📖 Yûsuf Suresi 68. Ayette “Babalarının Kendilerine Emrettiği Yerlerden Girdiler; Fakat Bu, Allah’tan Gelecek Hiçbir Şeyi Onlardan Savmadı.

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,344
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 68. Ayette “Babalarının Kendilerine Emrettiği Yerlerden Girdiler; Fakat Bu, Allah’tan Gelecek Hiçbir Şeyi Onlardan Savmadı. Bu, Yalnız Ya‘kūb’un İçindeki Bir İhtiyacın Yerine Getirilmesiydi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 67. ayette Hz. Ya‘kūb oğullarına ‘Tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin’ diye tedbir tavsiye etmiş; hemen ardından da ‘Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm yalnız Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim’ diyerek bu tedbirin sınırını açıkça belirtmişti. 68. ayette oğullarının gerçekten babalarının söylediği biçimde şehre girdikleri anlatılır; fakat Kur’an hemen çok önemli bir açıklama yapar: Bu tedbir Allah’ın takdirinden hiçbir şeyi değiştirecek bağımsız bir güç değildi; yalnız Ya‘kūb’un içinde taşıdığı bir ihtiyacın yerine getirilmesine vesile olmuştu. Ardından Ya‘kūb’un Allah’ın kendisine öğrettiği bilgi sayesinde bilgi sahibi olduğu belirtilir. Böylece ayet, tedbirin değeri ile tedbirin sınırını, peygamber bilgisi ile mutlak ilahî bilgiyi ve insanın iç huzuru için önlem alması ile kaderi kontrol ettiğini sanması arasındaki farkı son derece ince bir dengeyle ortaya koyar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 68. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Babalarının kendilerine emrettiği yerlerden girdiklerinde, bu tedbir Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savmadı; fakat Ya‘kūb’un içindeki bir ihtiyacı yerine getirmiş oldu. Şüphesiz o, kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibiydi; fakat insanların çoğu bilmezler.”

Ayetin Arapçası ise “Ve lemmâ dehalû min haysu emerahum ebûhum mâ kâne yuğnî anhum minallâhi min şey’in illâ hâceten fî nefsi Ya‘kūbe kadâhâ. Ve innehû lezû ilmin limâ allemnâhu ve lâkinne eksera’n-nâsi lâ ya‘lemûn.” şeklindedir.

Bu ayet, bir önceki ayette söylenen tedbirin gerçekten uygulandığını bildirir. Fakat Kur’an aynı anda okuyucunun çok önemli bir yanılgıya düşmesini engeller: Tedbir alınmış olması, artık kötü hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceği anlamına gelmez.

2️⃣ “Babalarının Kendilerine Emrettiği Yerlerden Girdiler” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Ya‘kūb oğullarına Mısır’a tek bir kapıdan topluca değil, farklı kapılardan girmelerini tavsiye etmişti. 68. ayet onların babalarının bu tavsiyesine uyduklarını açıkça bildirir.

Bu ayrıntı, oğulların artık babalarının sözünü önemsediklerini göstermesi bakımından da dikkat çekicidir. Daha önce Yûsuf konusunda babalarının kaygılarını yeterince dikkate almamışlardı; şimdi ise verdiği tedbiri uygulamaktadırlar.

Ancak Kur’an’ın asıl vurgusu onların hangi kapıdan girdiğinden çok, bu tedbirin ne kadar etkili olabileceğinin sınırını açıklamaktır.

3️⃣ Farklı Kapılardan Girmek Gerçekten Bir Tedbir miydi ❓​

Evet. Hz. Ya‘kūb’un tavsiyesi bağlamda açıkça bir ihtiyat ve risk azaltma tedbiri olarak görünmektedir. Fakat ayet bu önlemin hangi özel tehlikeye karşı alındığını kesin biçimde açıklamaz.

Tefsirlerde oğulların kalabalık ve dikkat çekici görünmeleri, insanların ilgisini üzerlerine çekmeleri veya nazar endişesi gibi farklı açıklamalar vardır. Bunlardan bazıları İslam tefsir geleneğinde oldukça yaygındır.

Ancak Kur’an’ın açık metni bize yalnız şu kadarını kesin olarak verir: Ya‘kūb bir risk görmüş, oğullarına farklı kapılardan girmelerini söylemiş ve onlar da bu tedbire uymuştur.

4️⃣ Ayetin “Bu Tedbir Allah’tan Gelecek Hiçbir Şeyi Onlardan Savmadı” Demesi Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade, insan tedbirinin bağımsız ve mutlak bir güç olmadığını anlatır. Ya‘kūb’un tavsiyesi makuldür; fakat Allah’ın takdir edeceği sonucu zorunlu biçimde değiştirecek bir mekanizma değildir.

Bu, tedbirin işe yaramadığı veya gereksiz olduğu anlamına gelmez. Kur’an, aynı kıssa içinde Ya‘kūb’un tedbirini eleştirmemektedir. Tam tersine onun bilgi sahibi olduğunu birkaç kelime sonra özellikle söylemektedir.

Dolayısıyla mesaj şudur: Tedbir değerlidir ama ilah değildir. Sebebe başvurulur fakat sebebin Allah’tan bağımsız biçimde sonucu garanti ettiği düşünülmez.

5️⃣ Tedbir Sonucu Garanti Etmiyorsa Neden Tedbir Alıyoruz ❓​

Çünkü insanın görevi geleceğin bütün sonuçlarını kontrol etmek değil, elindeki bilgiyle makul ve sorumlu davranmaktır. Sonucu yüzde yüz garanti etmeyen bir önlem yine de riski azaltabilir.

Örneğin emniyet kemeri kazayı kesin olarak engellemez ama yaralanma riskini azaltır. Doktora gitmek her hastalığın mutlaka iyileşeceği anlamına gelmez fakat tedavi için doğru sebebe başvurmaktır. Bir binayı sağlam yapmak depremin hiç olmayacağını garanti etmez fakat can güvenliği için gerekli tedbirdir.

Yûsuf 68 bize bu temel farkı gösterir: Bir tedbirin mutlak garanti vermemesi, onu anlamsız yapmaz.

6️⃣ Bu Ayet “Nasıl Olsa Kaderde Ne Varsa Olur” Demeyi Destekler mi ❓​

Hayır. Eğer mesaj bu olsaydı Hz. Ya‘kūb’un oğullarına farklı kapılardan girmelerini söylemesinin hiçbir anlamı kalmazdı. Oysa Kur’an hem tedbiri aktarır hem tedbirin sınırını öğretir.

Fatalist yaklaşım “Sonuç belli olduğuna göre hiçbir şey yapmaya gerek yok” der. Kur’an’ın burada gösterdiği yaklaşım ise “Yapabileceğini yap ama sonucu mutlak biçimde kontrol ettiğini sanma” şeklindedir.

Bu ikisi arasında büyük fark vardır. Kader inancı sorumluluğu iptal etmez; insanın mutlak kontrol yanılsamasını sınırlar.

7️⃣ “Ya‘kūb’un İçindeki Bir İhtiyacın Yerine Getirilmesi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “illâ hâceten fî nefsi Ya‘kūbe kadâhâ”, yani yaklaşık olarak “Yalnız Ya‘kūb’un içinde bulunan bir ihtiyacı yerine getirmiş oldu” denilir.

Buradaki “hâcet”, Ya‘kūb’un oğullarıyla ilgili duyduğu kaygı sebebiyle almak istediği tedbir, içindeki endişeyi giderecek bir davranış veya yerine getirmek istediği bir ihtiyat olarak anlaşılmıştır. Tefsirlerde ifadenin ayrıntısı hakkında farklı açıklamalar bulunmaktadır.

En güvenli anlam şudur: Ya‘kūb tedbirini alarak kendi sorumluluk duygusunu yerine getirmiştir; fakat tedbir Allah’ın takdirine karşı bağımsız bir koruma duvarı oluşturmamıştır.

8️⃣ “Nefsindeki Bir İhtiyaç” Kötü Bir Şüphe veya Günah mıydı ❓​

Ayet böyle bir şey söylemez. Buradaki “fî nefsi Ya‘kūb”, Ya‘kūb’un içinde bulunan düşünce, kaygı veya ihtiyacı ifade eder. “Nefs” kelimesinin geçtiği her yerde mutlaka kötü arzu veya günah anlamı aranamaz.

Hz. Ya‘kūb bir babadır ve oğullarının güvenliği konusunda endişe taşımaktadır. Üstelik daha önce Yûsuf konusunda ağır bir ayrılık yaşamıştır. Böyle bir durumda tedbir almak istemesi insanî ve anlaşılırdır.

Bu nedenle ayet kaygı hissetmeyi günah ilan etmez. Önemli olan kaygının insanı gerçeklikten koparan veya bütün hayatı felç eden bir hâle dönüşmemesidir.

9️⃣ Bu Ayet Kaygı Yaşayan İnsanlara Ne Söyler ❓​

Ayet çok dengeli bir yaklaşım düşündürür. İnsan sevdiği biri için endişelenebilir ve bu endişe sebebiyle makul tedbirler alabilir. Ya‘kūb’un yaptığı da budur.

Fakat insan her ihtimali kontrol etmeye çalıştığında kaygı bitmeyebilir; çünkü hayatın bütününü kontrol etmek mümkün değildir. Burada tevekkül devreye girer.

Sağlıklı tedbir “Elimden geleni yaptım” der; tevekkül ise “Gerisini mutlak biçimde kontrol etmek benim görevim değil” diyebilme gücü verir.

🔟 Ya‘kūb’un Tedbir Alması Bilgisizliğin mi, Bilginin mi İşaretiydi ❓​

Ayetin devamı son derece dikkat çekicidir: “Şüphesiz o, kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibiydi.” Dolayısıyla Kur’an Ya‘kūb’un tedbirini cahillik veya boş korku olarak sunmamaktadır.

Onun bilgisi, tedbir almak ile tedbiri mutlaklaştırmamak arasındaki ayrımı yapabilmesinde görünür. Ya‘kūb hem farklı kapılardan girmelerini söyler hem de “Bu sizi Allah’ın takdirinden bağımsız biçimde koruyamaz” bilir.

Gerçek bilgi bazen yalnız ne yapacağını bilmek değil, yaptığın şeyin sınırını da bilmektir.

1️⃣1️⃣ “Kendisine Öğrettiğimiz İçin Bilgi Sahibiydi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “lezû ilmin limâ allemnâhu”, yani “Biz kendisine öğrettiğimiz için gerçekten bilgi sahibiydi” der. Burada Ya‘kūb’un bilgisinin nihai kaynağının Allah olduğu vurgulanır.

Bir peygamber olarak Ya‘kūb’a Allah tarafından özel bilgi ve hikmet verilmiştir. Bu, onun sıradan insanlardan farklı bir vahiy ve peygamberlik konumuna sahip olduğunu gösterir.

Ancak bundan “Ya‘kūb bütün gaybı biliyordu” sonucu çıkmaz. Eğer her şeyi ayrıntısıyla biliyor olsaydı Yûsuf’un nerede olduğunu yıllarca araştırmasına ve hasret çekmesine gerek kalmazdı. Peygamberlerin gayb bilgisi bağımsız ve sınırsız değildir; Allah neyi bildirirse onu bilirler.

1️⃣2️⃣ Peygamberlerin Bilgisi Allah’ın Bilgisiyle Aynı mıdır ❓​

Hayır. Allah’ın bilgisi mutlak, sınırsız ve her şeyi kuşatıcıdır. Peygamberler ise Allah’ın kullarıdır ve bilgileri Allah’ın kendilerine öğrettiği kadardır.

Yûsuf kıssasında bunu tekrar tekrar görürüz. Hz. Yûsuf rüyaları Allah’ın öğrettiği özel bilgi sayesinde yorumlamaktadır; Hz. Ya‘kūb da Allah’ın öğrettiği bilgiye sahiptir. Fakat hiçbirinin bağımsız her şeyi bilme özelliği yoktur.

Bu ayrım tevhid açısından önemlidir: Peygamberlere büyük değer vermek, onları ilahî niteliklerle özdeşleştirmek değildir.

1️⃣3️⃣ Ya‘kūb’un Bilgili Olması Her Kararının İnsanlar İçin Birebir Uygulanması Gerektiği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Peygamber kıssalarından ilkeler öğreniriz; fakat her tarihsel ayrıntıyı bağlamdan koparıp evrensel teknik prosedür hâline getiremeyiz.

Örneğin bu ayetten “Her şehre farklı kapılardan girilmelidir” şeklinde bir dinî kural çıkarılmaz. Burada belirli bir olay için belirli bir tedbir vardır.

Evrensel ders, risk gördüğünde makul tedbir almak, fakat tedbiri mutlaklaştırmamak şeklindedir. Kıssanın tarihsel biçimi ile ahlaki ilkesi birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣4️⃣ “İnsanların Çoğu Bilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda “ve lâkinne eksera’n-nâsi lâ ya‘lemûn”, yani “Fakat insanların çoğu bilmezler” denilir. Bağlamda bu, Allah’ın Ya‘kūb’a öğrettiği hikmet ve tedbir-tevekkül dengesinin insanlar tarafından yeterince bilinmemesine işaret eder.

Bu ifadeyi “Biz seçkin insanlarız, geri kalan herkes cahildir” şeklinde kibir üretmek için kullanmak doğru değildir. Kur’an’ın “çoğu bilmez” ifadeleri bağlama göre değerlendirilmelidir.

Bilgi sahibi olmak insanı kibirli değil daha sorumlu yapmalıdır. Gerçek bilgi, başkalarını küçümsemek için değil hakikati daha dikkatli yaşamak için verilmiş bir emanettir.

1️⃣5️⃣ Bilgi İnsanı Tevekkülden Uzaklaştırır mı ❓​

Hayır. Ya‘kūb bunun tam tersinin örneğidir. Ayet onun bilgi sahibi olduğunu söylerken aynı zamanda bir önceki ayette “Ben Allah’a tevekkül ettim” dediğini aktarır.

Gerçek bilgi, insanın sebepleri daha iyi anlamasını sağlayabilir; aynı zamanda insanın bütün sebepleri kontrol edemediğini de daha açık biçimde gösterebilir.

Bu nedenle bilim, uzmanlık ve planlama ile tevekkül arasında zorunlu bir çatışma yoktur. Bilgi tedbiri geliştirir; tevekkül ise bilgiyi mutlak kudret zannetmekten korur.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Nazar Konusunda Nasıl Bir Ölçü Sunar ❓​

Tefsirlerde farklı kapılardan girme tavsiyesinin nazarla ilişkilendirildiği açıklamalar bulunduğunu söylemek mümkündür. Fakat ayetin kendisi sebebi açık biçimde “nazar” olarak adlandırmaz.

Dolayısıyla her başarısızlık, hastalık veya talihsizliği “Kesin nazar değdi” diye açıklamak bu ayetten çıkarılamaz. Bir olayın tıbbi, psikolojik, toplumsal veya fiziksel sebebi bulunabilir ve bu sebepleri araştırmak dinî inançla çelişmez.

Görünmeyen bir sebep ihtimali, bilinen sebepleri araştırmayı terk etme gerekçesi değildir.

1️⃣7️⃣ Tedbir Alıp Sonucu Allah’a Bırakmak Pratikte Nasıl Olur ❓​

İnsan önce elindeki bilgiye göre yapabileceği şeyi belirler. Sağlık konusunda doktora başvurur, yolculukta güvenlik önlemi alır, maddi konuda hesap yapar, çocukları konusunda yaşlarına uygun koruma sağlar ve önemli kararlarda bilgi toplar.

Daha sonra bütün bunların yüzde yüz sonuç garantisi olmadığını kabul eder. Bu kabul ihmalkârlık değil, insanın sınırını bilmesidir.

Böylece tevekkül şu dengeye dönüşür: Kontrol edebildiğin alanda sorumluluk, kontrol edemediğin alanda teslimiyet.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 67 ve 68 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 67’de Hz. Ya‘kūb oğullarına “Farklı kapılardan girin” diyerek tedbir almış ve hemen ardından “Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam” demişti. 68. ayette oğulları gerçekten onun söylediği biçimde girer ve Kur’an bu tedbirin Allah’ın takdirine karşı bağımsız bir güç olmadığını yeniden vurgular.

Bu iki ayet birbirinin açıklaması gibidir. İlk ayette Ya‘kūb’un kendi dilinden duyduğumuz dengeyi, ikinci ayette Kur’an tasdik eder: Tedbir doğrudur fakat mutlak değildir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 69. ayette, kardeşler Hz. Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde Yûsuf, kardeşini yanına alacak ve ona “Ben senin kardeşinim; onların yaptıklarından dolayı artık üzülme” diyecektir. Böylece yıllar süren ayrılığın ardından Yûsuf ilk kez aileden bir kişiye kimliğini açıklayacak; ayet gizli kimliğin açıklanması, kardeşler arasındaki özel bağ, geçmişte yaşananların oluşturduğu üzüntü ve Yûsuf’un kardeşine güven vermesi açısından kıssanın son derece duygusal bir aşamasını başlatacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 68. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 68. ayet, insan hayatındaki en önemli dengelerden birini son derece açık biçimde gösterir: Tedbir gereklidir fakat mutlak değildir. Hz. Ya‘kūb oğullarına farklı kapılardan girmelerini söylemiş, oğulları da bu tavsiyeye uymuştur. Kur’an onların tedbiri uyguladığını aktarırken hemen ardından “Bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı” diyerek okuyucunun önlemi mutlak koruma gücü sanmasını engeller.

Ayetin ilk büyük mesajı sebebe başvurmanın tevekküle aykırı olmadığıdır. Ya‘kūb peygamberdir, Allah’a güvenmektedir ve yine de tedbir almaktadır. Bu nedenle tedbir almak iman zayıflığı değildir.

İnsan güvenlik önlemi aldığı için Allah’a daha az güvenmiş olmaz. Tedbir, sorumluluğun bir parçasıdır.

İkinci büyük mesaj sebebi ilahlaştırmamaktır. İnsan bazen tedbirini aldıktan sonra zihninde görünmez bir garanti üretir: “Ben her şeyi doğru yaptım, artık kötü hiçbir şey olamaz.” Ayet bu yanılsamayı kırar.

Doğru tedbir riski azaltabilir ama hayatı yüzde yüz kontrol etmez. İnsan sorumludur fakat mutlak kontrol sahibi değildir.

Üçüncü büyük mesaj kader anlayışını pasifliğe dönüştürmemektir. Ayet “Nasıl olsa olacak olan olur, o hâlde tedbir gereksizdir” dememektedir. Eğer böyle olsaydı Ya‘kūb’un tavsiyesi anlamını kaybederdi.

Kur’an’ın gösterdiği denge daha güçlüdür: Allah’ın takdirine inan ve aynı zamanda insan olarak görevini yap.

Dördüncü büyük mesaj insanın iç huzuru için makul tedbir almasının meşru olmasıdır. Ya‘kūb’un içinde bir ihtiyaç bulunmaktadır ve tedbiri bu ihtiyacı gidermektedir. Bazen insan “Elimden gelen önlemi aldım” diyebilmek için makul bir adım atar.

Bu psikolojik rahatlama başlı başına yanlış değildir. Sorun, tedbiri takıntıya dönüştürmek ve sürekli yeni önlemler üretmeden sakinleşememektir. Tedbir huzur sağlayabilir; fakat hayatı tamamen kontrol etme çabasına dönüşmemelidir.

Beşinci büyük mesaj kaygının otomatik olarak iman eksikliği olmadığıdır. Ya‘kūb oğulları için kaygılanmaktadır. Daha önce Yûsuf konusunda büyük acı yaşamış bir babanın yeniden endişelenmesi anlaşılırdır.

Kur’an onun endişesini küçümsemek yerine aldığı tedbiri aktarır ve ardından bilgi sahibi olduğunu söyler. Bu nedenle üzüntü, kaygı veya korku yaşamak insanı otomatik olarak tevekkülsüz yapmaz. Asıl mesele bu duygular karşısında nasıl hareket ettiğimizdir.

Altıncı büyük mesaj peygamber bilgisinin Allah’tan geldiğidir. Ya‘kūb’un sahip olduğu bilgi kendi başına sınırsız bir gayb bilgisi değildir. Ayet açıkça “Biz ona öğrettiğimiz için” der.

Bu ifade peygamberlerin üstün konumunu kabul ederken tevhid sınırını da korur. Peygamber bilir çünkü Allah öğretmiştir; Allah ise bilgiyi başkasından öğrenmeden mutlak olarak bilendir.

Yedinci büyük mesaj bilgi ile kibri birbirinden ayırmaktır. Ya‘kūb bilgi sahibidir fakat “Ben her şeyi biliyorum” demez. Tam tersine kontrol edemediğini kabul eder ve Allah’a tevekkül eder.

Bu çok önemli bir bilgi ahlakıdır. Gerçek uzmanlık, bildiğin şey kadar bilmediğin ve kontrol edemediğin şeyi de görebilmektir.

Sekizinci büyük mesaj tefsir yorumlarını vahyin açık lafzından ayırmaktır. Farklı kapılardan girme tavsiyesinin sebebi konusunda nazar dahil çeşitli yorumlar bulunmaktadır. Bunlar değerli tefsir açıklamaları olabilir; fakat ayetin kendisi kesin sebebi açıklamamıştır.

Bu nedenle din adına konuşurken “Tefsirlerde böyle açıklanmıştır” demek ile “Allah ayette kesin olarak bunu söylüyor” demek arasındaki fark korunmalıdır. İlmî dürüstlük bu ayrımı gerektirir.

Dokuzuncu büyük mesaj bilinen sebepleri görünmeyen açıklamalar uğruna terk etmemektir. Bir insan hastalandığında tıbbi sebebi araştırmak, ekonomik sorun yaşadığında ekonomik nedenleri incelemek veya psikolojik sıkıntıda uzman desteği almak, Allah inancına karşı değildir.

Allah’ın yaratması ile dünyadaki sebep-sonuç düzeni birbirine rakip değildir. Nasıl sorusuna bilimsel cevap aramak, kimin yaratmasıyla var olduğu sorusunu reddetmek anlamına gelmez.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri, insanın sorumluluğunun sınırını bilmektir. Ya‘kūb yapabileceğini yapar ama yapamayacağı şeyi kendisine yüklemez. Oğullarına tavsiye verir fakat onların bütün geleceğini kontrol etmeye çalışmaz.

Bu, insan için büyük bir olgunluktur. Sorumluluğun tamamını yerine getirmek ile bütün sonucu kontrol etmeye çalışmak aynı şey değildir.

Yûsuf Suresi 68. ayetin bütün mesajı şu çerçevede özetlenebilir: **Tedbirini al ama tedbirini tanrılaştırma. Allah’a tevekkül et ama tevekkülü ihmale dönüştürme. Kaygı duyduğunda makul önlem al fakat hayatın bütün ihtimallerini kontrol etmeye çalışma. Bilgi sahibi olduğunda kibirlenme; bilginin de sınırı olduğunu bil. Peygamberlerin bilgisini Allah’ın mutlak bilgisiyle eşitleme. Tefsirde söylenen ihtimalleri ayetin açık sözü gibi kesinleştirme. Ve elinden geleni yaptıktan sonra kendini bütün sonuçların sorumlusu sanma. Çünkü insanın görevi geleceği mutlak biçimde kontrol etmek değil, doğru bildiği tedbiri almak ve kontrolünün bittiği yerde Allah’a güvenebilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 69. ayette, kardeşler Hz. Yûsuf’un yanına girdiklerinde Yûsuf, yıllardır ayrı kaldığı kardeşini kendi yanına alacak ve ona “Ben senin kardeşinim; onların yaptıklarından dolayı artık üzülme” diyecektir. Bu, Yûsuf’un kardeşlerinden birine kimliğini ilk kez açıkça bildirdiği çok önemli bir dönüm noktasıdır. Ayet özellikle güvenli bir ortamda gerçeğin açıklanması, travmatik geçmişin hatırlanması, kardeşe teselli verilmesi, “üzülme” sözünün duyguyu yasaklamak anlamına gelmemesi ve sonraki planın neden yalnız bu kardeşle paylaşılmış olabileceği açısından dikkatle ele alınmalıdır.

Ve belki Yûsuf Suresi 68. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hayatta tedbir alırken gerçekten risk azaltmaya mı çalışıyoruz, yoksa bütün geleceği kontrol edebileceğimiz yanılsamasına mı kapılıyoruz? Olumsuz bir sonuç yaşandığında kendimizi “Demek ki yeterince tedbir almadım” diye sonsuzca suçluyor muyuz? Ya da tam tersine “Kaderde ne varsa olur” deyip sorumluluklarımızı mı terk ediyoruz? Ve elimizden geleni yaptıktan sonra, “Ben sorumluluğumu yerine getirdim; bundan sonrası benim mutlak kontrolümde değil” diyebilecek kadar hem bilinçli hem tevekkül sahibi olabiliyor muyuz?

“Yûsuf 68, Hz. Ya‘kūb’un oğullarının onun söylediği biçimde farklı kapılardan girdiklerini, fakat bu tedbirin Allah’ın takdirinden bağımsız biçimde hiçbir şeyi savamayacağını bildirir. Bunun, Ya‘kūb’un içindeki bir ihtiyacın yerine getirilmesi olduğu ve onun Allah’ın kendisine öğrettiği bilgi sayesinde bilgi sahibi bulunduğu da özellikle belirtilir. Ayet bize tedbirin değerli fakat sınırlı olduğunu öğretir: İnsan sebebe başvurur ama sebebi mutlaklaştırmaz; geleceği kontrol edemediğini bilir ama bu nedenle sorumluluğunu da terk etmez. Gerçek tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değil; yapılması gerekeni yaptıktan sonra kontrol edemediğini Allah’a bırakabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt