Yûsuf Suresi 20. Ayette “Onu Değersiz Bir Bedelle, Sayılı Birkaç Dirheme Sattılar; Ona Fazla Değer Vermiyorlardı” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 19. ayette kuyudan çıkarılan Yûsuf, özgürlüğüne kavuşmak yerine bir ticaret malı gibi görülmeye başlanmıştı. 20. ayette bu insanlık dışı bakış daha da açık hâle gelir: Yûsuf düşük bir bedelle, sayılı birkaç dirheme satılır. Kur’an burada yalnız tarihsel bir satış olayını anlatmaz; insanın piyasa değeri ile gerçek değerinin aynı olmadığını da düşündürür. İnsanlar Yûsuf’a az fiyat biçebilirler, fakat onların biçtiği fiyat Yûsuf’un kim olduğunu belirlemez. Bir insanın değeri, başkalarının ona ne kadar para verdiğiyle, ne kadar rağbet gösterdiğiyle veya onu ne kadar işe yarar bulduğuyla ölçülemez.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 20. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Onu değersiz bir bedelle, sayılı birkaç dirheme sattılar; ona fazla değer vermiyorlardı.” Ayetin Arapçası ise “Ve şeravhu bi-semenin bahsin derâhime ma‘dûdetin ve kânû fîhi mine’z-zâhidîn.” şeklindedir.Bir önceki ayette Yûsuf’u kuyudan çıkaran kafilenin onu ticaret malı gibi gizlediğini görmüştük. Bu ayette ise o bakışın ekonomik sonucu ortaya çıkar: Yûsuf, insan olarak hikâyesi, ailesi, acısı ve geleceği hesaba katılmadan satılabilir bir nesne muamelesi görür. Kur’an özellikle fiyatın düşük olduğunu ve onu satanların Yûsuf’a rağbet etmediğini vurgular.
Bu sahne kıssanın en çarpıcı karşıtlıklarından birini oluşturur. Birkaç ayet önce Allah’ın Yûsuf’u seçeceği ve ona özel bilgi öğreteceği bildirilmişti; şimdi ise insanlar onu az bir bedelle elden çıkarılabilecek biri gibi görmektedirler. İnsanların hükmü ile hakikatin kendisi her zaman aynı değildir.
“Şeravhu” Kelimesi Burada “Sattılar” mı Demektir
Evet. Ayetteki “şeravhu” fiili klasik Arapça kullanımda bağlama göre “satmak” anlamına gelebilir. Modern Arapçaya aşina olan biri aynı kökü görünce ilk anda “satın almak” anlamını düşünebilir; fakat Kur’an kelimelerini tarihsel ve cümle içindeki kullanımlarıyla değerlendirmek gerekir.Bu nedenle burada temel anlam Yûsuf’un bir bedel karşılığında elden çıkarılmasıdır. Kelimenin bugünkü yaygın kullanımı üzerinden ayete farklı anlam yüklemek doğru olmaz.
Bu durum bize genel bir Kur’an okuma ilkesi öğretir: Bir kelimenin modern dildeki anlamı, tarihsel metindeki anlamıyla her zaman birebir aynı olmayabilir. Bağlam ve klasik kullanım belirleyicidir.
Yûsuf’u Kim Sattı
Bu konuda tefsirlerde farklı açıklamalar vardır. Bazı yorumlarda Yûsuf’u kuyudan çıkaran kafiledekilerin onu sattığı, bazı rivayetlerde ise kardeşlerin olayın sonraki aşamasına dahil olup Yûsuf üzerinde hak iddia ettikleri anlatılır. Ayetin zamirinin kime döndüğü konusunda bu nedenle farklı değerlendirmeler yapılmıştır.Kur’an’ın burada asıl vurgusu satışı gerçekleştiren kişinin kimliğinden çok, Yûsuf’un çok düşük bir bedelle el değiştirmesidir. Bu yüzden ayetin kesin olarak vermediği ayrıntıları tarihsel kesinlik gibi sunmamak gerekir.
Daha güvenli ifade şudur: Yûsuf, onu ekonomik bir fırsat olarak gören insanlar tarafından düşük bir bedelle satılmıştır; ayrıntılı satış zinciri konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır.
“Değersiz Bir Bedel” Anlamındaki “Semenin Bahs” Ne Demektir
Ayetteki “semenin bahs”, düşük, eksik veya değeri karşılamayan bir bedel anlamına gelir. Yani satış fiyatı sıradan bir fiyat değil; Kur’an’ın özellikle yetersiz ve düşük olarak nitelendirdiği bir bedeldir.Burada dikkat çekici olan, Yûsuf’un gerçekten değersiz olduğu değil, ona değersizmiş gibi fiyat biçilmesidir. Bir şeyin düşük fiyata satılması onun öz değerinin de düşük olduğunu göstermez.
Bu ayrım insan hayatına taşındığında son derece önemlidir. Bir insanın emeğine düşük ücret verilmesi, onun emeğinin gerçekten değersiz olduğunu kanıtlamaz. Birinin yeteneğinin fark edilmemesi, onun yeteneksiz olduğunu göstermez. Piyasanın veya çevrenin biçtiği değer, insanın gerçek değerinin tamamı değildir.
“Sayılı Birkaç Dirhem” Ne Anlama Gelir
Ayette “derâhime ma‘dûdeh”, yani “sayılı dirhemler” ifadesi kullanılır. Bu, fiyatın çok yüksek olmadığını kuvvetlendiren bir anlatımdır. Tefsirlerde dirhemlerin tam sayısı konusunda farklı rivayetler bulunabilir; fakat Kur’an kesin bir sayı vermez.Bu nedenle “Yûsuf kesin olarak şu kadar dirheme satıldı” diye konuşmak doğru değildir. Ayetin amacı ekonomik muhasebe tablosu vermek değil, satış bedelinin küçüklüğünü vurgulamaktır.
Burada asıl mesaj sayının kendisinden daha önemlidir: Yûsuf’un insanlık değeri birkaç madeni para seviyesine indirgenmiştir.
Dirhemlerin Sayılması Neden Özellikle Belirtilmiş Olabilir
Tefsirlerde, o dönemde az miktardaki paranın sayıldığı, yüksek miktarların ise tartıldığı gibi açıklamalar aktarılmıştır. Bu yorum, “sayılı dirhemler” ifadesinin düşük bedeli vurgulamasıyla uyumludur; ancak bunu ayetin açıkça açıkladığı teknik bir ekonomik kural gibi sunmamak gerekir.Kesin olan, Kur’an’ın “sayılı dirhemler” ifadesiyle fiyatın küçük ve sınırlı oluşunu öne çıkarmasıdır. Yûsuf’un büyük bir ticari değerle el değiştirdiği değil, aksine hızlıca ve düşük bir bedelle elden çıkarıldığı izlenimi verilir.
Bu da kıssadaki büyük karşıtlığı güçlendirir: İnsanların bugün ucuz gördüğü kişi, ileride onların hayatını etkileyen büyük bir konuma gelecektir.
“Ona Rağbet Etmiyorlardı” Ne Anlama Gelir
Ayetteki “ve kânû fîhi mine’z-zâhidîn” ifadesi, ona fazla değer vermediklerini, ona karşı isteksiz olduklarını veya onu gözlerinde önemli görmediklerini ifade eder. Buradaki “zâhidîn” kelimesini doğrudan sonraki tasavvuf terminolojisindeki “zâhid” kavramıyla sınırlamak doğru değildir.Burada bağlam, manevî anlamda dünyadan el etek çekmekten ziyade Yûsuf’a rağbet göstermemek ve onu önemsememek üzerinedir.
Yani onlar açısından Yûsuf vazgeçilmez biri değildir. Hızlıca elden çıkarılabilecek bir maldır. Fakat okuyucu bilir ki onların değersiz gördüğü insanın hikâyesi henüz başlamaktadır.
İnsanların Birini Değersiz Görmesi Onu Gerçekten Değersiz Yapar mı
Hayır. Bu ayetin en güçlü mesajlarından biri budur. İnsan çevresi tarafından küçümsenebilir, reddedilebilir veya değersiz görülmüş olabilir; fakat başkalarının değerlendirmesi onun bütün hakikatini belirlemez.Yûsuf’a birkaç dirhem fiyat biçiliyor. Eğer yalnız piyasa fiyatına baksaydık onu önemsiz biri sanabilirdik. Fakat Kur’an okuyucusu onun gelecekte ilim, güvenilirlik ve yönetim sorumluluğu bakımından büyük bir konuma ulaşacağını bilir.
Bu nedenle insan kendi değerini tamamen dışarıdaki insanların alkışına bağlamamalıdır. İnsanların seni az görmesi, gerçekten az olduğunun kanıtı değildir.
Bu Ayet “Kendini Çok Değerli Hisset” Mesajına mı İndirgenmelidir
Hayır. Ayetin mesajı yalnız psikolojik özsaygı sloganı değildir. Burada gerçek bir sömürü, satış ve insanın meta hâline getirilmesi vardır. Bu nedenle ayeti sadece “Kendine inan, sen çok değerlisin” şeklinde yüzeysel bir motivasyon cümlesine indirgemek kıssanın ağırlığını kaybettirir.Daha kapsamlı mesaj şudur: İnsan onuru ekonomik değere indirgenemez; başkasını araç hâline getirmek yanlıştır ve toplumun bir kişiye biçtiği fiyat onun ahlaki veya insanî değerinin ölçüsü değildir.
Özsaygı bu mesajın bir sonucu olabilir; fakat ayetin asıl ağırlığı insanın metalaştırılması ve haksız biçimde değerlendirilmesi üzerindedir.
İnsan Onuru Para ile Ölçülebilir mi
Hayır. Para mal ve hizmetlerin değişiminde kullanılabilir; fakat insanlık onurunun fiyat etiketi yoktur. Bir insanın bedeni, özgürlüğü ve iradesi yalnız ekonomik çıkar uğruna sahip olunabilecek bir meta değildir.Yûsuf’un satılması tarihsel dünyanın bir gerçeğini yansıtır. Fakat kıssanın anlatımı, onun özgür iradesi dışında ekonomik nesneye dönüştürülmesini bir mağduriyet zincirinin parçası olarak gösterir.
Bugün de insan ticareti, zorla çalıştırma ve borç esareti gibi uygulamalar aynı temel ahlaki probleme dayanır: İnsanı kişi olmaktan çıkarıp araç hâline getirmek.

Bir İnsanın Emeğinin Fiyatı ile İnsanlık Değeri Aynı Şey midir
Hayır. İş piyasasında bir kişinin emeğinin ekonomik karşılığı olabilir; fakat bu ücret kişinin insan olarak değerinin fiyatı değildir. Bir doktor, işçi, öğretmen veya çiftçinin aldığı ücret ekonomik bir düzen içindeki emek karşılığıdır; insanlık değerini ölçmez.Bazen insanlar yüksek gelir elde edenleri daha değerli, düşük ücret alanları ise daha önemsiz görebilirler. Bu hem ahlaken hem de insanî bakımdan problemlidir.
Maaş statüyü gösterebilir; insanlık değerini değil. Yûsuf’un birkaç dirheme satılması da fiyatın hakikati ne kadar yanlış temsil edebileceğinin çarpıcı bir örneğidir.

Yoksulluk İnsanı Allah Katında Daha Değersiz Yapar mı
Hayır. Aynı şekilde zenginlik de insanın Allah katındaki üstünlüğünün otomatik kanıtı değildir. Kur’an’ın genel ahlakında maddi durum ile manevi değer arasında böyle mekanik bir denklem kurulmaz.Yûsuf bu ayette ekonomik olarak adeta sıfıra yakın bir konumdadır; kendi fiyatını belirleyemez, özgürlüğünü koruyamaz ve başkalarının kararına bağlıdır. Fakat bu durum onun Allah tarafından terk edildiği anlamına gelmez.
Bu yüzden yoksulluk ilahî değersizlik, zenginlik de ilahî onay belgesi değildir. İnsanları banka hesabına göre ahlaki sıralamaya koymak Kur’anî bir ölçü değildir.

İnsanların Bizi Takdir Etmemesi Başarısız Olduğumuz Anlamına Gelir mi
Hayır. Takdir değerli olabilir ve insan emeğinin görülmesini istemesi doğaldır. Fakat toplumsal takdir her zaman hakikati doğru ölçmez. Tarihte yeteneği geç fark edilen veya yaşadığı dönemde önemsenmeyen birçok insan olmuştur.Yûsuf’un kıssasında bu durum çok daha keskin biçimde görülür. İnsanlar onu birkaç dirheme satarken onun gelecekte nasıl bir sorumluluk üstleneceğini bilmiyorlar.
Bu nedenle insanın kendisini yalnız “Beni kaç kişi takdir ediyor?” sorusuyla değerlendirmesi kırılgan bir kimlik üretir. Daha sağlam soru, “Ben elimdeki imkânlarla doğru, dürüst ve faydalı olanı yapıyor muyum?” sorusudur.

Düşük Fiyat Biçmek Her Zaman Haksızlık mıdır
Ticarette bir malın düşük fiyatla satılması kendi başına her zaman haksızlık değildir. İnsan özgür iradesiyle malını uygun gördüğü bedelle satabilir. Yûsuf kıssasındaki ahlaki problem ise bundan tamamen farklıdır: Satılan şey bir insanın kendisidir ve Yûsuf bu işlemin özgür tarafı değildir.Dolayısıyla ayeti normal ticari pazarlığa birebir uygulamak doğru olmaz. Buradaki mesele “ucuza mal satmak haramdır” şeklinde basit bir ekonomik kural değil, insanın iradesi dışında ekonomik nesne hâline getirilmesidir.
Bağlamı korumak önemlidir. Her “ucuz satış” Yûsuf kıssasındaki satışla aynı ahlaki kategoriye girmez.

Yûsuf’un Ucuza Satılması Onu Satanların Onu Tanımadığını mı Gösteriyor
Evet, en azından onun gerçek hikâyesini ve ilerideki yerini bilmedikleri açıktır. Onlar önlerindeki kişiye kendi dar perspektiflerinden bakarlar: Kuyuda bulunan bir genç, ekonomik olarak değerlendirilebilecek bir fırsat.Fakat Yûsuf’un karakterini, ailesini, gördüğü rüyayı veya gelecekteki görevini bilmiyorlar. Bu nedenle onların değerlendirmesi çok sınırlı bilgiye dayanır.
Bu, insan yargılarının neden ihtiyatla taşınması gerektiğini gösterir. Bir insanı birkaç dakikada, tek bir başarısızlığıyla veya bugünkü konumuyla bütünüyle tanımlamak hatalı olabilir. İnsan, içinde bulunduğu anın toplamından daha büyüktür.

Bir İnsanı Bugünkü Konumuna Göre Yargılamak Neden Yanlış Olabilir
Çünkü hayat değişkendir. Bugün güçsüz olan yarın güçlü olabilir; bugün başarılı olan yarın zorlanabilir. İnsanın bugünkü ekonomik veya sosyal konumu bütün karakterini ve geleceğini göstermeyebilir.Yûsuf bugün satılan bir gençtir. Önünde hâlâ kölelik, iftira ve hapishane vardır. Buna rağmen kıssanın ilerleyen bölümlerinde büyük bir yönetim sorumluluğu üstlenecektir.
Bu bize şu ölçüyü verir: İnsanı bugünkü en düşük noktasına hapsetme. Ancak bunun tersine, her düşük konumdaki kişinin ileride mutlaka büyük makam sahibi olacağını da söylememeliyiz. Yûsuf’un geleceğini vahiyden biliyoruz; ordinary insanların geleceğini bilmiyoruz.

Yûsuf’un Hikâyesi Bize Kendimize Biçilen Değer Hakkında Ne Öğretiyor
İnsanlar bazen bizi dış görünüşümüz, mesleğimiz, gelirimiz, eğitimimiz veya sosyal çevremiz üzerinden değerlendirir. Bu değerlendirmelerin bazıları hayatımızda gerçek sonuçlar doğurabilir; fakat kim olduğumuzun tamamını belirlemez.Yûsuf’un fiyatı birkaç dirhemdir, fakat karakteri birkaç dirhem değildir. İnsanların onu ne kadar ucuza sattığı, onun gelecekteki güvenilirliğini, bilgisini veya ahlakını azaltmaz.
Bu nedenle dışarıdan gelen değerlendirmeleri tamamen yok saymak gerekmese de onları nihai kimlik hükmüne dönüştürmemek gerekir. Eleştiriden öğrenilebilir; fakat küçümseme insanın kendi gerçeği hâline getirilmemelidir.

Yûsuf Suresi 19 ve 20 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 19’da bir kafile kuyuya gelmiş, Yûsuf’u bulmuş ve onu ticaret malı olarak gizlemişti. Yûsuf 20’de bu ekonomik bakışın sonucu ortaya çıkar: Yûsuf düşük bir bedelle satılır ve ona fazla rağbet gösterilmez.Bu iki ayet birlikte insanın nasıl aşamalı biçimde kişiden nesneye indirgenebildiğini gösterir. Önce bir insan görülür, ardından “kazanç” düşüncesi devreye girer ve sonunda insanın üzerine fiyat etiketi konulur.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 21. ayette kıssanın yeni dönemi başlayacaktır. Yûsuf’u Mısır’dan satın alan kişi eşine, “Ona güzel bak; belki bize faydası olur veya onu evlat ediniriz” diyecektir. Ayetin devamında Allah’ın Yûsuf’u o ülkede yerleştirdiği ve ona olayların yorumunu öğretmek istediği, ayrıca “Allah işinde galiptir fakat insanların çoğu bilmez” buyurulacaktır. Bu ayet özellikle insanın planı ile ilahî takdir, bir çocuğa iyi davranmanın önemi ve “Allah işinde galiptir” ifadesinin fatalizm anlamına gelmemesi bakımından son derece derin olacaktır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 20. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 20. ayet, insan değerinin ekonomik değerle karıştırılmasının ne kadar büyük bir yanılgı olabileceğini çarpıcı biçimde gösterir. Yûsuf birkaç dirheme satılır ve onu satanlar ona fazla rağbet etmezler. Fakat onların Yûsuf’a biçtiği fiyat, Yûsuf’un gerçekte kim olduğunu değiştirmez. İşte ayetin ilk büyük mesajı budur: İnsanların sana biçtiği fiyat ile senin insanlık değerin aynı şey değildir.Bu ayrım modern dünyada son derece önemlidir. İnsan bazen maaşını kişisel değeri sanabilir. İşsiz kaldığında kendisini değersiz hissedebilir. Sosyal medyada az ilgi gördüğünde kimsenin onu önemsemediğini düşünebilir. Bir ilişki sona erdiğinde “Demek ki sevilmeye değmezmişim” sonucuna varabilir.
Oysa ekonomik ve sosyal değerlendirmeler insanın öz değerinin tamamını ölçmez.
Yûsuf’un fiyatı düşüktür; insanlığı düşük değildir.
İkinci büyük mesaj insanı metalaştırmanın yanlışlığıdır. Yûsuf hakkında karar verenler onun ne istediğini sormazlar. Onu kendi çıkarları açısından değerlendirirler. Böylece insan iradesi ekonomik hesap karşısında görünmez hâle gelir.
Bu mantık bugün insan ticaretinde, zorla çalıştırmada veya savunmasız insanları ekonomik çıkar için sömürmede devam edebilir. Kişi artık:
“Bu insan ne istiyor?”
sorusuyla değil,
“Bu insandan ne kazanırım?”
sorusuyla görülür.
İşte metalaştırmanın özü budur.
Üçüncü büyük mesaj fiyat ile değer arasındaki farktır. Piyasa fiyatı belirli ekonomik koşullarda oluşur; fakat ahlaki değer başka bir kategoridir. Bir antika çok pahalı olabilir ama ahlaki kişiliği yoktur. Bir insan ekonomik olarak hiçbir üretim yapamayabilir ama insanlık onuru bakımından eksilmez.
Bu ayrım yaşlılar, çocuklar, hastalar ve engelli bireyler açısından özellikle önemlidir. İnsan değerini üretkenlikle ölçmeye başladığımızda, üretim yapamayanları değersizleştirme tehlikesi doğar.
İnsan, ekonomik verimlilik makinesi değildir.
Dördüncü büyük mesaj zenginlik ve yoksulluğu Allah’ın sevgisinin doğrudan ölçüsü yapmamaktır. Yûsuf bu ayette neredeyse ekonomik açıdan en aşağı konumlardan birindedir. Fakat birkaç ayet önce Allah’ın onu seçeceği bildirilmişti.
Bu açık karşıtlık bize şunu öğretir: Dünyevî konum, Allah katındaki değerin basit göstergesi değildir. Zengin olmak otomatik olarak seçilmişlik anlamına gelmediği gibi, yoksul veya güçsüz olmak da Allah tarafından değersiz görülmek demek değildir.
Rızık ile takvâ aynı ölçü değildir.
Beşinci büyük mesaj başkalarının sizi küçümsemesine rağmen kibir üretmemektir. Yûsuf’un kıssasını “Bir gün herkese kim olduğumu göstereceğim” şeklinde salt intikam motivasyonuna dönüştürmek doğru değildir. Yûsuf ileride yükseldiğinde asıl sınavı, kendisini küçümseyenlere karşı nasıl davranacağı olacaktır.
İnsan değersiz görülmüş olabilir; buna karşı çözüm başkalarını değersiz görmek değildir.
Küçümsenmiş olmak, küçümseme hakkı vermez.
Altıncı büyük mesaj bugünkü konumu geleceğin kesin hükmü saymamaktır. Yûsuf’un hayatı şu anda dışarıdan bakıldığında giderek kötüleşmektedir. Önce kardeşlerinin kıskançlığı, ardından kuyu, şimdi satış. Eğer hikâye burada bitseydi herkes Yûsuf’un kaybeden taraf olduğunu düşünebilirdi.
Fakat kıssa devam ediyor.
Bu, her insanın gelecekte mutlaka makam sahibi olacağı anlamına gelmez. Daha dikkatli ders şudur: İçinde bulunduğun bugün, hayatının bütün anlamını ve sonunu tek başına belirlemez.
Yedinci büyük mesaj insan yargısının sınırlılığıdır. Yûsuf’u satanlar onun hakkında çok az şey bilirler. Onun görünür hâline bakıp fiyat biçmişlerdir. İnsanlar birbirimize karşı da bunu sık sık yaparız. Bir kişinin bugünkü kıyafeti, mesleği veya ekonomik durumu üzerinden onun bütün karakterini okumaya çalışabiliriz.
Kur’an kıssası buna karşı bizi daha ihtiyatlı olmaya çağırır: Bir insanı gördüğün ilk sahneyle tanımlama.
Sekizinci büyük mesaj değer verilmemek ile değersiz olmak arasındaki farktır. Bu iki kavram birbirine çok karıştırılır. İnsan ailesinden, çevresinden veya işyerinden hak ettiği saygıyı görmeyebilir. Bu gerçek bir acıdır ve küçümsenmemelidir.
Ama insanın saygı görmemesi, saygıya layık olmadığı anlamına gelmez.
Sevilmemesi, sevilmeye layık olmadığı anlamına gelmez.
Fark edilmemesi, hiçbir yeteneği olmadığı anlamına gelmez.
Yûsuf 20 bu ayrımı olağanüstü biçimde gösterir: İnsanlar ona düşük değer veriyorlar; fakat onların düşük değerlendirmesi Yûsuf’un gerçekliğini değiştirmiyor.
Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı, insanın hem kendisine hem başkalarına hangi gözle baktığını sorgulamasıdır. Biz de insanları maaşına, makamına, evine, eğitimine veya bize sağlayacağı faydaya göre mi sıralıyoruz? Bize hiçbir ekonomik katkısı olmayan bir insanı daha az değerli mi görüyoruz? Bir işçinin emeğine, yalnız pazarlık gücü az olduğu için hak ettiğinden daha düşük değer vermeyi normal mi sayıyoruz?
Yûsuf’un birkaç dirheme satılması sadece onun hikâyesini değil, bizim değer ölçülerimizi de sorgular.
İnsanı fiyatından büyük görebiliyor muyuz?
İnsanı statüsünden büyük görebiliyor muyuz?
İnsanı bugünkü başarısızlığından büyük görebiliyor muyuz?
İşte bu ayetin aynası burada bize döner.
Yûsuf Suresi 20. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: İnsanların sana biçtiği fiyatı gerçek değerinin ölçüsü sanma. Bir insanı ekonomik faydasına indirgeme. Yoksulluğu değersizlik, zenginliği üstünlük sayma. Bugünkü konumunla bütün geleceğin hakkında hüküm verme. Başkalarının seni küçümsemesine karşılık başkalarını küçümseyerek cevap verme. Ve insan onurunun birkaç dirheme, maaşa, statüye veya piyasa değerine sığmayacağını unutma.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 21. ayette, Yûsuf’un Mısır’daki yeni hayatının kapısı açılacaktır. Onu satın alan kişi eşine, “Ona güzel bak; belki bize faydası olur veya onu evlat ediniriz” diyecek; ardından Allah’ın Yûsuf’u ülkede yerleştirdiği, ona te’vîlü’l-ehâdîsten öğreteceği ve “Allah işinde galiptir; fakat insanların çoğu bilmez” buyurulacaktır. Bu ayet, insanların Yûsuf hakkında kendi planlarını yaparken Allah’ın çok daha büyük bir takdirinin işlemesi bakımından kıssanın en önemli dönüm noktalarından biri olacaktır.
Ve belki Yûsuf Suresi 20. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Kendimizin ve başkalarının değerini neyle ölçüyoruz? İnsanlar bize az değer verdiğinde onların hükmünü kendi kimliğimiz hâline mi getiriyoruz? Ve karşımızdaki insanın parasını, mesleğini veya bize sağlayacağı faydayı bir kenara bıraktığımızda, onu yalnızca insan olduğu için değerli görebiliyor muyuz?
“Yûsuf 20, ‘Onu değersiz bir bedelle, sayılı birkaç dirheme sattılar; ona fazla değer vermiyorlardı’ buyurur. İnsanların Yûsuf’a biçtiği fiyat düşüktür, fakat Yûsuf’un değeri düşük değildir. Fiyat ile değer, rağbet ile hakikat, sosyal konum ile insan onuru aynı şey değildir. İnsanların seni az görmesi seni azaltmaz; fakat sen de başkalarını parası, makamı veya sana sağlayacağı faydayla ölçme. Çünkü insanın değeri, üzerine yapıştırılan fiyat etiketinden her zaman daha büyüktür.”
Ersan Karavelioğlu