Yûsuf Suresi 66. Ayette “Allah Adına Sağlam Bir Söz Vermedikçe Onu Sizinle Göndermeyeceğim; Ancak Kuşatılıp Çaresiz Bırakılmanız Başka” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 65. ayette kardeşler yüklerini açtıklarında erzak karşılığında götürdükleri malların kendilerine geri verilmiş olduğunu görmüş, bunu babaları Hz. Ya‘kūb’u ikna etmek için önemli bir gerekçe olarak sunmuşlardı. Ailenin yeniden erzağa ihtiyacı vardı ve diğer kardeş de onlarla giderse bir deve yükü kadar daha fazla ölçü alınabilecekti. Fakat Ya‘kūb için mesele yalnız ekonomik fayda değildi; yıllar önce Yûsuf konusunda ağır biçimde kırılmış bir güven vardı. 66. ayette bu nedenle oğullarından yalnız yeni bir söz istemez, Allah adına sağlam bir güvence ister ve onların gerçekten engellenip çaresiz bırakılmaları hâlini de istisna eder. Böylece ayet, güven ile teminatı, insan sorumluluğu ile kontrol dışı şartları ve tevekkül ile tedbiri son derece dengeli biçimde bir araya getirir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 66. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Ya‘kūb dedi ki: ‘Hepinizin kuşatılıp çaresiz bırakılması dışında, onu bana mutlaka geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe onu sizinle göndermeyeceğim.’ Onlar kendisine bu sağlam sözü verince de, ‘Allah söylediklerimize vekildir’ dedi.” Ayetin Arapçası ise “Kâle len ursilehû me‘akum hattâ tu’tûni mevsikan minallâhi lete’tunnenî bihî illâ en yuhâta bikum. Felemmâ âtevhu mevsikahum kâlellâhu alâ mâ nekûlu vekîl.” şeklindedir.Hz. Ya‘kūb artık oğullarına “Size asla güvenmiyorum” diyerek bütün yolu kapatmamaktadır. Ancak önceki Yûsuf tecrübesinden sonra yalnız sözlü bir güvenceyi de yeterli görmemektedir. Bu yüzden daha ciddi bir taahhüt ister.
Ayetin dikkat çekici taraflarından biri, bu taahhüdün bile mutlak ve gerçek dışı bir garanti hâline getirilmemesidir. İnsanların tamamen kuşatılması, güçlerinin yetmemesi veya kontrol edemeyecekleri biçimde engellenmeleri istisna edilir.
“Allah Adına Sağlam Bir Söz” Ne Anlama Gelir
Ayette “mevsikan minallâh” ifadesi geçer. “Mevsik”, sağlamlaştırılmış söz, güvence, kuvvetli taahhüt veya bağlayıcı ahit anlamına gelir. Burada Allah’ın adıyla ilişkilendirilmesi, verilen sözün sıradan bir ifade değil ahlaki ve dinî sorumluluğu ağır olan bir taahhüt olduğunu gösterir.Hz. Ya‘kūb oğullarının yalnız “Merak etme, bu kez kesin getiririz” demelerini yeterli görmemektedir. Çünkü geçmişte de buna benzer bir güvence verilmiş ve bozulmuştur.
Böylece güveni yeniden inşa etmenin bazen daha güçlü bir taahhüt gerektirebileceği görülür. Ancak bu, her insan ilişkisinde Allah’ın adını sürekli yemin aracı hâline getirmek gerektiği anlamına gelmez.
Hz. Ya‘kūb Neden Bu Kez Daha Güçlü Bir Güvence İstiyor
Çünkü güven problemi hayalî değildir. Yıllar önce aynı oğullar Yûsuf’u yanlarında götürmüş, onu koruyacaklarını söylemiş, ardından Yûsuf eve dönmemiştir.Bu geçmiş dikkate alındığında Ya‘kūb’un “Bu defa yalnız söz yetmez” demesi anlaşılırdır. Yeni bir risk üstlenecekse geçmiş tecrübeye göre daha güçlü güvence istemektedir.
Bu davranış bize önemli bir ilke öğretir: Geçmişte ciddi biçimde bozulan güven yeniden kurulabilir, fakat şartların eskisiyle tamamen aynı olması gerekmez. İkinci şans, tedbirsizliğin tekrarı değildir.
Güveni Kıran Kişiden Daha Güçlü Güvence İstemek Haksızlık mıdır
Her durumda değil. Güven daha önce ciddi biçimde ihlal edilmişse karşı tarafın yeni bir sorumluluk vermeden önce daha fazla güvence istemesi makul olabilir.Bu, karşı tarafı sonsuza kadar cezalandırmak anlamına gelmez. Ya‘kūb oğullarına hiçbir şart altında kardeşlerini vermeyeceğini söylemiyor; belirli bir güvence sağlanırsa yeniden sorumluluk vermeye hazırdır.
Burada önemli denge şudur: Geçmişi tamamen unutmak zorunda değilsin ama insanın değişebilme ihtimalini de sonsuza kadar kapatmak zorunda değilsin.
Bu Ayet Sözleşme ve Teminat Fikrini Destekler mi
Ayet modern anlamda ayrıntılı bir sözleşme hukuku düzenlememektedir. Fakat önemli bir sorumluluğu sözle ve güvenceyle netleştirme fikrinin meşru olabileceğini açık biçimde düşündürür.İnsanlar bazen “Bana güvenmiyor musun, niye yazılı güvence istiyorsun?” diyebilir. Oysa önemli mali, ailevi veya kurumsal konularda şartların açık biçimde belirlenmesi güvensizlikten çok yanlış anlamaları önleme aracı olabilir.
Yine de bu ayeti modern hukuk sistemindeki her kefalet, teminat veya sözleşme maddesinin doğrudan delili gibi sunmamak gerekir. Genel ahlaki ilke; sorumluluğun açıklaştırılması ve güvenin gerektiğinde somut güvenceyle desteklenmesidir.
Allah’ın Adını Verilen Söze Dahil Etmek Neden Ciddidir
Çünkü Allah’ın adını bir sözün doğruluğuna şahit tutmak, sıradan bir retorik güçlendirme değildir. İnsan bunu söylediğinde yalnız diğer insanlara değil, Allah’a karşı da sorumluluk taşıdığını kabul etmektedir.Bu nedenle Allah’ın adını günlük tartışmalarda insanları ikna etmek için gelişigüzel kullanmak doğru değildir. Özellikle gerçeğe aykırı bir iddiayı daha inandırıcı göstermek için dinî ifadeleri araçsallaştırmak çok daha ağır bir sorumluluk doğurur.
Ayetin ruhu “Sözünü güçlendirmek istiyorsan sürekli yemin et” değil, tam tersine “Allah adına verilen sözün ne kadar ciddi olduğunu bil” şeklinde okunmalıdır.
Dindar Görünmek Güvenilir Olmanın Garantisi midir
Hayır. Bir insan Allah’ın adını çok kullanabilir, dinî ifadeleri sıkça söyleyebilir ve yine de davranışlarında güvenilir olmayabilir. Dinî kelime, davranışın yerini tutmaz.Hz. Ya‘kūb burada Allah adına ciddi bir söz istemektedir; fakat kıssanın genel öğretisi güvenilirliği yalnız söze bağlamaz. Oğulların bundan sonra gerçekten nasıl davranacağı yine önemlidir.
Bu nedenle insanları değerlendirirken yalnız “Vallahi dedi, demek ki kesin doğrudur” şeklinde düşünmemek gerekir. Mahkemede, ticarette veya başka ciddi alanlarda delil, davranış ve doğrulanabilir bilgi önemini korur.
“Ancak Kuşatılıp Çaresiz Bırakılmanız Başka” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette “illâ en yuhâta bikum” ifadesi geçer. Kelime anlamı, “etrafınızın tamamen çevrilmesi, kuşatılmanız, gücünüzün yetmediği bir durumla karşılaşmanız” gibi anlamlara gelir.Burada Hz. Ya‘kūb oğullarından imkânsız bir garanti istememektedir. Onların kendi iradeleriyle ihmal veya ihanet etmemelerini ister; fakat gerçekten güçlerini aşan olağanüstü bir durum yaşanırsa bunu farklı değerlendirir.
Bu son derece önemli bir ayrımdır: Sorumluluk almak, geleceğin bütün olaylarını mutlak biçimde kontrol etme sözü vermek değildir.
Bu İstisna “Mücbir Sebep” Fikrine Benzer mi
Genel bir benzetmeyle, insanın kontrolünü aşan olağanüstü şartların sorumluluk değerlendirmesinde farklı ele alınması fikrine benzerlik kurulabilir. Fakat ayeti doğrudan modern hukukta kullanılan teknik “mücbir sebep” kavramının tarihsel hukuk metni gibi göstermek doğru olmaz.Ayetin kendisinde açık olan şey şudur: Ya‘kūb oğullarını yapamayacakları şeyden sorumlu tutmuyor. Onlardan makul güçleri içindeki korumayı istiyor.
Bu, ahlaki sorumluluğun adaletli bir yönünü ortaya koyar: İnsan iradesiyle yaptığı şey ile gerçekten engel olamadığı şey aynı değerlendirilmemelidir.
Başarısızlık ile İhmal Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
İnsan bazen bütün makul tedbirleri aldığı hâlde kötü bir sonuçla karşılaşabilir. Bu, otomatik olarak onun görevini ihmal ettiği anlamına gelmez.Örneğin bir kişi kendisine emanet edilen şeyi özenle koruduğu hâlde önleyemeyeceği çok büyük bir dış olay gerçekleşebilir. Başka bir kişi ise hiçbir tedbir almayıp sonra “Kısmet böyleymiş” diyebilir. Bu iki durum aynı değildir.
Yûsuf 66’nın istisnası bize tam bu ayrımı düşündürür: Kontrol dışı engellenme ile sorumluluğu isteyerek terk etmek birbirine karıştırılmamalıdır.

Hz. Ya‘kūb Oğullarından İmkânsız Bir Söz mü İstiyor
Hayır. Tam tersine ayetin istisnası, Ya‘kūb’un gerçekçi olduğunu gösterir. “Ne olursa olsun, dünya yıkılsa bile onu getireceksiniz” dememektedir.Oğullarının elinde olmayan durumları hesaba katmaktadır. Bu nedenle istenen taahhüt, insan kapasitesini aşan mutlak garanti değil, ellerinden gelen korumayı dürüstçe yerine getirme sözü olarak anlaşılmalıdır.
Bu, günümüz ilişkileri açısından da önemlidir. İnsanlardan yerine getiremeyecekleri mutlak garantiler istemek yerine, kontrol edebilecekleri davranışlar konusunda sorumluluk istemek daha adildir.

Bir İnsan “Seni Her Şeyden Koruyacağım” Diye Söz Verebilir mi
Duygusal olarak böyle cümleler söylenebilir, fakat hiçbir insan başka bir insanın başına gelecek her olayı kontrol edemez. Bu yüzden böyle sözleri mutlak garanti gibi anlamak gerçekçi değildir.Daha sorumlu yaklaşım “Elimden gelen bütün makul tedbiri alacağım, seni bilerek tehlikeye atmayacağım ve sorumluluğumu yerine getireceğim” demektir.
Hz. Ya‘kūb’un şartındaki istisna da tam bu insanî sınırı kabul eder. İnsan sorumludur fakat mutlak kudret sahibi değildir.

Kardeşlerin Bu Güvenceyi Vermesi Güvenin Tamamen Onarıldığı Anlamına mı Gelir
Hayır. Ayette “Onlar sağlam sözlerini verince” denilir. Bu, Ya‘kūb’un şartının yerine getirildiğini gösterir; fakat yıllar önce kırılan güvenin bir anda tamamen iyileştiği anlamına gelmez.Güvence, güveni yeniden kurma sürecinin bir adımıdır. Asıl sınav yolculuk başladığında ve yeni olaylar ortaya çıktığında gelecektir.
Bu yüzden teminat ile güven aynı şey değildir. Teminat riski azaltabilir ve sorumluluğu netleştirebilir; güven ise zaman içinde davranışlarla güçlenir.

“Allah Söylediklerimize Vekildir” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda Hz. Ya‘kūb “Allâhu alâ mâ nekûlu vekîl”, yani “Allah söylediklerimize vekildir” der. “Vekîl” kelimesi bağlama göre gözeten, kendisine güvenilen, işi kuşatan ve tanıklığı altında bulunan anlam alanlarına sahiptir.Burada Ya‘kūb, verilen sözün Allah’ın bilgisi ve gözetimi altında olduğunu hatırlatmaktadır. Yani taraflar yalnız birbirlerine değil, Allah’a karşı da sorumlu olduklarını bilmelidir.
Ancak Allah’ın her şeyi bilmesi, insan toplumlarında delil ve denetimin gereksiz olduğu anlamına gelmez. “Allah biliyor” demek, mahkemede kanıt yerine geçmez veya hesap verebilirliği ortadan kaldırmaz.

Allah’ın Vekil Olması İnsan Tedbirlerini Gereksiz mi Kılar
Hayır. Ayetin kendisi bunun aksini gösterir. Hz. Ya‘kūb önce ciddi bir güvence alır, sonra “Allah söylediklerimize vekildir” der.Yani önce tedbir vardır, ardından tevekkül gelir. Ya‘kūb “Allah vekildir, o hâlde hiçbir şart istememe gerek yok” dememiştir.
Bu, Kur’an’ın çok güçlü bir dengesidir: Allah’a güvenmek tedbiri ortadan kaldırmaz; tedbir almak da Allah’a güvenmediğimiz anlamına gelmez.

Bu Ayet Güveni Yeniden Kurmanın Hangi Yolunu Gösterir
Önce geçmiş gerçekçi biçimde kabul edilir. Ardından yeni sorumluluk açıkça tanımlanır, daha güçlü güvence alınır ve insanın kontrolünü aşan şartlar makul biçimde istisna edilir. Son olarak sonuç Allah’a emanet edilir.Bu süreç ne safça unutkanlık ne de sonsuz kuşku üzerine kuruludur. Ya‘kūb geçmişi hatırlar ama oğullarına değişim fırsatı da verir.
Bu nedenle ayetin güven modeli şöyle özetlenebilir: Geçmişten ders çıkar, şartı açıklaştır, makul güvence al, imkânsız garanti isteme ve nihai sonucu Allah’a bırak.

Güveni Kırmış Kişinin Yeni Teminata İtiraz Etmesi Doğru mudur
Güveni daha önce ağır biçimde kırmış bir kişinin, karşı tarafın neden daha fazla güvence istediğini anlaması gerekir. “Bana güvenmiyorsan hiç uğraşmayalım” diyerek bütün sorumluluğu mağdura yüklemek sağlıklı değildir.Gerçek değişimin bir göstergesi, insanın kendi geçmiş davranışının sonuçlarını kabul edebilmesidir. Karşı taraf daha fazla güvence istiyorsa bu bazen geçmiş ihlalin doğal sonucu olabilir.
Elbette güvence talepleri de sınırsız ve aşağılayıcı olmamalıdır. Ama makul güvence istemek, özellikle ciddi bir geçmiş varsa, insanın onuruna saldırı değil risk yönetimi olabilir.

Yûsuf Suresi 65 ve 66 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 65’te kardeşler ekonomik gerekçelerini ortaya koymuşlardı: Ödeme malları geri gelmişti, aileye erzak getirilebilecekti ve diğer kardeş sayesinde bir deve yükü daha fazla tahıl alınacaktı. Yûsuf 66’da Hz. Ya‘kūb bu faydaları tamamen reddetmez fakat faydayı güvenceyle dengeye getirir.Bu son derece gerçekçi bir karar modelidir. Ya‘kūb yalnız “Geçmişte kötü şey oldu, artık hiçbir yolculuk yok” demez; ama “Ekonomik olarak avantajlı, o hâlde hiçbir önlem almaya gerek yok” da demez.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 67. ayette, Hz. Ya‘kūb oğullarına Mısır’a tek bir kapıdan değil, farklı kapılardan girmelerini tavsiye edecek ve hemen ardından “Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam; hüküm yalnız Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim” diyecektir. Bu ayet, tedbir alıp yine de tedbirin sonucu garanti etmediğini bilmek, farklı kapılardan girme tavsiyesinin kesin sebebini abartmamak, nazar meselesindeki tefsir farklılıkları ve tevekkülün risk yönetimiyle nasıl bir arada bulunabileceği açısından son derece dikkatli ele alınmalıdır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 66. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 66. ayet, kırılmış güvenin nasıl gerçekçi biçimde yeniden kurulabileceğine dair kıssanın en güçlü sahnelerinden biridir. Hz. Ya‘kūb oğullarının ekonomik gerekçelerini görmezden gelmez; ailesinin erzağa ihtiyacı olduğunu bilmektedir. Fakat yıllar önce Yûsuf konusunda yaşadığı ağır tecrübeyi de unutmaz. Bu yüzden diğer oğlunu yalnız yeni bir “Merak etme, koruruz” sözüyle teslim etmez; Allah adına sağlam bir taahhüt ister.Ayetin ilk büyük mesajı ikinci şans ile tedbirsizliği birbirinden ayırmaktır. Ya‘kūb oğullarına yeni sorumluluk vermeye tamamen kapalı değildir. Eğer tamamen kapalı olsaydı hiçbir teminatın anlamı olmazdı. Fakat geçmişte yaşananı yok sayıp aynı şartları tekrar etmek de istemez.
Bu çok dengeli bir yaklaşımdır: İnsan değişebilir, fakat değişim ihtimaline inanmak geçmiş tecrübeyi unutmak demek değildir.
İkinci büyük mesaj güvenin bazen teminatla desteklenebileceğidir. İnsan ilişkilerinde yalnız duygusal güven yeterli olmayabilir. Özellikle büyük sorumluluklarda şartların netleştirilmesi ve güçlü taahhüt alınması makul olabilir.
Bu, sevginin veya güvenin eksikliği anlamına gelmez. Bazen tam tersine ilişkiyi belirsizlikten koruyan bir mekanizma olabilir.
Üçüncü büyük mesaj insanlardan imkânsız garanti istememektir. Hz. Ya‘kūb oğullarına güçlü bir söz verdirirken bile “Tamamen kuşatılıp çaresiz bırakılmanız hariç” der. Böylece kontrol dışı olağanüstü şartları hesaba katar.
Bu, ahlaki sorumluluğun adaletli olması gerektiğini gösterir. İnsan ancak iradesi ve imkânı içindeki davranışlarından sorumlu tutulabilir.
Dördüncü büyük mesaj ihmal ile çaresizliği ayırmaktır. Oğullar kardeşlerini bilerek terk eder, koruma sorumluluğunu umursamaz veya yeniden ihanet ederlerse bu başka bir durumdur. Fakat bütün makul tedbirleri aldıktan sonra karşı koyamayacakları bir güçle engellenirlerse değerlendirme farklıdır.
Hayatta da bir insanın yalnız sonuca bakılarak yargılanması her zaman adil değildir. Niyet, alınan tedbirler, imkân ve kontrol alanı da hesaba katılmalıdır.
Beşinci büyük mesaj Allah’ın adını hafife almamaktır. Allah adına verilen söz, karşı tarafı ikna etmek için kullanılan sıradan bir söz oyunu değildir. Böyle bir taahhüt kişinin vicdanında ağır bir sorumluluk oluşturmalıdır.
Bu nedenle dinî ifadeleri yalanı süslemek, ticari güven kazanmak veya duygusal baskı kurmak için kullanmak son derece tehlikelidir. Allah’ın adı güven pazarlama aracı değildir.
Altıncı büyük mesaj Allah adına söz verilmesinin insanî delil ihtiyacını ortadan kaldırmamasıdır. Birinin çok dindar görünmesi veya sürekli yemin etmesi, bütün iddialarının araştırılmadan kabul edilmesini gerektirmez.
Kur’an’ın başka alanlardaki adalet ilkeleriyle birlikte düşünüldüğünde mahkemeler, ticari işlemler ve ciddi suçlamalar kanıt ve usul gerektirir. Allah’ın her şeyi bilmesi, insanların delilsiz hüküm vermesine izin vermez.
Yedinci büyük mesaj “Allah vekildir” sözünün sorumluluktan kaçış olmadığıdır. Ya‘kūb önce güvence alır, sonra Allah’a dayanır. Dolayısıyla tevekkül eylemden sonra gelen tembellik değil, eylemin içindeki Allah bilincidir.
İnsan tedbirini aldıktan sonra bile bütün sonucu kontrol edemez. İşte tevekkül tam burada anlam kazanır: Sorumluluğunu yerine getirirsin ama kendini kaderin mutlak yöneticisi sanmazsın.
Sekizinci büyük mesaj güvenin tek aşamada geri dönmemesidir. Bir taahhüt alınmıştır ama hikâye henüz bitmemiştir. Kardeşlerin gerçek güvenilirliği bundan sonraki davranışlarında görülecektir.
Bu, gündelik ilişkiler açısından çok önemlidir. Özür, söz ve teminat değerlidir; fakat tutarlı davranışın yerini tamamen tutamaz.
Dokuzuncu büyük mesaj geçmişte güveni kıran insanın karşı tarafın tedbirine saygı duyması gerektiğidir. Değişen kişi yalnız “Ben artık eskisi gibi değilim” demekle yetinmemeli, geçmiş davranışının diğer insanda bıraktığı etkileri de anlamalıdır.
Gerçek pişmanlık bazen karşı tarafın hemen eski güvenine dönememesini kabullenebilmekte görülür. Güveni yeniden kazanmak sabır ister.
Onuncu ve ayetin belki de en güçlü mesajı, tedbir ile teslimiyetin birbirinin karşıtı olmamasıdır. Hz. Ya‘kūb hem şart koyar hem teminat alır hem kontrol dışı ihtimalleri hesaba katar hem de sonunda “Allah söylediklerimize vekildir” der.
Bu, tevekkülün belki de en dengeli ifadelerinden biridir. Tedbir seni Allah’tan bağımsız yapmaz; Allah’a güvenmek de seni tedbirden muaf tutmaz.
Yûsuf Suresi 66. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Geçmişte güvenin kırıldıysa onu yok sayma ama insanlara değişim kapısını da kapatma. Yeni sorumluluk verirken gerekirse daha güçlü güvence iste. İnsanlardan güçlerini aşan garanti talep etme; kontrol dışı şartlarla bilinçli ihmal arasındaki farkı koru. Allah’ın adını gelişigüzel yemin aracına dönüştürme. Tedbirini aldıktan sonra sonucu bütünüyle kendi kontrolünde sanma. Ve güveni kırdıysan karşı tarafın teminat istemesini hemen hakaret sayma; yeniden güvenilir olduğunuzu yalnız sözle değil davranışla göster. Çünkü gerçek tevekkül, ne tedbirsizce her şeyi akışına bırakmak ne de her şeyi kendi gücümüzle kontrol ettiğimizi sanmaktır; sorumluluğumuzu yerine getirip nihai sonucu Allah’a emanet edebilmektir.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 67. ayette, Hz. Ya‘kūb oğullarına “Oğullarım! Tek bir kapıdan girmeyin, farklı kapılardan girin” diyecek; fakat aynı cümlenin devamında bunun ilahî takdiri kesin biçimde değiştiremeyeceğini de açıkça belirtecektir: “Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam; hüküm yalnız Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim.” Bu ayet özellikle tedbirin sonucu garanti etmemesi, tevekkül ile risk azaltmanın bir arada bulunması ve farklı kapılardan girme tavsiyesinin sebebi konusunda tefsirlerde bulunan açıklamaların kesin Kur’an hükmü gibi sunulmaması açısından son derece önemli olacaktır.
Ve belki Yûsuf Suresi 66. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir insan geçmişte güvenimizi kırdıysa yeniden güvenmek ile aynı hatayı tedbirsizce tekrarlamak arasındaki farkı görebiliyor muyuz? Birine sorumluluk verirken onun yapabileceği şeyleri mi talep ediyoruz, yoksa kontrol edemeyeceği sonuçları da garanti etmesini mi bekliyoruz? Allah’a tevekkül ettiğimizi söylerken gerekli güvence ve tedbirlerden vazgeçiyor muyuz? Ve bütün tedbirlerimizi aldıktan sonra bile her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul edip sonucu Allah’a bırakabilecek kadar dengeli davranabiliyor muyuz?
“Yûsuf 66, Hz. Ya‘kūb’un oğullarına ‘Onu bana mutlaka geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe onu sizinle göndermeyeceğim; ancak tamamen kuşatılıp çaresiz bırakılmanız başka’ dediğini bildirir. Ayet, güveni yeniden kurarken teminat istemenin tedbirsizlikten daha sağlıklı olabileceğini, fakat insandan gücünü aşan mutlak garanti beklenmemesi gerektiğini gösterir. Ya‘kūb güvenceyi aldıktan sonra ‘Allah söylediklerimize vekildir’ diyerek tedbir ile tevekkülü aynı yerde buluşturur. Çünkü gerçek güven, geçmişi yok saymak değil; geçmişten ders çıkararak tedbir almak ve bütün tedbirlerden sonra nihai korumayı Allah’a bırakmaktır.”
Ersan Karavelioğlu