📖 Yûsuf Suresi 9. Ayette “Yûsuf’u Öldürün veya Onu Uzak Bir Yere Bırakın ki Babanızın İlgisi Yalnız Size Kalsın; Sonra da İyi Kimseler Olursunuz”

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 9. Ayette “Yûsuf’u Öldürün veya Onu Uzak Bir Yere Bırakın ki Babanızın İlgisi Yalnız Size Kalsın; Sonra da İyi Kimseler Olursunuz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 8. ayette kardeşlerin kıskançlığı artık açık bir düşünceye dönüşmüş, onlar ‘Yûsuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir’ diyerek kendilerini Yûsuf’la karşılaştırmaya başlamışlardı. Dokuzuncu ayette ise kıskançlık çok daha tehlikeli bir eşiği aşar: Bir insanı ortadan kaldırarak sevgiyi ele geçirme düşüncesi konuşulmaya başlanır. Daha da çarpıcı olan, bu ağır kötülüğün ardından ‘sonra iyi insanlar oluruz’ denmesidir. Ayet, insanın bazen günahı terk etmek yerine onu önce planlayıp, tövbeyi de gelecekte kullanılacak bir mazeret gibi düşünerek vicdanını susturabileceğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 9. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf’u öldürün veya onu uzak bir yere bırakın ki babanızın ilgisi yalnız size yönelsin. Ondan sonra da iyi kimseler olursunuz.” Ayetin Arapçası ise “Uktulû Yûsufe evi’trahûhu ardan yehlu lekum vechu ebîkum ve tekûnû min ba‘dihî kavmen sâlihîn.” şeklindedir.

Bu ayet, kardeşlerin iç dünyasında yaşanan değişimin çok kritik bir aşamasıdır. Bir önceki ayette kendilerini haksızlığa uğramış hissediyorlardı; şimdi ise bu hissi Yûsuf’u ortadan kaldırmaya yönelik bir plana dönüştürmeye başlamışlardır. Böylece kıskançlığın yalnız duygusal bir rahatsızlık olarak kalmadığında ne kadar yıkıcı olabileceği açık biçimde görülür.

Kur’an burada bize yalnız “kötü bir plan” göstermiyor; kötülüğün nasıl zihinsel olarak meşrulaştırıldığını da gösteriyor. Kardeşler amaçlarını iyi veya anlaşılabilir bir gerekçeyle süslemektedirler: Babalarının sevgisini kazanmak. Fakat iyi görünen bir amaç, haram ve zalim bir aracı meşru hâle getirmez.

2️⃣ “Yûsuf’u Öldürün” Sözü Neden Bu Kadar Ağır Bir Dönüm Noktasıdır ❓​

Çünkü kıskançlık artık yalnız kalpte hissedilen bir duygu veya sözlü yakınma değildir; başkasının hayatına yönelik bir tehdit düşüncesine dönüşmüştür. Kardeşler Yûsuf’u artık aile içindeki bir birey olarak değil, çözülmesi gereken bir problem gibi görmeye başlamaktadırlar.

İnsan bir başkasını “engel” olarak görmeye başladığında onun onurunu, haklarını ve acısını fark etmesi zorlaşabilir. Bu nedenle büyük haksızlıkların öncesinde çoğu zaman insanı insan olarak görmekten vazgeçme süreci vardır. Kişi artık karşısındaki insanın hakkını değil, kendi hedefini görür.

Yûsuf kıssasının bu noktası bize ciddi bir ahlaki sınır öğretir: Hiçbir kırgınlık, kıskançlık veya aile içi rekabet insan hayatını değersizleştirme hakkı vermez.

3️⃣ Ayetteki “Öldürün” Sözü Bütün Kardeşlerin Aynı Fikirde Olduğunu mu Gösterir ❓​

Böyle kesin konuşmak doğru olmaz. Ayet grubun içindeki ağır öneriyi aktarmaktadır; fakat bir sonraki ayette kardeşlerden birinin açıkça “Yûsuf’u öldürmeyin” diyeceğini göreceğiz. Bu da kardeşlerin bütün ayrıntılarda aynı görüşte olmadığını gösterir.

Dolayısıyla:

“Bütün kardeşler başından beri Yûsuf’u öldürmek istiyordu.”

şeklinde fazla geniş bir hüküm kurmak doğru değildir. Grup içinde ağır bir öneri ortaya çıkmıştır; ancak herkesin bu öneriye aynı derecede katıldığını söylemek ayetlerin devamıyla uyumlu olmaz.

Bu ayrım günlük hayatta da önemlidir. Bir grubun içindeki birkaç kişinin söylediği şeyi bütün grubun değişmez görüşü olarak sunmak haksız olabilir. İnsanları tek tek eylem ve sözleri üzerinden değerlendirmek daha adildir.

4️⃣ “Veya Onu Uzak Bir Yere Bırakın” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki ikinci öneri, Yûsuf’u öldürmek yerine uzak bir yere bırakmaktır. Buradaki amaç yine aynıdır: Yûsuf’un babasının yanından uzaklaştırılması ve aile içindeki rekabetin onların lehine çözülmesi.

Kur’an burada belirli bir coğrafi yer adı vermez. Dolayısıyla ayette geçen ifadeden hareketle:

“Kesin olarak şu ülkeye veya şu bölgeye götürmek istiyorlardı.”

demek için sağlam bir temel yoktur. Asıl vurgu coğrafya değil, Yûsuf’un babasından ve ailesinden koparılmasıdır.

Bu ikinci seçenek öldürmekten daha az ağır görünse de masum değildir. Bir çocuğu veya genci bilinmeyen bir yerde terk etmek onu ölüm, açlık, kaçırılma veya başka ağır tehlikelere açık hâle getirebilir. Doğrudan öldürmemek, yapılan eylemi otomatik olarak adil yapmaz.

5️⃣ “Babanızın Yüzü Size Kalsın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “yehlu lekum vechu ebîkum” ifadesi kullanılır. Kelime kelime düşünüldüğünde “babanızın yüzü size kalsın” gibi çevrilebilir; fakat burada “yüz” ifadesi ilgi, yöneliş ve sevginin size yönelmesi anlamında anlaşılır.

Kardeşlerin düşüncesi şudur: Yûsuf ortadan kalkarsa babamızın dikkati ve sevgisi bize dönecektir. Bu düşünce sevginin sanki sınırlı bir kaynak olduğu varsayımına dayanır. Onlara göre Yûsuf’a yönelen sevgi kendi paylarından eksilmektedir.

Bu psikoloji günümüzde de görülebilir. İnsan bazen birini ortadan kaldırınca, dışlayınca veya küçültünce kendisinin daha çok sevileceğini düşünebilir. Oysa başkasını düşürmek, insanı gerçekten daha değerli hâle getirmez.

6️⃣ Kardeşlerin Amacı Babalarının Sevgisini Kazanmaksa Neden Bu Amaç Onları Haklı Yapmıyor ❓​

Çünkü bir amacın anlaşılabilir olması, kullanılan yöntemi meşru hâle getirmez. Babalarının sevgisine daha fazla sahip olmak istemeleri insani bir arzu olabilir. Fakat bu arzuyu gerçekleştirmek için kardeşlerini öldürmek veya tehlikeli bir yere bırakmak açık bir haksızlıktır.

Ahlakta yalnız:

“Ne istiyorum?”

sorusu değil, “İstediğime hangi yolla ulaşmaya çalışıyorum?” sorusu da önemlidir.

İnsan iyi bir amaç ileri sürüp kötü araçları normalleştirebilir. Ailesini korumak istediğini söyleyerek masum birine zulmedebilir, düzen sağlamak istediğini söyleyerek adaletsizlik yapabilir veya sevgi istediğini söyleyerek bir başkasını dışlayabilir.

İyi amaç, kötü aracı temizlemez.

7️⃣ “Sonra İyi İnsanlar Olursunuz” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin en çarpıcı bölümlerinden biri budur. Kardeşler ağır bir günah düşüncesini konuştuktan sonra:

“Sonra iyi kimseler olursunuz.”

demektedirler.

Bu ifade, kötülüğü yapmadan önce gelecekteki iyiliği vicdan rahatlatıcısı olarak kullanma tehlikesini gösterir. Düşünce adeta şöyledir: Şimdi bu problemi ortadan kaldıralım, sonra hayatımızı düzeltir ve iyi insanlar oluruz.

Burada çok ciddi bir ahlaki çelişki vardır. İnsan tövbeyi:

“Önce günahı bilinçli biçimde işlerim, sonra nasıl olsa tövbe ederim.”

şeklinde önceden hazırlanmış bir güvenceye çevirmemelidir.

Tövbe günah planının parçası değildir; günahtan gerçek dönüşün adıdır.

8️⃣ İnsan Önceden Günah Planlayıp Sonra Tövbe Etmeyi Düşünebilir mi ❓​

İnsan böyle düşünebilir; fakat bu düşünce sağlıklı bir tövbe anlayışı değildir. Çünkü samimi tövbede kişi yaptığı yanlıştan gerçekten pişman olur ve onu terk etmeye yönelir. Daha günahı işlemeden:

“Şimdi yapayım, sonra tövbe ederim.”

demek ise tövbeyi günaha izin belgesi gibi kullanmaktır.

Üstelik insan geleceğin sahibi değildir. Sonra gerçekten pişman olup olmayacağını, tövbe fırsatı bulup bulamayacağını veya yaptığı kötülüğün başkalarının hayatında ne kadar büyük sonuçlar doğuracağını bilemez.

Bu nedenle Kur’an’ın tövbe kapısının açık olması:

“Günahı rahatça planlayabilirsin.”

anlamına gelmez. Rahmetin büyüklüğü, günahı hafife alma bahanesi değildir.

9️⃣ Sonradan Yapılan Samimi Tövbe Yine de Kabul Edilebilir mi ❓​

Evet. Bir insan çok ağır bir günah işlemiş olsa bile hayattayken samimi biçimde pişman olup Allah’a dönebilir. Yûsuf kıssasının ilerleyen bölümleri de kardeşlerin değişim ve pişmanlık ihtimalini tamamen kapatmaz.

Ancak burada iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir. “Günah işledim, pişman oldum ve dönüyorum” demekle, “Nasıl olsa sonra tövbe ederim, o yüzden şimdi yapabilirim” demek aynı değildir.

Birinci durumda insan geçmişteki kötülüğünden dönmektedir. İkinci durumda ise tövbe fikrini gelecekte kullanılacak bir mazerete dönüştürmektedir.

Ayrıca samimi tövbe, başkasına verilen zararın bütün dünyevî sonuçlarını otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Kul hakkı, zarar telafisi ve güvenin yeniden kurulması ayrı sorumluluklar doğurabilir.

🔟 Tövbe Edince Mağdurun Hakkı Otomatik Olarak Ortadan Kalkar mı ❓​

Hayır.

Bir insan Allah’a karşı samimi biçimde tövbe edebilir; fakat başka bir insana verdiği zarar varsa mümkün olduğu ölçüde onu telafi etme sorumluluğu da gündeme gelir. Örneğin çaldığı malı geri vermek, iftirayla bozduğu itibarı düzeltmeye çalışmak veya maddi zararı karşılamak gerekebilir.

Bu nedenle:

“Ben Allah’tan af diledim, artık mağdurun konuşmaya hakkı yok.”

demek sağlıklı değildir.

Allah’ın affı ile insanlar arasındaki hukuki ve ahlaki sonuçlar birbirine karıştırılmamalıdır. Mağdurun hemen güvenmek veya ilişkiyi eski hâline getirmek gibi bir zorunluluğu da yoktur.

Tövbe, sorumluluktan kaçış değil; sorumluluğa dönüş olmalıdır.

1️⃣1️⃣ Kardeşler Neden Yûsuf’u Problem Olarak Görmeye Başladılar ❓​

Çünkü asıl sorunlarını yanlış yerde tanımlamışlardı. Onların temel sıkıntısı babalarının sevgisiyle ilgili kırgınlık ve kıskançlıktı. Fakat bu duyguyla yüzleşmek yerine:

“Sorun Yûsuf.”

sonucuna vardılar.

Bu, insan psikolojisinde sık görülen bir mekanizmadır. Bazen insan kendi içindeki güvensizliği, başarısızlık korkusunu veya kırgınlığını görmek yerine bütün problemi dışarıdaki bir kişiye yükler.

Böylece:

“O kişi ortadan kalkarsa her şey düzelecek.”

düşüncesi ortaya çıkabilir.

Oysa içteki problem çözülmediyse, bir kişi gitse bile başka bir rakip bulunabilir. Dışarıdaki kişiyi ortadan kaldırmak, içerideki kıskançlığı otomatik olarak iyileştirmez.

1️⃣2️⃣ Bir İnsanı “Sorunun Kaynağı” İlan Etmek Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü bütün karmaşık sorunlar tek kişiye yüklendiğinde o insanın hakları kolayca gözden çıkarılabilir. Ailede, işyerinde veya toplumda:

“Bütün sorunların sebebi bu kişi.”

denildiğinde insanlar ona karşı yapılacak haksızlıkları daha kolay mazur görebilir.

Yûsuf’un kardeşleri de aile içindeki duygusal problemlerini çözmek yerine Yûsuf’u ortadan kaldırmayı düşünmektedirler. Böylece sorun çözümünden günah keçisi üretmeye geçilmektedir.

Bu, modern hayatta da ciddi bir uyarıdır. Bir grubun ekonomik, sosyal veya siyasi bütün problemlerini tek bir kişiye, aileye veya topluluğa yüklemek gerçekliği basitleştirebilir ve haksızlığa zemin hazırlayabilir.

Sorunu analiz etmek başka, bir insanı günah keçisi yapmak başka şeydir.

1️⃣3️⃣ Grup İçinde Kötü Bir Fikir Nasıl Daha Normal Görünmeye Başlar ❓​

İnsan tek başına düşündüğünde kabul edemeyeceği bir fikri, grup içinde başkalarının da desteklediğini gördüğünde daha normal bulabilir. Kardeşler kendi aralarında konuştukça ortak kırgınlıkları birbirini beslemektedir.

Bir kişi:

“Yûsuf’u ortadan kaldıralım.”

dediğinde diğerleri tamamen sessiz kalırsa bu fikir güç kazanabilir. Bir başkası da benzer öfkeyi dile getirirse, aşırı düşünce giderek grubun normal düşüncesi gibi görünmeye başlar.

Bu nedenle grup ahlakında itiraz çok önemlidir. Bir sonraki ayette kardeşlerden biri öldürmeye karşı çıkacak ve daha az ağır bir seçenek önerecektir. Bu, grup içinde bile insanın en azından daha büyük kötülüğe karşı durabileceğini gösterir.

Vicdan bazen kendi grubuna karşı konuşabilme cesareti ister.

1️⃣4️⃣ Kardeşlerin Planı “Amaç Uğruna Her Yol Mubahtır” Anlayışına mı Benziyor ❓​

Evet, ayette böyle bir ahlaki mantığın tehlikesi açıkça görülür. Hedefleri babalarının ilgisini kazanmak; araç ise Yûsuf’un hayatını veya güvenliğini ortadan kaldırmaktır.

İnsan hedefini çok değerli gördüğünde araçların ahlakını ikinci plana atabilir. “Sonuçta aile düzelecek”, “sonunda herkes mutlu olacak” veya “daha sonra iyi insanlar olacağız” gibi gerekçelerle açık bir zulmü meşrulaştırmaya çalışabilir.

Kur’an’ın bu kıssası bize sonucun aracı temizlemediğini gösterir. Adalet isteyen insanın yöntemi de adil olmalıdır.

Haram bir yol, güzel bir hedef sözüyle helal hâle gelmez.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Şiddet İçin Herhangi Bir Ruhsat Veriyor mu ❓​

Hayır. Ayet, kardeşlerin yanlış bir önerisini anlatmaktadır; bunu müminlere emir olarak sunmamaktadır. Kur’an’da bir sözün aktarılması ile o sözün onaylanması aynı şey değildir.

Bu çok temel bir okuma ilkesidir. Kardeşlerin:

“Yûsuf’u öldürün.”

demesi, Kur’an’ın:

“Birini kıskandığınızda öldürebilirsiniz.”

demesi değildir. Tam tersine kıssanın devamı bu düşüncenin ahlaki çöküşünü gösterecektir.

Bu nedenle tarihsel anlatıları bağlamından koparıp kişisel şiddete ruhsat gibi kullanmak son derece yanlıştır. Yûsuf 9 bir şiddet emri değil, kıskançlığın şiddet fikrine nasıl dönüşebileceğini gösteren bir uyarıdır.

1️⃣6️⃣ Sevgi Zorla Ele Geçirilebilir mi ❓​

Kardeşlerin planındaki temel yanılgılardan biri budur. Yûsuf ortadan kalkarsa babalarının sevgisinin kendilerine kalacağını düşünürler.

Fakat sevgi zorla paylaştırılan bir mal değildir. Bir insanı ortadan kaldırmak, diğerinin sevgisini otomatik olarak size yöneltmez. Hatta böyle bir eylem ortaya çıktığında güven ve aile bağı çok daha derinden yıkılabilir.

İnsan bazen ilişkilerde rakip gördüğü kişiyi dışlayarak sevgiyi kazanabileceğini sanabilir. Arkadaşını kötüleyerek başka bir arkadaşın yakınlığını, iş arkadaşını düşürerek yöneticinin takdirini veya kardeşini küçülterek ebeveynin sevgisini kazanmaya çalışabilir.

Fakat başkasını eksilterek kazanılan yakınlık sağlıklı sevgi değildir.

1️⃣7️⃣ “Sonra İyi Oluruz” Düşüncesi Günümüzde Nasıl Görülebilir ❓​

Bu zihniyet yalnız büyük suçlarda ortaya çıkmaz. İnsan küçük konularda da kendisine benzer mazeretler üretebilir. “Şimdi haksız kazancı elde edeyim, sonra hayır yaparım”, “Şu kişiye zarar vereyim, daha sonra özür dilerim” veya “Bir kere yalan söyleyeyim, bundan sonra dürüst olurum” gibi düşünceler aynı mantığa yaklaşabilir.

Buradaki problem, insanın gelecekteki iyiliği bugünkü kötülüğün satın alma bedeli gibi kullanmasıdır. Oysa iyilik, geçmişte bilinçli biçimde planlanan haksızlığı doğruya dönüştürmez.

Gerçek ahlaki dönüşüm, kötülüğü planlarken değil, kötülüğü fark edip vazgeçerken başlar. İnsan daha yanlış adımı atmadan geri dönebiliyorsa, bu çok daha değerlidir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 8 ve 9 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 8’de kardeşler, “Yûsuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir” diyerek kırgınlıklarını ve kıskançlıklarını dile getirmişlerdi. Yûsuf 9’da ise aynı duygu artık çözüm adı altında şiddet ve uzaklaştırma planına dönüşmektedir.

Bu iki ayet birlikte kötülüğün aşamalarını çok açık gösterir: Önce karşılaştırma vardır, ardından değersizlik hissi, sonra suçlama, ardından rakip oluşturma ve en sonunda rakibi ortadan kaldırma düşüncesi gelir. Böylece Kur’an bize eylemden önceki ahlaki hazırlık sürecini gösterir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 10. ayette kardeşlerden biri, “Yûsuf’u öldürmeyin; eğer mutlaka bir şey yapacaksanız onu kuyunun dibine bırakın, geçen kafilelerden biri onu bulup alsın” diyecektir. Bu ayette özellikle daha büyük kötülüğe karşı çıkmanın değeri, fakat daha küçük kötülüğü önermenin yine de masum olmadığı, grup baskısı altında ahlaki sınır koyma ve ‘en kötü seçeneği engelledim’ diyerek diğer haksızlıkları normalleştirmeme konuları ele alınmalıdır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 9. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 9. ayet, insanın nasıl olup da çok ağır bir kötülüğü kendi içinde makul hâle getirebildiğini olağanüstü bir açıklıkla gösterir. Kardeşler kendilerine:

“Biz kötü insanlar olalım.”

demiyorlar. Tam tersine kendilerince bir problemi çözmeye çalışıyorlar ve hatta planın sonuna “Sonra iyi insanlar oluruz” cümlesini ekliyorlar. Tam da bu nedenle ayet son derece sarsıcıdır: İnsan bazen kötülüğü kötü adıyla değil, iyi bir sonucun aracı gibi sunarak işler.

Ayetin ilk büyük mesajı, kıskançlığın yönetilmediğinde insanı başkasının varlığını problem olarak görmeye götürebileceğidir. Yûsuf’un kardeşleri başlangıçta babalarının sevgisinden rahatsızdır. Fakat kısa süre içinde bu rahatsızlığın çözümünü kendi duygularını gözden geçirmekte değil, Yûsuf’u ortadan kaldırmakta ararlar. Böylece kendi içlerindeki problem dışarıdaki insana yüklenir.

Bu mekanizma yalnız aile ilişkilerinde görülmez. İşyerinde bir meslektaşın başarısı, arkadaş grubunda bir kişinin sevilmesi veya toplumda belirli bir grubun görünürlüğü, bazı insanlarda “O olmasa her şey düzelecek” düşüncesi oluşturabilir. İşte bu noktada ahlaki alarm çalmalıdır. Karmaşık bir sorunu tek insana yükleyip onu ortadan kaldırmayı çözüm sanmak, çoğu zaman gerçek sorunu gizler.

İkinci büyük mesaj, sevginin zorla kazanılamayacağıdır. Kardeşler Yûsuf ortadan kalkınca babalarının yüzünün, yani ilgisinin kendilerine döneceğini düşünüyorlar. Fakat insan kalbi bu kadar mekanik değildir. Birini yok etmek diğerinin sevgisini otomatik olarak kazandırmaz. Hatta yapılan haksızlık, ilişkiyi daha da derinden yaralayabilir.

İnsan sevgi istiyorsa sevgiye uygun davranmayı öğrenmelidir. Başkasını silerek kendine yer açmaya çalışmak, sevgiyi değil korkuyu ve güvensizliği büyütür.

Üçüncü büyük mesaj, amacın aracı meşrulaştırmadığıdır. “Babamızın sevgisini kazanacağız” hedefi, Yûsuf’u öldürmeyi veya terk etmeyi doğru hâle getirmez. Bu ilke hayatın her alanında geçerlidir. İyi sonuç vaat eden herkesin yönteminin de iyi olduğu varsayılamaz. İnsan bir amaca ulaşırken kullandığı yöntemi de ahlaki ölçüye vurmalıdır.

Adalet, adaletsizlik üzerinden kurulamaz. Merhamet zulümle üretilemez. Sevgi de bir başkasını yok ederek kazanılamaz.

Dördüncü büyük mesaj, tövbeyi günah öncesi sigorta poliçesine çevirmemektir. Kardeşlerin “sonra iyi insanlar oluruz” düşüncesi, insanın kendi vicdanını ne kadar yaratıcı biçimde susturabileceğini gösterir. İnsan Allah’ın rahmetini gerçekten umut edebilir; fakat bu rahmet:

“Nasıl olsa affedilirim.”

diye bilinçli kötülük planlamanın bahanesi değildir.

Gerçek tövbe, kötülüğün programına yazılmaz. Tövbe, programdan kötülüğü çıkarmaya başlandığı yerde anlam kazanır.

Beşinci büyük mesaj, samimi dönüş ihtimalini de kapatmamaktır. Kardeşler ağır bir yanlışın eşiğindedirler ve ilerleyen ayetlerde gerçekten büyük bir haksızlık işleyeceklerdir. Buna rağmen Kur’an onları sonsuza kadar tek bir sahneye hapsetmez. Değişim, pişmanlık ve yüzleşme mümkündür.

Bu çok dengeli bir ahlak anlayışıdır: Günahı hafife alma, fakat insanın dönüş ihtimalini de yok etme. “Yaptığın önemli değil” demek yanlış olduğu gibi, “Bir kez yaptın, artık sonsuza kadar kötüsün” demek de doğru değildir.

Altıncı büyük mesaj, tövbenin mağdurun hakkını silmediğidir. İnsan Allah’a samimi biçimde dönebilir; fakat verdiği zararın etkileri devam edebilir. Mağdurun güveni kırılmış olabilir, maddi kayıp yaşanmış olabilir veya ciddi bir travma oluşmuş olabilir. Bu durumda tövbe, mümkün olduğu ölçüde telafi sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Bu nedenle dinî bağışlanma anlayışı mağduru susturmak için kullanılmamalıdır. Affedilmeyi istemek başka, mağdurun sınırlarını belirleme hakkını elinden almak başka şeydir.

Yedinci büyük mesaj, grup içinde kötülüğün normalleşmesine dikkat etmektir. Kardeşler birbirlerinin kırgınlığını besledikçe ağır düşünceler daha kolay söylenebilir hâle geliyor. Bir grubun içinde herkes aynı öfkeyi tekrar ettiğinde insanın vicdanı yanlış biçimde rahatlayabilir.

Bugün sosyal medya da bunu çok hızlı yapabilir. Bir kişi hakkında önce eleştiri başlar, sonra hakaret, ardından tehdit ve sonunda insanların onun başına gelecek kötülüğü meşru görmesine kadar ilerleyen bir toplu öfke oluşabilir.

Kalabalığın öfkesi vicdanın yerine geçmemelidir.

Sekizinci büyük mesaj, şiddet düşüncesinin daha eyleme dönüşmeden sorgulanması gerektiğidir. Yûsuf 9’da cinayet henüz gerçekleşmemiştir. Bu önemlidir; çünkü insan yanlışın eşiğindeyken hâlâ geri dönebilir. Bir sonraki ayette zaten grubun içinden öldürmeye karşı bir itiraz çıkacaktır.

Bu bize umut veren bir ahlak ilkesi öğretir: İnsan henüz kötülüğü yapmamışsa “Artık geri dönüş yok” diye düşünmemelidir. Öfke ne kadar büyümüş olursa olsun, plan ne kadar ilerlemiş olursa olsun, eylemden vazgeçmek mümkündür. Hatta kötülük yapıldıktan sonra bile tövbe mümkündür; fakat en güzel dönüş, zarar gerçekleşmeden önce durabilmektir.

Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı, insanın kendi gerekçelerinden de şüphe edebilmesi gerektiğidir. Çünkü çoğu insan büyük bir haksızlık yaparken kendisini kötü karakter olarak görmez. Kendisine bir gerekçe üretir: “Bunu ailem için yapıyorum”, “Başka çarem yok”, “O bunu hak etti”, “Şimdi yapacağım ama sonra düzelteceğim.”

İşte Yûsuf 9 bize tam burada durmayı öğretir.

Kendimize şu soruları sormamız gerekir: “Ben gerçekten adalet mi arıyorum, yoksa kıskançlığımı mı haklılaştırıyorum? Çözüm mü üretiyorum, yoksa bir insanı problem olarak mı görüyorum? Gelecekte yapacağım iyilikleri bugünkü haksızlığımın bahanesi hâline mi getiriyorum?”

Yûsuf Suresi 9. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Kıskançlığı başkasını ortadan kaldırma düşüncesine dönüştürme. Bir insanı kendi mutluluğının önündeki engel gibi görme. Güzel bir amacı kötü araçlarla gerçekleştirmeye çalışma. “Sonra tövbe ederim” diyerek bilinçli günahı önceden meşrulaştırma. Günah işlenmişse samimi tövbe kapısının açık olduğunu bil, fakat mağdurun hakkını ve telafi sorumluluğunu unutma. Ve kötülük daha düşünce aşamasındayken geri dönmenin mümkün olduğunu hatırla.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 10. ayette, kardeşlerin içinden bir ses daha ağır olan cinayet teklifine karşı çıkacaktır: “Yûsuf’u öldürmeyin; eğer mutlaka bir şey yapacaksanız onu kuyunun dibine bırakın da geçen kafilelerden biri onu alsın.” Bu ayet bize çok ince bir ahlaki mesele getirecektir: Daha büyük kötülüğü engellemek değerlidir; fakat daha küçük kötülüğü önermek insanı tamamen masum yapar mı? Ayrıca grup baskısı içinde itiraz etmenin, kısmi ahlaki direncin ve insanın “en kötüsünü yapmadım” diyerek diğer haksızlıklarını aklamamasının üzerinde durmak gerekecektir.

Ve belki Yûsuf Suresi 9. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Birini kendimize rakip veya engel olarak gördüğümüzde sorunu gerçekten o kişi mi oluşturuyor, yoksa kendi içimizde çözmediğimiz bir kıskançlığı ona mı yüklüyoruz? Yanlış bir davranışı planlarken “sonra düzeltirim” diye kendimizi rahatlatıyor muyuz? Ve vicdanımız bize henüz eyleme geçmeden “Burada dur” dediğinde o sesi duyabilecek kadar dürüst olabiliyor muyuz?

“Yûsuf 9, ‘Yûsuf’u öldürün veya onu uzak bir yere bırakın ki babanızın ilgisi size kalsın; sonra da iyi insanlar olursunuz’ diyerek kötülüğün nasıl gerekçelendirilebildiğini gösterir. Başkasını ortadan kaldırmak seni daha değerli yapmaz; güzel bir amaç zulmü temizlemez ve gelecekteki tövbe bugünkü günaha önceden verilmiş bir ruhsat değildir. Tövbe, kötülüğü planlamanın değil, kötülükten dönmenin adıdır. İnsan bazen en büyük mücadeleyi başkasıyla değil, kendi haksızlığını haklı gösteren düşünceleriyle verir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt