Yûsuf Suresi 8. Ayette “Yûsuf ve Kardeşi Babamıza Bizden Daha Sevgilidir; Oysa Biz Güçlü Bir Topluluğuz. Babamız Apaçık Bir Yanılgı İçindedir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 7. ayet, ‘Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar için nice ibretler vardır’ diyerek bizi kıssanın psikolojik derinliğine hazırlamıştı. Sekizinci ayette bu ibretlerden ilki açıkça görünür: Kardeşlerin içindeki kıskançlık artık düşünceye ve ortak bir söyleme dönüşmüştür. Onlar babalarının sevgisini kendilerine karşı verilmiş bir değer hükmü gibi algılar, sayıca güçlü olmalarını da daha fazla sevgiye layık olmanın gerekçesi sayarlar. Sorun yalnız kıskançlık hissetmeleri değildir; hislerini sorgulanamaz gerçek kabul edip babalarını suçlamaya başlamalarıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 8. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir: “Hani onlar, ‘Yûsuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz güçlü bir topluluğuz. Gerçekten babamız apaçık bir yanılgı içindedir’ demişlerdi.” Ayetin Arapçası ise “İz kâlû le-Yûsufu ve ehûhu ehabbu ilâ ebînâ minnâ ve nahnu usbetun. İnne ebânâ lefî dalâlin mubîn.” şeklindedir.Bu ayette henüz Yûsuf’a yönelik fiilî saldırı başlamamıştır. Fakat saldırının zihinsel hazırlığı başlamıştır. Kardeşler önce kendi aralarında bir anlatı kurarlar: Babamız Yûsuf’u ve kardeşini bizden çok seviyor, biz ise daha kalabalık ve güçlü bir grubuz; o hâlde babamız yanlış davranıyor. Bir sonraki ayette bu düşünce çok daha tehlikeli bir noktaya ulaşacaktır.
Kur’an burada büyük kötülüklerin bazen bir anda başlamadığını gösterir. Önce duygu oluşabilir, sonra duygu yorumlanır, yorum grup içinde pekişir ve sonunda yanlış davranış için gerekçe üretilir.
“Yûsuf ve Kardeşi” İfadesindeki Kardeş Kimdir
Kur’an bu ayette kardeşin ismini söylemez. İslamî tarih ve tefsir geleneğinde burada kastedilen kardeşin genellikle Bünyamin olduğu belirtilir ve Yûsuf’la aynı anneden olduklarına dair yaygın açıklamalar bulunur.Ancak Kur’an’ın bu ayette adı açıkça vermediğini unutmamak gerekir. Bu nedenle “Kur’an burada Bünyamin adını zikrediyor” demek teknik olarak doğru olmaz. Daha dikkatli ifade, tefsirlerde bu kardeşin yaygın biçimde Bünyamin olarak açıklandığını söylemektir.
Bu küçük ayrıntı, Kur’an kıssalarını okurken önemli bir yöntem öğretir: Ayetin açıkça söylediği ile daha sonraki tarih ve tefsir bilgisini birbirine karıştırmamak gerekir.
Kardeşler Gerçekten Babalarının Yûsuf’u Daha Çok Sevdiğini mi Biliyorlardı
Ayet bize kardeşlerin böyle düşündüğünü açıkça bildirir. Fakat onların değerlendirmesi ile objektif gerçekliğin bütün ayrıntıları aynı şey olmak zorunda değildir. İnsan bazen bir ilişkiyi kendi kırgınlığının içinden değerlendirir ve hissettiği şeyi kesin gerçek olarak kabul eder.Kardeşlerin “Babamız onları bizden daha çok seviyor” düşüncesi gerçek bir duygusal deneyime dayanmış olabilir. Bu duyguyu küçümsemek doğru olmaz. Fakat ayet, Hz. Yakup’un bilinçli biçimde adaletsiz davrandığını açıkça söylemez.
Bu yüzden iki uçtan da kaçınmak gerekir. Kardeşlerin hislerini yok saymamak, fakat onların yorumunu da Allah’ın verdiği kesin hüküm gibi görmemek gerekir. Duygu gerçektir; fakat duygunun yaptığı yorum her zaman gerçeğin tamamı olmayabilir.
Bir Baba Çocuklarından Birini Diğerlerinden Daha Çok Sevebilir mi
İnsan kalbindeki duygular her zaman matematiksel olarak eşit değildir. Bir ebeveyn bir çocuğuna karakteri, yaşı, kırılganlığı veya yaşadığı özel durum sebebiyle farklı bir yakınlık hissedebilir. Kalpte oluşan doğal sevgi farklılığı ile çocuklar arasında haksız muamele yapmak aynı şey değildir.İnsan duygularının tamamını mekanik biçimde kontrol edemeyebilir; fakat davranışlarında adaleti gözetmekle sorumludur. Maddi haklar, temel ilgi, saygı ve çocukların onurunu koruma konusunda haksız ayrım yapılmaması önemlidir.
Dolayısıyla Yûsuf kıssasını:
“Bir ebeveyn bütün çocuklarına iç dünyasında milimetrik olarak aynı duyguyu hissetmek zorundadır.”
şeklinde okumak gerçekçi değildir. Daha doğru ders, duygusal farklılıkların davranışsal adaletsizliğe dönüşmemesi gerektiğidir.
“Oysa Biz Güçlü Bir Topluluğuz” Sözü Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “ve nahnu usbetun”, “oysa biz güçlü, birbirini destekleyen bir topluluğuz” anlamına gelir. “Usbe”, sayıca ve dayanışma bakımından güçlü bir grup anlam alanına sahiptir.Kardeşler kendi değerlerini büyük ölçüde sayıları, güçleri ve aileye sağlayabilecekleri fayda üzerinden ölçmektedir. Adeta şöyle düşünürler: Biz kalabalığız, güçlüyüz ve aile açısından daha fazla işe yarıyoruz; dolayısıyla babamız bizi daha fazla sevmelidir.
Bu düşünce önemli bir ahlaki yanılgı içerir. İnsanın değeri yalnız ne kadar güçlü, üretken veya faydalı göründüğüyle ölçülemez. Küçük, kırılgan veya daha fazla korunmaya ihtiyaç duyan biri de aynı insanlık değerine sahiptir.
Sevgi bir performans ödülü değildir.
Sayıca Çok veya Güçlü Olmak Haklılık Göstergesi midir
Hayır.Kardeşlerin cümlesinde dikkat çekici bir mantık vardır: “Biz bir grubuz; öyleyse babamızın bizi daha fazla tercih etmesi gerekirdi.” Burada sayı ve güç, haklılık ölçüsüne dönüşmeye başlamaktadır.
Oysa kalabalık olmak bir görüşü otomatik olarak doğru yapmaz. Aynı şekilde azınlıkta olmak da kişiyi otomatik olarak haklı yapmaz. İnsanlar topluca aynı hataya düşebilir veya tek bir kişi doğruyu savunabilir; bunun tersi de mümkündür.
Bu nedenle sağlıklı ölçü kaç kişinin söylediği değil, söylenen şeyin delil ve adalet bakımından ne kadar güçlü olduğudur.
Yûsuf’un kardeşleri sayı bakımından güçlüdür; fakat birazdan verecekleri karar ahlaken doğru olmayacaktır.
Kardeşlerin Asıl Problemi Sevgi Eksikliği mi, Karşılaştırma mıydı
Ayetin dili, önemli problemlerden birinin karşılaştırma olduğunu düşündürür. Kardeşler babalarının sevgisini kendi başına değerlendirmiyor; Yûsuf ve kardeşine gösterilen sevgiyle karşılaştırıyorlar.İnsan ilişkilerinde bu çok yaygın bir psikolojik durumdur. İnsan kendisine verilen sevgiyi yeterli hissedebilirken başka birinin daha çok sevildiğini düşündüğü anda eksiklik yaşayabilir. Böylece mesele “Babam beni seviyor mu?” sorusundan “Babam onu benden daha mı çok seviyor?” sorusuna dönüşür.
Karşılaştırma sürekli hâle geldiğinde kişinin sahip olduğu nimetleri görmesini zorlaştırabilir. Başkasına verilen sevgi, bizim sevgiden tamamen mahrum olduğumuz anlamına gelmez.
Kıskançlık çoğu zaman tam bu noktada büyür.
Kardeşlerin Hissettiği Şey Kıskançlık mı, Haset mi
İslamî ahlak dilinde kıskançlık ve haset arasında ayrımlar yapılabilir. Genel olarak haset, başkasındaki nimetin ortadan kalkmasını isteme yönüne ilerleyen daha tehlikeli bir tutum olarak açıklanır. Kıskançlık ise daha geniş bir duygu alanını ifade edebilir.Yûsuf’un kardeşlerinde süreç artık yalnız:
“Keşke biz de onun kadar sevilsek.”
seviyesinde kalmayacaktır. Bir sonraki ayette Yûsuf’u ortadan kaldırmaya yönelik fikirler konuşulmaya başlayacaktır. Böylece başkasının nimetine duyulan rahatsızlık, nimetin sahibini ortadan kaldırmaya yönelen düşünceye dönüşecektir.
Bu kıssa bize çok önemli bir uyarı verir: Kıskançlığı erken fark etmek, onu daha tehlikeli bir ahlaki hastalığa dönüşmeden yönetebilmek açısından önemlidir.
Kıskançlık Hisseden İnsan Kötü İnsan mıdır
Hayır. İnsanın içinde istemeden bir kıskançlık duygusunun belirmesi tek başına onun bütün karakterini kötü yapmaz. Ahlaki sorumluluk, bu duyguyla ne yaptığı noktasında daha belirgin hâle gelir.Bir insan arkadaşının başarısını duyduğunda bir an için rahatsızlık hissedebilir ve sonra kendisini düzelterek onun adına sevinebilir. Başka biri aynı duyguyu sürekli besleyip o kişinin başarısını küçümsemeye, hakkında dedikodu yapmaya ve zarar vermeye yönelebilir.
Bu iki durum aynı değildir.
İstenmeden doğan duygu ile bilinçli biçimde beslenen niyet ve eylem ayrılmalıdır. Kur’an’ın kıssası kardeşlerin yalnız kıskançlık duymasını değil, bu duyguyu yanlış bir düşünce sistemine dönüştürmelerini ele alacaktır.
“Babamız Apaçık Bir Dalâlet İçindedir” Ne Anlama Gelir
Ayette kardeşler:“İnne ebânâ lefî dalâlin mubîn.”
derler. Kelime kelime düşünüldüğünde “Babamız açık bir dalâlet içindedir” anlamına gelebilir. Ancak burada “dalâlet” kelimesini doğrudan dinî sapkınlık veya küfür anlamında yorumlamak doğru değildir.
Bağlam aile içindeki sevgi değerlendirmesidir. Kardeşler babalarının Yûsuf ile kardeşine yaklaşımını yanlış, isabetsiz veya hatalı bulmaktadır.
Kur’an'da kelimelerin anlamı bağlama göre değişebilir. “Dalâl” her ayette aynı teknik teolojik anlamı taşımaz. Burada Hz. Yakup gibi bir peygamber hakkında kardeşlerin:
“Babamız dinen sapmıştır.”
dediğini varsaymak bağlamı bozabilir.
Daha doğru anlam, “Babamız bu konuda açıkça yanlış değerlendiriyor” şeklindedir.

Kardeşler Babalarını Eleştirdikleri İçin mi Hatalıdır
Sorun yalnız babalarını eleştirmeleri değildir. Çocuk, anne veya babasının bir davranışını yanlış bulabilir ve bunu saygılı biçimde ifade edebilir. Ebeveynler yanılmaz değildir.Yûsuf’un kardeşlerindeki sorun, kendi kıskançlıklarını sorgulamadan babalarının sevgisini tek taraflı biçimde yorumlamaları ve daha sonra bu düşünceyi ağır bir haksızlığın gerekçesine dönüştürmeleridir.
Yani:
“Babamın davranışını yanlış buluyorum.”
demek tek başına günah değildir. Fakat:
“Babam bana göre yanlış davranıyor, öyleyse kardeşimi ortadan kaldırmakta haklıyım.”
gibi bir mantık kabul edilemez.
Bir haksızlığa uğradığını düşünmek, başka bir insana haksızlık yapma ruhsatı vermez.

Hz. Yakup Gerçekten Çocukları Arasında Adaletsiz miydi
Kur’an böyle bir hüküm vermiyor. Kardeşler babalarının Yûsuf ve kardeşini daha çok sevdiğini söylüyorlar; fakat bu, Hz. Yakup’un maddi haklarda, insanlık onurunda veya temel sorumluluklarda bilinçli adaletsizlik yaptığı anlamına gelmez.Tefsirlerde Yûsuf’un küçük yaşta oluşu, özel özellikleri ve annesine ilişkin aile şartları gibi çeşitli açıklamalar yapılmıştır. Ancak bunları ayetin açık ifadesi seviyesine taşımamak gerekir.
Burada en sağlıklı yaklaşım şudur: Kardeşlerin adaletsizlik algısı gerçektir; fakat Kur’an Hz. Yakup’un zalim veya adaletsiz bir baba olduğunu söylemez.
Bu ayrım modern aile ilişkileri açısından da değerlidir. Bir çocuğun kendisini daha az seviliyor hissetmesi ciddiye alınmalıdır; ancak önce olayın bütün taraflarını anlamak gerekir.

Ebeveynler Çocukları Arasında Karşılaştırma Yapmaktan Kaçınmalı mı
Genellikle sürekli karşılaştırma aile ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Bir çocuğa sürekli:“Bak kardeşin senden daha başarılı, daha uslu veya daha çalışkan.”
demek, çocuğun kardeşini sevilecek biri yerine rakip olarak görmesine yol açabilir.
Yûsuf kıssası doğrudan Hz. Yakup’un böyle cümleler söylediğini bildirmez. Dolayısıyla bunu ona isnat etmemek gerekir. Ancak kıssanın ortaya koyduğu kardeş rekabeti, günümüz ailelerine önemli bir ders verir: Çocuğun değerini kardeşinin performansı üzerinden tanımlamamak gerekir.
Her çocuğun güçlü ve zayıf yönleri farklıdır. Sağlıklı ebeveynlik, farklılıkları görürken birinin yükselmesini diğerinin küçülmesi hâline getirmemeye çalışır.

“Biz Güçlü Bir Topluluğuz” Düşüncesi Aile İçinde Nasıl Bir Tehlike Oluşturuyor
Kardeşler burada yalnız kıskanç bireyler değildir; birbirlerinin düşüncelerini güçlendiren bir grup hâline gelmektedir. İnsan tek başına söylemekten çekineceği bir şeyi grup içinde daha kolay söyleyebilir.Bir kişi:
“Belki babamızın da bir gerekçesi vardır.”
diye düşünebilecekken, diğerlerinin öfkesi içinde bu tereddüdünü kaybedebilir. Grup ortak bir anlatı oluşturduğunda herkes kendi görüşünün doğruluğundan daha emin hâle gelebilir.
Bu mekanizma günümüzde de görülür. Arkadaş gruplarında, ailelerde, işyerlerinde veya sosyal medyada insanlar birbirlerinin öfkesini besleyebilir ve toplu olarak adaletsiz bir kararın içine sürüklenebilir.
Bu yüzden vicdanın sorusu bazen şudur: “Herkes böyle söylüyor diye ben de mi söylüyorum?”

Bir Grubun İçinde Yanlış Bir Fikre Karşı Çıkmak Neden Zordur
Çünkü insan aidiyetini kaybetmekten korkabilir. Kardeşler gibi güçlü bir grup ortak bir düşüncede birleştiğinde içlerinden birinin:“Belki aşırı gidiyoruz.”
demesi diğerleri tarafından zayıflık veya ihanet gibi algılanabilir.
Bir sonraki ayette zaten kardeşlerin Yûsuf’u öldürme veya uzaklaştırma düşüncesini tartıştığını göreceğiz; daha ileride içlerinden biri daha az ağır bir seçenek önerecektir. Bu da grubun içinde bile tam bir düşünce birliği olmadığını gösterecektir.
Ahlaki cesaret bazen dışarıdaki düşmana karşı çıkmaktan önce kendi grubuna “Hayır” diyebilmektir.
İnsan yalnız karşı grubun yanlışlarını değil, kendi tarafının yanlışlarını da görebildiğinde gerçek adalete yaklaşır.

Bu Ayet Kardeş Rekabeti Yaşayan Ailelere Ne Öğretebilir
İlk ders, çocukların hislerini küçümsememektir. Bir çocuk:“Kardeşimi benden daha çok seviyorsunuz.”
dediğinde hemen:
“Saçmalama.”
demek onun yaşadığı duyguyu ortadan kaldırmayabilir. Önce neden böyle hissettiğini anlamak gerekir.
İkinci olarak, hisleri kabul etmek her yorumun doğru olduğunu onaylamak değildir. Ebeveyn:
“Böyle hissetmeni anlıyorum; ama seni daha az değerli görmüyorum.”
diyebilir ve somut davranışlarını gözden geçirebilir.
Kıssanın bize öğrettiği önemli şey, duygusal yaraların konuşulmadığında kendi açıklamalarını üretmeye başlamasıdır. Kardeşler babalarıyla sağlıklı biçimde konuşmak yerine kendi aralarında ortak bir suçlama anlatısı geliştirmektedir.
Aile içinde açık ve güvenli iletişim, böyle yanlış yorumların büyümesini azaltabilir.

Başkasının Sevilmesi Bizden Bir Şey Eksiltir mi
Her zaman hayır. Sevgi, matematiksel olarak bölündükçe azalan sınırlı bir madde gibi düşünülmemelidir. Bir ebeveyn bir çocuğunu çok sevdiğinde diğer çocuğunu mutlaka daha az değerli görmek zorunda değildir.Kardeşlerin hatalarından biri, Yûsuf’a verilen sevginin kendi değerlerinden çalındığını düşünmeleridir. Bu psikoloji yalnız ailede değil, arkadaşlık ve iş hayatında da görülebilir. Başkasının övülmesi bize hakaret gibi gelebilir.
Oysa sağlıklı benlik değeri, sürekli başkalarının konumuyla ölçülmez.
Başkasının ışığı senin ışığını söndürmek zorunda değildir.
İnsan bunu öğrendiğinde hem kendi huzuru artar hem de başkalarının başarısına daha rahat sevinebilir.

Yûsuf Suresi 7 ve 8 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 7:“Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar için nice âyetler vardır.”
demişti.
Yûsuf 8 ise hemen bu âyetlerden birini gösterir: Kıskançlıkla şekillenen bir düşünce biçimi.
Kardeşler kendilerini Yûsuf’la karşılaştırır, babalarının sevgisini bir rekabet alanına dönüştürür ve kendi grup güçlerini haklılık gerekçesi gibi kullanırlar. Böylece kıssanın ahlaki mekanizması görünmeye başlar.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 9. ayette bu düşünce artık çok daha tehlikeli bir aşamaya ulaşacaktır. Kardeşler, “Yûsuf’u öldürün veya onu uzak bir yere bırakın ki babanızın ilgisi yalnız size kalsın; ondan sonra da iyi kimseler olursunuz” diyeceklerdir. Bu ayet özellikle kötülüğü gelecekteki tövbeyle önceden meşrulaştırma, amaç uğruna insanı araç hâline getirme, kıskançlığın şiddete dönüşmesi ve ‘önce günah işler sonra düzeliriz’ düşüncesinin ahlaki çelişkisi açısından son derece önemli olacaktır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 8. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 8. ayet henüz kuyuya, köleliğe veya hapishaneye gelmeden bize kötülüğün zihinde nasıl hazırlanabildiğini gösterir. Kardeşlerin Yûsuf’a henüz fiziksel olarak dokunduğunu görmüyoruz; fakat onu artık bir kardeş olarak değil, babalarının sevgisinin önündeki rakip olarak görmeye başlamışlardır.Ayetin ilk büyük mesajı, kıskançlığın karşılaştırmadan beslendiğidir. Kardeşler kendi değerlerine bakmıyor; sürekli Yûsuf’a bakıyorlar. Babalarının kendilerine olan sevgisini değerlendirmek yerine Yûsuf’un ne kadar sevildiğini ölçüyorlar. Böylece kendi hayatlarının merkezi yavaş yavaş başkasının sahip olduğu şey hâline geliyor.
Bu durum bugün de çok tanıdıktır. İnsan kendi evinden memnunken başkasının evini görünce mutsuz olabilir; kendi kariyeri iyi giderken arkadaşının terfisini duyunca kendisini başarısız hissedebilir. Sorun bazen sahip olduğumuz şeyin azlığı değil, başkasında olanı sürekli ölçü kabul etmemizdir.
İkinci büyük mesaj, duyguyu gerçeğin tamamı sanmamaktır. Kardeşler kendilerini daha az seviliyor hissediyorlar. Bu duygu gerçektir ve küçümsenmemelidir. Fakat “Ben böyle hissediyorum” ile “Gerçek kesinlikle böyledir” arasında fark vardır.
İnsan öfkelendiğinde karşısındakini kasıtlı kötü biri olarak görebilir. Korktuğunda tehlikeyi olduğundan büyük algılayabilir. Kıskandığında başkasına verilen ilgiyi kendi hakkının çalınması olarak yorumlayabilir.
Bu yüzden önemli kararlar verirken insan kendisine şu soruyu sorabilmelidir: “Ben şu an ne biliyorum, ne hissediyorum ve bu ikisini birbirine mi karıştırıyorum?”
Üçüncü büyük mesaj güç ile değer arasındaki farktır. Kardeşler:
“Biz güçlü bir grubuz.”
diyorlar.
Bu ifade onların zihnindeki değer ölçüsünü açığa çıkarır. Onlara göre aileye daha çok güç sağlayan grup daha fazla sevgiye layık olmalıdır.
Oysa bir çocuk zayıf olabilir.
Hasta olabilir.
Daha fazla korunmaya ihtiyaç duyabilir.
Bunların hiçbiri onun değerini azaltmaz.
İnsan değeri fayda üretme kapasitesiyle sınırlı değildir.
Dördüncü büyük mesaj çoğunluk psikolojisidir. Kardeşler yalnız değildir ve bu onlara kendilerini güçlü hissettirir. Grup, yanlış düşüncenin vicdan üzerindeki ağırlığını azaltabilir. “Hepimiz böyle düşünüyorsak herhâlde haklıyız” duygusu gelişebilir.
Fakat Yûsuf kıssası daha baştan bunun yanlışlığını gösterir.
Kalabalık yanlış yapabilir.
Güçlü grup haksız olabilir.
Yalnız kişi mağdur olabilir.
Güç, adaletin delili değildir.
Beşinci büyük mesaj ebeveyn eleştirisinin yasak olmadığı, fakat haksızlığa gerekçe yapılamayacağıdır. Kardeşler babalarının davranışını yanlış bulabilirler. Çocukların anne veya babalarını hiçbir konuda eleştiremeyeceği düşüncesi doğru değildir.
Fakat:
“Babamız yanlış, öyleyse Yûsuf’a zarar vermek hakkımız.”
diyecekleri noktaya ilerlemek büyük ahlaki sapmadır.
İnsan kendisine haksızlık yapıldığını düşünse bile üçüncü bir kişiye zarar vererek adalet sağlayamaz.
Mağduriyet hissi, yeni mağdur üretme hakkı vermez.
Altıncı büyük mesaj “dalâlet” kelimesini bağlamından koparmamaktır. Kardeşler Hz. Yakup için “dalâlin mubîn” ifadesini kullanırlar; fakat konu dinî inkâr değildir. Babalarının sevgi konusundaki değerlendirmesini hatalı bulmaktadırlar.
Bu bize Kur’an okurken çok önemli bir yöntem öğretir: Bir kelimenin bir yerde teolojik anlam taşıması, her geçtiği yerde aynı anlamı taşıdığı anlamına gelmez.
Bağlam, anlamı belirler.
Yedinci büyük mesaj aile içindeki duygusal adaletin önemidir. Ebeveynler çocuklarının bütün hislerini kontrol edemez; fakat çocuklar arasında gereksiz kıyaslamalardan kaçınabilir, her çocuğun değerini ayrı ayrı hissettirmeye çalışabilir ve kırgınlıkları konuşmaya açık bir ortam oluşturabilir.
Çocuk:
“Beni daha az seviyorsun.”
diyorsa hemen savunmaya geçmek yerine neden böyle düşündüğünü anlamak faydalı olabilir.
Bazen algı yanlış olacaktır.
Bazen ebeveyn gerçekten davranışlarını gözden geçirmek zorunda kalacaktır.
Dinlemek, otomatik suç kabulü değildir; ilişkiye değer vermektir.
Sekizinci büyük mesaj, başkasının sevgisini ve başarısını kişisel tehdit hâline getirmemektir. Yûsuf’un sevilmesi kardeşlerin değersiz olduğu anlamına gelmez. Fakat onlar bunu böyle yorumlamaktadırlar.
Bugün de bir arkadaşın yükselmesi, kardeşin mutlu evliliği veya meslektaşın başarısı bizim hayatımız hakkında kötü bir hüküm değildir.
İnsan başkasının nimetine bakıp:
“Bu neden onda var?”
diye kendi huzurunu tüketmek yerine:
“Ben kendi imkânımla neyi güzelleştirebilirim?”
diye sorabilir.
Bu, kıskançlığı üretken bir öz değerlendirmeye çevirebilir.
Dokuzuncu ve en önemli mesajlardan biri ise kötülüğün önce gerekçelendirilmesidir. İnsan çoğu zaman:
“Ben kötü bir şey yapacağım.”
diye başlamaz.
Önce kendine bir hikâye anlatır.
“Ben haksızlığa uğradım.”
“Karşı taraf bunu hak ediyor.”
“Başka çözüm yok.”
“Biz aslında doğru olanı yapıyoruz.”
Sonra yanlış davranış daha kabul edilebilir görünmeye başlar.
Yûsuf’un kardeşleri tam bu eşiğe gelmiştir. Bir sonraki ayette artık:
“Yûsuf’u öldürün...”
cümlesi ortaya çıkacaktır.
Bu nedenle Yûsuf 8’in en ciddi uyarılarından biri şudur: İnsan yalnız davranışlarını değil, davranışlarına hazırladığı gerekçeleri de sorgulamalıdır.
Yûsuf Suresi 8. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Başkasına verilen sevgiyi kendi değersizliğinin kanıtı sanma. Hislerini ciddiye al ama onları objektif gerçeklikle karıştırma. Sayısal veya fiziksel gücü haklılık ölçüsü yapma. Ebeveyninin bir davranışını yanlış bulman sana kardeşine haksızlık etme hakkı vermez. Kıskançlığı erken fark et ve onu grup içinde besleyip nefret gerekçesine dönüştürme. Çünkü büyük haksızlıklar çoğu zaman eylemden önce, insanın kendi içinde kurduğu yanlış hikâyelerle başlar.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 9. ayette, bu yanlış hikâyenin ne kadar tehlikeli bir sonuca ulaşabileceğini göreceğiz. Kardeşler, “Yûsuf’u öldürün veya onu uzak bir yere bırakın ki babanızın ilgisi yalnız size kalsın; ondan sonra da iyi kimseler olursunuz” diyeceklerdir. Burada özellikle önceden günah planlayıp sonradan tövbe etmeyi düşünmenin çelişkisi, kıskançlığın şiddete dönüşmesi, insanı amaç uğruna araç hâline getirme ve kötülüğü ‘sonra düzeliriz’ diye meşrulaştırma konuları üzerinde durmak gerekecektir.
Ve belki Yûsuf Suresi 8. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Başkasının sevildiğini, övüldüğünü veya başarılı olduğunu gördüğümüzde bunu kendimiz hakkında verilmiş olumsuz bir karar gibi mi algılıyoruz? Kırgın olduğumuzda hislerimizi gerçekliğin tamamı sanıyor muyuz? Ve birine karşı yanlış davranmaya başlamadan önce, kendi zihnimizde o davranışı haklı gösterecek bir hikâye kurup kurmadığımızı fark edebiliyor muyuz?
“Yûsuf 8, ‘Yûsuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa biz güçlü bir topluluğuz. Gerçekten babamız açık bir yanılgı içindedir’ diyerek kıskançlığın nasıl düşünceye dönüştüğünü gösterir. Sorun yalnız kardeşlerin incinmesi değildir; incinmiş duygularını mutlak gerçek kabul edip Yûsuf’u rakip hâline getirmeleridir. Başkasının sevilmesi seni değersizleştirmez, kalabalık olman seni haklı yapmaz ve kırgın olman haksızlık yapma ruhsatı vermez. Çünkü kötülük çoğu zaman elden önce zihinde gerekçe bulur.”
Ersan Karavelioğlu