📖 Yûsuf Suresi 90. Ayette “Yoksa Sen Gerçekten Yûsuf musun? Ben Yûsuf’um, Bu da Kardeşimdir. Allah Bize Lütufta Bulundu” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûsuf Suresi 90. Ayette “Yoksa Sen Gerçekten Yûsuf musun? Ben Yûsuf’um, Bu da Kardeşimdir. Allah Bize Lütufta Bulundu” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,352
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 90. Ayette “Yoksa Sen Gerçekten Yûsuf musun? Ben Yûsuf’um, Bu da Kardeşimdir. Allah Bize Lütufta Bulundu” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 89. ayette Hz. Yûsuf, yıllardır kendisini tanımayan kardeşlerine ‘Cahillik içindeyken Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?’ diye sorarak geçmişin kapısını açmıştı. 90. ayette kardeşler artık karşılarındaki yöneticinin kim olduğunu fark etmeye başlar ve şaşkınlıkla ‘Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?’ derler. Yûsuf ise kimliğini saklamadan ‘Ben Yûsuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize lütufta bulundu. Kim takvâ sahibi olur ve sabrederse şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez’ diye cevap verir. Dikkat çekici olan şudur: Yûsuf, yılların ardından ulaştığı makamı ve gücü ‘Ben başardım’ diyerek kendisine mal etmez; Allah’ın lütfunu öne çıkarır. Aynı zamanda kardeşlerine ‘Bakın, sonunda ben kazandım’ diyerek üstünlük gösterisi de yapmaz. Ayet böylece kimliğin açığa çıkması, sabır, takvâ, ilahî lütuf, başarının insanı kibre sürüklememesi ve uzun acının sonunda gelen güzel sonucun bütün müminler için aynı dünyevî biçimde garanti edilmemesi açısından son derece derin bir dönüm noktasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 90. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Dediler ki: ‘Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?’ O da dedi ki: ‘Ben Yûsuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize lütufta bulundu. Şüphesiz kim takvâ sahibi olur ve sabrederse Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.’” Ayetin Arapçası ise “Kâlû e-inneke le-ente Yûsuf? Kâle ene Yûsufu ve hâzâ ehî, kad mennallâhu aleynâ. İnnehû men yetteki ve yasbir fe-innallâhe lâ yudî‘u ecra’l-muhsinîn.” şeklindedir.

Bu ayet, kıssanın en büyük tanınma anıdır. Kardeşler yıllardır kayıp olduğunu düşündükleri Yûsuf’un karşılarında güçlü bir yönetici olarak bulunduğunu şimdi fark ederler.

Ancak Yûsuf’un cevabı yalnız kimlik açıklaması değildir. Aynı zamanda bütün kıssanın ahlaki özeti sayılabilecek üç kavramı yan yana getirir: Allah’ın lütfu, takvâ ve sabır.

2️⃣ Kardeşler Yûsuf Olduğunu Nasıl Anladılar ❓​

Ayet onların hangi fiziksel işaretten veya hangi ayrıntıdan Yûsuf’u tanıdıklarını açıklamaz. Bir önceki ayette Yûsuf’un “Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?” demesi, onların zihninde güçlü bir bağlantı oluşturmuş olabilir.

Belki konuşma biçimi, olayları bilmesi ve o anda ortaya çıkan başka işaretler de etkili olmuş olabilir; fakat bunları kesin bilgi gibi anlatmamak gerekir.

Kur’an’ın verdiği kesin nokta şudur: Kardeşler artık karşılarındaki kişinin Yûsuf olabileceğini fark etmiş ve doğrudan ona sormuşlardır.

3️⃣ “Yoksa Sen Gerçekten Yûsuf musun?” Sorusundaki Şaşkınlığın Sebebi Nedir ❓​

Çünkü onların zihinlerindeki Yûsuf ile karşılarındaki insan arasında inanılması güç bir mesafe vardır. Bir zamanlar kuyuya bırakılan genç Yûsuf şimdi Mısır’ın ekonomik yönetiminde söz sahibi güçlü bir kişidir.

Onlar yıllardır Yûsuf’un hayatının nasıl geliştiğini bilmemişlerdir. Bu nedenle gerçek karşılarına çıktığında geçmiş ile bugünü bir anda birleştirmek zorunda kalırlar.

Kıssa burada insanın sınırlı bilgisini bir kez daha gösterir. Bir insan hakkında hikâye bitti sanılabilirken, onun hayatı bizim bilmediğimiz bambaşka bir yönde devam ediyor olabilir.

