Yûsuf Suresi 60. Ayette “Eğer O Kardeşinizi Bana Getirmezseniz Artık Benim Yanımda Size Verilecek Ölçü Yoktur ve Bana Yaklaşmayın” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 59. ayette Hz. Yûsuf, kardeşlerinin yüklerini hazırlatmış, ölçüyü tam verdiğini ve misafirleri iyi ağırladığını hatırlatmış ve onlardan babalarından olan diğer kardeşlerini bir sonraki gelişlerinde getirmelerini istemişti. 60. ayette ise bu talebin sıradan bir rica olmadığını açıkça bildirir: ‘Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size verilecek ölçü yoktur ve bana yaklaşmayın.’ İlk bakışta oldukça sert görünen bu söz, kıssanın özel bağlamında Yûsuf’un yürüttüğü planın ciddi bir şartıdır. Ancak bu ayeti, yöneticilerin insanların temel ihtiyaçlarını keyfî baskı aracı hâline getirebilecekleri şeklinde genelleştirmek doğru değildir. Ayet; şart koyma, yetki kullanma, kıt kaynakların dağıtımı ve gücün ahlaki sınırları bakımından dikkatle okunmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 60. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek ölçü yoktur ve bana yaklaşmayın.” Ayetin Arapçası ise “Fe-in lem te’tûnî bihî felâ keyle lekum indî ve lâ takrabûn.” şeklindedir.Hz. Yûsuf bir önceki ayette kardeşlerinden, babalarından olan diğer kardeşlerini de getirmelerini istemişti. Şimdi bu talebin ciddiyetini açıklar ve bir sonraki erzak dağıtımını bu şartın yerine getirilmesine bağlar.
Böylece kardeşler, eve döndüklerinde babaları Hz. Ya‘kūb’u ikna etmek zorunda kalacaklardır. Kıssa artık Yûsuf ile kardeşleri arasındaki ilk karşılaşmadan, aile içindeki yeni karar aşamasına geçmektedir.
“Eğer Onu Bana Getirmezseniz” İfadesi Neyi Gösteriyor
Ayetteki “fe-in lem te’tûnî bihî”, yani “eğer onu bana getirmezseniz” ifadesi açık bir şart cümlesidir. Hz. Yûsuf kardeşinin getirilmesini yalnız tavsiye etmiyor; bir sonraki gelişleri açısından önemli bir koşul hâline getiriyor.Bu, Yûsuf’un küçük kardeşiyle yeniden buluşmak istediğini gösteren sürecin önemli bir parçasıdır. Ancak ayet bu aşamada Yûsuf’un bütün iç planını ayrıntılı biçimde açıklamaz.
Bu nedenle “Yûsuf kesin yalnız şu nedenle böyle söyledi” diye tek bir psikolojik sebep üretmek yerine, kıssanın ilerleyen ayetlerini takip etmek daha doğrudur.
“Size Verilecek Ölçü Yoktur” Ne Anlama Gelir
Buradaki “keyl”, ölçülerek verilen tahıl veya erzak payını ifade eder. Hz. Yûsuf “felâ keyle lekum indî”, yani “benim yanımda artık size ölçü yok” diyerek, kardeşlerini getirmedikleri takdirde sonraki gelişlerinde kendilerinden erzak verilmeyeceğini bildirir.Bu, kıtlık döneminde son derece ciddi bir sonuçtur. Çünkü kardeşler Mısır’a tam da gıda ihtiyaçları sebebiyle gelmektedir.
Ancak bunu “Yûsuf kişisel öfkesinden dolayı onların aç kalmasını istiyor” şeklinde okumak doğru olmaz. Kıssa, bundan önce onun ölçüyü tam verdiğini özellikle vurgulamış ve kişisel intikam peşinde olmadığını göstermiştir.
Yûsuf Neden Böyle Sert Bir Şart Koydu
Kur’an bu ayette bütün gerekçeleri tek tek açıklamaz. Fakat kıssanın devamında Yûsuf’un babalarından olan kardeşiyle buluşmayı ve onu yanında tutmayı hedefleyen daha geniş bir sürecin oluştuğunu göreceğiz.Tefsirlerde kardeşlerin Mısır’a geldiklerinde ailelerinden, babalarından ve evde kalan kardeşlerinden söz ettiklerine; hatta erzak payının kişi sayısına göre düzenlenmiş olabileceğine dair açıklamalar vardır. Ancak bunların ayrıntıları Kur’an’ın açık lafzında yer almaz.
Bu nedenle temel bilgiyle yetinmek gerekir: Yûsuf, diğer kardeşin getirilmesini bundan sonraki erzak ilişkisi için ciddi bir şart hâline getirmiştir.
Bu Bir Tehdit midir, Yoksa Şart mıdır
Sözün sert bir yaptırım içerdiği açıktır. Fakat her yaptırım otomatik olarak zalimce tehdit değildir. İnsanlar ve kurumlar belirli işlemlerde şartlar koyabilir; önemli olan şartın meşru, ölçülü ve bağlamla bağlantılı olmasıdır.Hz. Yûsuf burada fiziksel zarar vermekle, işkence etmekle veya kardeşlerine saldırmakla tehdit etmiyor. Bir sonraki erzak alışverişinin gerçekleşmeyeceğini bildiriyor.
Yine de bu özel kıssa sahnesini modern hayatta “Elimde ihtiyaç duyduğun şey varsa sana istediğim şartı dayatabilirim” şeklinde genelleştirmek son derece yanlış olur. Güç, her şartı ahlaken meşru hâle getirmez.
İnsanların Temel İhtiyaçlarını Baskı Aracı Olarak Kullanmak Doğru mudur
Genel olarak insanların gıda, sağlık veya başka temel ihtiyaçlarını ilgisiz taleplere boyun eğdirmek amacıyla keyfî biçimde kullanmak ahlaki açıdan ciddi bir sorundur. Özellikle kamu yetkisi taşıyanların bu kaynakları kişisel çıkar veya intikam için kullanması kabul edilemez.Yûsuf kıssasındaki olay ise özel bir peygamber kıssasının gelişen planı içinde değerlendirilmelidir. Bundan yöneticilerin insanlara “İstediğimi yapmazsanız gıda vermem” diyebileceği şeklinde genel bir hukuk ilkesi çıkarılamaz.
Kur’an kıssasını anlamak ile her ayrıntıyı evrensel yönetim yetkisine dönüştürmek birbirinden farklıdır. Bağlamı evrensel ahlak ilkelerinden ayırmak gerekir.
Yûsuf Kamu Yetkisini Kişisel Aile Meselesinde mi Kullanıyor
Bu, ayetin üzerinde düşünülmesi gereken hassas yönlerinden biridir. Hz. Yûsuf gerçekten bir kamu yetkisine sahiptir ve kardeşleriyle olan ailevi geçmişi de bu olayın içindedir. Fakat Kur’an bu süreci zulüm veya keyfî çıkar sağlama olarak sunmaz.Yûsuf’un amacı kişisel servet elde etmek, kardeşlerini aşağılamak veya geçmişin intikamını almak değildir. Kıssa daha sonra onun küçük kardeşiyle buluşmasına, babasıyla yeniden birleşmesine ve nihayet bütün ailenin yüzleşmesine doğru ilerleyecektir.
Bununla birlikte sıradan yöneticiler açısından son derece önemli bir sınır vardır: Yûsuf’un özel peygamberlik kıssasını, kamu kaynaklarını aile planlarımız için kullanmanın genel ruhsatı hâline getiremeyiz.
Peygamber Kıssalarındaki Her Davranış Birebir Taklit Edilebilir mi
Hayır. Peygamber kıssalarından ahlaki ilkeler öğreniriz; fakat her tarihsel davranışı bağlamından koparıp aynen uygulamak doğru değildir.Hz. Yûsuf’un sahip olduğu bilgi, kıssanın ilahî yönlendirme içindeki özel seyri ve olayların birbirine bağlanışı bizim sıradan hayatımızla birebir aynı değildir.
Bu yüzden “Yûsuf böyle yaptı, ben de herkese böyle yapabilirim” demek sağlıklı bir kıssa okuması değildir. Genel ilke çıkarırken adalet, emanet, merhamet ve hak kavramlarının tamamı birlikte değerlendirilmelidir.
“Bana Yaklaşmayın” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette “ve lâ takrabûn”, yani “bana yaklaşmayın” denilir. Buradaki ifade, onların kardeşlerini getirmeden yeniden erzak talebiyle Yûsuf’un huzuruna gelmemeleri gerektiğini güçlü biçimde bildirir.Bu, fiziksel yakınlığın mutlak şekilde yasaklanması gibi değil, “Bu şartı yerine getirmeden yeni bir talep için karşıma gelmeyin” bağlamında anlaşılır.
Sözün sertliği, Yûsuf’un talebinin ciddi olduğunu kardeşlerine açıkça göstermektedir. Belirsiz bir rica yerine net bir sınır konulmuştur.
Net Sınır Koymak Kabalık mıdır
Her zaman değildir. Bazı durumlarda insanın açık ve net bir sınır koyması gerekir. Belirsiz konuşmak, karşı tarafın yanlış anlamasına veya sorumluluğun sürekli ertelenmesine yol açabilir.Yûsuf burada ne istediğini ve yerine getirilmezse sonucunun ne olacağını açıkça belirtmektedir. Bu, şart ile sonucu önceden bildirmek bakımından dikkat çekicidir.
Ancak netlik ile zalimlik aynı şey değildir. Sağlıklı sınır açık olabilir fakat ölçüsüz, aşağılayıcı veya keyfî olmak zorunda değildir.

Şart Koymak Her Zaman Manipülasyon mudur
Hayır. İnsan ilişkilerinde ve kurumlarda pek çok meşru şart vardır. Bir sözleşmenin şartları, eğitim için gerekli yeterlilikler veya güvenlik prosedürleri buna örnektir.Manipülasyon, çoğu zaman kişinin zayıflığını gizlice kullanarak onu kendi çıkarına yönlendirmeye dayanır. Meşru bir şart ise mümkün olduğunca açık, öngörülebilir ve belirli amaçla bağlantılıdır.
Yûsuf kardeşlerine şartı açıkça söylemektedir. Bununla birlikte bu kıssanın özel bağlamını kullanarak insanların temel ihtiyaçlarına keyfî koşullar bağlamak yine de meşrulaştırılamaz.

Yûsuf’un Kardeşlerine Önceden Haber Vermesi Neden Önemlidir
Çünkü kardeşleri ülkelerine döndükten sonra neyle karşılaşacaklarını bilmektedir. Bir sonraki erzak talebi için diğer kardeşin getirilmesi gerektiği kendilerine baştan söylenmiştir.Kurallarda öngörülebilirlik adalet açısından önemlidir. İnsanlara bir şart önceden söylenmeyip sonradan geriye dönük biçimde uygulanırsa ciddi haksızlık doğabilir.
Bu anlamda ayetten genel bir ilke düşünülebilir: Şart varsa mümkün olduğunca önceden açıkça bildirilmelidir; kurallar insanlara tuzak kurmak için sonradan değiştirilmemelidir.

Kıt Kaynakların Dağıtımında Kurallar Gerekli midir
Evet. Kıtlık gibi dönemlerde kaynak sınırlıysa tamamen kuralsız dağıtım kısa sürede stokların tükenmesine ve adaletsizliğe yol açabilir. Bu nedenle kimin ne kadar alacağı konusunda ölçü ve sistem gerekebilir.Yûsuf’un önceki ayette “ölçüyü tam veriyorum” demesi de bununla ilişkilidir. Adalet yalnız bol miktarda ürün vermek değildir; sınırlı kaynağı sürdürülebilir biçimde yönetmektir.
Ancak kuralların varlığı tek başına onları adil yapmaz. Kuralın amacı, uygulanış biçimi ve insanların haklarıyla ilişkisi de önemlidir.

Yûsuf’un Bu Tutumu Kardeşlerini Cezalandırmak İçin midir
Ayet böyle bir ifade kullanmaz. Bu yüzden “Yûsuf geçmişin intikamını alıyor” demek metni aşar.Eğer amacı yalnız onları cezalandırmak olsaydı, ilk gelişlerinde erzak vermemesi, onları tutuklaması veya doğrudan geçmişi yüzlerine vurması mümkün olabilirdi. Fakat bunların hiçbirini yapmamıştır.
Tersine, yüklerini hazırlatmış ve ölçülerini tam vermiştir. Bu da söz konusu şartın basit bir intikam duygusuna indirgenemeyeceğini gösterir.

Kardeşlerini Getirtmek Yûsuf İçin Duygusal Bir İstek midir
Elbette yıllardır görmediği kardeşiyle buluşma isteğinin insanî bir yönü olması çok makuldür. Fakat Kur’an bu ayette Yûsuf’un duygularını ayrıntılı biçimde açıklamadığı için kesin psikolojik senaryo kurmamak gerekir.İlerleyen ayetlerde küçük kardeşi geldiğinde Yûsuf onu yanına alacak ve “Ben senin kardeşinim” diye kimliğini ona açıklayacaktır. Bu, aralarındaki özel bağın açık göstergesidir.
Dolayısıyla duygusal boyut vardır; ancak kıssanın planı yalnız duygudan ibaret değildir. Aileyi yeniden bir araya getirecek daha geniş bir süreç başlamıştır.

Yûsuf’un Gücü Elindeyken Böyle Bir Plan Yapması Ahlaki Olarak Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf’un elinde büyük güç vardır fakat kıssada bu güç kişisel zenginleşme veya zalimce intikam için kullanılmamaktadır. Buna rağmen sonraki ayetlerde kullandığı yöntemler dikkatle değerlendirilmelidir ve sıradan insanlara sınırsız stratejik manipülasyon izni gibi sunulmamalıdır.Peygamber kıssasında özel bir ilahî hikmet içerisinde ilerleyen olaylar bulunmaktadır. Bizim çıkarabileceğimiz en güvenli genel ders, gücün adalet, sorumluluk ve nihai iyilik amacıyla kullanılması gerektiğidir.
Bir yöntemi sadece sonucu güzel oldu diye otomatik olarak herkes için meşru ilan etmek doğru değildir. Amaç kadar yöntem de ahlaki değerlendirmeye tabidir.

Kardeşler Bu Şarta Nasıl Karşılık Verecekler
Bir sonraki ayette kardeşler, “Onu babasından istemeye çalışacağız; bunu mutlaka yapacağız” diyeceklerdir. Bu cevap, Yûsuf’un koyduğu şartı ciddiye aldıklarını gösterir.Fakat asıl zorluk, babaları Hz. Ya‘kūb’u ikna etmek olacaktır. Çünkü Ya‘kūb daha önce Yûsuf konusunda bu oğullarına güvenmiş ve büyük bir kayıp yaşamıştır.
Dolayısıyla Yûsuf’un bu şartı, istemeden de olsa kardeşleri geçmişte bozdukları güven meselesiyle yeniden yüzleşmeye götürecektir.

Yûsuf Suresi 59 ve 60 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 59’da Hz. Yûsuf önce ölçüyü tam verdiğini ve iyi ağırladığını belirtmiş, ardından diğer kardeşi getirmelerini istemişti. Yûsuf 60’ta ise bu isteğin ciddi bir koşul olduğunu açıklar: Kardeşi getirmezlerse yeni erzak ölçüsü verilmeyecektir.İki ayet birlikte düşünüldüğünde Yûsuf’un tavrı yalnız sertlikten ibaret değildir. Önce adil ve iyi muamele vardır, ardından açık şart gelir. Böylece iyilik ile sınır koyma aynı davranış içinde birleşebilir.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 61. ayette, kardeşler “Onu babasından istemeye çalışacağız ve bunu mutlaka yapacağız” diyeceklerdir. Böylece kıssa yeniden Hz. Ya‘kūb’un güven meselesine dönecek; özellikle bir kez ağır biçimde güveni bozan insanların yeniden söz vermesi, babanın geçmiş tecrübesi ve güvenin yalnız sözle değil somut güvenceyle yeniden inşa edilmesi konusu öne çıkacaktır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 60. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 60. ayet, Hz. Yûsuf’un kardeşlerinden babalarından olan diğer kardeşi getirmeleri yönündeki isteğinin ciddi bir şarta dönüştüğünü gösterir. Yûsuf açıkça “Eğer onu bana getirmezseniz artık yanımda size ölçü yoktur ve bana yaklaşmayın” demektedir. Bu söz serttir; fakat kıssanın önceki ayetiyle birlikte okunduğunda Yûsuf’un kardeşlerini aç bırakmak isteyen intikamcı bir yönetici profili ortaya çıkmaz. Onların ölçülerini tam vermiş, iyi ağırlamış ve ardından bir sonraki geliş için şartını açıkça bildirmiştir.Ayetin ilk büyük mesajı sınırların açık olmasıdır. Yûsuf ne istediğini belirsiz bırakmaz. Kardeşleri ülkelerine döndüklerinde bir sonraki ziyaretin koşulunu bilmektedirler. Açık şart, gizli beklentiden daha sağlıklıdır; çünkü karşı taraf neyin beklendiğini ve sonucun ne olacağını bilir.
Fakat bu ilke “Güçlü olan istediği şartı koyabilir” şeklinde okunmamalıdır. Bir şartın açık olması onu otomatik olarak adil yapmaz. Şartın kendisi de ahlaki değerlendirmeye tabi olmalıdır.
İkinci büyük mesaj güç ile keyfîlik arasındaki farktır. Yûsuf çok güçlüdür. Kıtlık döneminde kardeşleri onun yönettiği gıdaya muhtaçtır. İşte tam da bu noktada güç kötüye kullanılmaya son derece açıktır.
Kur’an’ın önceki sahnesi, Yûsuf’un ölçüyü eksiksiz verdiğini özellikle vurgulayarak bize önemli bir çerçeve sunar. Yetkiye sahip olmak, başkalarının haklarını dilediğimiz gibi azaltabileceğimiz anlamına gelmez.
Üçüncü büyük mesaj temel ihtiyaçların baskı aracına dönüştürülmesi konusunda dikkatli olmaktır. Yûsuf’un bu özel şartını bağlamdan çıkararak yöneticilere, işverenlere veya aile bireylerine “İnsanların ihtiyacını kullanarak istediğin davranışı yaptırabilirsin” diye genellemek doğru değildir.
Özellikle yiyecek, ilaç, barınma ve güvenlik gibi temel ihtiyaçlar insanların kırılgan olduğu alanlardır. İnsanların çaresizliği, onları kontrol etme fırsatı değildir.
Dördüncü büyük mesaj şart ile tehdidi ayırabilmektir. Her ciddi sonuç tehdidin zalimce biçimi değildir. Bazı ilişkilerde ve kurumlarda meşru şartlar bulunabilir. Fakat tehdit, kişinin meşru hakkını haksız biçimde elinden almak veya korku yoluyla kendine çıkar sağlamaya dönüşürse sorun ortaya çıkar.
Ahlaki ölçü yalnız kullanılan kelime değil, şartın amacı ve adaletidir.
Beşinci büyük mesaj Yûsuf’un intikam peşinde olmadığının önceki davranışlardan anlaşılmasıdır. Kardeşlerini tanımıştır ve elinde onlara zarar verecek güç vardır. Buna rağmen ilk olarak hak ettikleri erzakı verir ve onları iyi ağırlar.
Bu nedenle 60. ayetin sertliğini geçmişteki öfkenin patlaması olarak yorumlamak kıssanın bütünlüğüyle uyuşmaz. Yûsuf’un planı kişisel aşağılamadan daha geniş bir hedef taşımaktadır.
Altıncı büyük mesaj güven meselesinin yeniden gündeme gelmesidir. Kardeşler şimdi eve dönüp Hz. Ya‘kūb’a başka kardeşi yanlarında göndermesini söylemek zorunda kalacaktır. Fakat yıllar önce Yûsuf konusunda babalarına “Biz onu koruyacağız” demiş ve sözlerini boşa çıkarmışlardı.
Dolayısıyla yeni talep, eski yaranın üzerine gelecektir. Bu durum bize kırılan güvenin neden yalnız yeni bir sözle hemen geri dönmediğini gösterecektir.
Bir kez ağır biçimde bozulan güven yeniden kurulabilir, fakat bunun için zaman, tutarlılık ve güvence gerekebilir. Affetmek, geçmiş tecrübeyi yok saymak değildir.
Yedinci büyük mesaj sınır koymanın merhametsizlik olmadığıdır. Yûsuf kardeşlerini iyi ağırlamış ama aynı zamanda bir sınır koymuştur. Bazen insan başkasına iyi davranırken de “Bu şart gerçekleşmezse bu ilişki veya işlem bu biçimde devam edemez” diyebilir.
Merhamet her şeye evet demek değildir. Fakat sınırın da karşı tarafı ezmek, aşağılamak veya sömürmek için kullanılmaması gerekir.
Sekizinci büyük mesaj kıt kaynak yönetiminin kurallı olmasıdır. Yûsuf’un yönettiği dönemde tahıl olağanüstü değerli bir kamusal kaynaktır. Böyle bir kaynağın gelişigüzel dağıtılması sürdürülemez olurdu. Ölçü, kayıt ve şartların bulunması bu nedenle anlaşılabilir bir yönetim ihtiyacıdır.
Modern toplumlarda da kıt kaynak dağıtımı kuralsız olamaz. Ancak kurallar açık, hakkaniyetli ve kamu yararına dönük olmalıdır.
Dokuzuncu büyük mesaj kıssadaki özel yöntem ile evrensel ahlak ilkesini ayırmaktır. Hz. Yûsuf bir peygamberdir ve anlatının tamamı Allah’ın bildirdiği özel bir tarihsel süreç içindedir. Bu yüzden onun kıssasındaki her stratejik adımı sıradan insanların ailelerinde, işyerlerinde veya yönetimde birebir uygulaması doğru değildir.
Kur’an kıssalarını anlamanın amacı, hile için örnek toplamak değil, hikmet ve ahlak öğrenmektir.
Onuncu ve ayetin en önemli mesajlarından biri gücün insanın niyetini ve karakterini sınamasıdır. Yûsuf’un kardeşlerinin gıdaya ihtiyacı vardır ve Yûsuf onların kim olduğunu bilmektedir. Böyle bir anda güç, kolaylıkla intikam aracına dönüşebilirdi. Fakat kıssa bizi yavaş yavaş başka bir sonuca doğru taşır: Yûsuf’un hedefi kardeşlerini yok etmek değil, aileyi yeniden bir yüzleşme sürecine getirmektir.
Yûsuf Suresi 60. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Şart koyuyorsan açık ol, fakat gücün sana her şartı dayatma hakkı verdiğini sanma. İnsanların temel ihtiyaçlarını kişisel çıkar ve intikam için kullanma. Kriz zamanında kaynakları kurallı yönet ama kuralları keyfî baskıya dönüştürme. Merhametli ol fakat sınır koymaktan da korkma. Peygamber kıssasındaki özel stratejileri sıradan manipülasyonlara ruhsat sayma. Ve elinde başkasının ihtiyaç duyduğu bir güç bulunduğunda, onun çaresizliği üzerinden değil adalet üzerinden hareket et. Çünkü insanın ahlakı yalnız istediğini elde edemediğinde değil, istediğini başkasına yaptırabilecek güce sahip olduğunda da sınanır.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 61. ayette, kardeşler Hz. Yûsuf’a “Onu babasından istemeye çalışacağız; biz bunu mutlaka yapacağız” diyeceklerdir. Bu cümle bizi yeniden ailenin geçmişindeki en hassas meselelerden birine götürecektir: Yıllar önce Yûsuf’u koruyacaklarına söz verip bu güveni bozan kardeşler, şimdi aynı babadan başka bir kardeşi kendileriyle göndermesini isteyeceklerdir. Böylece söz vermek, geçmişte kırılmış güven, güvenin yeniden kurulması ve iyi niyet beyanının neden tek başına yeterli olmayabileceği konusu yeniden öne çıkacaktır.
Ve belki Yûsuf Suresi 60. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Elimizde başkasının ihtiyaç duyduğu bir güç olduğunda, onu yardım ve adalet için mi kullanıyoruz, yoksa insanları istediğimiz şeye zorlamak için mi? Bir şart koyduğumuzda o şart gerçekten gerekli ve adil mi, yoksa yalnız bizim işimize geldiği için mi var? Ve güçlü olduğumuz anlarda, karşımızdaki insanın çaresizliğini kendi üstünlüğümüzün aracına dönüştürmeden sınır koyabilecek kadar adil davranabiliyor muyuz?
“Yûsuf 60, Hz. Yûsuf’un kardeşlerine ‘Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size verilecek ölçü yoktur ve bana yaklaşmayın’ dediğini bildirir. Bu söz Yûsuf’un talebinin ciddi bir şart olduğunu gösterir; fakat ayet, insanların temel ihtiyaçlarını keyfî baskı aracına dönüştürmek için genel bir ruhsat değildir. Güç, istediğimiz her şartı ahlaken meşru hâle getirmez. Gerçek adalet, hem açık sınırlar koyabilmek hem de başkasının muhtaçlığını sömürmemektir. Çünkü insanın karakteri yalnız güçsüzken değil, başkasının ihtiyacını kontrol edebilecek kadar güçlü olduğunda da ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu