını konuşmaya başlamışlardır.

Bu yüzden samimi dönüşüm, tek bir duygusal an değil, yeni davranışların sürekliliğidir.

On yedinci büyük mesaj Yûsuf’un onlara itiraf alanı bırakmış olmasıdır. Onları fiziksel veya psikolojik zorlamayla itirafa sürüklemez; hakikati açar ve onların konuşmasına izin verir.

Gerçek itiraf, mümkün olduğunca özgür iradeyle yapılan sorumluluk kabulüdür.

On sekizinci büyük mesaj Allah’ın verdiği üstünlüğü kibir için kullanmamaktır. Yûsuf onların kendisini üstün gördüğünü duyduğunda bunu bir egoya dönüştürmez. Bir sonraki ayette bunu daha da açık biçimde merhamete çevirecektir.

Gerçek üstünlük, başkalarını ezmeye ihtiyaç duymayan üstünlüktür.

Ve ayetin belki de en güçlü mesajı şudur: İnsanın gerçek dönüşümü, artık eski yanlışını savunmak zorunda hissetmediği anda görünür. Kardeşler sonunda Yûsuf’un önünde durup kendi ağızlarıyla “Biz hata ettik” diyebilmiştir.

Yûsuf Suresi 91. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hata yaptığında mazeret üretmeden sorumluluk al. Başkasının üstünlüğünü kıskançlıkla küçültme. Başarının yalnız makamdan ibaret olmadığını bil. Geçmişte yaptığın kötülüğü “sonunda iyi oldu” diyerek aklama. Özrü mağdura yeni bir baskı hâline getirme. Değişimin mümkün olduğunu kabul et ama gerçek değişimi davranışla göster. Ve yanlışını kabul etmenin seni küçültmediğini unutma. Çünkü insanın ahlaki olarak yükselmeye başlamasının en önemli işaretlerinden biri, sonunda kendi nefsine karşı dürüstçe ‘Evet, burada ben haksızdım’ diyebilmesidir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 92. ayette, Hz. Yûsuf kardeşlerine Kur’an’ın en unutulmaz bağışlama cümlelerinden biriyle cevap verecektir: “Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.” Bu ayet özellikle affetmek ile yaşananları inkâr etmek arasındaki fark, “bugün size kınama yok” ifadesinin anlamı, affetmenin güveni ve hukuki sorumluluğu otomatik olarak sıfırlayıp sıfırlamadığı, mağdurun bağışlamaya zorlanıp zorlanamayacağı ve Yûsuf’un gücü elindeyken intikam yerine merhameti seçmesinin gerçek büyüklüğü açısından kıssanın en yüksek ahlaki zirvelerinden biri olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 91. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Yanlış yaptığımızı fark ettiğimizde gerçekten “Ben hata ettim” diyebiliyor muyuz, yoksa cümlenin arkasına hemen bir mazeret mi ekliyoruz? Bir zamanlar kıskandığımız insanın başarı ve güzelliğini bugün dürüstçe kabul edebiliyor muyuz? Hata yaptığımız kişiden özür dilerken onu bizi hemen affetmeye zorluyor muyuz? Ve en önemlisi, yanlışımızla yüzleştiğimizde savunmamızı mı koruyoruz, yoksa karakterimizi değiştirmeyi mi seçiyoruz?

“Yûsuf 91, kardeşlerin ‘Allah’a yemin olsun ki Allah seni gerçekten bize üstün kıldı; biz gerçekten hata edenlerdik’ diyerek sonunda geçmişteki yanlışlarını açık biçimde kabul ettiklerini bildirir. Bir zamanlar kıskandıkları Yûsuf’un değerini şimdi inkâr etmezler ve kendi sorumluluklarını başka birine yüklemeye çalışmazlar. Bu itiraf geçmişteki zararı silmez; fakat gerçek dönüşümün kapısını açar. Samimi tövbe, yanlışı küçültmek değil onu doğru adlandırmak; özür, mağduru susturmak değil sorumluluğu kabul etmek; olgunluk ise başkasındaki nimeti küçültmeden kendi hatasını görebilmektir. Bazen insanın hayatındaki en büyük ilerleme, sonunda dürüstçe ‘Ben burada haksızdım’ diyebildiği anda başlar.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt