📖 Yûsuf Suresi 19. Ayette “Bir Kafile Geldi, Sucularını Gönderdiler; O da Kovasını Salınca ‘Müjde! İşte Bir Oğlan!’ Dedi. Onu Ticaret Malı Olarak

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 19. Ayette “Bir Kafile Geldi, Sucularını Gönderdiler; O da Kovasını Salınca ‘Müjde! İşte Bir Oğlan!’ Dedi. Onu Ticaret Malı Olarak Gizlediler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 18. ayette Hz. Yakup, oğullarının getirdiği sahte kanlı gömleğe rağmen anlatılan hikâyeyi kabul etmemiş ve ‘Bana düşen güzel bir sabırdır; anlattıklarınıza karşı yardım istenecek olan Allah’tır’ demişti. 19. ayette sahne yeniden kuyudaki Yûsuf’a döner. Bir kafile gelir, su almak için kuyuya kova salınır ve Yûsuf bulunur. Fakat bu ilk bakışta ‘kurtuluş’ gibi görünen gelişme, özgürlüğe doğrudan açılan bir kapı değildir; Yûsuf bu kez ticari bir mal gibi görülür. Böylece kıssa çok önemli bir hakikati gösterir: Bir insanı tehlikeden çıkarmak ile onun insanlık onuruna saygı göstermek aynı şey değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 19. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Bir kafile geldi ve sucularını gönderdiler. O da kovasını kuyuya saldı. ‘Müjde! İşte bir oğlan!’ dedi. Onu ticaret malı olarak gizlediler. Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.” Ayetin Arapçası ise “Ve câet seyyâratun fe-erselû vâridehum fe-edlâ delvehu. Kâle yâ buşrâ hâzâ gulâm. Ve eserrûhu bidâ‘ah. Vallâhu alîmun bimâ ya‘melûn.” şeklindedir.

Bir önceki sahnede Yûsuf kuyunun içindeydi. Şimdi dışarıdan gelen bir kafile, sıradan bir su ihtiyacı sebebiyle kuyuya yönelir ve onların günlük hayatında olağan görünen bu hareket, Yûsuf’un hayatında büyük bir dönüm noktasına dönüşür. Kova aşağı inerken onu kullanan kişi su beklemektedir; fakat karşısına bir insan çıkar.

Böylece Kur’an çok güçlü bir geçiş yapar: Yûsuf’un hayatını değiştirecek olay, kafilenin gözünde yalnızca su bulma girişimidir. İnsan bazen kendi hayatındaki büyük dönüşümlerin başkalarının sıradan hareketleri üzerinden gerçekleşebileceğini göremez.

2️⃣ Ayetteki “Seyyâre” Kelimesi Otomobil mi Demektir ❓​

Hayır. Günümüz Arapçasında “seyyâre” kelimesi otomobil için kullanılabilir; fakat Yûsuf Suresi’ndeki bağlamda böyle bir anlam yoktur. Buradaki “seyyârah”, yolculuk yapan topluluk, kervan veya kafile anlamındadır.

Bu durum Kur’an kelimelerini tarihsel ve cümle içindeki bağlamıyla değerlendirmenin önemini gösterir. Bir kelimenin bugün taşıdığı yaygın anlamı doğrudan binlerce yıl önceki metne taşımak, yanlış sonuçlara götürebilir.

Dolayısıyla ayette modern bir araçtan değil, yolculuk hâlindeki insanlardan oluşan bir kafileden söz edilmektedir.

3️⃣ “Sucularını Gönderdiler” İfadesindeki Kişi Kimdir ❓​

Ayette “vârid”, suya gidip topluluk için su getiren kişi anlamında kullanılır. Kafile bir su kaynağına ulaşınca içlerinden biri kuyuya yönelmiş ve kovasını aşağı salmıştır.

Kur’an bu kişinin adını vermez. Tefsir veya tarih rivayetlerinde isimler zikredilebilir; fakat bunlar ayetin açık bilgisinden farklıdır. Kıssanın mesajı açısından da onun kimliğinden çok yaptığı hareket önemlidir.

Adamın amacı Yûsuf’u aramak değildir. Su ararken Yûsuf’u bulur. Bu da kıssanın ilginç yönlerinden biridir: Allah’ın takdiri, insanların çoğu zaman hiç farkında olmadıkları sıradan sebepler üzerinden ilerleyebilir.

4️⃣ Kovanın Kuyuya Salınması Neden Bu Kadar Önemlidir ❓​

Çünkü Yûsuf için kuyuyla dış dünya arasındaki ilk fiziksel bağlantı budur. Kardeşleri onu insanların gözünden uzaklaştırmak amacıyla kuyunun derinliğine bırakmışlardı. Şimdi aynı kuyuya bir kova iner ve bu hareket, onların “Yûsuf hayatımızdan çıktı” düşüncesini boşa çıkaran sürecin başlangıcı olur.

Kardeşler Yûsuf’un geleceğini kontrol ettiklerini sanmışlardı. Fakat bir kafilenin ne zaman geleceğini, hangi kuyuda duracağını veya su almak için kimin kova salacağını kontrol edemiyorlardı.

Burada kader anlayışını fatalizme dönüştürmemek gerekir. İnsanlar yine kendi seçimlerinden sorumludur. Fakat ayet bize insan planlarının bütün dünyayı kuşatmadığını gösterir.

5️⃣ “Müjde! İşte Bir Oğlan!” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Sucunun Yûsuf’u görünce söylediği “Yâ buşrâ hâzâ gulâm” ifadesi genel olarak “Müjde! İşte bir oğlan!” anlamına gelir. “Gulâm”, genç erkek, oğlan veya delikanlı anlam alanına sahiptir.

Bu kişinin sevinmesi dikkat çekicidir. Fakat onun sevinci ile Yûsuf’un menfaati aynı şey değildir. Adamın “müjde” demesi, Yûsuf için olup bitenin ahlaken iyi olduğu anlamına gelmez; bu, onu bulan kişinin kendi bakışından duyduğu sevinci anlatır.

Bu çok önemli bir ayrımdır: Bir tarafın kazanç olarak gördüğü şey, diğer taraf için mağduriyet olabilir. Bir olayın “müjde” olarak adlandırılması, herkes için gerçekten müjde olduğu anlamına gelmez.

6️⃣ Yûsuf Kuyudan Çıktığına Göre Kurtulmuş Sayılır mı ❓​

Fiziksel olarak kuyudan çıkarılması elbette ölüm ve yalnızlık tehlikesinden uzaklaşması açısından önemli bir kurtuluştur. Fakat özgürlüğü bakımından henüz gerçek bir kurtuluşa kavuşmuş değildir. Çünkü ayetin devamı, onun ticaret malı gibi görülmeye başlandığını bildirir.

Bu nedenle Yûsuf kıssası bize kurtuluşun bazen aşamalar hâlinde gerçekleştiğini gösterir. Bir tehlikeden çıkmak, bütün sorunların bittiği anlamına gelmeyebilir.

İnsan bugün bir kötü durumdan kurtulabilir ama başka bir sömürü biçiminin içine düşebilir. Bir kapının açılması, her zaman varılan yerin adil olduğu anlamına gelmez.

7️⃣ “Onu Ticaret Malı Olarak Gizlediler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve eserrûhu bidâ‘ah” ifadesi vardır. “Bidâ‘ah”, ticari mal veya satılacak eşya anlamına gelebilir. İfade genel olarak Yûsuf’un ticaret için saklanan bir mal gibi görülmesini anlatır.

Buradaki “eserrûhu” ise onu gizlemek, durumunu saklamak anlamındadır. Tefsirlerde bu fiilin öznesi ve ayrıntılı olay örgüsü hakkında farklı açıklamalar bulunur. Yaygın yorumlardan biri, kafiledekilerin Yûsuf’u diğerlerinden saklayıp ticaret malı olarak değerlendirmeye çalıştıkları yönündedir. Bazı açıklamalarda ise kardeşlerin de sonraki süreçte Yûsuf üzerindeki iddialarına ilişkin farklı ayrıntılar aktarılır.

Ayetin açık ve güvenli mesajı şudur: Yûsuf bir insan olarak değil, satılabilir bir değer gibi muamele görmeye başlamıştır.

8️⃣ Bir İnsanın “Mal” Gibi Görülmesi Neden Büyük Bir Ahlaki Problemdir ❓​

Çünkü insan, sahip olunacak bir eşya değildir. Bir eşyayı satın alıp satabilirsiniz; fakat insanın iradesi, onuru ve temel hakları vardır. Yûsuf’un burada “bidâ‘ah”, yani ticaret malı gibi değerlendirilmesi, onun insanlığının ekonomik değere indirgenmesi anlamına gelir.

İnsanları yalnız ne kadar para kazandırdıkları, ne kadar çalışabildikleri veya bize ne fayda sağladıklarıyla değerlendirmek, aynı mantığın farklı biçimlerini üretebilir.

Kur’an’ın bu kıssasını bugüne taşırken kölelik ve insan ticareti gibi tarihsel ve modern sömürü biçimlerini de düşünmek mümkündür. İnsan hiçbir ekonomik çıkar uğruna meta hâline getirilemez.

9️⃣ Ayet Köleliği Onaylıyor mu ❓​

Ayet, Yûsuf’un tarihsel bir dünyada köleleştirilme ve satılma sürecine girdiğini anlatmaktadır; bir şeyi anlatmak ile onu ahlaken emretmek veya övmek aynı şey değildir.

Kur’an kıssalarında cinayet, yalan, zulüm, köleleştirme ve çeşitli yanlış davranışlar anlatılır. Bunların metinde bulunması onları otomatik olarak onaylamaz. Yûsuf’un insan gibi değil ticaret malı gibi görülmesi, kıssanın mağduriyet boyutunun bir parçasıdır.

Bu nedenle Yûsuf 19’u “İnsan ticareti meşrudur” şeklinde okumak metnin anlatı yönünü tersine çevirmek olur. Ayet, bir insanın iradesi dışında nasıl el değiştiren bir meta konumuna indirildiğini göstermektedir.

🔟 Tarihsel Bir Uygulamayı Anlatmak Onu Ebedî Ahlaki İdeal Yapar mı ❓​

Hayır. Kur’an bazen tarihsel toplumlarda bulunan uygulamaları anlatır. Bunlardan bazıları düzenlenmiş, bazılarına sınırlar getirilmiş, bazıları ise kıssaların içinde tarihsel gerçeklik olarak yer almıştır. Bir olayın geçmişte gerçekleşmiş olması, “İnsanlar bunu her çağda yapmalıdır” anlamına gelmez.

Yûsuf kıssasında bizi ilgilendiren temel ahlaki gerçek, onun kendi iradesi dışında alınıp satılmaya doğru sürüklenmesidir. Modern insan hakları açısından da insan ticareti ve köleleştirme açıkça ağır hak ihlalleridir.

Dinî metin okurken betimleme ile emir, tarihsel gerçeklik ile ahlaki ideal birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣1️⃣ Kafile Yûsuf’u Kuyudan Çıkardığı İçin İyi Bir İş Yapmış Olmuyor mu ❓​

Yûsuf’u kuyudan çıkarmaları fiziksel açıdan olumlu bir sonuç üretmiştir. Ancak bir insanın yaptığı eylemin bir yönü yararlı olabilirken sonraki davranışı haksız olabilir. Ahlaki değerlendirme tek bir sahneye indirgenmemelidir.

Bir kişiyi tehlikeden kurtarıp daha sonra onu sömürmek, kurtarma eyleminin olumlu sonucunu sömürüyü doğru hâle getirecek şekilde kullanmaya izin vermez.

Bu önemli bir ilkedir: Birine bir kez iyilik yapmış olmak, daha sonra onun üzerinde sınırsız hak sahibi olmak anlamına gelmez. “Seni ben kurtardım, artık bana borçlusun” şeklindeki yaklaşım sağlıklı değildir.

1️⃣2️⃣ İyilik Yapmak Karşı Taraf Üzerinde Mülkiyet Hakkı Doğurur mu ❓​

Hayır. Bir insana yardım etmek onun iradesini satın almak değildir. Yardımın ahlaki değeri, onu daha sonra kontrol ve sömürü aracına çevirmemekle de bağlantılıdır.

Bir kişi zor durumda olan birine para, barınma veya iş imkânı sağlayabilir. Bu iyilik, yardım alan kişinin bütün hayatını kontrol etme hakkı vermez. Aynı şekilde bir ebeveynin çocuğuna yaptığı fedakârlık da çocuğun yetişkinlikte iradesini tamamen iptal etme yetkisi oluşturmaz.

Yûsuf’un kuyudan çıkarılıp ardından ticaret malı gibi görülmesi, kurtarmanın sahiplenmeye dönüşmesinin ne kadar problemli olabileceğini düşündürür.

1️⃣3️⃣ İnsanların Yûsuf’u Bir Fırsat Olarak Görmesi Bize Ne Öğretiyor ❓​

Yûsuf onlar için önce bir insan değil, ekonomik fırsat gibi görünmeye başlar. Sucunun “müjde” diye sevinmesi ve ardından onun ticari mal gibi saklanması, bu bakışın giderek belirginleştiğini gösterir.

İnsanlar bazen karşılarındaki kişiyi yalnız “Bana ne kazandırır?” sorusuyla değerlendirebilirler. Böylece insanın kişiliği, ihtiyaçları ve hakları arka plana itilir.

Sağlıklı ahlak ise şu soruyu da sordurur: “Bu kişinin benim için değeri ne?” değil, “Bu kişinin kendi başına hangi hakları var?” İnsan onuru, faydaya bağlı değildir.

1️⃣4️⃣ Yûsuf’un Başına Gelenler “Sonunda İyi Olduğu İçin” Küçümsenebilir mi ❓​

Hayır. Kıssanın ilerleyen bölümünde Yûsuf’un büyük bir konuma geleceğini bilmemiz, kuyuya atılmasını, ailesinden koparılmasını ve ticaret malı gibi görülmesini hafifletmez.

Bu hata günlük hayatta da yapılabilir. Bir insan geçmişte yaşadığı ağır mağduriyetten sonra başarılı olunca ona “Bak, yaşadıkların seni buraya getirdi; demek ki aslında iyi olmuş” denilebilir. Bu cümle mağdurun acısını küçümseyebilir.

Daha doğru yaklaşım şudur: Yaşadığın haksızlık gerçekten haksızlıktı; buna rağmen hayatını yeniden kurabilmen ayrıca değerlidir. Sonraki iyilik, önceki kötülüğü geriye dönük olarak ahlaken iyi yapmaz.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet İlahi Yardımın Nasıl Geldiğini mi Gösteriyor ❓​

Evet, kıssanın bütünü açısından kafilenin gelişi Yûsuf’un kuyuda kalmaktan kurtulmasının sebebi olur. Fakat ilahî yardımın burada sorunsuz ve doğrudan rahatlık biçiminde gelmediği dikkat çekicidir. Kuyudan çıkar ama özgür bir şekilde ailesine dönemeyip yeni bir sınavın içine girer.

Bu, dinî hayatta önemli bir beklenti düzeltmesidir. İnsan bazen Allah’tan yardım isteyince bütün problemlerin bir anda ortadan kalkacağını düşünebilir. Oysa yardım bazen bir sonraki adıma geçebilme imkânı olarak gelir.

Kafile Yûsuf’u kuyudan çıkarır; fakat kıssa bitmez. İlahi yardımın varlığı, insanın artık hiçbir zorluk yaşamayacağı anlamına gelmez.

1️⃣6️⃣ “Allah Onların Yaptıklarını Bilendir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “Vallâhu alîmun bimâ ya‘melûn”, yani “Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilendir” ifadesiyle sona erer. İnsanlar Yûsuf’u gizleyebilir, niyetlerini başkalarından saklayabilir veya onu ticaret malı gibi değerlendirebilirler; fakat yapılanlar Allah’ın bilgisinden gizli değildir.

Bu cümle hem adalet hem sorumluluk açısından güçlüdür. Gizli yapılan şey, ahlaki sorumluluğun dışına çıkmaz. İnsanların görmemesi, yapılanı doğru hâle getirmez.

Fakat Allah’ın her şeyi bilmesi, insanların birbirini delilsiz biçimde gözetlemesine ruhsat vermez. İnsan mahkemeleri ve toplumsal ilişkiler kanıta ihtiyaç duyar. “Allah biliyor” gerçeği, insanın mahremiyeti ihlal etmesine veya delilsiz suçlama yapmasına izin vermez.

1️⃣7️⃣ Gizli Yapılan Bir Haksızlık Allah Katında Gizli Kalır mı ❓​

Hayır. Ayetin sonu tam da bunu reddeder. İnsanlar yaptıkları şeyi diğer yolculardan, aileden veya toplumdan saklayabilirler; fakat Allah’ın bilgisi onların gizli ve açık bütün davranışlarını kuşatır.

Bu, mağdur açısından güçlü bir teselli olabilir: Kimsenin görmediği haksızlık da Allah’ın bilgisinden kaybolmaz. Ancak bundan “Öyleyse dünyada hiçbir hukuki süreç gerekmez” sonucu çıkarılamaz.

Tam tersine insanlar dünyada da adaleti sağlamak için delil toplamalı, kurumlar kurmalı ve mağduru korumalıdır. Ahiret adaleti, dünyadaki adalet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 18 ve 19 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 18’de Hz. Yakup evinde, oğullarının getirdiği sahte kanlı gömlek karşısında sabr-ı cemîl ile Allah’tan yardım istemişti. Yûsuf 19’da ise aynı sırada veya olayların devamında, Yakup’un görmediği bir yerde Yûsuf’un kuyudan çıkarılması için bir sebep meydana gelir.

Bu iki ayet arasında güçlü bir anlam bağı vardır: Hz. Yakup Yûsuf’un nerede olduğunu bilmez, fakat Allah bilir. Yakup nasıl yardım geleceğini bilmez, ama kafile gelir. Bununla birlikte kafile Yûsuf’a nihai özgürlüğü getirmez; onu başka bir sürece taşır. Böylece Kur’an, Allah’ın bilgisini kabul etmek ile olayların her aşamasını hemen anlayabilmek arasında fark bulunduğunu gösterir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 20. ayette, Yûsuf’un “az bir bedel, sayılı birkaç dirhem karşılığında” satıldığı ve onu satanların ona fazla değer vermediği bildirilecektir. Bu ayet özellikle insanın piyasa fiyatı ile gerçek değeri arasındaki fark, bir insanı ucuza satmanın onun değersiz olduğu anlamına gelmemesi ve ekonomik ölçünün insan onurunu belirleyemeyeceği bakımından son derece önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 19. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 19. ayet, Yûsuf’un hayatında ilk bakışta büyük bir kurtuluş anını anlatır. Kuyuya bir kova iner ve Yûsuf yeniden insan dünyasına çıkar. Ancak Kur’an bu sahneyi basit bir “Artık her şey düzeldi” hikâyesine dönüştürmez. Tam tersine kuyudan çıkan Yûsuf’un bu kez ticaret malı gibi görülmeye başladığını bildirir. Böylece ilk büyük mesaj ortaya çıkar: Bir zorluktan çıkmak, bütün zorlukların sona erdiği anlamına gelmez.

Yûsuf artık kuyunun karanlığında değildir, fakat özgür de değildir. Hayatının bir bölümü kapanırken başka bir sınav başlar. Bu durum insan hayatında da görülebilir. Kişi kötü bir işten ayrılır ama maddi sorun yaşar; zararlı bir ilişkiden çıkar ama yeniden toparlanması zaman alır; bir hastalığın en tehlikeli aşamasını geçer ama rehabilitasyona ihtiyaç duyar. Kurtuluş bazen tek bir an değil, süreçtir.

Ayetin ikinci büyük mesajı beklenmedik sebeplerin önemidir. Kafile Yûsuf’u aramaya gelmemiştir. Sadece su ister. Sucu bir peygamber kurtarma operasyonu yürüttüğünü bilmez; yalnız kovasını kuyuya salar. Fakat bu sıradan hareket Yûsuf’un hayatında tarih değiştiren bir adıma dönüşür.

Bu bize her tesadüf gibi görünen olaya gizli bir anlam uydurmamız gerektiğini söylemez. Fakat iman açısından şunu hatırlatır: Allah’ın takdiri bizim görebildiğimiz sebeplerle sınırlı değildir. İnsan bazen çözümün hangi kapıdan geleceğini önceden bilemez.

Üçüncü büyük mesaj bir insanın başkasının gözündeki değeri ile gerçek değerinin aynı olmamasıdır. Kafiledekiler Yûsuf’u ekonomik bir fırsat gibi görebilir. Bir sonraki ayette onu az bir bedelle satacaklardır. Fakat okuyucu Yûsuf’un kim olduğunu bilir.

Bu nedenle insanların sizi ne kadar değerli gördüğü, gerçek insanlık değerinizi belirlemez. Bir işveren sizi kolayca gözden çıkarabilir, bir çevre yeteneğinizi fark etmeyebilir veya bir kişi size küçük bir fiyat biçebilir. Bunlar sosyal gerçekliklerdir; fakat insan onurunun nihai ölçüsü değildir.

İnsan, kendisine biçilen fiyat değildir.

Dördüncü büyük mesaj insanı faydasına indirgememektir. Kafile için Yûsuf “kazanç” olabilir. Modern hayatta da insanı yalnız üretim, gelir, görünüş, sosyal medya takipçisi veya statüsü üzerinden değerlendirme tehlikesi vardır.

Bir insan işsiz kaldığında değersiz olmaz.

Yaşlandığında insanlığı azalmaz.

Engelli olduğunda hayatı daha az değerli hâle gelmez.

Bir çocuk ekonomik fayda üretmediği için daha düşük değerde değildir.

İnsan onuru performans puanı değildir.

Beşinci büyük mesaj yardım ile sahiplenme arasındaki farktır. Kafile Yûsuf’u kuyudan çıkarmış olabilir; fakat bu, onu satma hakkı vermez. Birine yardım ettiğimizde onu kendimize borçlu köle hâline getiremeyiz.

Bu ilke ailede de dostlukta da sosyal yardımda da önemlidir. Bir insan:

“Ben seni zor zamanda kurtardım, artık benim istediğim gibi yaşamalısın.”

diyemez.

Gerçek yardım, karşı tarafın bağımsız insanlık değerini tanır. İyilik, kontrol hakkı satın almak değildir.

Altıncı büyük mesaj bir tarafın sevincinin diğer tarafın iyiliği olmayabileceğidir. Sucu “Müjde!” der. Onun açısından beklenmedik bir kazanç ortaya çıkmıştır. Fakat Yûsuf açısından bilinmeyen insanlarla birlikte başka bir hayata sürüklenmek söz konusudur.

Bu bize olayları yalnız kazananın perspektifinden değerlendirmemeyi öğretir. Bir şirket için “başarı” denilen karar çalışanlar için ağır mağduriyet üretebilir; birinin kârlı gördüğü anlaşma başka birinin sömürülmesine dayanabilir. Ekonomik kazanç tek başına ahlaki başarı değildir.

Yedinci büyük mesaj gizliliğin her zaman mahremiyet anlamına gelmediğidir. Mahremiyet meşru bir hak olabilir; fakat ayetteki gizleme ekonomik çıkar amacıyla Yûsuf’un durumunu saklamaya yöneliktir. Bu nedenle “gizli olması” davranışı masum yapmaz.

İnsanların meşru mahremiyetine saygı duymak gerekir; fakat gizlilik, haksızlıkları saklama aracına dönüştürülebilir. Mahremiyet ile örtbas aynı şey değildir.

Sekizinci büyük mesaj Allah’ın bilgisinin gizli haksızlığı da kuşatmasıdır. Ayetin sonunda Allah’ın onların yaptıklarını bildiği vurgulanır. İnsanlar birbirlerinden bazı şeyleri gizleyebilirler, fakat yaptıkları hiçbir şey Allah’ın bilgisinden çıkmaz.

Bu gerçek mağdura umut, faile ise sorumluluk hatırlatır. Fakat yine önemli denge korunmalıdır: Allah’ın her şeyi biliyor olması, bizim delilsiz biçimde insanları suçlamamız anlamına gelmez. İlahi bilgi mutlak; insan yargısı ise delile bağlıdır.

Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı kuyudan çıkmayı hikâyenin sonu sanmamaktır. Yûsuf kurtulmuştur ama henüz özgür değildir. Bir kapı kapanmış, diğeri açılmıştır. Önünde satış, yabancı bir ülke, yeni bir ev, daha sonra iftira ve hapishane vardır. Fakat bütün bu süreçlerin ötesinde, Yûsuf’un çocukken gördüğü rüyanın henüz tamamlanmamış bir hikâyesi vardır.

Kur’an burada ucuz bir iyimserlik öğretmez. “Her şey hemen güzel olacak” demez. Daha derin bir umut sunar: İçinde bulunduğun sahne, bütün hikâyenin kendisi olmayabilir.

Yûsuf Suresi 19. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Kuyudan çıkmak her zaman özgürlüğe ulaşmak değildir. Bir insanı kurtardıysan onun sahibi olmazsın. İnsanları ticari değerleriyle ölçme. Bir tarafın kazancını herkesin iyiliği sanma. Gizli yapılan haksızlığın Allah’ın bilgisinden kaçmayacağını bil. Ve hayatında bir kapı açıldığında bütün sürecin tamamlandığını sanma; bazen Allah’ın açtığı yol, uzun bir hikâyenin yalnızca bir sonraki adımıdır.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 20. ayette, Yûsuf’un “az bir bedel, sayılı birkaç dirhem karşılığında” satıldığı bildirilecektir. Bu son derece sarsıcı bir karşıtlık oluşturacaktır: Allah katında büyük bir geleceğe hazırlanan Yûsuf, insanların piyasasında çok düşük bir bedelle el değiştirir. Burada özellikle piyasa fiyatı ile gerçek değer arasındaki fark, başkalarının bize biçtiği değerin kim olduğumuzu belirlememesi ve insan onurunun parayla ölçülememesi üzerinde durmak gerekecektir.

Ve belki Yûsuf Suresi 19. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Karşımızdaki insanlara “Bana ne faydası var?” gözüyle mi bakıyoruz, yoksa onların bizden bağımsız bir insanlık değeri bulunduğunu gerçekten kabul ediyor muyuz? Birine yardım ettiğimizde onu kendimize borçlu mu sayıyoruz? Ve hayatımızda kuyudan çıkmış gibi hissettiğimiz hâlde yeni bir sınav başladığında, “Demek yardım gelmedi” diye mi düşünüyoruz, yoksa kurtuluşun bazen adım adım ilerleyebileceğini kabul edebiliyor muyuz?

“Yûsuf 19, bir kafilenin kuyuya kova salıp Yûsuf’u bulmasını, ardından onu ticaret malı gibi gizlemesini anlatır. Kuyuya inen kova Yûsuf’u karanlıktan çıkarır; fakat onu henüz özgürlüğe ulaştırmaz. Bir insanı tehlikeden kurtarmak sana onun üzerinde mülkiyet hakkı vermez; birinin ekonomik değeri de insanlık değerini belirlemez. İnsanlar Yûsuf’u mal gibi görebilir, fakat Allah onların ne yaptığını bilir. Çünkü insanların sana biçtiği fiyat ile Allah’ın bildiği hakiki değer aynı şey değildir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt