Yûsuf Suresi 23. Ayette “Evinde Bulunduğu Kadın Yûsuf’tan Murat Almak İstedi, Kapıları Sıkıca Kapattı ve ‘Haydi, Gelsene!’ Dedi; Yûsuf ‘Allah’a Sığınırım’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 22. ayette Hz. Yûsuf’un olgunluk çağına eriştiği ve Allah’ın ona hüküm ile ilim verdiği bildirilmişti. 23. ayette bu olgunluk ağır bir ahlaki sınavla karşılaşır. İçinde yaşadığı evin kadını Yûsuf’u kendisine çağırır, kapıları sıkıca kapatır ve mahrem bir ortam oluşturur. Yûsuf ise açık biçimde ‘Allah’a sığınırım’ diyerek teklifi reddeder. Bu ayeti yalnız ‘bir kadın bir erkeği baştan çıkarmaya çalıştı’ şeklinde yüzeysel okumak eksik kalır. Burada rıza, sınır, güç ilişkisi, emanete sadakat, iffetin kadın ve erkek için ortak oluşu ve insanın kimsenin görmediği anda da ahlakını koruması gibi çok daha derin meseleler vardır.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 23. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Evinde bulunduğu kadın Yûsuf’tan murat almak istedi, kapıları sıkıca kapattı ve ‘Haydi, gelsene!’ dedi. Yûsuf, ‘Allah’a sığınırım! O, bana güzel bir barınak sağladı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa ermez’ dedi.” Ayetin Arapçası ise “Ve râvedethulletî huve fî beytihâ an nefsihî ve ğallakati’l-ebvâbe ve kâlet heyte lek. Kâle meâzallâh, innehû rabbî ahsene mesvây, innehû lâ yuflihu’z-zâlimûn.” şeklindedir.Bir önceki ayette Yûsuf’un olgunluğu, ilmi ve hüküm yetkinliği anlatılmıştı. Şimdi bu niteliklerin yalnız teorik olmadığı, gerçek bir tercih anında sınandığı görülür. Yûsuf, içinde yaşadığı ve kendisini barındıran evin hanımından gelen açık bir cinsel çağrıyla karşı karşıyadır.
Kur’an Yûsuf’un cevabını da son derece açık verir: “Meâzallâh” — “Allah’a sığınırım.” Yani ayet, Yûsuf’un teklif karşısındaki ahlaki yönünü baştan net biçimde ortaya koyar.
“Evinde Bulunduğu Kadın” İfadesi Neden Önemlidir
Kur’an burada kadının özel adını söylemez; “Evinde bulunduğu kadın” ifadesini kullanır. Daha sonraki İslamî anlatılarda kadının adı “Züleyha” olarak meşhur olmuştur; fakat Kur’an metninde bu isim geçmez. Bu nedenle “Kur’an’a göre adı kesin Züleyha’dır” demek doğru olmaz.Ayetin özellikle “evinde bulunduğu kadın” demesi, tarafların konumunu da düşündürür. Yûsuf bu evde yaşayan, o hanenin düzenine bağlı bir gençtir; kadın ise evin sahibesi veya otorite sahibi tarafıdır. Dolayısıyla olay yalnız karşılıklı iki eşit yetişkinin sıradan flörtü şeklinde okunamaz.
Aralarında belirgin bir güç asimetrisi vardır. Güç sahibi kişinin kendi konumunu bir başkasının sınırlarını aşmak için kullanması, ahlaki problemi daha da ağırlaştırabilir.
“Râvedethu” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayetteki “râvedethu” fiili, birini bir şeye yöneltmeye, ikna etmeye veya özellikle burada kişinin kendisini cinsel bakımdan teslim etmesini istemeye yönelik ısrarlı bir yönelişi ifade eder. Bu nedenle birçok mealde “ondan murat almak istedi”, “onu kendisine çağırdı” veya “onu baştan çıkarmaya çalıştı” gibi karşılıklar görülür.Kelimenin yapısı, sıradan bir düşüncenin ötesinde bir girişim ve yönlendirme bulunduğunu gösterir. Kadın yalnız içinden bir arzu geçirmemiş; Yûsuf’u buna dahil etmeye çalışmıştır.
Bu ayrım ahlaken önemlidir. İnsan zihninden geçen her istem dışı düşünceden veya duygudan dolayı aynı düzeyde sorumlu tutulmaz; asıl mesele, o duygunun bilinçli davranışa nasıl dönüştürüldüğüdür.
Birini Arzulamak ile Onun Sınırını İhlal Etmek Aynı Şey midir
Hayır. Bir insana karşı çekim hissetmek başlı başına zorla eylem anlamına gelmez. İnsan duyguları her zaman iradenin doğrudan seçimiyle başlamayabilir. Fakat karşı tarafın iradesini yok saymak, onu baskı altına almak veya istemediği bir ilişkiye çekmeye çalışmak farklı bir ahlaki meseledir.Yûsuf 23’te problem yalnız kadının Yûsuf’u çekici bulması değildir. Ayetin anlattığı davranış, kapıların kapatılması ve Yûsuf’a açık bir çağrıda bulunulmasıdır. Yûsuf ise bu çağrıyı kabul etmez.
Dolayısıyla ayetin önemli derslerinden biri şudur: Arzu, karşı taraf üzerinde hak oluşturmaz. Birini istemek, onun da sizi istemek zorunda olduğu anlamına gelmez.
“Kapıları Sıkıca Kapattı” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette “ğallakati’l-ebvâb” ifadesi kullanılır. Fiilin yapısı, kapıların iyice veya sıkıca kapatılması anlamını güçlendirir. Ayrıca “kapılar” çoğul olarak zikredilir.Kur’an kaç kapı olduğunu burada belirtmez. Daha sonraki rivayetlerde belirli sayılar aktarılabilir; fakat ayet kesin bir kapı sayısı vermediği için rakam konusunda kesinlik iddiasında bulunmamak gerekir.
Asıl vurgu, ortamın dışarıdan müdahaleye kapatılması ve mahremiyetin bilinçli biçimde oluşturulmasıdır. Bu durum Yûsuf’un karşı karşıya kaldığı sınavın tesadüfi değil, hazırlanmış bir ortam içinde gerçekleştiğini gösterir.
Kapıların Kapatılması Yalnız Mahremiyet mi, Yoksa Baskı Unsuru da mıdır
Ayetin kendi diliyle kesin modern hukuk kategorileri üretmek doğru olmaz; fakat güç ilişkisi açısından önemli bir unsur vardır. Yûsuf kendisine ait bir yerde değil, kadının evinde bulunmaktadır. Kapılar kapatılmış ve kendisine açık bir cinsel çağrı yöneltilmiştir.Bu yüzden olayın rıza açısından okunması önemlidir. Yûsuf’un özgürce “hayır” diyebilmesi ahlaken belirleyicidir ve ayet onun bunu yaptığını gösterir. Güç sahibi kişinin karşı tarafın konumunu, bağımlılığını veya mahrem ortamı kullanarak cinsel yakınlık talep etmesi ciddi bir sınır problemidir.
Bugün de makam, para, iş ilişkisi veya başka bir otorite kullanılarak birinin cinsel rızası üzerinde baskı oluşturmak gerçek rıza sorunları doğurabilir.
“Heyte Lek” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette kadının söylediği “heyte lek” ifadesinin kıraatlerde farklı okunuşları ve dil açıklamaları vardır. Genel anlamı ise “Haydi, gelsene”, “Ben senin için hazırım” veya “Bana gel” şeklinde anlaşılmıştır.Burada önemli olan tam Türkçe nüanstan çok çağrının açıklığıdır. Kadın artık ima düzeyinde değildir; Yûsuf’a doğrudan yönelmektedir.
Yûsuf’un cevabı da aynı ölçüde açıktır. O belirsiz bir cevap vermez, meseleyi uzatmaz veya karşı tarafa umut bırakmaz; “Allah’a sığınırım” diyerek ahlaki sınırını ortaya koyar.
Yûsuf’un “Allah’a Sığınırım” Demesi Ne Anlama Gelir
“Meâzallâh”, “Allah’a sığınırım” anlamına gelir. Yûsuf karşılaştığı durum karşısında kendi gücünü mutlaklaştırmaz; Allah’ın korumasını ister ve ahlaki kararını Allah’a karşı sorumluluğuyla temellendirir.Bu ifade yalnız dilde söylenen bir dua değildir. Yûsuf’un hemen ardından gelen davranışları, bu sözün aktif bir ahlaki duruş olduğunu gösterecektir. Allah’a sığınmak, yanlışın karşısında durmayı ve gerekiyorsa ortamdan uzaklaşmayı da içerir.
Dolayısıyla dua ile tedbir birbirinin alternatifi değildir. “Allah’a sığındım” deyip insanın kendisini bilerek riskin içinde tutması tevekkül değildir.
İffet Yalnız Kadınlardan mı Beklenen Bir Değerdir
Hayır. Yûsuf kıssası bunun en açık örneklerinden biridir. Burada iffeti korumakla sınanan kişi bir erkektir. Kur’an Yûsuf’un ahlaki tutumunu öne çıkarır.Bu nedenle iffeti yalnız kadın kıyafeti veya kadın davranışı üzerinden konuşmak eksik ve haksız bir yaklaşım olur. Erkek de bakışından, davranışından, sınırlarından ve karşı tarafın rızasına saygısından sorumludur.
İffet iki cinsiyet için de ahlaki bir değerdir. Aynı şekilde cinsel sınır ihlali de faili kadın olduğunda önemsizleşmez, erkek olduğunda otomatik olarak daha ağırlaşmaz; esas mesele davranışın kendisidir.
Bir Erkek İstenmeyen Cinsel Yaklaşımın Mağduru Olabilir mi
Evet. Yûsuf kıssası bu açıdan da önemlidir. Toplumda bazen “Erkek zaten her cinsel teklifi ister” gibi zararlı bir önyargı bulunabilir. Oysa erkeklerin de sınırları, rızası ve reddetme hakkı vardır.Bir kadının bir erkeğe cinsel yaklaşımda bulunması, erkeğin bunu otomatik olarak istemesi anlamına gelmez. Aynı şekilde bir erkeğin fiziksel olarak güçlü olması da onu cinsel baskı veya taciz karşısında otomatik olarak mağdur olamaz hâle getirmez.
Yûsuf “hayır” demektedir ve bu hayır geçerlidir. Rıza cinsiyete göre değişmez; taraflardan herhangi biri istemiyorsa sınır vardır.

Yûsuf’un Güzelliği Bu Olayda Onu Sorumlu Yapar mı
Hayır. Yûsuf’un çekici bulunması, ona yöneltilen davranışın sorumluluğunu onun üzerine taşımaz. Bir insanın güzel, yakışıklı, dikkat çekici veya sosyal olarak cazip olması, başka birinin sınır ihlalinin gerekçesi olamaz.Bu ilke mağdur suçlaması açısından son derece önemlidir. “Çok dikkat çekiciydi, o yüzden böyle oldu”, “Böyle görünmeseydi kimse yaklaşmazdı” veya “Karşı tarafı tahrik etti” gibi genellemeler, failin kendi seçimini görünmez hâle getirebilir.
Yûsuf kıssasında sorumluluk Yûsuf’un güzelliğine değil, kişilerin kendi tercihlerine bağlanır. Bir insanın varlığı, başkasına sınır ihlal etme hakkı vermez.

“O Benim Rabbimdir, Bana Güzel Bir Yer Sağladı” İfadesindeki “Rabbî” Kimdir
Ayetin “innehû rabbî ahsene mesvây” kısmı hakkında tefsirlerde iki temel açıklama bulunur. Bir yoruma göre Yûsuf Allah’ı kastederek, “Rabbim bana güzel davranmıştır” demektedir. Diğer yoruma göre “rabb” kelimesi dönemin dilinde “efendi/sahip” anlamında kullanılmış ve Yûsuf kendisini satın alıp evinde iyi barındıran kişiyi kastetmiştir.Her iki yorumun da dil ve bağlam açısından açıklamaları vardır. Bu yüzden tek görüşü tartışmasız biçimde ayetin tek mümkün anlamı olarak sunmamak daha isabetlidir.
Eğer Allah kastediliyorsa Yûsuf, Allah’ın nimetlerine ihanet etmeyi reddetmektedir. Eğer ev sahibi kastediliyorsa kendisine iyi davranmış bir insanın güvenine ihanet etmeyi reddetmektedir. Her iki yorumda da ahlaki çizgi güçlüdür: İyiliğe ihanetle karşılık verilmez.

Emanete Sadakat Bu Ayetin Neresindedir
Yûsuf kendisini barındıran evin içinde yaşamaktadır. Eğer “rabbî” ifadesi ev sahibine gönderme olarak anlaşılırsa Yûsuf’un sözünde, kendisine iyi davranan kişinin güvenine ihanet etmeme bilinci belirginleşir.Fakat bunun ötesinde, Yûsuf’un bedeni ve ahlakı da kendi başına bir emanet ve sorumluluk alanıdır. İnsan kimsenin görmediği anda dahi kendi değerlerinden vazgeçmemekle sınanabilir.
Emanet yalnız para veya eşya değildir. İnsanların bize duyduğu güven, iş sorumluluğu, mahrem bilgiler ve ilişkilerdeki sadakat de emanete dahil olabilir. Kimsenin görmemesi, ihanetin niteliğini değiştirmez.

“Zalimler Kurtuluşa Eremez” İfadesinde Neden “Zulüm” Kelimesi Kullanılıyor
Yûsuf’un cevabının sonunda “İnnehû lâ yuflihu’z-zâlimûn”, yani “Şüphesiz zalimler kurtuluşa ermez” buyurulur. Buradaki zulüm, yalnız fiziksel şiddet anlamına indirgenmemelidir. Zulüm, bir şeyi hakkı olmayan yere koymak, sınır aşmak ve haksız davranmak gibi geniş bir anlam alanına sahiptir.Bu bağlamda yasak ilişkiye girmek, güvene ihanet etmek ve ahlaki sınırı çiğnemek zulüm kapsamında değerlendirilir. Çünkü yanlış yalnız kişinin kendisini değil, başkalarının haklarını ve ilişkilerin güven yapısını da etkileyebilir.
Ancak buradan her günah işleyen insanın ebediyen “zalim” damgasıyla değişmez bir kimliğe hapsedileceği sonucu çıkarılmamalıdır. Tövbe ve değişim kapısı, insan hayatta olduğu ve samimi dönüş imkânı bulunduğu sürece ayrı bir meseledir.

Gizli Yapılan Bir Günah Daha mı Önemsizdir
Hayır. Bir şeyin toplum tarafından görülmemesi onu ahlaken doğru hâle getirmez. Kapıların kapatılmış olması insanların gözünü dışarıda bırakabilir; fakat Allah’ın bilgisini ortadan kaldırmaz.Yûsuf’un ahlakı tam da burada görünür. Dışarıdan onu durduracak bir kalabalığa ihtiyaç duymadan kendi iç sınırını korur.
Ancak bu ilkeden insanların mahremiyetini gözetleme hakkı çıkmaz. “Gizli günah olabilir” diye insanların telefonunu, odasını veya özel hayatını delilsiz biçimde araştırmak ayrı bir sınır ihlalidir. Allah’ın her şeyi bilmesi, insanlara sınırsız gözetleme yetkisi vermez.

Bu Ayet Cinsel Arzuyu Kötü mü İlan Ediyor
Hayır. Cinsel arzu insan tabiatının bir parçasıdır. Kur’an’ın eleştirdiği şey arzunun varlığı değil, arzunun ahlaki sınırları yok sayarak davranışa dönüştürülmesidir.Meşru ilişki içinde cinsellik kötü değildir. Problem, rızanın, sadakatin ve hakkın ihlal edildiği durumlarda ortaya çıkar. Yûsuf’un sınavı da arzunun kendisinden çok, kendisine yöneltilen gayrimeşru çağrı karşısında verdiği ahlaki cevapla ilgilidir.
Bu nedenle insanın cinsel duygu yaşamasını otomatik olarak kirli veya günahkâr kabul etmek doğru değildir. Ahlaki sorumluluk, duyguyu nasıl yönettiğimizle ilgilidir.

Yûsuf’un Tavrı Günümüzde Güç İlişkileri Açısından Nasıl Okunabilir
Bu ayette evin otoritesine sahip kişi ile o evde bağımlı bir konumda yaşayan Yûsuf arasında açık bir güç farkı vardır. Bu durum, işyeri, eğitim, sanat veya başka alanlarda otorite sahibi kişinin alt konumdaki birine cinsel yakınlık baskısı kurmasının neden problemli olabileceğini düşündürür.Bir yönetici çalışana, öğretmen öğrenciye veya ekonomik olarak güçlü biri kendisine bağımlı bir kişiye yaklaşırken “rıza” yalnız söylenen kelimeyle değerlendirilmemelidir. İnsan bazen işini, barınmasını veya geleceğini kaybetmekten korktuğu için özgürce “hayır” diyemeyebilir.
Yûsuf kıssasını modern hukukun bütün ayrıntılarına birebir çevirmek doğru olmaz; fakat gücün cinsel çıkar için kullanılmaması son derece açık bir ahlaki ilkedir.

Yûsuf Suresi 22 ve 23 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 22’de Allah’ın Yûsuf’a hüküm ve ilim verdiği bildirilmişti. Yûsuf 23’te ise bu ilim ve olgunluk gerçek bir sınavın içine girer. Böylece Kur’an, bilgiyi davranıştan ayırmaz.Bir insan haramın ne olduğunu teorik olarak bilip sınav geldiğinde farklı davranabilir. Yûsuf’un özelliği, bildiği ahlaki ölçüyü zor bir anda davranışa dönüştürmesidir. İşte bilgi burada karaktere dönüşür.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 24. ayet, kıssanın en çok tartışılan ifadelerinden birini içerecektir: “Kadın ona yönelmişti; eğer Rabbinin burhanını görmeseydi Yûsuf da ona yönelecekti...” şeklinde çevrilen yapı konusunda tefsirlerde dilbilgisel ve yorum farklılıkları vardır. Bu ayeti özellikle Yûsuf’a günah isnat etmeden, ‘hemm’ kelimesinin anlamını, ilahî burhanı, peygamberlerin korunmasını ve ayetin devamındaki ‘kötülük ve hayasızlığı ondan uzak tutmak’ ifadesini dikkatle değerlendirmek gerekecektir.

Sonuç: Yûsuf Suresi 23. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 23. ayet, kıssanın en hassas ve en güçlü ahlaki sahnelerinden biridir. Yûsuf artık çocuk değildir; olgunluk çağına gelmiş, Allah tarafından hüküm ve ilim verilmiş bir gençtir. Tam bu noktada sınav, onun bilgisini söz düzeyinde bırakmayacak kadar gerçek hâle gelir. Kapılar kapanır, mahrem bir ortam hazırlanır ve açık bir çağrı yapılır.Ayetin ilk büyük mesajı rıza ve sınırdır. Bir insanın başka birini arzulaması, karşı tarafın beden veya duyguları üzerinde hak oluşturmaz. Yûsuf’a teklif yapılır ve Yûsuf kabul etmez. Onun reddi geçerlidir ve ahlaki olarak saygı gösterilmesi gereken sınırdır.
Bu ilke cinsiyete bağlı değildir. Kadının “hayır”ı da erkeğin “hayır”ı da hayırdır. Rıza, taraflardan birinin istediğini varsaymakla değil, özgür iradeyle oluşur.
İkinci büyük mesaj gücün kötüye kullanılmamasıdır. Yûsuf kendi evinde değildir; kadının evindedir ve sosyal konum bakımından daha zayıf taraftadır. Bu nedenle olayda yalnız cinsel arzu değil, güç farklılığı da vardır.
Gücün olduğu yerde sorumluluk da büyür. Bir yönetici, öğretmen, işveren veya başka bir otorite sahibi kişi, kendisine bağımlı olan insanların konumunu kişisel arzuları için kullanmamalıdır. Güç, sınırları kaldırmaz; daha dikkatli sınırlar gerektirir.
Üçüncü büyük mesaj mağduru suçlamamaktır. Yûsuf güzel olabilir, genç olabilir ve aynı evde yaşıyor olabilir; bunların hiçbiri ona yöneltilen uygunsuz girişimin sorumluluğunu Yûsuf’a taşımaz.
Aynı ilke bugün de geçerlidir. Birinin kıyafeti, fiziksel görünümü, geçmiş ilişkileri veya sosyal tavrı, başka bir kişiye sınır ihlal etme hakkı vermez.
Failin tercihini mağdurun görünüşüne yüklemek adalet değildir.
Dördüncü büyük mesaj iffetin yalnız kadınlardan beklenen bir değer olmamasıdır. Yûsuf Suresi’nin bu bölümü, erkek iffeti konusunda Kur’an’daki en güçlü örneklerden biridir. Yûsuf da arzular, sınırlar ve tercihler dünyasının içindedir; fakat ahlaki sorumluluğunu korur.
Bu nedenle dinî ahlakta yalnız kadınlara:
“Kendini koru.”
deyip erkeklerin sorumluluğunu ikinci plana atmak eksiktir. Erkek de kendi davranışından, bakışından, sözünden ve sınırlarından sorumludur.
Beşinci büyük mesaj Allah’a sığınmanın aktif bir ahlak olmasıdır. Yûsuf yalnız “Allah korusun” deyip aynı ortamda yanlışın içine doğru ilerlemez. Devam eden ayetlerde fiziksel olarak da çıkışa yöneldiğini göreceğiz.
Bu bize önemli bir tevekkül ölçüsü verir: İnsan kötü bir ortamdan korunmak için dua ederken mümkün olan tedbiri de almalıdır. Bağımlılıktan kurtulmak isteyen kişinin destek alması, uygunsuz ortamdan uzaklaşması veya güvenli sınırlar oluşturması Allah’a güvene aykırı değildir.
Dua, tedbirin alternatifi değildir.
Altıncı büyük mesaj gizlilik ile ahlaki serbestlik arasındaki farktır. Kapılar kapalıdır. İnsan gözü açısından ortam mahremdir. Fakat Yûsuf’un ahlakı yalnız insanların onu görmesine bağlı değildir.
Gerçek karakterin önemli ölçülerinden biri, kimse görmediğinde ne yaptığımızdır. İnsan toplum önünde dürüst görünüp gizlide bambaşka davranıyorsa, ahlakını insanların bakışına bağlamış olur.
Fakat bunun tersinden insanlara gözetleme yetkisi çıkarılamaz. Gizli günah ihtimali, başkasının mahremiyetini çiğneme ruhsatı değildir.
Yedinci büyük mesaj cinsel arzunun kendisinin şeytanlaştırılmamasıdır. İnsan cinsel bir varlıktır ve arzu duyması doğaldır. Yûsuf kıssasının hedefi insan tabiatını inkâr etmek değil, tabiatın içinde ahlaki sınırı koruyabilmektir.
İffet arzunun hiç bulunmaması değildir.
İffet, arzu varken bile sınırı bilmektir.
Bu yüzden dinî eğitim cinselliği yalnız korku ve utanç üzerinden değil, rıza, sorumluluk, sadakat ve insan onuru üzerinden de konuşabilmelidir.
Sekizinci büyük mesaj iyiliğe ihanetle karşılık vermemektir. Yûsuf’un “rabbî” sözünün ev sahibini ifade ettiği yorumu kabul edildiğinde, Yûsuf kendisine iyi davranan kişinin güvenini çiğnemeyi reddetmektedir. Allah’ı ifade eden yoruma göre ise Allah’ın kendisine verdiği nimet karşısında günahla cevap vermemektedir.
Her iki durumda da çok güçlü bir ortak ilke vardır: Nimet sorumluluk doğurur.
Bir insan bize güvenmişse bu güveni kullanmak değil korumak gerekir.
Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı ise ahlakın gerçek sınavının fırsat varken ortaya çıkmasıdır. İnsan yanlış bir şeyi yapamadığı için yapmıyorsa bu durumla, yapma fırsatı bulunduğu hâlde doğruyu seçmesi aynı değildir.
Yûsuf’un önünde kapalı kapılar vardır.
Teklif açıktır.
Ortam hazırlanmıştır.
Dışarıdan engel görünmemektedir.
Fakat Yûsuf’un içinde bir sınır vardır: “Allah’a sığınırım.”
İşte karakterin en derin boyutlarından biri burada görünür. İnsan yalnız yakalanmaktan korktuğu için değil, yanlış olduğu için yanlışın dışında kalabiliyor mu?
Yûsuf Suresi 23. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Birini arzulaman ona sahip olma hakkı vermez. Rızayı cinsiyete göre değiştirme. Gücünü cinsel veya duygusal baskı için kullanma. Mağdurun görünüşünü failin mazereti hâline getirme. İffeti yalnız kadına yükleme. Gizli ortamı sınırsızlık sanma. Allah’a sığınmayı tedbirle birleştir. Ve gerçek ahlakın, yalnız herkes bakarken değil, kimse görmüyormuş gibi olduğunda da doğruyu seçebilmek olduğunu unutma.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 24. ayet, bu kıssanın en fazla yanlış anlaşılan ve üzerinde en çok tartışılan ayetlerinden biridir. Kadının Yûsuf’a yönelişi, Yûsuf’un “Rabbinin burhanını görmesi”, “hemm” kelimesinin nasıl anlaşılması gerektiği ve Allah’ın “kötülüğü ve hayasızlığı ondan uzaklaştırması” dikkatle ele alınmalıdır. Özellikle ayeti, Hz. Yûsuf’a gerçekleşmiş bir günah isnat edecek şekilde yüzeysel okumadan, Arapça yapı ve tefsirlerdeki farklı açıklamalarla birlikte değerlendirmek gerekecektir.
Ve belki Yûsuf Suresi 23. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir şeyi yapma fırsatımız olduğunda bizi durduran yalnız yakalanma korkusu mu, yoksa gerçek bir ahlaki sınırımız var mı? Güç sahibi olduğumuz insanlara gerçekten özgürce “hayır” diyebilecekleri alan bırakıyor muyuz? Ve kendi arzularımızı merkeze almak yerine, karşımızdaki insanın iradesini, onurunu ve sınırını gerçekten görebiliyor muyuz?
“Yûsuf 23, kapıların kapandığı, teklifin açıkça yapıldığı ve dışarıdan hiçbir engelin görünmediği bir anda Hz. Yûsuf’un ‘Allah’a sığınırım’ dediğini bildirir. Bu ayet yalnız cinsel bir sınavı değil; rıza, güç, güven, iffet ve gizlide de ahlaklı kalabilme sınavını anlatır. Birini istemek onun üzerinde hak doğurmaz; güç rızanın yerine geçmez, güzellik mağduru suçlu yapmaz ve mahremiyet yanlışın doğruya dönüşmesini sağlamaz. Gerçek karakter, insanın yalnız görüldüğünde değil, yalnız kaldığında da hangi sınırı koruduğunda ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu