Yûsuf Suresi 34. Ayette “Rabbi Onun Duasını Kabul Etti ve Kadınların Tuzaklarını Ondan Uzaklaştırdı. Şüphesiz O, Hakkıyla İşitendir, Hakkıyla Bilendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 33. ayette Hz. Yûsuf ağır bir baskı altında Rabbine yönelmiş ve ‘Zindan, bunların beni çağırdığı şeyden bana daha sevimlidir. Eğer onların tuzağını benden uzaklaştırmazsan onlara meyledebilir ve cahillerden olabilirim’ diye dua etmişti. 34. ayette bu duanın cevabı açıkça bildirilir: Allah Yûsuf’un duasını kabul eder ve kadınların düzenini ondan uzaklaştırır. Fakat kıssanın devamında Yûsuf’un yine de hapse gireceğini göreceğiz. Bu çok önemli bir ayrım öğretir: Duanın kabul edilmesi, hayatımızdaki bütün sıkıntıların hemen ortadan kalkması anlamına gelmeyebilir. Yûsuf’un duasındaki asıl talep ahlaki olarak korunmaktır ve Allah onu bu tehlikeden korur; fakat başka bir imtihan olan zindan bir süre daha devam eder.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 34. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Rabbi onun duasını kabul etti ve onların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Ayetin Arapçası ise “Festecâbe lehû rabbuhû fe-sarafe anhu keydehunne. İnnehû huve’s-semîu’l-alîm.” şeklindedir.Bir önceki ayette Yûsuf kendi gücüne güvenmek yerine Rabbinden yardım istemişti. Allah’ın cevabı ise bu ayette “festecâbe lehû rabbuhû”, yani “Rabbi ona cevap verdi, duasını kabul etti” ifadesiyle doğrudan bildirilir. Böylece Kur’an, Yûsuf’un ahlaki direncinin yalnız bireysel irade gösterisi olmadığını, ilahî yardımın da bu direncin içinde bulunduğunu ortaya koyar.
Ayetin sonunda Allah’ın “es-Semî‘” ve “el-Alîm”, yani hakkıyla işiten ve hakkıyla bilen olduğu belirtilir. Yûsuf’un duası insanların gözü önünde büyük bir gösteriyle değil, baskının ortasında Rabbine yönelen samimi bir kulun duasıdır ve Allah onun sözünü de hâlini de bilmektedir.
“Rabbi Onun Duasını Kabul Etti” Ne Anlama Gelir
Arapçadaki “istecâbe” fiili, cevap vermek ve duaya karşılık vermek anlamına gelir. Burada Allah’ın Yûsuf’un duasına cevap verdiği Kur’an tarafından açıkça bildirilmektedir. Bu yüzden Yûsuf’un duasının kabul edilip edilmediği konusunda bir belirsizlik yoktur.Fakat duanın kabulünün ne şekilde gerçekleştiğine dikkat etmek gerekir. Yûsuf önceki ayette kadınların baskısından ve kendisini yanlış davranışa sürükleyebilecek düzenden korunmayı istemişti. Ayet de tam olarak “Allah onların tuzağını ondan uzaklaştırdı” diyerek bu talebin karşılığını bildirir.
Dolayısıyla dua kabul edilmiştir; fakat bu kabul Yûsuf’un bütün dünya sıkıntılarından anında kurtarılması şeklinde gerçekleşmemiştir. Bu nokta, dua anlayışımız açısından son derece önemlidir.
Duanın Kabul Edilmesi Neden Yûsuf’un Hemen Rahata Kavuşması Anlamına Gelmiyor
Çünkü bir sonraki ayette olayın yönü değişecek ve birtakım işaretleri görmelerine rağmen Yûsuf’un bir süre zindana konulmasına karar verilecektir. Yani Allah Yûsuf’un duasını kabul etmiş, onu ahlaki tehlikeden korumuş; fakat zindan imtihanı ortadan kalkmamıştır.Bu durum bize güçlü bir ölçü verir: Duanın kabulünü yalnız “İstediğim bütün dış şartlar hemen değişti mi?” sorusuyla ölçemeyiz. Bazen insanın istediği bir tehlike uzaklaştırılırken başka bir zorluk devam edebilir.
Yûsuf için en büyük mesele o anda zindandan kaçmak değil, ahlaki iradesini kaybetmemektir. Allah onun bu talebine cevap vermiştir.
Bir Sıkıntının Devam Etmesi Duanın Kabul Olmadığını mı Gösterir
Hayır. Yûsuf kıssasının bu bölümü bunun çok açık bir örneğidir. Yûsuf’un duası kabul edilir, fakat hayatındaki zorluklar tamamen sona ermez.Bu nedenle insan “Dua ettim ama problem hâlâ var; demek ki Allah beni duymadı” sonucuna hemen varmamalıdır. Bazen dua edilen şeyin cevabı, bizim beklediğimiz biçimden farklı olabilir; bazen de sonuç henüz görünmemiş olabilir. Bununla birlikte her duanın belirli bir şekilde ve belirli bir zamanda gerçekleşeceğini insanlar adına kesin biçimde vaat etmek de doğru değildir.
Yûsuf 34 için kesin konuşabiliriz, çünkü Kur’an açıkça “Rabbi onun duasını kabul etti” demektedir. Kendi dualarımız konusunda ise ilahî hikmetin bütün ayrıntılarını bildiğimizi iddia etmemeliyiz.
“Kadınların Tuzaklarını Ondan Uzaklaştırdı” Ne Anlama Gelir
Ayette “fe-sarafe anhu keydehunne”, yani “onların düzenini/tuzaklarını ondan uzaklaştırdı” denilir. Buradaki “keyd”, önceki ayetlerde gördüğümüz gibi Yûsuf üzerinde kurulan yönlendirme, baskı, tehdit ve onu iradesinden döndürmeye yönelik girişimlerle ilgilidir.Yûsuf yalnız tek bir teklif karşısında değildir. Olay artık sosyal baskı ve hapis tehdidi boyutuna ulaşmıştır. Allah’ın bu düzeni Yûsuf’tan uzaklaştırması, onun bu baskıya teslim olmadan ahlaki bütünlüğünü korumasını sağlamaktadır.
Burada dikkat çekici olan, ayetin “Yûsuf onların düzenini kendi başına yendi” demek yerine Allah’ın korumasını vurgulamasıdır. Ancak bu, Yûsuf’un kendi iradesini ve davranışlarını önemsiz hâle getirmez.
Allah Koruduysa Yûsuf’un Kendi Çabasının Bir Önemi Var mı
Evet. Kıssanın önceki ayetlerinde Yûsuf’un aktif davranışını açıkça gördük. O “Allah’a sığınırım” dedi, kapıya doğru koştu, teklifleri reddetti, kendisini savundu ve nihayet Rabbinden yardım istedi.Dolayısıyla ilahî koruma ile insan çabası birbirinin rakibi değildir. Yûsuf elinden geleni yapar, Allah da onu korur. Kur’an’ın ortaya koyduğu denge budur.
İnsan “Allah koruyacak” diye kendisini bilerek tehlikeye atmak zorunda değildir. Aynı şekilde “Her şeyi ben başarırım” diyerek ilahî yardımı gereksiz görmek de Yûsuf’un tavrına benzemez. Dua ve tedbir birlikte yürür.
Bu Ayet Tevekkül Hakkında Ne Öğretiyor
Tevekkül, insanın bütün sorumluluklarını bırakarak sonucu beklemesi değildir. Yûsuf’un tevekkülü son derece aktiftir. O hem yanlışın karşısında durur hem kaçış yolunu kullanır hem de Rabbine dua eder.Bu nedenle tevekkülü “Hiçbir şey yapma, Allah halleder” şeklinde anlamak doğru değildir. Daha sağlıklı anlayış, insanın üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır.
Yûsuf’un duasında da bu denge görülür: Kendi iradesini kullanır fakat kendi iradesini ilahlaştırmaz. Elinden geleni yapar fakat başarıyı yalnız kendisine mal etmez.
Allah’ın Bir Kulunu Kötülükten Koruması Onun İradesini Ortadan Kaldırır mı
Hayır. İlahi yardım, insanın bir robot hâline gelmesi anlamına gelmez. Yûsuf’un bütün kıssa boyunca verdiği kararlar gerçek kararlardır ve onun ahlaki sorumluluğu vardır.Allah’ın onu koruması, doğruyu seçebilmesi için yardım, yönlendirme ve şartların yanlış sonuca sürüklememesini sağlama şeklinde anlaşılabilir. Bunun ayrıntısının nasıl gerçekleştiğini ayet açıklamaz; fakat sonuç açıktır: Yûsuf kötülüğe teslim olmamıştır.
Bu nedenle ilahî yardım ile özgür irade arasında zorunlu bir çelişki kurmak gerekmez. İnsan iradesini kullanırken Allah’ın yardımına muhtaç olabilir.
Yûsuf’un Duası Neden Bu Kadar Samimi Bir Dua Örneğidir
Çünkü Yûsuf duasında kendisini olduğundan daha güçlü göstermeye çalışmaz. “Ben peygamberim, bana hiçbir şey olmaz” demez. Bunun yerine Rabbine muhtaç olduğunu açıkça ifade eder.Samimi dua, insanın Allah karşısında kendi sınırlarını dürüstçe kabul edebilmesidir. Yûsuf’un duasında gösteriş yoktur; onun temel talebi insanların gözünde kahraman görünmek değil, yanlışa düşmemektir.
Bu yüzden duasının merkezinde şöhret, makam veya rahatlık değil ahlaki korunma vardır. Yûsuf önce karakterini korumayı ister.
Bu Ayet “Her Dua Kesinlikle İstediğimiz Şekilde Olur” mu Diyor
Hayır. Yûsuf 34, özellikle Yûsuf’un bu duasının kabul edildiğini bildirir. Buradan bütün insanların bütün dualarının tam olarak kendi seçtikleri biçimde ve zamanda gerçekleşeceği şeklinde mekanik bir kural çıkarılamaz.Dua, Allah’a emir vermek değildir. İnsan talep eder, umut eder ve Rabbine yönelir; fakat bütün sonuçların hikmetini ve geleceğini bilmez. İslamî dua anlayışında kul ile Rab arasındaki ilişki istek makinesi ile kullanıcı ilişkisi değildir.
Bu nedenle dua çok değerlidir, fakat “Şu kadar dua ettim, o hâlde istediğim sonuç bana borçtur” anlayışı doğru değildir. Yûsuf’un duasında da asıl teslimiyet, sonucun şeklini Allah’a bırakabilmesinde görülür.

Yûsuf’un Duasının Kabulü Neden Zindanı Engellemiyor
Çünkü Yûsuf’un duasının temel konusu ahlaki tehlikeden korunmaktır. “Rabbim, beni kesinlikle hapisten kurtar” dememiş; kadınların kendisini çağırdığı yanlış davranıştan korunmayı istemiştir.Allah da ayette tam olarak “onların tuzağını ondan uzaklaştırdı” buyurur. Bir sonraki aşamada hapis gerçekleşse bile Yûsuf’un istediği temel korunma sağlanmıştır.
Burada çok ince bir ders vardır: İnsan bazen duasının kabulünü yalnız hayatındaki bütün kötü koşulların kalkmasıyla ölçer. Oysa bazen Allah insanı koşulu değiştirmeden insanın koşul içindeki yönünü koruyarak da destekleyebilir.

Dünyadaki Zorluk Allah’ın Bir Kuldan Hoşnut Olmadığını mı Gösterir
Hayır. Hz. Yûsuf bunun açık örneğidir. O Allah’ın seçkin bir kuludur, duası kabul edilir ve buna rağmen zindana giden bir sürece doğru ilerler.Dolayısıyla rahatlık Allah’ın mutlaka razı olduğunun, sıkıntı da mutlaka gazabının kanıtı değildir. Dünyadaki şartlarla kişinin Allah katındaki değerini mekanik biçimde ölçemeyiz.
Zengin bir insanın zenginliği onun mutlaka Allah’ın sevgili kulu olduğunu kanıtlamadığı gibi, haksız yere hapse atılan veya ağır sıkıntı yaşayan bir insanın durumu da Allah’ın ondan razı olmadığı anlamına gelmez. Dünya sonuçları ile ilahî değer yargısını birebir eşitlememek gerekir.

“Şüphesiz O İşitendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette Allah için “es-Semî‘”, yani “hakkıyla işiten” ismi kullanılır. Bu, Allah’ın Yûsuf’un duasını eksiksiz biçimde bildiğini ve ona karşılık verdiğini ifade eder.Fakat Allah’ın işitmesini insanın işitmesi gibi düşünmemek gerekir. İnsan kulak, ses dalgaları ve fiziksel organlar aracılığıyla işitir; Allah ise yaratılmışlara benzemez. İslam kelâmında Allah’ın sıfatları O’na layık şekilde anlaşılır ve yaratılmışların özellikleriyle birebir kıyaslanmaz.
Dolayısıyla “Allah işitir” demek, O’nun kula ihtiyacı olduğu anlamına gelmez. Allah’ın işitmesi, O’nun ilahî sıfatıdır ve yaratılmış işitmesiyle sınırlandırılamaz.

Allah’ın “İşitmesi” İnsan Sesini Duymakla mı Sınırlıdır
Hayır. Allah’ın bilgisi ve işitmesi insanın kapasitesi gibi sınırlı değildir. Kul yüksek sesle konuşsun veya sessizce dua etsin, Allah’ın bilgisinden hiçbir şey gizlenmez.Yûsuf’un duasının önemi burada da görülür. Onun insanların karşısında büyük bir dinî gösteri yapmasına gerek yoktur. Rabbine yönelmesi yeterlidir.
Bu nedenle dua yalnız belirli ses yüksekliğine veya belirli gösterişli biçimlere bağlanmamalıdır. İnsan kalbiyle ve diliyle Rabbine yönelebilir. Allah kulun hâlini bilir.

“Hakkıyla Bilendir” İfadesi Neyi Vurguluyor
Allah için kullanılan ikinci isim “el-Alîm”, yani her şeyi hakkıyla bilen anlamındadır. Bu isim, Yûsuf’un yalnız söylediği kelimelerin değil, içinde bulunduğu baskının, niyetinin ve ihtiyacının da Allah tarafından bilindiğini ifade eder.İnsanlar bir başkasının dış görünüşünü görebilir ama onun iç dünyasını bütünüyle bilemez. Allah’ın bilgisi ise böyle bir sınırlılığa tabi değildir.
Ancak buradan insanların “Allah kalpleri biliyor, ben de herkesin niyetini biliyorum” gibi bir yetki çıkarması doğru değildir. Allah’ın gayb bilgisi insana verilmiş sınırsız bir niyet okuma yetkisi değildir.

“Allah Her Şeyi Biliyor” Demek İnsanların Delil Aramasını Gereksiz mi Kılar
Hayır. Allah Yûsuf’un masumiyetini baştan beri bilmektedir; fakat kıssanın içinde insanlar gömleğe bakmış, delili değerlendirmiş ve olayın gerçekliğini araştırmıştır.Bu önemli bir dengedir. Allah’ın mutlak bilgisi, insanın dünyadaki araştırma ve adalet sorumluluğunu kaldırmaz. Mahkemeler vahiy almadan çalışır; insanların delile ihtiyacı vardır.
Dolayısıyla “Allah zaten biliyor” sözü kişisel teselli olabilir, fakat hukukta ve toplumsal kararlarda kanıtın yerine geçmez. İnsan, kendi sınırlı bilgisinin gerektirdiği yöntemleri kullanmalıdır.

Dua Kabul Edildiğinde İnsan Bunu Mutlaka Hemen Fark Eder mi
Her zaman değil. Yûsuf’un kıssasında vahiy bize duanın kabul edildiğini bildirir; fakat Yûsuf’un hemen ardından zindana girmesi, dışarıdan bakan biri için “Duası kabul olmadı” gibi yanlış bir izlenim oluşturabilirdi.Bu da bize görünür sonuçlara bakarken ihtiyatlı olmayı öğretir. Bir insanın yaşadığı zorluğun arkasındaki bütün ilahî hikmeti bildiğimizi iddia edemeyiz.
Bu nedenle başkasına “Duan kabul olmadı çünkü yeterince inanmadın” gibi ağır ve temelsiz sözler söylemek doğru değildir. İnsanların imanını veya Allah’la ilişkisini yaşadıkları sonuca bakarak ölçmemeliyiz.

Yûsuf Suresi 33 ve 34 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 33’te kulun sesi vardır: “Rabbim! Zindan bunların beni çağırdığı şeyden bana daha sevimlidir; onların tuzağını benden uzaklaştırmazsan zorlanabilirim.” Yûsuf 34’te ise ilahî cevap gelir: “Rabbi onun duasını kabul etti ve onların tuzağını ondan uzaklaştırdı.”Bu iki ayet birlikte dua ile cevap arasındaki güçlü bağı gösterir. Ancak cevap, Yûsuf’un bütün zorluklarını bitiren rahat bir hayata geçiş değildir. Tam tersine kıssanın bir sonraki aşamasında zindan vardır.
Yûsuf Suresi 35. ayette, insanların Yûsuf’un masumiyetini gösteren delilleri gördükten sonra bile onu bir süre zindana atmayı uygun gördükleri bildirilecektir. Bu ayet, özellikle delil ortaya çıktığı hâlde adaletsiz karar verilebilmesi, kurumların itibarı korumak için masum bir insanı feda edebilmesi ve dünyadaki hukuki kararların her zaman ahlaki hakikatle aynı olmadığı konularında çok önemli olacaktır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 34. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 34. ayet, duanın kabulünü anlatan kısa fakat son derece derin bir ayettir. Yûsuf ağır baskı altında Rabbine yönelmiş, kendi iradesini mutlaklaştırmadan Allah’ın yardımını istemiştir. Ayet şimdi bu yönelişe açık cevap verir: Rabbi onun duasını kabul etmiş ve kadınların tuzağını ondan uzaklaştırmıştır. Böylece Kur’an, insanın doğruyu seçme mücadelesinde hem kişisel iradeyi hem ilahî yardımı birlikte görmemizi sağlar.Ayetin ilk büyük mesajı, duanın insanın sorumluluğunun yerine geçmediğidir. Yûsuf dua etmeden önce de harekete geçmiştir; sınır koymuş, kaçmış, kendisini savunmuş ve baskıya teslim olmamıştır. Dua bütün bu davranışların yerine geçen bir kestirme yol değil, onları taşıyan manevî yöneliştir. Bu nedenle insanın Allah’a güvenmesi, elinden gelen doğru tedbirleri bırakması anlamına gelmez.
İkinci büyük mesaj, duanın kabulünü yalnız rahatlıkla ölçmemektir. Yûsuf’un duası kabul edilir ama zindan ufukta görünmektedir. Bu ilk bakışta şaşırtıcı olabilir; çünkü insan çoğu zaman kabul edilmiş duayı bütün sorunların sona ermesi şeklinde hayal eder. Oysa Yûsuf’un talebi ahlaki olarak korunmaktır ve Allah ona bunu verir. Dünyadaki başka bir sıkıntının devam etmesi, bu kabulü ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle bir insan dua ettikten sonra hâlâ hastalık, maddi zorluk, yalnızlık veya başka bir imtihan yaşayabilir. Bundan onun duasının değersiz olduğu veya Allah’ın onu terk ettiği sonucu çıkarılamaz. Biz Yûsuf’un durumunu vahiy sayesinde biliyoruz; kendi hayatımızdaki bütün ilahî hikmetleri ise aynı açıklıkla bilemeyiz.
Üçüncü büyük mesaj, dünyevî rahatlığı ilahî onayın tek göstergesi saymamaktır. Yûsuf Allah’ın seçilmiş kuludur, duası kabul edilmiştir ve yine de hapse doğru ilerlemektedir. Bu tek başına bile “Allah seviyorsa hayat mutlaka kolaylaşır” anlayışını düzeltmeye yeter.
Bazen doğru insan zorlanır, zalim insan ise bir süre rahat yaşayabilir. Dünya hayatı her ahlaki hesabın aynı gün sonuçlandığı mekanik bir sistem değildir. Nihai adalet yalnız anlık dünya sonuçlarına indirgenemez.
Dördüncü büyük mesaj, ilahî yardım karşısında kibirlenmemektir. Yûsuf’un korunması onun karakterini değersizleştirmez; fakat karakterinin kaynağını yalnız kendisinde görmesine de izin vermez. Doğruyu seçebilmek bile Allah’ın lütfuna şükretmeyi gerektirebilir.
İnsan bir günaha düşmediğinde başkasını küçümsemek yerine “Allah beni korudu” diyebilmelidir. Çünkü başka bir insanın düştüğü sınav bizim hayatımızda hiç karşımıza çıkmamış olabilir.
Beşinci büyük mesaj, “Allah işitir” sözünün Allah’ı yaratılmışlara benzetmeden anlaşılmasıdır. Allah’ın işitmesi insanın kulağıyla işitmesi gibi değildir. O’nun işitmesi kendi yüceliğine uygun bir sıfattır ve hiçbir fiziksel organa muhtaç değildir.
Aynı şekilde “Allah bilir” demek, O’nun bilgisinin insan bilgisi gibi gözlem, deney veya sonradan öğrenme yoluyla oluştuğu anlamına gelmez. Allah’ın bilgisi yaratılmışların sınırlı bilgisine benzemez.
Altıncı büyük mesaj, Allah’ın bilmesinin insanlara sınırsız gözetleme yetkisi vermediğidir. Allah insanların gizlisini bilir; fakat insanın görevi başkalarının özel hayatını sınırsız biçimde araştırmak değildir. İlahi bilgi ile insan yetkisi birbirine karıştırılmamalıdır.
Yedinci büyük mesaj, başkasının duası hakkında hüküm vermemektir. Bir insanın istediği şey gerçekleşmedi diye ona “Yeterince inanmadın” veya “Allah seni duymadı” demek, bizim bilemeyeceğimiz bir alanda kesin hüküm vermektir. Yûsuf’un duasının kabul edildiğini biliyoruz çünkü Kur’an bunu söylüyor; başka insanların Allah’la arasındaki ilişkinin bütün sırlarına sahip değiliz.
Sekizinci büyük mesaj, dua ederken yalnız şartların değil, kendi içimizin de korunmasını isteyebilmektir. Yûsuf’un duasının merkezinde “Bana rahat bir hayat ver” değil, “Beni yanlışın içine düşmekten koru” vardır. Bu, dua ufkumuzu genişleten çok önemli bir örnektir. İnsan yalnız “Bu problemi ortadan kaldır” diye değil, “Bu problem içindeyken beni doğru tut” diye de dua edebilir.
Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı, Allah’ın cevabının bazen bizi sıkıntıdan değil, sıkıntının içinde yanlış olmaktan korumasıdır. Yûsuf’un çevresindeki baskı gerçek, tehdit gerçek ve yaklaşan zindan da gerçektir; fakat bütün bunların içinde onun ahlaki merkezi korunmuştur. Dışarıdaki bütün kapılar kapanıyor gibi görünürken içindeki yön bozulmamıştır.
Bu, insan için çok derin bir duadır: Hayat her zaman istediğim gibi olmayabilir; fakat ben yanlışın istediği kişiye dönüşmeyeyim.
Yûsuf Suresi 34. ayetin bütün mesajı bu denge içinde anlaşılabilir: Dua et ama sorumluluğunu bırakma. Allah’tan yardım isterken tedbirini de al. Duanın kabulünü yalnız bütün sıkıntıların bitmesiyle ölçme. Dünyadaki zorluğu ilahî reddedilmenin kanıtı sayma. Allah’ın işitmesini ve bilmesini yaratılmışların özelliklerine benzetme. Başkasının duası hakkında kesin hüküm verme. Ve bazen en büyük cevabın, dış dünyadaki bütün sorunların ortadan kalkması değil, o sorunların içinde ahlaki yönünü kaybetmemek olduğunu unutma.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 35. ayette, kıssa çok çarpıcı bir adalet sorununa geçecektir. Yûsuf’un masumiyetini gösteren delilleri ve işaretleri görmelerine rağmen, onu bir süre zindana atmanın uygun olduğuna karar verilecektir. Böylece karşımıza son derece önemli bir soru çıkacaktır: İnsanlar gerçeği bildikleri hâlde neden adaletsiz karar verebilirler? Bu ayet özellikle güç, itibar, kurum çıkarı, masumiyetin bilinmesine rağmen verilen haksız kararlar ve “hukuken yapılan her şey ahlaken de doğrudur” yanılgısı bakımından dikkatle ele alınmalıdır.
Ve belki Yûsuf Suresi 34. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Dua ettiğimizde yalnız şartların değişmesini mi istiyoruz, yoksa şartlar değişmese bile doğru kalabilmek için de Allah’tan yardım diliyor muyuz? Hayat zorlaştığında hemen “Allah beni duymadı” mı diyoruz, yoksa göremediğimiz korumaların da olabileceğini kabul edebiliyor muyuz? Ve kendi imkânlarımızı kullandıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilecek kadar tevekkül sahibi olabiliyor muyuz?
“Yûsuf 34, ‘Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzağını ondan uzaklaştırdı’ buyurarak Hz. Yûsuf’un ahlaki korunmasının ilahî yardımla desteklendiğini gösterir. Fakat dua kabul edildiği hâlde zindan imtihanının devam edecek olması son derece önemli bir ders verir: Duanın kabulü her zaman bütün sıkıntıların hemen sona ermesi değildir. Bazen Allah dışarıdaki şartı değiştirmeden insanı o şartın içinde yanlış olmaktan korur. Çünkü O hakkıyla işitir ve hakkıyla bilir; insan ise kendi sınırlılığını bilerek dua eder, tedbir alır ve sonucu Rabbine bırakır.”
Ersan Karavelioğlu