4️⃣ “Ben Yûsuf’um” Sözü Neden Bu Kadar Güçlüdür ❓​

Yûsuf uzun açıklamalar yapmaz. “Ene Yûsuf”, yani “Ben Yûsuf’um” der. Yıllarca saklı kalan kimlik birkaç kelimeyle ortaya çıkar.

Bu söz aynı zamanda kardeşlerin karşılarında bulunan kişinin yalnız güçlü bir yönetici olmadığını, geçmişte hayatını değiştirdikleri kişi olduğunu bir anda görünür kılar.

Artık onlar yalnız Mısır yöneticisinin huzurunda değildirler; kuyuya bıraktıkları kardeşlerinin huzurundadırlar. Güç dengesi tamamen tersine dönmüştür.

5️⃣ Yûsuf Neden Hemen İntikam Dili Kullanmadı ❓​

Çünkü Yûsuf’un kimliğini açıklaması, intikam ilanına dönüşmez. “Ben Yûsuf’um” dedikten sonra onların korkusunu artıracak tehditler sıralamak yerine Allah’ın kendisine ve kardeşine lütfundan söz eder.

Bu çok dikkat çekici bir ahlaki duruştur. Yûsuf geçmişte yaşananı unutmamıştır; bir önceki ayette bunu açıkça hatırlatmıştır. Fakat hakikati ortaya koymakla karşı tarafı ezmek arasında ayrım yapar.

Gerçek güç bazen intikam alma imkânı varken intikamı seçmemektir.

6️⃣ “Bu da Kardeşimdir” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Yûsuf “ve hâzâ ehî”, yani “Bu da kardeşimdir” der. Burada yanında bulunan ve daha önce kendi yanında tuttuğu kardeşi kasteder.

Geleneksel anlatımda bu kardeş Bünyamin olarak bilinir; fakat Kur’an ayette onun adını vermez. Bu nedenle metne sadık kalmak bakımından “Yûsuf’un kardeşi” demek daha doğrudur.

Bu söz, diğer kardeşlerin artık kardeş olmadığı anlamına da gelmez. Bağlamda özel olarak yanında bulunan kardeş işaret edilmektedir.

7️⃣ “Allah Bize Lütufta Bulundu” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “kad mennallâhu aleynâ”, yani “Allah bize lütufta bulundu” denilir. “Menn” burada iyilik, büyük nimet ve lütuf anlamındadır.

Yûsuf, kavuşma, korunma ve içinde bulundukları durumu Allah’ın lütfuyla ilişkilendirir. Fakat bu, geçmişte yaşanan bütün acıların kendiliğinden iyi olduğu anlamına gelmez.

Kuyuya atılmak, haksız yere köleleştirilmek ve hapiste tutulmak haksızlık olarak kalır. Allah’ın bu kötülüklerden güzel sonuç çıkarması, kötülükleri geriye dönük olarak doğru hâle getirmez.

8️⃣ Allah’ın Sonradan İyilik Vermesi Önceki Zulmü Haklı Çıkarır mı ❓​

Hayır. Bu çok önemli bir ayrımdır. Yûsuf’un sonunda yüksek bir makama gelmesi, kardeşlerinin onu kuyuya atmasını haklı çıkarmaz.

Bazen insanlar bir mağdura “Bak, yaşadıkların seni bugün olduğun kişi yaptı; demek ki o kötülük gerekliymiş” diyebilirler. Böyle bir yaklaşım mağdurun yaşadığı haksızlığı küçümseyebilir.

Daha doğru ifade şudur: Allah kötülükten bile hayır çıkarabilir; fakat ortaya çıkan hayır, kötülüğü ahlaken iyilik hâline dönüştürmez.

9️⃣ Yûsuf Başarısını Neden Kendisine Değil Allah’a Nispet Ediyor ❓​

Yûsuf’un birçok güçlü yönü vardır: kriz yönetimi, planlama, dürüstlük, sabır, bilgi ve yönetim becerisi. Bunların hiçbiri yok sayılmaz.

Fakat Yûsuf bütün sonucu yalnız kendi zekâsının eseri gibi sunmaz. Allah’ın lütfunu merkeze koyar.

Bu, insan emeğini küçültmek değil, başarıyı mutlak kişisel mülkiyet hâline getirmemektir. Çalışmak insanın görevidir; imkânlar, sonuçlar ve sayısız kontrol dışı şart ise insanın tek başına yarattığı şeyler değildir.

🔟 “Kim Takvâ Sahibi Olur” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “men yetteki”, yani “kim takvâ sahibi olursa” denilir. Takvâ, Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımak, kötülükten korunmaya çalışmak ve doğru çizgide yaşamayı gözetmek anlam alanına sahiptir.

Takvâ yalnız korku değildir. Sürekli panik içinde yaşamak, kendini her an suçlu hissetmek veya dünyadan tamamen çekilmek takvânın anlamı değildir.

Yûsuf’un hayatında takvâ çok somut davranışlarla görünür: haramdan sakınma, haksızlığa rağmen dürüst kalma, kamu görevinde güvenilir olma ve güç sahibi olduktan sonra intikama sapmama.

1️⃣1️⃣ Takvâ Günahsızlık Demek midir ❓​

Hayır. Takvâ sahibi olmak insanın hiç hata yapmaması anlamına gelmez. İnsan yanılabilir, hata edebilir ve sonra tövbe edebilir.

Takvâ daha çok insanın yönünü ifade eder. Kişi yanlış yaptığında bunu savunmak yerine düzeltmeye çalışır ve Allah’ın sınırlarını önemser.

Bu nedenle takvâ, kusursuzluk iddiası değil sorumluluk bilincidir.

1️⃣2️⃣ “Ve Sabrederse” İfadesindeki Sabır Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette takvâ ile birlikte sabır anılır. Yûsuf’un hayatında sabır, kuyu, ayrılık, iftira, hapishane ve uzun bekleyiş boyunca sürekli karşımıza çıkar.

Fakat Yûsuf’un sabrı pasif değildir. Kuyudan çıktıktan sonra yaşar, çalışır; iftirayla karşılaştığında gerçeğin araştırılmasını ister; kralın rüyasını yorumladığında ekonomik plan sunar ve yönetim görevinde aktif biçimde çalışır.

Dolayısıyla sabır hareketsizlik değil, zorluk içinde doğru tutumu sürdürebilmektir.

1️⃣3️⃣ Takvâ ile Sabır Neden Birlikte Anılıyor ❓​

Çünkü insanın doğruyu bilmesi her zaman doğruyu uygulaması için yeterli değildir. Takvâ yön verir; sabır ise o yönde kalabilmek için dayanıklılık sağlar.

Yûsuf zina teklifini reddederken takvâya, hapiste yıllarca beklerken sabra, yönetici olduğunda da her ikisine ihtiyaç duyar.

Bu iki kavram birlikte ahlaki istikrarı oluşturur: doğruyu seçmek ve o doğru zorlaştığında da ondan vazgeçmemek.

1️⃣4️⃣ “Allah Muhsinlerin Mükâfatını Zayi Etmez” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “fe-innallâhe lâ yudî‘u ecra’l-muhsinîn”, yani “Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” denilir. “Muhsin”, iyiliği güzel biçimde yapan, davranışında ihsanı gözeten kişidir.

Bu ifade, yapılan gerçek iyiliğin Allah katında kaybolmadığını bildirir. İnsan bazen dünyada yaptığı iyiliğin karşılığını hemen görmeyebilir; hatta iyilik yaptığı hâlde zarar görebilir.

Kur’an’ın vaadi “Her iyilik yapan insan mutlaka dünyada zengin ve güçlü olur” değildir. Allah katındaki karşılık, dünya ile sınırlı değildir.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet “Sabredersen Sonunda Mutlaka Zengin Olursun” mu Diyor ❓​

Hayır. Yûsuf’un hayatında sabrın ardından dünyevî bir yükseliş gelmiştir; fakat bu kıssadaki özel sonuç bütün insanlar için aynı formüle dönüştürülemez.

Bir insan sabredebilir ve yine de dünyada yoksul kalabilir. Bir hasta sabredebilir ama iyileşmeyebilir. Bir mağdur adalet için bekleyebilir ama dünyada tam karşılığını görmeyebilir.

Allah’ın mükâfatı yalnız makam, servet ve sağlık değildir. Ahiret boyutu ihmal edilirse ayet bir tür “dindarlık karşılığında dünyevî başarı garantisi”ne indirgenmiş olur.

1️⃣6️⃣ Yûsuf’un Başarısı Takvâsının Otomatik Kanıtı mıdır ❓​

Hz. Yûsuf’un takvâsını Kur’an kıssası açıkça ortaya koyar; fakat genel olarak bir kişinin dünyada başarılı olması tek başına onun Allah katındaki üstünlüğünün kanıtı değildir.

Zenginlik, makam, şöhret ve siyasi güç hem iyi hem kötü insanların eline geçebilir. Aynı şekilde yoksulluk ve hastalık da insanın Allah tarafından terk edildiğini göstermez.

Bu nedenle dünyevî başarıyı ilahî sevginin otomatik ölçüsü hâline getirmemek gerekir.

1️⃣7️⃣ Yûsuf’un “Allah Bize Lütufta Bulundu” Demesi Şükürle Nasıl İlişkilidir ❓​

Yûsuf uzun yıllar sonra kardeşiyle birlikte güvenli ve güçlü bir konumdadır. Fakat ilk cümlesi kendi başarısını sergilemek değil Allah’ın lütfunu hatırlatmaktır.

Şükür, nimeti inkâr etmek veya insan emeğini değersizleştirmek değildir. İnsan “Çalıştım” diyebilir; fakat aynı zamanda sağlık, fırsat, zaman, karşılaşılan insanlar ve sayısız şartın tamamen kendi kontrolünde olmadığını kabul eder.

Bu bilinç başarıyı kibre değil sorumluluğa dönüştürebilir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 89 ve 90 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 89’da geçmişle yüzleşme vardır: “Yûsuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?” Yûsuf 90’da ise kimlik açıklanır ve aynı konuşma Allah’ın lütfu, takvâ ve sabır üzerinden devam eder.

Bu sıralama çok anlamlıdır. Yûsuf geçmişi inkâr etmez ama konuşmayı yalnız geçmişte bırakmaz. Hakikat söylenir, ardından geleceğe açılan ahlaki çerçeve kurulur.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 91. ayette, kardeşler artık gerçeğin karşısında açıkça teslim olacak ve “Allah’a yemin olsun ki Allah seni gerçekten bize üstün kıldı; biz gerçekten hata edenlerdik” diyeceklerdir. Böylece suçu kabul etmek, mazeret üretmeden yanlışını söylemek, başkasının üstünlüğünü kıskançlıkla reddetmekten vazgeçmek ve gerçek tövbenin savunma yerine sorumlulukla başlaması üzerinde durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 90. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 90. ayet, kıssanın yıllardır beklenen tanınma anıdır. Kardeşler şaşkınlıkla “Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?” diye sorarlar ve karşılarındaki güçlü yönetici “Ben Yûsuf’um” cevabını verir. Bir zamanlar kuyuya bırakılan çocuk şimdi onların yardım istediği kişidir.

Fakat ayetin büyüklüğü yalnız bu dramatik tersine dönüşte değildir. Asıl büyüklük, Yûsuf’un bu gücü nasıl taşıdığıdır.

Ayetin ilk büyük mesajı kimliğini kaybetmemektir. Yûsuf sarayda yüksek makama gelmiştir ama kim olduğunu unutmaz. Makamı onun öz kimliğinin yerine geçmez.

İnsan sahip olduğu ünvanlardan daha fazlasıdır.

İkinci büyük mesaj başarının intikama dönüşmemesidir. Yûsuf’un önünde yıllar önce kendisine zulmeden insanlar vardır ve onlar şimdi güçsüzdür. Yûsuf isterse onları aşağılayabilir.

Fakat kimliğini açıklarken ilk yaptığı şey zafer gösterisi değil Allah’ın lütfunu anmaktır.

Üçüncü büyük mesaj iyiliğin kötülüğü geriye dönük meşrulaştırmamasıdır. Yûsuf’un bugün güçlü olması, dün kuyuya atılmasını doğru yapmaz.

Bir mağdurun daha sonra başarılı olması, ona yapılan haksızlığı silmez. Güzel sonuç, kötü yöntemi doğru hâle getirmez.

Dördüncü büyük mesaj Allah’ın kötülükten hayır çıkarabilmesidir. İnsanlar Yûsuf’u ortadan kaldırmak istemişlerdir; fakat hayat bambaşka bir yöne gitmiştir.

Bu, kötülüğü teşvik eden bir düşünce değil; kötülüğün Allah’ın kudretini sınırlayamayacağını gösteren bir umuttur.

Beşinci büyük mesaj başarıyı yalnız kendimize nispet etmemektir. Yûsuf sonuca “Ben ne kadar zekiydim” diye başlamaz. “Allah bize lütufta bulundu” der.

Bu, emeği inkâr etmez; emeğin üzerinde insanın kontrol edemediği büyük bir imkân alanı bulunduğunu kabul eder.

Altıncı büyük mesaj takvânın hayatın bütün alanlarına yayılan sorumluluk bilinci olmasıdır. Takvâ yalnız ibadet anında ortaya çıkan bir duygu değildir. Yûsuf’un hayatında cinsellik, ekonomi, kamu görevi, aile ve güç kullanımı alanlarında görünür.

Takvâ, hayatın yalnız mabetteki bölümü değil, insanın bütün ahlaki yönüdür.

Yedinci büyük mesaj sabrın aktif olmasıdır. Yûsuf sabreder ama aynı zamanda düşünür, çalışır, planlar, hakkını savunur ve yönetir.

Bu nedenle sabır “Hiçbir şey yapma” değildir. Sabır, yapılması gerekeni yaparken yanlış yola sapmamaktır.

Sekizinci büyük mesaj takvâ ile sabrın birbirini tamamlamasıdır. Doğruyu bilmek kolay olabilir; fakat o doğru yıllarca bedel istediğinde sabır gerekir.

İnsan bir kez doğru davranarak değil, zor şartlar değiştikçe aynı ahlaki yönü koruyarak olgunlaşır.

Dokuzuncu büyük mesaj Allah’ın iyiliği zayi etmemesinin yalnız dünya başarısı anlamına gelmediğidir. Yûsuf bu dünyada büyük bir karşılık görmüştür; fakat her muhsin aynı dünyevî sonucu yaşamaz.

Bu nedenle ayeti “İyi olursan zengin olursun, sabredersen yönetici olursun” şeklinde bir başarı formülüne çevirmek yanlış olur. Allah’ın karşılığı dünya ile sınırlı değildir.

Onuncu büyük mesaj mağdurun iyileşmesinin geçmişi silmeden mümkün olabileceğidir. Yûsuf kendisine yapılanı hatırlar, konuşur ve kardeşlerinin önüne koyar. Fakat hayatını yalnız o travmanın tanımlamasına da izin vermez.

Bu, çok önemli bir ayrımdır: Geçmişi inkâr etmeden geçmişin esiri olmamak mümkündür.

On birinci büyük mesaj güç sahibinin şükürle küçülebilmesidir. İnsan makam kazandığında kendisini dokunulmaz sanabilir. Yûsuf ise başarının merkezine kendi egosunu değil Allah’ın lütfunu koyar.

Gerçek şükür insanı küçültmez; kibrini küçültür.

On ikinci büyük mesaj “Ben Yûsuf’um” cümlesindeki vakardır. Yûsuf kardeşlerine kimliğini açıklarken uzun bir suçlama listesi sunmaz. Hakikat zaten yeterince güçlüdür.

Bazen insanın haklı olduğunu göstermek için karşı tarafı ezmesine gerek yoktur. Gerçek, bağırmadan da güçlü olabilir.

On üçüncü büyük mesaj kardeşlik bağının tamamen silinmemesidir. Yûsuf yanında bulunan kardeşini işaret eder; fakat kıssanın devamında diğer kardeşlerle de aile bağının yeniden kurulacağı görülecektir.

Geçmiş ihanet ağırdır ama kıssa insan ilişkilerini değişmez bir düşmanlık kaderine mahkûm etmez.

On dördüncü büyük mesaj insanın bugünkü hâlinin geçmişteki hâliyle aynı olmak zorunda olmadığıdır. Kardeşler değişmektedir, Yûsuf da yaşadığı acıların içinde büyümüştür.

Bu değişim ne geçmişi siler ne de sorumluluğu yok eder. Fakat dönüşüm ihtimalini gerçek tutar.

On beşinci büyük mesaj Allah’ın lütfunu yalnız rahatlıkla tanımlamamaktır. Yûsuf’un hayatında lütuf, yalnız saray makamı değildir; imanını koruması, iffetini muhafaza etmesi, kardeşiyle kavuşması ve sonunda gerçeğin ortaya çıkması da lütuf alanına girer.

Bu nedenle nimet yalnız para ve statü değildir.

On altıncı büyük mesaj takvâ ve sabrın insanı otomatik olarak dünyevî acıdan korumamasıdır. Yûsuf takvâ sahibidir ama kuyuya atılır, satılır ve hapse girer.

Bu gerçek, “İyi insansan başına kötü şey gelmez” düşüncesini bozar. İyilik acıdan muafiyet garantisi değildir.

On yedinci büyük mesaj ödülün zamanını bizim belirlemememizdir. Yûsuf’un hayatında karşılık yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Bazı insanların karşılığı ise dünyada tam görünmeyebilir.

Bu nedenle ahlak, yalnız hızlı sonuç aldığı sürece sürdürülen bir yatırım değildir. İyilik, karşılığı gecikse bile iyiliktir.

On sekizinci büyük mesaj Allah’ın lütfunu insan sorumluluğunun yerine koymamaktır. Yûsuf “Allah lütfetti” der ama bu, onun yıllarca gösterdiği çabayı ve tercihleri yok etmez.

İlahî lütuf ile insan emeği rakip değildir. Kul çabalar, Allah imkân ve sonuç yaratır.

Ve ayetin belki de en güçlü mesajı şudur: Gerçek zafer, bir gün seni incitenlerin karşısında güçlü duruma geçmek değil; güçlü olduğunda onların sana yaptığı kötülüğün aynısını yapmayacak kadar karakterini koruyabilmektir.

Yûsuf Suresi 90. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Başarıya ulaştığında geçmişteki acını inkâr etme ama başarıyı intikam aracına da dönüştürme. Emeğini küçümseme fakat bütün sonucu yalnız kendi zekâna mal etme. Takvâyı korkuya, sabrı pasifliğe, ilahî ödülü yalnız para ve makama indirgeme. Dünyada güzel son gören insanı otomatik olarak Allah’ın en sevdiği kişi, dünyada sıkıntı yaşayan insanı da değersiz sanma. Allah’ın kötülüklerden bile hayır çıkarabileceğini bil ama bu hayrı kötülüğün mazereti yapma. Ve güç eline geçtiğinde, seni inciten insanlara bakıp ‘Şimdi sıra bende’ demek yerine Yûsuf gibi karakterini koruyabil. Çünkü gerçek yükseliş yalnız makamın yükselmesi değil, makam yükselirken ahlakın düşmemesidir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 91. ayette, kardeşler artık hiçbir savunma üretmeden “Allah’a yemin olsun ki Allah seni gerçekten bize üstün kıldı; biz gerçekten hata edenlerdik” diyeceklerdir. Bu söz, kıssada kardeşlerin ilk kez yanlışlarını böylesine açık biçimde üstlendikleri anlardan biridir. Ayet özellikle hatasını mazeretsiz kabul etmek, kıskançlığın yerini gerçekle yüzleşmeye bırakması, üstünlüğü soy veya güçle değil Allah’ın lütfu ve ahlaki duruşla ilişkilendirmek ve tövbenin ilk aşamasının savunma değil sorumluluk olması açısından son derece önemli olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 90. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir gün bize kötülük yapan insanların karşısında güç sahibi olursak ne yaparız? Başarımızı yalnız kendi zekâmıza mı yazarız, yoksa bize verilen imkânları da görür müyüz? Sabrettiğimizde Allah’tan mutlaka aynı dünyalık sonucu mu bekleriz, yoksa iyiliğin karşılığını Allah’ın belirlemesine razı olabilir miyiz? Ve en önemlisi, hayat bizi kuyudan saraya çıkardığında değişen yalnız şartlarımız mı olur, yoksa kalbimizi de güç zehrinden koruyabilir miyiz?

“Yûsuf 90, kardeşlerin şaşkınlıkla ‘Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?’ dediklerini; Yûsuf’un ise ‘Ben Yûsuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize lütufta bulundu. Kim takvâ sahibi olur ve sabrederse Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez’ diye cevap verdiğini bildirir. Yûsuf’un büyüklüğü yalnız kuyuya atılmışken güçlü bir yönetici hâline gelmesinde değildir; güç eline geçtiğinde geçmişte kendisine yapılan zulmü başkalarına tekrar etmemesinde de görülür. Takvâ doğru yönü, sabır o yönde kalma gücünü, ihsan ise doğruyu güzel biçimde gerçekleştirmeyi ifade eder. Allah’ın mükâfatı ise yalnız dünya makamıyla ölçülemez. Gerçek başarı, şartların yükselmesiyle birlikte insanın ahlakının düşmemesidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt