📖 Yûsuf Suresi 22. Ayette “Olgunluk Çağına Erişince Ona Hüküm ve İlim Verdik; İşte Biz Muhsinleri Böyle Ödüllendiririz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 22. Ayette “Olgunluk Çağına Erişince Ona Hüküm ve İlim Verdik; İşte Biz Muhsinleri Böyle Ödüllendiririz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 21. ayette Allah’ın Yûsuf’u Mısır’da yerleştirdiği, ona te’vîlü’l-ehâdîsten öğreteceği ve ‘Allah işinde galiptir’ buyurduğu bildirilmişti. 22. ayette ise yılların geçtiğini ve Yûsuf’un yeni bir hayat dönemine ulaştığını görüyoruz: ‘Olgunluk çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz muhsinleri böyle ödüllendiririz.’ Kuyuya atılan, yabancı bir ülkeye götürülen ve düşük bir bedelle satılan Yûsuf artık çocukluk döneminde değildir. Fakat ayetin asıl vurgusu yalnız yaş almak değildir; Allah’ın ona doğru hüküm verme yetkinliği ve bilgi bahşetmesidir. Olgunluk yalnız bedenin büyümesi değil, insanın elindeki bilgi ve gücü hangi ahlakla taşıdığıyla da ilgilidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 22. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf olgunluk çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” Ayetin Arapçası ise “Ve lemmâ beleğa eşuddehû âteynâhu hukmen ve ilmen. Ve kezâlike neczî’l-muhsinîn.” şeklindedir.

Bu kısa ayet, Yûsuf’un hayatında yılların geçtiğini ve artık çocukluk döneminden olgunluk dönemine ulaştığını bildirir. Bir önceki ayette onun Mısır’daki hayatının zemininin hazırlanmasından söz edilmişti; şimdi ise kişiliğinin, bilgisinin ve muhakeme yeteneğinin olgunlaştığı yeni bir aşama anlatılır. Kur’an, Yûsuf’un bu dönemde yalnız fiziksel olarak büyüdüğünü değil, Allah’ın ona “hüküm ve ilim” verdiğini özellikle vurgular.

Ayet böylece Yûsuf kıssasının bundan sonraki ağır sınavlarına da bir hazırlık yapar. Yûsuf artık savunmasız bir çocuk değildir; ahlaki tercihleri bilinçli biçimde yapabilecek olgun bir insandır.

2️⃣ “Olgunluk Çağına Erişince” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “beleğa eşuddehû” ifadesi, insanın kuvvetinin, gelişiminin ve olgunluğunun belirli bir seviyeye ulaşmasını anlatır. “Eşudd” kelimesi yalnız biyolojik büyümeyi değil, kişinin fiziksel ve zihinsel gücünün yerleştiği olgunluk dönemini ifade edebilir.

Kur’an burada Yûsuf’un tam olarak kaç yaşında olduğunu söylemez. Tefsirlerde farklı yaşlardan söz eden açıklamalar bulunmaktadır; ancak ayet bize kesin bir rakam vermediği için belirli bir yaşı Kur’an’ın açık hükmü gibi sunmak doğru değildir.

Asıl vurgu rakamda değil, Yûsuf’un artık çocukluk döneminden çıkarak sorumluluk taşıyabilecek bir olgunluğa erişmiş olmasındadır.

3️⃣ Yûsuf Bu Ayette Kaç Yaşındaydı ❓​

Kur’an kesin bir yaş belirtmez. Tefsirlerde otuzlu yaşlar, otuz üç, kırk veya başka yaşlara ilişkin farklı rivayet ve yorumlar bulunabilir. Bunların her biri ayetin kendisinden açıkça çıkan kesin bilgiler değildir.

Bu nedenle “Yûsuf bu ayette kesin olarak şu yaşındaydı” demek yerine, Kur’an’ın bilinçli olarak yaş rakamından çok olgunluk düzeyini vurguladığını söylemek daha doğru olur.

Bu yaklaşım Kur’an okuma yönteminde önemlidir. Metin bir ayrıntıyı vermiyorsa, sonradan aktarılan bilgiler bulunabilir; fakat onları vahyin açık ifadesiyle aynı seviyeye çıkarmamak gerekir.

4️⃣ Olgunluk Sadece Yaş Almak mıdır ❓​

Hayır. İnsan biyolojik olarak yetişkin olabilir fakat kararlarında hâlâ son derece fevri, sorumsuz veya bencil davranabilir. Aynı şekilde genç bir insan yaşına göre çok yüksek sorumluluk bilinci gösterebilir.

Yûsuf 22’de fiziksel olgunlukla birlikte “hüküm ve ilim” verilmesinin zikredilmesi, olgunluğun bilgi ve doğru değerlendirme yeteneğiyle ilişkisini düşündürür. Gerçek olgunluk yalnız yaşın ilerlemesi değil, insanın kararlarının sonuçlarını görebilmesi, dürtülerini yönetebilmesi ve gücünü ahlaki sınırlar içinde kullanabilmesiyle de ilgilidir.

Bu yüzden yaş büyüdükçe insanın otomatik olarak hikmet sahibi olacağı söylenemez. Yaş tecrübe imkânı verir; fakat tecrübeyi hikmete dönüştürmek ayrı bir süreçtir.

5️⃣ Ayetteki “Hüküm” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “hukm” kelimesi hüküm verme, doğru değerlendirme, hikmetli karar, muhakeme veya otorite gibi anlam alanlarına sahiptir. Tefsirlerde burada Yûsuf’a verilen “hükmün” neyi özellikle ifade ettiği konusunda farklı açıklamalar vardır.

Bazı yorumlarda hikmet ve doğru hüküm verme yeteneği, bazı yorumlarda ise peygamberlikle bağlantılı ilahî bir yetkinlik öne çıkarılır. Yûsuf’un peygamber olduğu konusunda İslam geleneğinde tereddüt yoktur; ancak bu ayetin peygamberliğin tam başlangıç anını kesin olarak belirleyip belirlemediği ayrıca tartışılabilir.

En güvenli ifade şudur: Allah Yûsuf’a doğru değerlendirme, hikmetli karar ve özel bir ilahî yetkinlik vermiştir.

6️⃣ “Hüküm” ile “İlim” Neden Ayrı Ayrı Zikrediliyor ❓​

Bilmek ile doğru karar vermek aynı şey değildir. İnsan çok bilgi sahibi olabilir fakat bilgisini yanlış kullanabilir. Başka biri teorik olarak daha az bilgiye sahip olsa bile elindeki bilgiyi son derece dengeli ve adil biçimde uygulayabilir.

Ayetin “hukmen ve ilmen”, yani “hüküm ve ilim” demesi bu iki boyutun birlikte değer taşıdığını düşündürür. İlim neyin ne olduğunu anlamaya, hüküm ise o bilgiyle nasıl doğru davranılacağını belirlemeye yardımcı olur.

Bu nedenle gerçek eğitim yalnız bilgi depolamak değildir. Bilginin ahlak, muhakeme ve sorumlulukla birleşmesi gerekir.

7️⃣ Çok Bilgili Olmak İnsanı Otomatik Olarak Hikmetli Yapar mı ❓​

Hayır. Bilgi çok önemli bir değerdir; fakat bilgiyi taşıyan kişinin niyeti ve muhakemesi de önemlidir. Çok eğitimli bir insan bilgisini insanların iyiliği için kullanabileceği gibi sömürü için de kullanabilir.

Yûsuf kıssasında bilgi, ilerleyen bölümlerde yalnız teorik bir özellik olarak kalmayacaktır. Yûsuf rüyaları yorumlayacak, ekonomik kriz için plan önerecek ve yönetim sorumluluğu üstlenecektir. Böylece bilginin hayata uygulanması görülecektir.

Ayet bize şunu düşündürür: Bilgin arttıkça yalnız yetkinliğin değil, sorumluluğun da artar.

8️⃣ Yûsuf’un Bilgisi Kendi Çabasının mı, Allah’ın Lütfunun mu Sonucudur ❓​

Ayet açıkça “Biz ona hüküm ve ilim verdik” der. Dolayısıyla Yûsuf’un sahip olduğu özel bilgi ve hikmet, Allah’ın nimeti olarak sunulur.

Bu, Yûsuf’un hiçbir şey öğrenmediği, düşünmediği veya hayat tecrübesinin hiçbir rolü olmadığı anlamına gelmez. Kur’an’ın genel çizgisinde insan öğrenir, gözlemler, çalışır ve sorumluluk alır; fakat bütün yetenek ve imkânlarının nihai kaynağını Allah’ın lütfu olarak görür.

Böyle bir anlayış insanı tembelliğe değil tevazuya götürmelidir. “Allah verdi” demek, “Ben çalışmayayım” değil; “Sahip olduğumu mutlak biçimde kendimden bilmeyeyim” demektir.

9️⃣ Allah’ın Bilgi Vermesi İnsan Öğrenmesini Gereksiz mi Kılar ❓​

Hayır. İlahi lütuf ile öğrenme süreci birbirinin rakibi değildir. İnsan aklını, eğitim imkânlarını, tecrübelerini ve uzmanların bilgisini kullanabilir. Bunların hepsi Allah’ın yarattığı sebepler dünyasının içindedir.

Yûsuf’un Allah tarafından özel biçimde desteklenmesi, sıradan insanların “Allah bana doğrudan öğretir, eğitim veya uzmanlık gereksizdir” demesine dayanak oluşturmaz. Özellikle tıp, hukuk, mühendislik veya başka teknik alanlarda bilgi öğrenme, eğitim ve doğrulama gerektirir.

Peygambere verilen özel bilgi ile ordinary bir insanın sezgisi aynı kategori değildir. İlham hissi, uzmanlık belgesinin veya delilin yerine geçmez.

🔟 “İlim” Burada Her Şeyi Bilmek Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Yûsuf’a ilim verilmesi onu Allah gibi sınırsız bilgi sahibi yapmaz. Peygamberlerin bilgisi de Allah’ın bildirdiği ve öğrettiği ölçüdedir.

Bu ayrım tevhid açısından son derece önemlidir. Yûsuf rüyaların yorumunda özel bilgi sahibi olabilir, fakat bütün gaybı bağımsız biçimde bilen bir varlık değildir. Allah’ın “Alîm” oluşuyla yaratılmış bir insana verilen ilim aynı seviyede değildir.

Bu nedenle peygamberleri yüceltmenin doğru yolu onları ilahlaştırmak değil, Allah’ın seçilmiş ve desteklenmiş kulları olarak sevmektir.

1️⃣1️⃣ Bu Ayet Yûsuf’un Peygamberliğini mi Bildiriyor ❓​

Tefsirlerde “hüküm ve ilim” ifadesinin peygamberlikle ilişkili olduğu yönünde güçlü açıklamalar bulunmaktadır. Bazı müfessirler bu ayeti Yûsuf’a peygamberlik veya peygamberliğe özgü hikmet verilmesiyle bağlantılı okumuşlardır.

Ancak Yûsuf kıssasının önceki bölümünde de ona Allah tarafından bir bildirim yapıldığını görmüştük. Bu nedenle peygamberliğin kronolojik olarak tam olarak hangi anda başladığını yalnız bu ayetten kesin bir tarih çizelgesine dönüştürmek ihtiyat gerektirir.

Temel nokta tartışmasızdır: Yûsuf Allah’ın peygamberidir ve kendisine özel ilim ve hikmet verilmiştir. Ayetin asıl mesajı da bu nimetin onun olgunluk döneminde güçlü biçimde ortaya çıkmasıdır.

1️⃣2️⃣ “Muhsinler” Kimlerdir ❓​

Ayetin sonunda “Ve kezâlike neczî’l-muhsinîn”, yani “İşte biz muhsinleri böyle ödüllendiririz” buyurulur. “Muhsin”, “ihsan” kökünden gelir ve iyilik yapan, işini güzel yapan, ahlakını güzelleştiren ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hareket eden kimse anlam alanlarına sahiptir.

İhsan, yalnız başkasına maddi yardım yapmak değildir. Dürüstlük, adalet, iffet, merhamet, emanete sadakat ve Allah’a kulluk da bu geniş anlam alanının içinde düşünülebilir.

Yûsuf’un hayatı ilerledikçe onun ihsanı yalnız zor durumda sabretmesinde değil, güç sahibi olduğunda nasıl davranacağında da görülecektir. Çünkü insanın ahlakı yalnız güçsüzken değil, güç eline geçtiğinde de sınanır.

1️⃣3️⃣ Muhsin Olmak Kusursuz İnsan Olmak mı Demektir ❓​

Hayır. İhsan kavramını insanın hiç hata yapmaması veya sürekli mükemmel olması şeklinde anlamak doğru değildir. İnsan hata yapabilir, öğrenebilir, tövbe edebilir ve yeniden daha doğru davranmaya çalışabilir.

Kur’an’ın ahlak anlayışı insanı ulaşılması imkânsız bir mükemmeliyetçilik baskısına hapsetmez. Muhsin olmak, yönünü iyilikten yana belirlemek ve elindeki imkânlarla doğru olanı güzel biçimde yapmaya çalışmaktır.

Bu yüzden küçük bir hata yaptığında “Artık iyi insan değilim” sonucuna varmak sağlıklı değildir. Asıl mesele, hata sonrasında nasıl bir yön seçtiğimizdir.

1️⃣4️⃣ “Muhsinleri Böyle Ödüllendiririz” Sözü Her İyi İnsana Aynı Ödülün Verileceği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Ayetin bağlamında Yûsuf’a hüküm ve ilim verilmesi belirli bir ilahî lütuftur. Bundan her iyi insanın aynı türde bilgi, makam veya peygamberlik elde edeceği sonucu çıkarılamaz.

İnsanların nimetleri ve sınavları farklıdır. Birine ilim, diğerine başka bir kabiliyet veya farklı bir hayır imkânı verilebilir. Ayrıca bazı iyiliklerin karşılığı dünyada açıkça görülmeyebilir; ahiret karşılığı da Kur’an’ın adalet anlayışının parçasıdır.

Dolayısıyla ayeti “İyi olursan dünyada kesin zengin, başarılı ve güçlü olursun” şeklinde okumak yanlıştır. Dünyevî başarı, ilahî memnuniyetin mekanik göstergesi değildir.

1️⃣5️⃣ Yûsuf’un Hüküm ve İlim Alması Önceki Acılarının “Ödülü” müdür ❓​

Bunu “Ne kadar acı çekersen o kadar büyük ödül alırsın” şeklinde mekanik bir formüle dönüştürmemek gerekir. Ayet Yûsuf’un muhsinlerden oluşuyla ilahî lütuf arasında bağ kurar; fakat çekilen acının kendisini kutsallaştırmaz.

Yûsuf’un kuyuya atılması, ailesinden koparılması ve satılması haksızlıktır. Bu olayların ardından ona büyük nimetler verilmesi, o haksızlıkları iyi davranışlara dönüştürmez.

Dolayısıyla bir mağdura “Bu acılar sana büyük ödül gelsin diye oldu” diye kesin konuşmak doğru değildir. Allah’ın hikmetine güvenilebilir; ancak bilmediğimiz özel sebebi O’nun adına uydurmamalıyız.

1️⃣6️⃣ Zorluk İnsanı Otomatik Olarak Olgunlaştırır mı ❓​

Hayır. Zorluk bazı insanlarda derinlik, dayanıklılık ve empati geliştirebilir; başka insanlarda ise ağır yaralar bırakabilir. Sonuç kişiye, şartlara, desteğe ve birçok başka etkene bağlıdır.

Bu yüzden “Acı insanı mutlaka güçlendirir” gibi romantik bir genelleme doğru değildir. Yûsuf’un yaşadığı zorlukların ardından güçlü bir karakter sergilemesi, bütün mağdurlardan aynı sonucu beklememize izin vermez.

İnsan zorluk yaşadığında destek alabilir, yardım isteyebilir ve iyileşmek için zaman kullanabilir. Yardım ihtiyacı olgunluk eksikliği değildir.

1️⃣7️⃣ Yûsuf’un Olgunluğu Bir Sonraki Sınav İçin Neden Önemlidir ❓​

Kıssanın bir sonraki bölümünde Yûsuf çok ciddi bir ahlaki sınavla karşılaşacaktır. İçinde yaşadığı evin kadını onu kendisine çağıracak ve olay, cinsel sınırlar, güç ilişkisi, iffet ve iftira gibi son derece önemli konuları gündeme getirecektir.

Yûsuf 22’nin hemen önce gelmesi anlamlıdır. Kur’an önce Yûsuf’un olgunluğa ulaştığını, hüküm ve ilim sahibi olduğunu bildirir; ardından onun bilinçli ahlaki tercihini gösterecek bir sınava geçer.

Ancak ilerleyen ayetlerde yaşanacak olayda sorumlulukları doğru ayırmak gerekir. Bir insanın kendisine yönelik uygunsuz yaklaşımın hedefi olması onu suçlu yapmaz. Yûsuf’un iffeti övülürken karşı tarafın sınır ihlalinin sorumluluğu Yûsuf’a yüklenemez.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 21 ve 22 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 21’de Allah’ın Yûsuf’u Mısır’da yerleştirdiğini ve ona te’vîlü’l-ehâdîsten öğreteceğini bildirmiştik. Yûsuf 22’de ise zaman ilerler ve bu hazırlığın sonuçlarından biri görünür: Allah ona hüküm ve ilim verir.

Bu iki ayet birlikte bize ilahî lütfun bazen bir anda değil, zaman içinde gelişen bir hazırlık süreciyle ortaya çıktığını gösterir. Yûsuf’un Mısır’a gelişi, yeni çevrede büyümesi ve olgunlaşması, daha sonra üstleneceği sorumluluklara doğru ilerleyen bir sürecin parçalarıdır.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 23. ayette, bu olgunluğun ahlaki bir sınavla karşılaşacağını göreceğiz. Evinde bulunduğu kadın Yûsuf’u kendisine çağıracak, kapıları kapatacak ve Yûsuf “Allah’a sığınırım” diyerek karşılık verecektir. Bu ayette özellikle rıza, cinsel sınırlar, güç sahibi kişinin konumunu kötüye kullanması, iffetin kadın veya erkek için ortak bir ahlaki değer olması ve mağdurun suçlanmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 22. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 22. ayet, kıssanın temposunu kısa süreliğine yavaşlatır ve bize Yûsuf’un artık çocukluk döneminden olgunluk dönemine geçtiğini bildirir. Kuyu, satış ve yeni bir ülkeye gelişin ardından yıllar geçmiştir. Kur’an bu geçişi uzun biyografik ayrıntılarla değil, çok güçlü bir cümleyle özetler: “Olgunluk çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik.”

Ayetin ilk büyük mesajı, olgunluğun yalnız yaş almak olmadığıdır. İnsan yıllar geçirir ama düşünme biçimini hiç değiştirmeyebilir. Gerçek olgunluk, yaşın yanında muhakeme, sorumluluk ve ahlaki denge gerektirir. İnsan giderek daha fazla güç ve özgürlük kazandıkça bu güçle ne yaptığı da olgunluğunun ölçüsüne dönüşür.

Yûsuf’un ilerleyen hayatında bunu açıkça göreceğiz. O yalnız bilgili olmayacak; bilgisini sorumlulukla taşıması gerekecektir.

İkinci büyük mesaj ilim ile hikmetin birlikte gerekli olmasıdır. Bilgi, neyin mümkün olduğunu gösterebilir; hikmet ise mümkün olan şeylerden hangisinin doğru ve yerinde olduğunu değerlendirmeye yardımcı olur. Modern dünyada bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolay olabilir; fakat bilgi artışı tek başına ahlaki olgunluk üretmez.

İnsan dünyanın bütün verilerine erişebilir ve yine de kötü karar verebilir.

Bu yüzden soru yalnız:

“Ne kadar biliyorum?”

değil, aynı zamanda “Bildiğimi ne için kullanıyorum?” olmalıdır.

Üçüncü büyük mesaj bilginin tevazu gerektirmesidir. Yûsuf’a verilen ilim Allah’ın lütfu olarak anlatılır. Böylece bilgi kişinin kibir kaynağı değil, sorumluluk sebebi hâline gelir.

Bir alanda uzman olmak değerlidir; fakat hiçbir insan her şeyi bilmez. Uzmanlık, insanı yanılmaz yapmaz. Bununla birlikte uzmanların hata yapabilmesi de uzmanlığı değersizleştirmek anlamına gelmez. Sağlıklı tavır, bilgiyi önemsemek ama onu vahiy düzeyinde yanılmazlaştırmamaktır.

Dördüncü büyük mesaj Allah’ın verdiği özel bilginin falcılığa dönüştürülemeyeceğidir. Yûsuf’un rüyaları yorumlama bilgisi özel ilahî öğretidir. Bugün bir kişinin “Ben de Yûsuf gibi geleceği kesin biliyorum” demesi, bu ayetle doğrulanmış olmaz.

Rüya, sezgi veya kişisel ilham insan için anlamlı olabilir; fakat bunları başkaları üzerinde bağlayıcı vahiy gibi kullanmak doğru değildir.

Yûsuf’un peygamberî bilgisi, ordinary insanların kesin gayb iddiasına ruhsat değildir.

Beşinci büyük mesaj ihsanın kusursuzluk anlamına gelmediğidir. Ayetin sonunda Allah muhsinleri ödüllendirdiğini bildirir. Muhsin olmak, robot gibi hiç hata yapmamak değil; iyiliği, adaleti ve Allah’a karşı sorumluluğu hayatının yönü hâline getirmektir.

Bu anlayış insanı hem gevşeklikten hem de yıkıcı mükemmeliyetçilikten korur. İnsan hata yaptığında:

“Ben bittim.”

demek yerine hatasını kabul edip yeniden doğruya dönebilir.

Altıncı büyük mesaj ilahî ödülü yalnız para ve makamla ölçmemektir. Yûsuf’a bu ayette verilen ödül olarak özellikle hüküm ve ilim öne çıkar. Bu çok anlamlıdır. Bazen insanın elde edebileceği en büyük nimet daha fazla mal değil, daha doğru düşünebilme, daha adil karar verebilme ve hakikati daha iyi anlayabilme yeteneğidir.

Bu nedenle başarıyı yalnız maddi büyüklükle tanımlamak Kur’an’ın nimet anlayışını daraltır.

Yedinci büyük mesaj iyilik ile dünyevî başarı arasında mekanik denklem kurmamaktır. “Muhsinleri böyle ödüllendiririz” ifadesi, her muhsinin dünyada Yûsuf gibi makam sahibi olacağı anlamına gelmez. İnsan iyi olabilir ve yine ekonomik zorluk yaşayabilir. Hasta olabilir, haksızlığa uğrayabilir veya emeğinin karşılığını dünyada tam olarak göremeyebilir.

Bu yüzden:

“Başarılıysan Allah senden razı, zorlanıyorsan kesin bir yanlışın var.”

şeklindeki yaklaşım doğru değildir.

Dünyevî şartlar, manevi değerin otomatik ölçüsü değildir.

Sekizinci büyük mesaj zorluğu kutsallaştırmamaktır. Yûsuf’un yaşadığı ağır olaylardan sonra olgunlaşmış olması, kardeşlerinin ona yaptığı kötülüklerin gerekli veya iyi olduğu anlamına gelmez. Mağdurun gelişmesi, failin eylemini aklamaz.

Bir insan ağır bir olaydan sonra güçlenmiş olabilir; yine de ona yapılan şey yanlış olabilir. Bu ayrım özellikle acı yaşayan insanlara karşı merhametli dil kurmak açısından önemlidir.

“Yaşadığın şey seni güçlendirdi” demeden önce, “Yaşadığın şey haksızlıktı” diyebilmeyi bilmek gerekir.

Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı, olgunluğun bir sonraki sınavda ortaya çıkacak olmasıdır. Bilgi ve hikmet yalnız rahat ortamda söylenen güzel sözler değildir. İnsan gerçek seçimle karşılaştığında ne yapıyor? Çıkarı ile ilkesi çatıştığında hangi tarafı seçiyor? Kimsenin görmediğini düşündüğü anda sınırlarını koruyabiliyor mu?

Yûsuf’un önünde tam böyle bir sınav vardır.

Bir sonraki ayetten itibaren Yûsuf’un yalnız ne bildiğini değil, bildiği hakikate nasıl sadık kaldığını göreceğiz.

İşte belki de olgunluğun en güçlü tanımı budur: Doğruyu bilmekten, doğruyu seçmeye geçebilmek.

Yûsuf Suresi 22. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Olgunluğu yalnız yaşla ölçme. Bilgiyi hikmet ve ahlakla birleştir. Sana verilen yetenekleri yalnız kendinden bilip kibirlenme. İhsanı kusursuzluk sanma ve Allah’ın ödülünü yalnız para veya makamla sınırlama. Zorluk yaşayan insanın acısını romantikleştirme. Ve gerçek olgunluğun, doğruyu bildiğin anda değil, çıkarına rağmen doğruyu seçebildiğin anda görünmeye başladığını unutma.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 23. ayette, kıssa son derece hassas bir alana geçecektir. Yûsuf’un yaşadığı evdeki kadın onu kendisine çağıracak, kapıları kapatacak ve Yûsuf “Allah’a sığınırım” diyecektir. Burada konuyu yalnız “bir kadın erkeği baştan çıkardı” gibi yüzeysel bir çerçeveye indirmemek gerekecektir; rıza, güç dengesi, cinsel sınırlar, ev içindeki otoritenin kötüye kullanılması, iffetin iki cinsiyet için de ahlaki bir değer olması ve hedef alınan kişinin suçlanmaması özellikle önem taşıyacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 22. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Yaşımız büyürken gerçekten olgunlaşıyor muyuz? Bildiklerimizin miktarı arttıkça daha adil ve tevazulu mu oluyoruz, yoksa yalnız daha iddialı mı konuşuyoruz? Allah’ın bize verdiği bilgi ve imkânları üstünlük aracı mı yapıyoruz, yoksa daha doğru kararlar vermek ve daha güzel davranmak için mi kullanıyoruz?

“Yûsuf 22, ‘Olgunluk çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik; işte biz muhsinleri böyle ödüllendiririz’ buyurur. Yaş almak tek başına olgunluk değildir; ilim tek başına hikmet, bilgi tek başına ahlak ve başarı tek başına ilahî onay değildir. Gerçek olgunluk, sahip olduğun bilgiyi adaletle taşıyabilmek, gücünü kötüye kullanmamak ve doğruyu yalnız bildiğinde değil, sınandığında da seçebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt