📖 Yûsuf Suresi 7. Ayette “Andolsun, Yûsuf ve Kardeşlerinde Soranlar İçin Nice İbretler Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 7. Ayette “Andolsun, Yûsuf ve Kardeşlerinde Soranlar İçin Nice İbretler Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 6. ayette Hz. Yakup, Yûsuf’un seçileceğini, kendisine özel bir bilgi öğretileceğini ve Allah’ın nimetini onun üzerinde tamamlayacağını söylemişti. Yedinci ayet ise kıssayı yalnızca Yûsuf’un hayat hikâyesi olarak görmememiz gerektiğini açıkça bildirir: Yûsuf’ta da kardeşlerinde de ‘âyetler’, yani üzerinde düşünülmesi gereken işaretler ve dersler vardır. Kıssa yalnız örnek alınacak iyiliği değil, insanın içine yerleşebilen kıskançlığı, yanlış düşünceyi nasıl haklılaştırdığını ve aile içinde küçük görünen duyguların nasıl büyük sonuçlara dönüşebildiğini de gösterir. Kur’an kıssası yalnız kahramanı değil, hatayı yapan insanı da bize ayna yapar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 7. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir: “Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar için nice ayetler ve ibretler vardır.” Ayetin Arapçası ise “Lekad kâne fî Yûsufe ve ihvetihî âyâtun li’s-sâilîn.” şeklindedir.

Bu ayet, kıssanın henüz başında okuyucuya nasıl okuması gerektiğini bildirir. Yûsuf Suresi yalnızca “sonunda ne olacak?” merakıyla takip edilecek bir anlatı değildir. Kur’an, daha olayların büyük bölümü başlamadan, Yûsuf ile kardeşlerinde düşünen ve soru soran insanlar için işaretler bulunduğunu söyler.

Buradaki önemli nokta şudur: Ders yalnız Hz. Yûsuf’un güzel ahlakında değildir. Kardeşlerin yanlışları, kıskançlıkları, düşünme biçimleri ve daha sonra yaşayacakları dönüşüm de kıssanın öğretici parçalarıdır. İnsan yalnız iyiliğe bakarak değil, yanlışın nasıl oluştuğunu görerek de öğrenir.

2️⃣ Ayetteki “Âyât” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Âyât”, “âyet” kelimesinin çoğuludur ve işaretler, deliller, ibretler ve üzerinde düşünülmesi gereken göstergeler anlam alanına sahiptir. Kur’an’da “âyet” kelimesi yalnız mushaf içindeki numaralandırılmış cümleler için kullanılmaz; tabiatta, tarihte, peygamber kıssalarında ve insan hayatında Allah’ın kudretine veya ahlaki hakikatlere işaret eden durumlar için de kullanılabilir.

Yûsuf 7’de “âyetler” denilirken, Yûsuf ve kardeşlerinin hayatındaki olayların insanı düşündüren dersler ve işaretler taşıdığı vurgulanır. Kardeş kıskançlığının nasıl büyüdüğü, bir çocuğun başına gelen haksızlık karşısında nasıl ayakta kaldığı, güç ve zayıflığın zaman içinde nasıl değiştiği gibi pek çok tema ilerleyen ayetlerde açılacaktır.

Bu yüzden burada “âyet” kelimesini yalnız mucize anlamına indirmek doğru olmaz. Hayatın içindeki ahlaki örüntüler de Kur’an’ın gösterdiği âyetlerden olabilir.

3️⃣ “Yûsuf ve Kardeşlerinde” Denmesi Neden Önemlidir ❓​

Ayet yalnız:

“Yûsuf’ta ibretler vardır.”

demiyor; “Yûsuf ve kardeşlerinde” diyor.

Bu ifade kıssanın eğitim yöntemini çok güzel gösterir. Kur’an bize yalnız ideal karakteri sunmaz; yanlış yapan karakterleri de gösterir. Çünkü insan bazen “Nasıl doğru davranmalıyım?” sorusundan önce “Ben nerede yanlış düşünüyorum?” sorusuyla yüzleşmek zorundadır.

Hz. Yûsuf’un sabrı, iffeti, güvenilirliği ve ilerleyen bölümlerdeki bağışlayıcılığı örnek olacaktır. Kardeşlerin kıskançlığı, topluca yanlış karar üretmeleri ve kendi eylemlerini haklı gösterme biçimleri ise uyarıcı örnekler olacaktır.

Kur’an yalnız ‘böyle ol’ demez; ‘böyle düşünmeye başladığında nereye gidebileceğine de dikkat et’ der.

4️⃣ Yûsuf’un Kardeşleri Baştan Beri “Kötü İnsanlar” mıydı ❓​

Kıssayı böyle basitleştirmek doğru olmaz.

Bir insan ağır bir yanlış yapabilir ve bu davranış gerçekten kötü olabilir. Fakat bundan o kişinin bütün varlığının ve geleceğinin değişmez biçimde “kötülük” olduğu sonucu çıkmaz. Yûsuf’un kardeşleri ilerleyen ayetlerde çok ağır bir hata işleyeceklerdir; fakat kıssa onların hayatını o tek hatada dondurmaz.

Bu nokta son derece önemlidir. İnsan davranışını açık biçimde eleştirebiliriz; fakat insanın değişme, pişman olma ve dönüşme ihtimalini tamamen yok saymamalıyız.

Kur’an’ın tövbe anlayışı zaten bunu öğretir. Yanlış davranış ciddiye alınır; fakat yaşayan insanın geleceği mühürlenmez.

5️⃣ Kardeş Kıskançlığı Neden Bu Kıssada Bu Kadar Merkezi Bir Yere Sahiptir ❓​

Çünkü kıskançlık aile gibi en yakın ilişkilerde bile ortaya çıkabilir. İnsan, yabancı birinin başarısını değil bazen en yakınındaki kişinin başarısını daha zor kabullenebilir. Bunun nedeni karşılaştırmanın çok yakın olmasıdır.

Kardeşler aynı aile içinde büyür, aynı babanın ilgisini paylaşır ve çoğu zaman birbirleriyle karşılaştırılır. Eğer biri diğerinin daha fazla sevildiğini veya daha değerli görüldüğünü düşünürse, bu algı yanlış yönetildiğinde rekabeti kıskançlığa, kıskançlığı da düşmanlığa dönüştürebilir.

Yûsuf kıssası bize bu duygunun ne kadar ciddi sonuçlar üretebileceğini gösterecektir. Ancak ayetin mesajı:

“Kardeşler birbirine güvenilmez.”

değil; “yakınlık, insanı kıskançlıktan otomatik olarak korumaz” şeklinde anlaşılmalıdır.

6️⃣ Kıskançlık Hissetmek ile Kıskançlıkla Hareket Etmek Arasında Fark Var mıdır ❓​

Evet, büyük fark vardır.

Bir insan kardeşinin, arkadaşının veya meslektaşının başarısını görünce içinde kısa süreli bir rahatsızlık hissedebilir. Bu duygu kendiliğinden ortaya çıkmış olabilir. İnsan bu hissi fark edip:

“Onun iyiliğine düşman olmak istemiyorum.”

diyerek kendisini düzeltebilir.

Ahlaki problem, duygunun fark edilmeden büyütülmesi ve ardından başkasının elindeki nimetin yok olmasını istemeye dönüşmesidir. Daha da ileri aşamada insan bu isteği plan ve eyleme dönüştürebilir.

Yûsuf kıssasının kardeşler açısından en önemli derslerinden biri budur: Duygu tek başına kader değildir. İnsan duygusuyla ne yapacağını seçebilir.

7️⃣ İnsan Başkasının Nimeti Yüzünden Neden Kendini Eksik Hissedebilir ❓​

Çünkü insan zihni çoğu zaman değeri karşılaştırmayla ölçme eğilimindedir. Bir kardeş övüldüğünde diğer kardeş:

“Demek ben daha değersizim.”

diye düşünebilir. Bir arkadaş yükseldiğinde:

“Onun başarısı benim başarısızlığım demek.”

gibi bir sonuç çıkarabilir.

Oysa başkasına verilen nimet bizim değerimizi otomatik olarak azaltmaz.

Bir kişinin başarısı, bizim başarısızlığımız olmak zorunda değildir. Bir ebeveynin bir çocuğun belirli ihtiyacına daha çok ilgi göstermesi de diğer çocuğu değersiz gördüğü anlamına gelmeyebilir.

Kıskançlığı azaltmanın önemli yollarından biri, başkasının nimeti ile kendi değerimizi aynı terazide tartmaktan vazgeçmektir.

8️⃣ Bu Kıssa Ebeveynlere de Bir Ders Veriyor mu ❓​

Evet, fakat çok dikkatli olmak gerekir.

İlerleyen ayetlerde kardeşler, babalarının Yûsuf ve kardeşini kendilerinden daha çok sevdiğini düşündüklerini söyleyeceklerdir. Buradan hemen:

“Hz. Yakup adaletsiz bir babaydı.”

sonucuna varılamaz. Bu, kardeşlerin algısıdır ve algı her zaman objektif gerçeğin tamamı değildir.

Bununla birlikte kıssa bize aile içindeki adalet algısının ne kadar önemli olabileceğini düşündürür. Ebeveynler çocuklarının farklı ihtiyaçlarına göre farklı biçimde ilgi gösterebilirler; bu mutlaka haksızlık değildir. Ancak diğer çocukların kendilerini görünmez veya değersiz hissetmemesi için açık iletişim önemlidir.

Adalet, çocukları birbirine mekanik olarak eşitlemek değil; her birinin değerli olduğunu hissettirebilmektir.

9️⃣ “Soranlar İçin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“li’s-sâilîn”

yani “soranlar için” denilir.

Bu ifade çok dikkat çekicidir. Kur’an, kıssanın derslerini soru soran ve anlamaya çalışan insanlarla ilişkilendirir. Tefsirlerde bu ifadenin tarihsel olarak Yûsuf kıssası hakkında soru soran muhataplarla bağlantısı da ele alınmıştır. Ancak genel anlamıyla ifade, merak eden, araştıran ve ibret arayan insanı öne çıkarır.

Bu bize önemli bir din anlayışı sunar:

Soru sormak her zaman iman düşmanlığı değildir.

İnsan öğrenmek için sorabilir.

Bir ayetin anlamını, tarihsel bağlamını veya ahlaki mesajını merak edebilir.

Sağlıklı dinî eğitim soruyu susturmak yerine, samimi soruyu bilgiyle karşılamaya çalışır.

🔟 Her Soru Samimi midir ❓​

Hayır. İnsan bazen gerçekten öğrenmek için sorar, bazen de küçümsemek veya tartışmayı sabote etmek amacıyla soru sorabilir. Niyetler farklı olabilir.

Fakat bir sorunun eleştirel veya zor olması, otomatik olarak kötü niyetli olduğu anlamına gelmez. İnsan çok ciddi bir dinî soruyu samimiyetle sorabilir.

Bu nedenle:

“Bunu sorduğuna göre imanında problem var.”

gibi hızlı hükümler sağlıklı değildir.

Sorunun içeriğine, üslubuna ve bağlamına bakmak gerekir.

Zor soru, kötü soru demek değildir. Bazen en güçlü öğrenme, rahatsız edici fakat dürüst sorulardan doğar.

1️⃣1️⃣ Yûsuf Kıssasında Sorulması Gereken Temel Sorular Nelerdir ❓​

Kıssa boyunca yalnız “Ne oldu?” sorusu yetmez. Asıl önemli olan, olayların insan karakteri hakkında ne söylediğini düşünmektir. Kardeşler neden kıskandı, neden topluca aynı yanlış fikre yöneldiler, Yûsuf ağır haksızlıklar karşısında nasıl karakterini korudu, güç el değiştirdiğinde intikam neden tek seçenek olmadı ve yıllar sonra aile yeniden karşılaştığında geçmişle nasıl yüzleşildi gibi sorular kıssanın ahlaki derinliğini açacaktır.

Bu soruların amacı geçmişte yaşamış insanları kolayca mahkûm etmek değil, aynı eğilimlerin bugün bizim hayatımızda nasıl göründüğünü fark etmektir.

İyi kıssa okuyucusu yalnız karakterleri izlemez; kendisini de hikâyenin aynasında görür.

1️⃣2️⃣ Yûsuf’un Kardeşlerinin Yanlışları Günümüzde Nasıl Tekrar Edebilir ❓​

Bugün kimse kardeşini kuyuya atmayabilir; fakat kıssanın altında çalışan psikoloji farklı biçimlerde devam edebilir. Bir kardeş diğerinin ailedeki konumunu zayıflatmaya çalışabilir, bir çalışan meslektaşının başarısını kıskanarak onun hakkında yanlış bilgi yayabilir veya bir arkadaş grubunda sevilen kişiyi dışlamak için gizli ittifaklar kurulabilir.

Bunlar kıssanın birebir tarihsel tekrarı değildir; fakat kıskançlığın davranış örüntüsü bakımından benzerlikler taşıyabilir.

Bu yüzden Kur’an kıssalarının evrenselliği, her dönemde aynı olayların birebir tekrarlanması değil, insan karakterindeki benzer eğilimleri görünür kılmasıdır.

1️⃣3️⃣ İnsanlar Grup Hâlindeyken Daha Kolay Yanlış Karar Verebilir mi ❓​

Evet, Yûsuf kıssasının ilerleyen bölümleri bu açıdan da son derece düşündürücüdür. Bireysel olarak tereddüt edebilecek kişiler, grup içinde birbirlerinin öfkesini ve kıskançlığını güçlendirebilirler.

Bir insan tek başına:

“Bu kadar ileri gitmemeliyiz.”

diye düşünebilir. Fakat herkes aynı yönde konuşmaya başladığında grup baskısı onun ahlaki tereddüdünü bastırabilir.

Bu durum günümüzde ailede, arkadaş grubunda, siyasette, işyerinde ve sosyal medyada görülebilir. İnsan kendi grubunun yanlışını, sırf “bizden” olduğu için daha kolay savunabilir.

Yûsuf kıssası bize şu soruyu sordurur: Grubumun fikri ile vicdanımı ayırabiliyor muyum?

1️⃣4️⃣ Çoğunluk Bir Şeyi Söylüyorsa Doğru Olma İhtimali Artar mı ❓​

Bazı alanlarda uzman çoğunluğu önemli bir bilgi göstergesi olabilir; bunu küçümsememek gerekir. Ancak sayısal çoğunluk tek başına hakikat garantisi değildir.

Yûsuf’un kardeşleri sayıca Yûsuf’tan fazladır. Birazdan kendi aralarında belirli bir düşüncede birleşmeleri, düşüncelerini doğru yapmayacaktır.

Bu nedenle:

“Herkes böyle düşünüyor.”

cümlesi tek başına güçlü bir ahlaki delil değildir.

Öte yandan:

“Ben tek başımayım, demek kesin haklıyım.”

sonucu da doğru değildir.

Sağlıklı ölçü yine delil, adalet ve gerçekliktir.

1️⃣5️⃣ Kıssadan İbret Almak Başkalarını Kıyaslamak mıdır ❓​

Hayır.

Yûsuf kıssasını okuyup çevremizdeki insanlara sürekli rol dağıtmak kolaydır. Birine:

“Sen Yûsuf gibisin.”

başkasına:

“Sen kardeşleri gibisin.”

demek cazip gelebilir.

Fakat bu tür hızlı etiketler çoğu zaman insan ilişkilerini basitleştirir ve kıssanın asıl öğretisini kaçırır.

Kur’an kıssaları öncelikle ahlaki ilkeleri anlamak için okunmalıdır. İnsanların kalplerini ve nihai durumlarını kesin biçimde sınıflandırmak için değil.

Daha doğru soru:

“Ben bu kıssada hangi davranışa yaklaşıyorum?”

sorusudur.

Kıssayı başkasına etiket değil, kendine ayna yap.

1️⃣6️⃣ Yûsuf’un Kardeşlerinin Hatasını Görmek Bize Kendi Hatalarımızı Nasıl Fark Ettirebilir ❓​

İnsan kendi yanlışını doğrudan görmekte zorlanabilir. Fakat aynı davranışı başka bir karakterde görünce daha kolay fark eder.

Kardeşlerin kıskançlığını okurken:

“Ne kadar yanlış davranmışlar.”

demek kolaydır.

Sonra insan durup:

“Ben de birinin başarısını duyduğumda içten içe rahatsız oluyor muyum?”

diye sorarsa kıssa gerçek eğitim görevini yapmaya başlar.

Birinin ailede daha fazla ilgi görmesine içerliyor muyuz, bir iş arkadaşımızın başarısını küçültmeye çalışıyor muyuz veya arkadaşımızın mutluluğunda hemen kusur arıyor muyuz? Bunlar küçük görünebilir fakat kıskançlığın ilk tohumları olabilir.

Kur’an’ın ibret anlayışı, başkasının hatasını seyretmekten kendi kalbini incelemeye geçiştir.

1️⃣7️⃣ “İbret” Geçmişten Korkmak mı, Öğrenmek mi Demektir ❓​

İbret yalnız korkmak değildir. Bir olayın görünen kısmından daha derin bir ders çıkarabilmektir.

Yûsuf kıssasından ibret almak:

“Kötü şeyler olabilir, korkayım.”

demekten ibaret değildir.

Aynı zamanda insan davranışının sonuçlarını, sabrın değerini, kıskançlığın tehlikesini, Allah’a güveni ve gücün ahlaki sorumluluğunu anlamaktır.

İbret insanı felç etmez; daha bilinçli davranmaya yöneltir.

Bu nedenle sağlıklı Kur’an okuması korku üretmekten çok ahlaki farkındalık üretmelidir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 6 ve 7 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 6’da Hz. Yakup, Allah’ın Yûsuf’u seçeceğini, ona bilgi öğreteceğini ve nimetini tamamlayacağını söylemişti. Yûsuf 7 ise:

“Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar için âyetler vardır.”

diyor.

Bu iki ayet birlikte önemli bir denge kurar: Bir tarafta ilahî nimet ve seçilmişlik, diğer tarafta insan ilişkilerinin gerçekliği vardır. Yûsuf’a büyük bir gelecek hazırlanıyor olması, onu aile içindeki kıskançlık ve sınavlardan otomatik olarak korumamaktadır.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 8. ayette, kardeşlerin iç dünyası artık doğrudan konuşmaya başlayacaktır. Onlar, “Yûsuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa biz güçlü bir topluluğuz. Gerçekten babamız apaçık bir yanılgı içindedir” diyeceklerdir. Burada kardeş kıskançlığı, ebeveyn sevgisini rekabet alanına çevirme, sayısal veya fiziksel gücü değer ölçüsü sanma ve kişinin kendi algısını kesin gerçek kabul etme konuları çok önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 7. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 7. ayet, kıssanın daha başındayken okuyucuyu seyirci olmaktan çıkarır ve ona adeta şöyle der: “Bu hikâyeyi sadece dinleme; işaretlerini gör.”

Ayetin ilk büyük mesajı, insanın hem iyiden hem yanlıştan öğrenebileceğidir. Hz. Yûsuf örnek alınacak yönleriyle karşımıza çıkacaktır; kardeşleri ise insanın nasıl yanlış bir psikolojik sürece girebileceğini gösterecektir. Bu çok gerçekçi bir eğitim yöntemidir. Çünkü hayatımızda yalnız ideal insanlarla karşılaşmayız. Hata yapan insanları da görürüz ve bazen en önemli ders, bir yanlışın nasıl başladığını fark etmekten gelir.

İkinci büyük mesaj, kıskançlığı küçümsememektir. Kıskançlık ilk anda küçük bir iç sıkıntı gibi görünebilir. Fakat kişi onu sürekli beslerse düşünce biçimini değiştirmeye başlar. Başkasının başarısı haksızlık gibi görünür, başkasının sevgisi tehdit gibi algılanır ve zamanla insan kendi kötü niyetini bile “adalet arayışı” gibi göstermeye başlayabilir.

Bu nedenle kıskançlıkla mücadele yalnız:

“Kıskanmayacağım.”

demek değildir. İnsan kendi değerini başkasının nimetine bağlamamayı öğrenmelidir.

Başkasına verilen şey, senden alınmış olmak zorunda değildir.

Üçüncü büyük mesaj algı ile gerçek arasındaki farktır. Yûsuf’un kardeşleri birazdan babalarının sevgisini kendi bakışlarından yorumlayacaklardır. İnsan çoğu zaman:

“Ben böyle hissediyorum, demek gerçek kesin böyledir.”

hatasına düşebilir.

Oysa his önemlidir fakat her his objektif gerçekliğin eksiksiz fotoğrafı değildir.

Bir çocuk:

“Annem kardeşimi benden daha çok seviyor.”

diye gerçekten acı çekebilir. Bu duygu ciddiye alınmalıdır. Fakat bunun gerçek sebebi araştırılmadan:

“Demek anne kesin adaletsiz.”

sonucuna geçilmemelidir.

Duyguyu küçümseme; ama duyguyu delil yerine de koyma.

Dördüncü büyük mesaj, aile içinde karşılaştırmanın ne kadar yıkıcı olabileceğidir. İnsan kardeşini rakip olarak görmeye başladığında, aynı ailedeki sevgi sanki sınırlı bir kaynakmış gibi algılanabilir. “O seviliyorsa ben sevilmiyorum” düşüncesi gelişebilir.

Sağlıklı aile ilişkisi çocuklara şu duyguyu vermeye çalışmalıdır:

“Kardeşinin değeri senin değerini azaltmıyor.”

Her çocuğun farklı ihtiyacı ve farklı kişiliği olabilir. Ebeveynin görevi herkese aynı cümleyi söylemekten çok her birinin değerini güvenli biçimde hissettirebilmektir.

Beşinci büyük mesaj soru sormanın değeridir. Ayet “soranlar için” işaretler bulunduğunu söylüyor. Bu ifade Yûsuf Suresi’nin yalnız pasif okunacak bir anlatı olmadığını gösterir. Okuyucu soru soracaktır: Kardeşler neden böyle düşündü, Yûsuf nasıl dayandı, Yakup nasıl sabretti ve Allah’ın takdiri bütün bu insan tercihleriyle nasıl birlikte ilerledi?

Dinî metin karşısında soru sormak, onu küçümsemek değildir. Samimi soru, daha derin anlamanın yolu olabilir.

Altıncı büyük mesaj grup psikolojisine karşı uyanık olmaktır. Kardeşlerin yanlış düşüncesi yalnız bireysel kalmayacak, birazdan ortak bir konuşmaya dönüşecektir. İnsan grubunun desteğini aldığında kendi yanlış fikrinden daha emin hissedebilir.

Bugün bu durum sosyal medyada çok hızlı yaşanabilir. Bir grup aynı kişiye karşı öfkelenir, birbirlerinin yorumlarını güçlendirir ve birkaç saat içinde haksız bir toplu saldırı ortaya çıkabilir.

Kalabalık olmak insanı otomatik olarak haklı yapmaz.

Grup seni destekliyor diye vicdanını susturma.

Yedinci büyük mesaj hatalı insanı tek hatasına hapsetmemektir. Yûsuf’un kardeşleri ağır bir yanlış yapacaklar; fakat kıssa burada bitmeyecektir. Yıllar sonra değişim ve yüzleşme de gelecektir.

Bu, mağdurun hemen güvenmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Bağışlama ile güvenin yeniden kurulması farklı süreçlerdir. Fakat insanın geçmiş hatasından daha iyi bir insana dönüşebilme ihtimali gerçektir.

İnsan hatasından sorumludur ama hatasına mahkûm olmak zorunda değildir.

Sekizinci büyük mesaj, Kur’an kıssasını başkalarına karşı silah yapmamaktır. İnsan aile tartışmasında kardeşine:

“Sen Yûsuf’un kardeşleri gibisin.”

diyebilir ve böylece kendisini otomatik olarak Yûsuf rolüne yerleştirebilir. Bu yaklaşım çoğu zaman kişinin kendi hatalarını görmesini engeller.

Belki bazen biz Yûsuf gibi haksızlığa uğruyoruzdur. Fakat başka bir olayda kardeşlerin kıskançlığına benzeyen duyguları taşıyan taraf biz olabiliriz.

Kur’an karakterlerini sabit kimlik etiketleri değil, ahlaki aynalar olarak okumak daha sağlıklıdır.

Dokuzuncu ve belki ayetin en önemli mesajı, kıssanın bize şu soruyu sordurmasıdır: Başkasının nimetine bakınca kalbimizde ne oluyor? Sevdiğimiz bir insan yükseldiğinde gerçekten sevinebiliyor muyuz? Kardeşimiz bizden fazla ilgi gördüğünde hemen kendi değerimizin azaldığını mı düşünüyoruz? Bir iş arkadaşımız başarılı olduğunda onun başarısında kusur aramaya mı başlıyoruz?

İşte Yûsuf Suresi 7’nin “âyetleri” burada yalnız tarih olmaktan çıkar ve bizim iç dünyamızda görünür hâle gelir.

Yûsuf Suresi 7. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Yûsuf kadar kardeşlerinden de ders çıkar. Kıskançlığı küçük görme ama kıskançlık hisseden insanı da tek duygusuyla mahkûm etme. Çoğunluğu hakikat ölçüsü yapma. Ailede sevgi ve adalet algısını ciddiye al. Soru sormaktan korkma ve kıssayı başkalarını etiketlemek için değil, kendi kalbini anlamak için oku. Çünkü Kur’an’ın kıssaları, yalnız geçmişte ne olduğunu değil, insanın bugün de nasıl davranabildiğini gösteren aynalardır.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 8. ayette, kardeşlerin içlerindeki kıskançlık ilk kez açık sözlere dönüşecektir: “Yûsuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa biz güçlü bir topluluğuz. Gerçekten babamız apaçık bir yanılgı içindedir.” Bu ayet, sevginin rekabete dönüştürülmesi, kişinin kendi değerini kardeşinin sevgisiyle karşılaştırması, grup gücünü haklılık ölçüsü sanması ve bir evladın babası hakkında kullandığı ağır hükmün nasıl oluştuğu bakımından son derece önemli olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 7. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bu kıssayı okurken yalnız kardeşlerin yanlışını mı görüyoruz, yoksa onların ilk adımlarını kendi içimizde de fark edebiliyor muyuz? Başkasının başarısı bizi küçültüyor mu, yoksa onun iyiliğine gerçekten sevinebiliyor muyuz? Ve Kur’an’ın bize sunduğu “âyetleri” yalnız okumakla mı yetiniyoruz, yoksa kendi davranışlarımızı değiştirecek kadar ciddiye alıyor muyuz?

“Yûsuf 7, ‘Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar için nice ibretler vardır’ buyurur. Kıssanın dersi yalnız Yûsuf’un güzel ahlakında değil, kardeşlerinin hatalarında da saklıdır. Başkasının nimeti seni eksiltmez; kalabalık olmak seni otomatik olarak haklı yapmaz ve bir duygunun içine doğması onu davranışa dönüştürmek zorunda olduğun anlamına gelmez. Kıssayı başkalarına rol dağıtmak için değil, kendi kalbini görmek için oku; çünkü gerçek ibret, geçmişteki yanlışı tanımaktan çok aynı yanlışın bugün sende nasıl başlayabileceğini fark edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt