📖 Yûsuf Suresi 29. Ayette “Yûsuf, Sen Bu Olaydan Yüz Çevir; Sen de Günahın İçin Bağışlanma Dile. Çünkü Sen Hata Edenlerden Oldun” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 29. Ayette “Yûsuf, Sen Bu Olaydan Yüz Çevir; Sen de Günahın İçin Bağışlanma Dile. Çünkü Sen Hata Edenlerden Oldun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 28. ayette gömleğin arkadan yırtıldığı görülmüş ve Hz. Yûsuf’un anlattığı olayın fiziksel bulguyla uyumlu olduğu anlaşılmıştı. 29. ayette ise gerçeğin ortaya çıkmasından sonra evin içinde nasıl bir yol izlenmek istendiğini görüyoruz: Hz. Yûsuf’a ‘Bu meseleden yüz çevir’, kadına ise ‘Günahın için bağışlanma dile; çünkü hata edenlerden oldun’ denilir. Ayetin çok önemli bir ayrımı vardır: Yûsuf’tan günahı için tövbe etmesi istenmez, çünkü suçlu olan o değildir; hata açık biçimde kadına nispet edilir. Bununla birlikte ‘Bu meseleden yüz çevir’ ifadesi, her mağdurun her durumda susturulması gerektiğini söyleyen evrensel bir ilahî emir değildir. Bu, kıssa içindeki bir kişinin söylediği sözdür ve mahremiyeti korumak ile haksızlığı örtbas etmek arasındaki çizgi dikkatle ayrılmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 29. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf! Sen bu olaydan yüz çevir. Sen de günahın için bağışlanma dile; çünkü sen gerçekten hata edenlerden oldun.” Ayetin Arapçası ise “Yûsufu a‘rid an hâzâ, vestagfirî li-zenbiki inneki kunti mine’l-hâtiîn.” şeklindedir.

Bir önceki ayette olayın maddi bulgusu değerlendirilmiş ve Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğu görülmüştü. Bu durum, Yûsuf’un kaçan taraf olduğunu ve kendisini savunurken doğru söylediğini desteklemişti. Şimdi ise evin sahibi, iki tarafa farklı biçimde seslenmektedir: Yûsuf’a olayın peşini bırakması, kadına ise kendi günahı nedeniyle bağışlanma istemesi söylenir.

Bu dağılım son derece önemlidir. Kur’an, Yûsuf ile kadını aynı ahlaki düzlemde göstermez. Yanlış yapanla yanlışın hedefi olan kişi birbirine eşitlenmez.

2️⃣ “Yûsuf, Sen Bu Olaydan Yüz Çevir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “a‘rid an hâzâ”, genel olarak “bundan yüz çevir, bunu gündeme taşıma, bunun üzerinde durma” gibi anlamlara gelir. Bağlam içinde Yûsuf’tan olayın daha fazla yayılmaması ve konunun büyütülmemesi isteniyor görünmektedir.

Ancak burada çok önemli bir yöntem ilkesi vardır: Bu söz doğrudan Allah’ın Yûsuf’a verdiği evrensel bir emir şeklinde değil, olayın içindeki kişinin Yûsuf’a söylediği bir söz olarak geçmektedir. Dolayısıyla bunu bütün çağlarda bütün mağdurlar için “Haksızlığa uğradıysan susmalısın” şeklinde dinî bir kural hâline getirmek doğru değildir.

Kıssalardaki kişilerin söylediği her cümle, yalnız Kur’an’da geçtiği için otomatik olarak ilahî ahlak emri olmaz. Kur’an bazen insanların doğru sözlerini, bazen yanlışlarını ve bazen de tartışılması gereken davranışlarını aktarır.

3️⃣ Bu Söz Hz. Yûsuf’un Susturulması Anlamına mı Geliyor ❓​

Pratik olarak olayın yayılmaması yönünde bir beklenti vardır; fakat bunu modern anlamda kesin bir “mağduru susturma politikası” diye etiketlemek de metnin verdiğinden daha fazla ayrıntı iddia etmek olabilir. Ayet, ev sahibinin iç niyetini ayrıntılı biçimde açıklamaz.

Bu tavrın aile mahremiyetini koruma, skandalın büyümesini önleme veya evin itibarını muhafaza etme gibi amaçları bulunmuş olabilir; fakat bunların hangisinin temel neden olduğunu Kur’an açıkça belirtmez. O yüzden yorum yaparken olasılık ile kesin bilgiyi ayırmak gerekir.

Bununla birlikte bir gerçek nettir: Yûsuf haksızlığa uğramıştır ve ondan olayın üzerinde durmaması istenmektedir. Bu durum bize mahremiyet ile mağduru görünmez hâle getirme arasındaki çizgiyi düşünmek için güçlü bir alan açar.

4️⃣ Mahremiyet ile Örtbas Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Mahremiyet, insanların özel hayatlarının gereksiz yere ifşa edilmemesi ve kişisel bilgilerin korunmasıdır. Örtbas ise ciddi bir haksızlığın, başkalarının zarar görmesini önleyecek biçimde ele alınması gerekirken yalnız itibarı korumak amacıyla gizlenmesidir. Bu iki kavram aynı değildir.

Örneğin aile içindeki mahrem bir tartışmanın sosyal medyada yayılmaması sağlıklı olabilir. Fakat şiddet, taciz, çocuk istismarı veya devam eden ciddi bir tehdit söz konusuysa “Aile içinde kalsın” diyerek mağduru yardım aramaktan alıkoymak doğru değildir.

Yûsuf 29’u bu yüzden “Her şeyi gizleyin” şeklinde okumamak gerekir. İslamî ahlak mahremiyeti koruyabilir; fakat mahremiyet, zulmü koruyan bir perdeye dönüştürülmemelidir.

5️⃣ Bir Ailenin veya Kurumun İtibarı Mağdurun Hakkından Önemli midir ❓​

Hayır. Aile, şirket, okul, dinî kurum veya herhangi bir topluluğun itibarı değerli olabilir; fakat bu itibar başka bir insanın güvenliği ve adalet hakkının üzerinde değildir.

Bazen kurumlar sorun ortaya çıktığında ilk olarak “Bu duyulursa adımız ne olur?” diye düşünebilir. Oysa daha doğru soru “Haksızlığa uğrayan kişinin hakkını nasıl koruruz ve bunun tekrarını nasıl önleriz?” olmalıdır.

Gerçek itibar, yanlışların hiç duyulmamasından değil, yanlış ortaya çıktığında adil ve sorumlu davranabilmekten doğar. Haksızlığı gizleyerek korunan görüntü, gerçek ahlaki saygınlık değildir.

6️⃣ Yûsuf’a Neden “Bağışlanma Dile” Denilmiyor ❓​

Çünkü ayet Yûsuf’u suçlu olarak göstermemektedir. Önceki ayetlerde onun teklifi reddettiği, kapıya doğru kaçtığı ve gömleğinin arkadan yırtıldığı ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla ona “Günahından tövbe et” denilmez.

Bu çok önemli bir adalet ilkesidir: Mağdur ile faili aynı ahlaki sorumluluk düzlemine yerleştirmek doğru değildir. Bir olayda iki tarafın bulunması, iki tarafın da otomatik olarak eşit derecede suçlu olduğu anlamına gelmez.

“İki taraf da bir şey yapmıştır” diyerek her anlaşmazlığı mekanik biçimde yarı yarıya bölmek bazen adaletsiz olabilir. Sorumluluk, somut davranışa göre dağıtılmalıdır.

7️⃣ Kadına “Günahın İçin Bağışlanma Dile” Denilmesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette kadına “vestagfirî li-zenbiki”, yani “günahın için bağışlanma dile” denilir. Burada onun davranışının açık biçimde ahlaki yanlış olarak kabul edildiği görülür.

Yanlış yalnız Yûsuf’a yönelmesi değildir; olayın devamında Yûsuf’u suçlayan bir anlatı kurması da meselenin ağırlığını artırmıştır. Dolayısıyla karşısında hem sınır ihlali hem gerçeği tersine çevirme girişimi bulunan ciddi bir davranış dizisi vardır.

Bağışlanma dilemek, insanın yaptığı yanlışı Allah’ın önünde kabul edip “Ben bunu doğru yapmadım” diyebilmesidir. Gerçek istiğfar, yanlışın adını değiştirmekten ziyade onunla yüzleşmeyi gerektirir.

8️⃣ “İstiğfar” Sadece “Estağfirullah” Demek midir ❓​

Hayır. Dil ile “Estağfirullah” demek değerli olabilir; fakat gerçek istiğfarı sadece kelime tekrarına indirgemek eksik olur. İnsan yaptığı yanlışı bilinçli biçimde sürdürüp yalnız dilinde bağışlanma isterse, söz ile davranış arasında ciddi bir çelişki oluşur.

Samimi tövbe genel olarak yanlıştan vazgeçme, pişmanlık duyma ve yeniden yapmamaya yönelme boyutlarını taşır. Eğer başka bir insanın hakkı çiğnenmişse, mümkün ve uygun olduğu ölçüde zararın giderilmesi veya hakkın iadesi de önem kazanır.

Bu nedenle istiğfar sadece geçmişi silmeye çalışan sihirli bir kelime değil, ahlaki yön değişikliğinin Allah’a dönük ifadesidir.

9️⃣ Tövbe Yapılan Haksızlığın Dünyadaki Sonuçlarını Otomatik Olarak Siler mi ❓​

Hayır. Bir insan Allah’a samimi biçimde tövbe edebilir; fakat yaptığı davranış başkasının hakkını ihlal etmişse dünyadaki sorumluluk ayrıca devam edebilir. Örneğin çalınan malın iadesi, bozulan itibarın düzeltilmesi veya hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekebilir.

Bu yüzden “Tövbe ettim, artık kimse benden hiçbir şey isteyemez” anlayışı doğru değildir. Allah ile kul arasındaki bağışlanma meselesiyle insanlar arasındaki hakların telafisi aynı başlık değildir.

Yûsuf’a yanlış suçlama yöneltildiği için onun uğradığı zarar da önemlidir. Tövbe, mağdurun yaşadığını yok saymak değildir.

🔟 “Çünkü Sen Hata Edenlerden Oldun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda “inneki kunti mine’l-hâtiîn”, yani “sen gerçekten hata edenlerden oldun” denilir. Bu ifade davranışın yanlış olduğuna dair açık bir hüküm içerir.

Buradaki “hata”, masum bir dikkatsizlik anlamında anlaşılmamalıdır. Bağlamda bilinçli ve ciddi bir ahlaki yanlış vardır. Yûsuf’a yönelik yaklaşım, kaçışını engelleme çabası ve ardından suçlamanın tersine çevrilmesi birlikte düşünülmelidir.

Bununla birlikte bu ifade “Artık sonsuza kadar kötü bir insansın” anlamına da gelmez. Kur’an’ın genel öğretisinde insan yaşadığı sürece ve gerçekten dönebilecek durumdayken tövbe ve değişim ihtimali vardır.

1️⃣1️⃣ Bir Hata Yapan İnsanı Ömür Boyu O Hatanın Kimliğine Hapsetmek Doğru mudur ❓​

Hayır. İnsan davranışından sorumludur; fakat insan ile davranışın tamamını eşitlemek de her zaman doğru değildir. Bir kişi ciddi bir yanlış yapmış olabilir ve bunun sonuçlarıyla yüzleşmesi gerekir; buna rağmen daha sonra gerçekten değişebilir.

Yûsuf kıssasının ilerleyen bölümlerinde bu olayın merkezindeki kadın, sonunda gerçeği açık biçimde kabul edecektir. Bu da anlatının kişileri tek bir sahneye dondurmadığını gösterir.

Ahlak hem hesap verebilirliği hem değişim ihtimalini birlikte taşır. Birini yaptığı kötülükten aklamak yanlış olduğu gibi, samimi biçimde değişen insana hiçbir dönüş ihtimali tanımamak da başka bir aşırılıktır.

1️⃣2️⃣ Bağışlanma İstemek ile Özür Dilemek Aynı Şey midir ❓​

Tam olarak değil. Bağışlanma istemek Allah’a yönelik olabilir; özür ve telafi ise haksızlığa uğrayan insanla ilgili boyut taşır. İkisi birbirini tamamlayabilir ama birbirinin aynısı değildir.

Bir kişi başka bir insan hakkında yalan söylemişse Allah’tan bağışlanma dilemesi önemlidir; fakat yalnız bununla yetinip yanlış suçlamayı düzeltmemesi eksik kalabilir. İnsan hakkının olduğu yerde mağdurun zararını gidermek de önemlidir.

Bu nedenle gerçek ahlaki dönüş, yalnız “Allah beni affetsin” demek değil, mümkün olduğu ölçüde “Benim yanlışım yüzünden zarar gören insana karşı neyi düzeltmeliyim?” sorusunu da sormaktır.

1️⃣3️⃣ Yûsuf’un Affetmesi Zorunlu mudur ❓​

Bu ayette Yûsuf’un affetmesi hakkında doğrudan bir ifade yoktur. Onun olaydan yüz çevirmesi istenir, fakat bu otomatik olarak kalbinde hiçbir acı kalmaması veya güven ilişkisini anında eski hâline getirmesi anlamına gelmez.

Genel olarak affetmek ile yeniden güvenmek aynı şey değildir. İnsan bir kişiye kin taşımamayı seçebilir ama aynı kişinin sınır ihlali tekrar etmesin diye mesafe koyabilir. Özellikle güven ağır biçimde zarar görmüşse bunun yeniden kurulması zaman ve davranışsal değişim gerektirebilir.

Dinî dil kullanılarak mağdura “Madem iyi insansın hemen unut ve eski güvene dön” baskısı yapılmamalıdır. Bağışlama, güveni otomatik olarak sıfırlayan bir düğme değildir.

1️⃣4️⃣ “Konuyu Kapatmak” Her Zaman Sağlıklı mıdır ❓​

Hayır. Bazı küçük anlaşmazlıklarda olayın gereksiz yere büyütülmemesi son derece sağlıklı olabilir. İnsanların her hatasını toplum önünde teşhir etmek de doğru değildir. Fakat ciddi zarar, güvenlik riski veya tekrar ihtimali varsa “Konuyu kapatalım” demek sorunu çözmek yerine erteleyebilir.

Sağlıklı kapanış için önce gerçek kabul edilmeli, gerekli sınırlar kurulmalı ve zararın tekrarını önleyecek tedbirler düşünülmelidir. Aksi hâlde sessizlik yalnız görünürde huzur üretirken içeride aynı risk devam edebilir.

Yûsuf kıssasının devamı da ilginçtir: Olayın sessiz kalması istenir ama şehirdeki kadınlar kısa süre sonra meseleyi konuşmaya başlayacaktır. Yani bir olayın konuşulmamasını istemek, onun gerçekten toplumsal dolaşıma girmeyeceğini garanti etmez.

1️⃣5️⃣ Bir Mağdurun Olayı Anlatmak İstemesi Gıybet Sayılır mı ❓​

Her haksızlık anlatımını otomatik olarak gıybet saymak doğru değildir. Bir insan hakkını aramak, hukuki yardım almak, güvenliğini sağlamak, uzman desteği istemek veya aynı zararın başkalarına yönelmesini önlemek amacıyla yaşadığını uygun kişilere anlatabilir.

Gereksiz teşhir ile meşru yardım arayışı birbirinden ayrılmalıdır. Bir insan şiddet gördüğünde “Bunu kimseye anlatma, gıybet olur” denilerek yalnız bırakılmamalıdır.

Yûsuf 29’daki “bu meseleden yüz çevir” sözünü, yardım arayan mağdurların ağzını kapatmak için kullanmak ayetin bağlamını aşan ve zarar verici bir yorum olur.

1️⃣6️⃣ Yûsuf’un Susması Onun Suçluluğunu Kabul Ettiği Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır. Yûsuf zaten bir önceki aşamada kendisini açık biçimde savunmuş ve delil onun anlatısını doğrulamıştır. Dolayısıyla bundan sonra konuyu yaymaması, suçu kabul ettiği anlamına gelmez.

Bu, insan ilişkilerinde önemli bir ayrımdır. Bazen kişi gerçeği ortaya koyduktan sonra meseleyi daha fazla büyütmemeyi seçebilir. Bu tercih onun haksız olduğunu değil, artık gerçeğin yeterince ortaya çıktığını düşündüğünü gösterebilir.

Ancak böyle bir tercihin özgür olması önemlidir. Bir insanın korku, makam baskısı veya güvenlik endişesi nedeniyle konuşamaması ile kendi iradesiyle mahremiyeti tercih etmesi aynı şey değildir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Güçlü Ailelerin Skandalları Gizlemesini Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır. Ayeti böyle kullanmak hem bağlamı hem de Kur’an’ın adalet ilkelerini daraltır. Kıssada belirli bir evde belirli bir olayın ardından “bu konudan yüz çevir” denildiği aktarılmaktadır; bu, bütün kurumlara ve ailelere ciddi suçları örtme ruhsatı değildir.

Özellikle taciz, şiddet, zorbalık veya başkalarının güvenliğini ilgilendiren olaylarda yalnız aile itibarını korumak amacıyla sorunun gizlenmesi, mağdurun hakkını zedeleyebilir ve başkalarını da riske atabilir.

Bir kurumun saygınlığı, mağdurun sessizliği üzerine kuruluyorsa bu gerçek saygınlık değildir. Adaletin olduğu yerde itibar, gerçekle yüzleşmekten korkmamalıdır.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 28 ve 29 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 28’de gömleğin arkadan yırtıldığı görülmüş ve Yûsuf’un doğru söylediği anlaşılmıştı. Yûsuf 29’da ise gerçeğin ardından iki farklı yönlendirme gelir: Yûsuf’tan olayın üzerinde durmaması, kadından ise kendi günahı için bağışlanma istemesi talep edilir.

Bu iki ayet birlikte çok önemli bir ayrım ortaya koyar: Hakikat belirlenmiştir, fakat hakikatin toplumsal olarak nasıl yönetileceği ayrı bir meseledir. Bir olayın doğru tarafını belirlemek ile olayın sonuçlarını adil biçimde ele almak aynı aşama değildir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 30. ayette, şehirdeki bazı kadınların meseleyi konuşmaya başladıklarını göreceğiz. Onlar “Aziz’in karısı genç hizmetlisinden murat almak istiyormuş; sevgisi onun kalbine işlemiş, biz onu açık bir yanlış içinde görüyoruz” diyeceklerdir. Bu ayet özellikle dedikodu, özel hayatın toplumsal malzemeye dönüşmesi, insanların başkasının skandalı üzerinden üstünlük kurması ve eleştiri ile gıybet arasındaki fark bakımından çok önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 29. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 29. ayet, gerçeğin ortaya çıkmasından sonraki aşamayı anlatır. Yûsuf’un masumiyeti delille desteklenmiştir; buna rağmen ona “Bu meseleden yüz çevir” denilir. Kadına ise açıkça “Günahın için bağışlanma dile; çünkü hata edenlerden oldun” şeklinde hitap edilir. Bu dağılım, ayetin ilk büyük dersini verir: Mağdur ile yanlış yapan kişi aynı sorumluluk düzeyine konulmamalıdır.

Yûsuf’a “sen de hatalısın” denilmez.

Yûsuf’tan günahı için istiğfar etmesi istenmez.

Hata açık biçimde yanlış davranışı yapan kişiye nispet edilir. Bu, adalet açısından son derece önemlidir. İnsan bazen çatışma gördüğünde kolayca “İkiniz de suçlusunuz” diyebilir; oysa bazen taraflardan biri gerçekten sınır ihlaline uğramış olabilir.

Ayetin ikinci büyük mesajı mahremiyet ile örtbası ayırmaktır. İnsanların özel hayatlarını gereksiz yere ifşa etmek doğru değildir. Bir kişinin hatasını sırf aşağılamak veya toplumsal merak üretmek için yaymak da ahlaki değildir. Fakat ciddi bir haksızlığı saklamak ve mağduru konuşmaktan men etmek başka bir meseledir.

Mahremiyet insanı korur.

Örtbas ise bazen yanlışı korur.

Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.

Üçüncü büyük mesaj istiğfarın gerçek bir ahlaki dönüşüm gerektirmesidir. Kadına yalnız “olay unutulsun” denilmez; aynı zamanda günahının farkına varması ve bağışlanma dilemesi istenir. Yani dışarıdaki skandalın susması, içerideki sorumluluğu yok etmez.

İnsan başkalarından hatasını gizleyebilir ama kendi vicdanında ve Allah’a karşı onunla yüzleşmek zorundadır. Gizlilik sorumluluğu silmez.

Dördüncü büyük mesaj tövbe ile telafiyi birlikte düşünmektir. İnsan Allah’tan bağışlanma dileyebilir; fakat başkasına zarar verdiyse mümkün olan ölçüde o zararı da düzeltmelidir. Yûsuf haksız biçimde suçlanmıştır ve bir insanın itibarını zedeleyen yanlış, yalnız içsel pişmanlıkla her zaman tamamlanmış sayılmaz.

Gerçek dönüş, “Ben yanlış yaptım” diyebilmeyi ve gerektiğinde sonuçlarıyla yüzleşmeyi gerektirir.

Beşinci büyük mesaj mağdura unutma baskısı yapmamaktır. Bir insana “Hadi artık kapat bu konuyu” demek dışarıdan kolay olabilir; fakat yaşanan şey onun hayatında ağır bir iz bırakmış olabilir. Herkes aynı hızda iyileşmez ve her zarar aynı biçimde unutulmaz.

Affetmek mümkün olabilir ama unutmak zorunlu değildir. Güveni yeniden kurmak ise daha da ayrı bir süreçtir. Kişi affedebilir ve yine de sınır koyabilir.

Altıncı büyük mesaj tövbe kapısının varlığıdır. Kadın ağır bir yanlış yapmıştır; buna rağmen ona “Artık senin için hiçbir dönüş yok” denmez. Tam tersine bağışlanma dilemesi istenir. Bu, Kur’an’ın sorumluluk ile umut arasındaki dengesini gösterir.

İnsan yanlışını küçültmemelidir ama yaptığı yanlış yüzünden de “Artık Allah’a dönemem” sonucuna varmamalıdır. Samimi tövbe kapısı, insan yaşadığı ve gerçekten dönebildiği sürece açıktır.

Yedinci büyük mesaj ayıbı yaymamak ile mağduru yalnız bırakmayı ayırmaktır. İnsanların hatalarını eğlence ve dedikodu malzemesi yapmak doğru değildir. Nitekim bir sonraki ayette şehirdeki kadınların olay hakkında konuşmaya başladığını göreceğiz. Fakat bundan “Kimse hiçbir haksızlığı anlatmasın” sonucu çıkarılamaz.

Bir kişi hukuk, güvenlik veya iyileşme için uygun kişilere yaşadığını anlatabilir. Yardım istemek skandal üretmek değildir.

Sekizinci büyük mesaj kişinin bir hatayla sonsuza kadar tanımlanmamasıdır. Kadın bu sahnede ağır biçimde hata etmiştir; fakat Kur’an’ın insan anlayışı değişme imkânını tamamen kapatmaz. İnsanların yaptığı yanlışları unutmadan, onların samimi biçimde dönüşebileceğini de kabul etmek gerekir.

Bu denge önemlidir: Ne hesap verebilirliği silmek ne de insanı geçmişine sonsuza kadar hapsetmek.

Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı, hakikat ortaya çıktıktan sonra onunla ne yaptığımızın da bir ahlak meselesi olduğudur. Gerçeği bilmek tek başına yeterli olmayabilir. Yanlış tekrar edecek mi, mağdur korunacak mı, fail gerçekten değişecek mi ve zarar mümkün olduğunca telafi edilecek mi? Bunlar hakikatten sonraki sorulardır.

Bir kurum gerçeği öğrenip hiçbir şey yapmayabilir.

Bir aile hatayı fark edip yalnız “Kimse duymasın” diyebilir.

Bir insan yanlışını kabul edip davranışını hiç değiştirmeyebilir.

Bunların hiçbiri gerçek çözüm değildir.

Hakikat yalnız öğrenilecek bir şey değil, gereği yapılacak bir sorumluluktur.

Yûsuf Suresi 29. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Mağdur ile faili aynı kefeye koyma. Yûsuf’tan günahı için tövbe istenmediğini unutma. “Bu konudan yüz çevir” sözünü bütün mağdurları susturacak evrensel bir kural yapma. Mahremiyeti koru ama haksızlığı örtbas etme. İstiğfarı yalnız söz değil, gerçek yön değişikliği olarak anla. Başkasının hakkını çiğnediysen mümkün olduğunca telafiye yönel. Ve bir insanın hatasını ciddiye alırken onun samimi tövbe ve değişim ihtimalini de inkâr etme.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 30. ayette, olay artık evin duvarlarını aşacak ve şehirdeki bazı kadınların konuşmasına konu olacaktır. Onlar Aziz’in eşinin genç hizmetlisinden murat almak istediğini söyleyecek ve “Sevgisi onun kalbine işlemiş; biz onu açık bir yanlış içinde görüyoruz” diyeceklerdir. Böylece kıssa yeni bir meseleye geçecektir: Bir başkasının özel hayatını konuşmak, gıybet, dedikodu, toplumsal yargılama ve kişinin başkasının hatasına bakarak kendisini ahlaken üstün görmesi.

Ve belki Yûsuf Suresi 29. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir haksızlık ortaya çıktığında gerçekten adalet mi arıyoruz, yoksa yalnız olayın duyulmamasını mı istiyoruz? Yanlış yapan kişi özür ve tövbeyle birlikte davranışını değiştiriyor mu? Mağdurun sesini “itibarımız zarar görür” diyerek kısıyor muyuz? Ve kendi hatamız ortaya çıktığında, onu gizlemekle mi uğraşıyoruz, yoksa “Evet, yanlış yaptım; şimdi bunu nasıl düzeltebilirim?” diyebilecek kadar dürüst olabiliyor muyuz?

“Yûsuf 29, Hz. Yûsuf’a ‘Bu meseleden yüz çevir’, kadına ise ‘Günahın için bağışlanma dile; çünkü hata edenlerden oldun’ denildiğini bildirir. Bu ayet mağdur ile faili aynı kefeye koymaz ve yanlışın sorumluluğunu gerçek sahibine yöneltir. Mahremiyet haksızlığı örtbas etmek, sabır susmaya zorlanmak, istiğfar da yalnızca bir kelime söylemek değildir. Gerçek tövbe yanlışla yüzleşmeyi; gerçek adalet ise mağdurun hakkını, failin sorumluluğunu ve değişim ihtimalini aynı anda gözetebilmeyi gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt