Yûsuf Suresi 6. Ayette “Rabbin Seni Seçecek, Sana Olayların Yorumunu Öğretecek ve Nimetini Senin Üzerinde Tamamlayacaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 5. ayette Hz. Yakup, oğlunun gördüğü rüyanın sıradan bir rüya olmadığını fark etmiş ve onu kardeşlerine anlatmaması konusunda uyarmıştı. Altıncı ayette ise rüyanın taşıdığı büyük anlam biraz daha belirginleşir: Allah Yûsuf’u seçecek, ona ‘te’vîlü’l-ehâdîs’ öğretecek ve nimetini onun üzerinde tamamlayacaktır. Fakat Kur’an’daki seçilmişlik, insana kibir, dokunulmazlık veya başkalarına üstünlük taslama hakkı vermez. Tam tersine seçilmek, daha büyük nimetle birlikte daha büyük sorumluluk taşımaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 6. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir: “Rabbin seni böylece seçecek, sana olayların/sözlerin yorumundan öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ile İshak’a nimetini tamamladığı gibi senin üzerinde ve Yakup ailesi üzerinde de nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.”Ayetin Arapçası şöyledir: “Ve kezâlike yectebîke rabbuke ve yuallimuke min te’vîli’l-ehâdîsi ve yutimmu ni‘metehû aleyke ve alâ âli Ya‘kûbe kemâ etemmehâ alâ ebeveyke min kablu İbrâhîme ve İshâk. İnne rabbeke alîmun hakîm.”
Bir önceki ayette Hz. Yakup oğluna yalnızca “Rüyanı kardeşlerine anlatma” demekle yetinmemişti. Şimdi rüyanın Yûsuf’un geleceğinde büyük bir ilahî lütfa işaret ettiğini açıklamaktadır. Böylece kıssanın daha en başında okuyucuya önemli bir yön gösterilir: Yûsuf’un önünde çok ağır sınavlar bulunacaktır, fakat bu sınavların hiçbiri Allah’ın onun üzerindeki nimetini tamamlamasına engel olmayacaktır.
“Rabbin Seni Böylece Seçecek” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “yectebîke rabbuk”, “Rabbin seni seçecek” anlamındadır. “İctibâ”, seçmek, ayırmak ve özel bir görev veya lütuf için tercih etmek anlam alanına sahiptir.Tefsirlerde bu seçiliş Hz. Yûsuf’un peygamberlik, ilim ve özel ilahî lütufla desteklenmesiyle ilişkilendirilmiştir. Rüyası da ileride sahip olacağı özel konuma dair bir işaret taşımaktadır.
Fakat Kur’an’daki seçilmişlik kavramını dünyevî aristokrasi gibi düşünmemek gerekir. Allah’ın bir kulunu özel bir görev için seçmesi, o kişinin:
“Artık ne yaparsam yapayım ayrıcalıklıyım.”
demesi anlamına gelmez.
Tam tersine özel görev, özel sorumluluk doğurur.
Allah’ın Birini Seçmesi Diğer İnsanların Değersiz Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır.Bir insanın belirli bir görev için seçilmesi, geri kalan insanların insanlık değerini ortadan kaldırmaz. Peygamberlerin seçilmiş olmaları onların özel bir vahiy görevi taşıdığını gösterir; diğer insanların değersiz olduğu anlamına gelmez.
Bunu günlük hayattaki görev farklarıyla birebir aynılaştırmadan şu temel ayrımı anlayabiliriz: Bir insanın belirli bir sorumluluk için seçilmiş olması her alanda mutlak üstünlük ve dokunulmazlık anlamına gelmez.
Kur’an’ın ahlakında asıl tehlike, nimeti kibre dönüştürmektir.
Hz. Yûsuf’un kıssası ilerledikçe seçilmişliğinin ona rahat bir hayat değil, uzun süreli ağır sorumluluklar getirdiğini göreceğiz. Önünde kuyu, kölelik, iftira ve hapishane vardır.
Seçilmişlik her zaman kolaylık anlamına gelmez.
Hz. Yakup Yûsuf’un Seçileceğini Nasıl Anladı
Hz. Yakup bir peygamberdir ve oğlunun gördüğü rüyanın olağanüstü anlam taşıdığını fark etmektedir. Rüyadaki on bir yıldız, güneş ve ayın Yûsuf’a secde etmesi, gelecekte ona verilecek özel konumun güçlü bir işareti olarak görülmüştür.Bununla birlikte ayet, Hz. Yakup’un bu anda geleceğin bütün ayrıntılarını tam olarak nasıl bildiğini açıklamaz. Dolayısıyla:
“Kuyuya ne zaman atılacağını, Mısır’a nasıl gideceğini ve hapiste kaç yıl kalacağını o anda bütünüyle biliyordu.”
gibi ayetin söylemediği ayrıntıları kesinleştirmemek gerekir.
Daha dikkatli ifade şudur: Hz. Yakup, rüyanın peygamberî ve hayırlı bir geleceğe işaret ettiğini anlamıştır; fakat kıssanın bütün ayrıntılarını bildiğini ayetten çıkaramayız.
“Te’vîlü’l-Ehâdîs” Ne Anlama Gelir
Ayette Hz. Yûsuf’a öğretileceği belirtilen önemli bilgi:“te’vîlü’l-ehâdîs”
ifadesidir.
Bu ifade çoğu mealde “rüyaların yorumlanması” şeklinde çevrilir ve Yûsuf kıssasının ilerleyen bölümleri bunu güçlü biçimde destekler. Çünkü Yûsuf hem hapishanedeki iki kişinin hem de Mısır hükümdarının rüyalarını yorumlayacaktır.
Ancak kelime yapısı daha geniş bir anlam imkânına da sahiptir. “Ehâdîs”, sözler, haberler veya olaylar; “te’vil” ise bir şeyin varacağı anlamı, sonucunu veya derin yorumunu ortaya çıkarmak anlam alanlarına gelebilir. Bu nedenle tefsirlerde rüyaların yorumu başta olmak üzere olayların anlam ve sonuçlarını kavrama bilgisi şeklinde daha geniş açıklamalar da bulunur.
En güvenli yaklaşım, ayeti sadece modern anlamda “rüya tabirciliği”ne indirgememektir.
“Te’vil” Kelimesi Her Yerde Aynı Anlama mı Gelir
Hayır.Kur’an’daki bir kelimenin anlamı bulunduğu bağlama göre belirlenir. “Te’vil” farklı ayetlerde bir şeyin sonucu, gerçekleşen karşılığı veya yorumu gibi farklı nüanslarda kullanılabilir.
Yûsuf kıssasında bu kelime özellikle önemlidir. Çünkü başlangıçtaki rüyanın anlamı yıllar sonra gerçekleşecek ve Yûsuf kıssanın sonlarına doğru çocukluğunda gördüğü rüyayı hatırlatarak bunun te’vilinin gerçekleştiğini söyleyecektir.
Dolayısıyla burada te’vil, sadece zihinsel yorum değildir; bazen bir işaretin veya olayın sonuçta neye çıktığının ortaya çıkması anlamını da taşır.
Bu bize Kur’an okurken önemli bir yöntem öğretir: Aynı kelimeyi her ayette tek Türkçe karşılığa zorla kilitlememek gerekir.
Hz. Yûsuf’un Rüya Yorumlama Bilgisi Kendi Yeteneği miydi, Allah’ın Öğretmesi miydi
Ayet açıkça:“Sana öğretecek.”
der.
Yani Yûsuf’un bu özel bilgisi kendi başına üretilmiş bağımsız bir gayb gücü olarak sunulmaz. Allah’ın öğretmesiyle verilen bir ilimdir.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Hz. Yûsuf daha sonra rüyaları doğru yorumladığında bunu:
“Ben doğuştan her gizli şeyi biliyorum.”
şeklinde kullanmaz. Bilgisinin Allah’ın lütfu olduğunu bilir.
Dolayısıyla peygamberin özel bilgisi bile Allah’tan bağımsızlaştırılamaz.
Bu tevhid ilkesi, Kur’an’daki peygamber anlayışının temel sınırlarından biridir.
Bu Ayet Günümüzde “Rüya Yorumcularının” Gaybı Bildiğini Kanıtlar mı
Hayır.Hz. Yûsuf’a Allah tarafından özel bir bilgi verilmiş olması, bugün rüya yorumladığını söyleyen herkesin aynı bilgiye sahip olduğu anlamına gelmez.
Bir insan rüyalar hakkında kültürel, psikolojik veya dinî yorumlar yapabilir. Bazı rüyaların anlamlı olabileceği İslam geleneğinde de kabul edilmiştir. Fakat:
“Ben Yûsuf gibi rüyanın gelecekte kesin neye dönüşeceğini biliyorum.”
iddiası çok daha ağır bir iddiadır.
Hz. Yûsuf’un doğruluğunu vahiyden biliyoruz. Bugünkü bir kişinin iddiası ise ayrıca delil gerektirir.
Bu yüzden rüya yorumunu mutlak gelecek bilgisine, ticari sömürüye veya insanların hayatlarını kontrol etme aracına dönüştürmek doğru değildir.
Hz. Yûsuf’un peygamberî bilgisi, modern falcılık için ruhsat değildir.
Rüya Yorumu ile Falcılık Arasında Fark Var mıdır
Evet.Yûsuf kıssasında anlatılan rüya yorumları Allah’ın öğrettiği özel bilgi bağlamındadır. Falcılık ise çoğu zaman insanın bilinmeyen geleceği kendi yöntemleriyle kesin biçimde bildiğini iddia etmesi üzerine kuruludur.
Kur’an’ın:
“Gaybın bilgisi Allah’a aittir.”
ilkesi burada önemlidir.
Bir kişinin:
“Rüyan bana kesin olarak üç ay sonra şu olayın gerçekleşeceğini söylüyor.”
veya:
“Şu sembolü gördüğün için kesin şu kişiyle evleneceksin.”
şeklinde mutlak hükümler vermesi güvenilir bir dinî bilgi sayılmaz.
Rüya insan için anlamlı olabilir; fakat hayat kararlarını delilsiz kehanete teslim etmek doğru değildir.
“Nimetini Senin Üzerinde Tamamlayacak” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve yutimmu ni‘metehû aleyk”
yani:
“Nimetini senin üzerinde tamamlayacak.”
denilir.
Buradaki nimeti yalnız maddi servet veya yüksek makam olarak anlamak eksik olur. Tefsirlerde bu nimet özellikle peygamberlik, ilim, hidayet, Allah’ın koruması ve Yûsuf’un hayatındaki ilahî lütfun tamamlanması bağlamında açıklanmıştır.
Evet, Yûsuf ileride Mısır’da önemli bir konuma gelecektir. Fakat ayetin nimet anlayışı sadece:
“Zengin olacaksın ve makam sahibi olacaksın.”
değildir.
Çünkü maddi güç tek başına ilahî nimet tamamlanmasının ölçüsü olamaz. Kur’an’da servet sahibi olup yanlış yolda giden insanlar da vardır.
Nimetin en derin boyutu Allah’a yakınlık, hidayet ve sorumluluğu doğru taşıyabilmektir.

Nimet Her Zaman Rahat Hayat Demek midir
Hayır.Yûsuf kıssası bunun en açık örneklerinden biridir.
Allah Yûsuf’un üzerindeki nimetini tamamlayacaktır; fakat bu nimetin gerçekleştiği yol çok ağırdır. Yûsuf kardeşlerinin ihanetiyle karşılaşacak, kuyuda bırakılacak, köle olarak satılacak, iftiraya uğrayacak ve hapse girecektir.
Eğer nimet:
“Hayatta hiç acı yaşamamak.”
demek olsaydı Yûsuf kıssası bunu doğrulamazdı.
Bu yüzden bir insanın zorluk yaşamasından:
“Allah ona nimet vermiyor.”
sonucu çıkarılamaz.
Aynı şekilde rahatlık içinde yaşamasından:
“Allah ondan kesin razı.”
sonucu da çıkarılamaz.
Dünyevî rahatlık ile ilahî değer aynı şey değildir.

Nimetin “Tamamlanması” Yûsuf’un Artık Sınanmayacağı Anlamına mı Gelir
Hayır.Allah’ın nimetinin tamamlanması, Yûsuf’un insan olmaktan çıkması veya artık hiçbir sorumluluk taşımaması anlamına gelmez.
Tam tersine ileride güç sahibi olduğunda onun önüne yeni ahlaki sınavlar çıkacaktır. Kardeşleri karşısında intikam alabilecek güce sahip olacaktır. Ekonomik kriz döneminde büyük bir yönetim sorumluluğu üstlenecektir.
Bazen insan:
“Zor günleri atlattım, artık sınav bitti.”
diye düşünebilir.
Oysa rahatlık da bir sınav olabilir.
Güç de.
Servet de.
İtibar da.
Yoksunlukta sabır gerektiği gibi, bollukta adalet ve şükür gerekir.

“Yakup Ailesi Üzerinde de Nimetini Tamamlayacak” Ne Anlama Gelir
Ayette yalnız Yûsuf değil:“âli Ya‘kûb”, yani Yakup ailesi de zikredilir.
Bu, Yûsuf’a verilen nimetin yalnız bireysel bir yükseliş olarak kalmayacağını; ailesi üzerinde de etkileri olacağını gösterir. Kıssanın sonunda aile yeniden bir araya gelecek ve uzun ayrılık sona erecektir.
Fakat “Yakup ailesi” ifadesini bütün soyun otomatik olarak günahsız, üstün veya kurtulmuş olduğu şeklinde yorumlamamak gerekir.
Kıssanın kendisi bunun böyle olmadığını gösterecektir. Yûsuf’un kardeşleri ağır bir hata işleyeceklerdir.
Dolayısıyla peygamber soyuna mensup olmak, bireysel sorumluluğu kaldırmaz.
Aile şerefi insanın kendi ahlakının yerine geçmez.

Peygamber Ailesinden Gelmek İnsana Otomatik Manevî Üstünlük Sağlar mı
Hayır.Kur’an’da peygamber aileleri bile insanî sınavlardan muaf değildir. Nûh kıssasında aile bağı kurtuluşun otomatik garantisi olmamıştı. Yûsuf kıssasında da peygamber oğulları kıskançlık ve ağır hata yaşayacaktır.
Bu nedenle:
“Ben şu soydan geliyorum, o hâlde Allah katında otomatik olarak üstünüm.”
anlayışı Kur’an’ın bireysel sorumluluk ilkesiyle bağdaşmaz.
Soy değerli bir tarihî veya ailevi bağ olabilir; fakat takvânın yerine geçmez.
İnsanı Allah katında değerli yapan şey, yalnız biyolojik bağlantısı değil, kendi iman ve ahlak tercihleriyle de ilgilidir.

“İbrahim ve İshak’a Nimetini Tamamladığı Gibi” Ne Anlama Gelir
Ayette Hz. Yakup, Yûsuf’un ataları Hz. İbrahim ve Hz. İshak’ı hatırlatır.Hz. Yûsuf, peygamberlik geleneğinin içinde yer almaktadır: Yûsuf, Yakup’un; Yakup, İshak’ın; İshak da İbrahim’in soyundandır.
Burada peygamberlik çizgisindeki ilahî nimetin devamlılığı vurgulanır.
Fakat yine aynı önemli dengeyi korumak gerekir: Bu aileye büyük bir nimet verilmiştir; ancak nimet genetik bir dokunulmazlık belgesi değildir.
Allah İbrahim ve İshak’a nimet vermiştir. Şimdi bu nimet Yûsuf’un hayatında başka bir biçimde devam edecektir.
Böylece Yûsuf’un kıssası yalnız bireysel başarı hikâyesi değil, uzun peygamberlik geleneğinin içinde bir halka olarak sunulur.

“Rabbin Alîm’dir” İfadesi Bu Ayetin Sonunda Neden Yer Alıyor
Ayet:“İnne rabbeke alîmun hakîm.”
yani:
“Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.”
ifadesiyle sona erer.
“Alîm”, Allah’ın eksiksiz bilgisini vurgular.
Allah Yûsuf’un bugününü de geleceğini de bilir. Kardeşlerin içinde gelişen duyguları, ileride yaşanacak olayları ve bütün kıssanın nereye ulaşacağını kuşatır.
Bu, özellikle kıssanın ilerleyen bölümlerinde çok önemli olacaktır. İnsanlar sınırlı bilgiyle karar vereceklerdir. Kardeşler:
“Yûsuf’u ortadan kaldırırsak problem çözülür.”
diye düşüneceklerdir.
Fakat onların göremediğini Allah bilir.
İnsanın planı sınırlı bilgiye; Allah’ın hükmü eksiksiz bilgiye dayanır.

“Hakîm” Ne Anlama Gelir
“Hakîm”, hikmet sahibi, her şeyi yerli yerince yapan ve hükmünde hikmet bulunan anlamlarını taşır.Bu, insanın her olayın hikmetini o anda anlayacağı anlamına gelmez.
Yûsuf kuyuya atıldığında:
“Bu olay beni ileride Mısır’da şu konuma götürecek.”
şeklinde bütün zinciri görmeyebilir.
Biz de kendi hayatımızda her olayın bütün hikmetini çözemeyebiliriz.
Bu durumda:
“Anlamıyorum, demek anlamsızdır.”
sonucuna hemen geçmemek gerekir.
Ama bunun tersine:
“Her acının gizli nedenini ben biliyorum.”
demek de doğru değildir.
Allah Hakîm’dir; insan hikmetin tamamını her zaman göremez.

Yûsuf Suresi 5 ve 6 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 5’te Hz. Yakup oğluna:“Rüyanı kardeşlerine anlatma.”
diyerek tedbir öğretmişti.
Yûsuf 6’da ise aynı baba:
“Rabbin seni seçecek, sana te’vîlü’l-ehâdîsten öğretecek ve nimetini tamamlayacak.”
diyor.
Bu iki ayet birlikte çok güzel bir denge kurar: İlahî gelecek vaadi vardır, fakat insanî tedbir de vardır.
Hz. Yakup:
“Allah seni seçecekmiş, o hâlde hiçbir önlem almaya gerek yok.”
demiyor.
Tam tersine Allah’ın lütfuna inanırken:
“Rüyanı kardeşlerine anlatma.”
diye tedbir alıyor.
Bu, tevekkülün en güzel örneklerinden biridir: Allah’a güven ama sebepleri terk etme.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 7. ayette, kıssaya dışarıdan bakan okuyucuya önemli bir hatırlatma yapılacak ve “Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar için nice ibretler vardır” buyurulacaktır. Burada kıssanın yalnız Yûsuf’un hayatını anlatmadığı, kardeşlerin davranışlarının da insan psikolojisi, aile ilişkileri ve ahlaki sorumluluk açısından âyetler ve ibretler taşıdığı üzerinde durmak gerekecektir.

Sonuç: Yûsuf Suresi 6. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 6. ayet, Hz. Yûsuf’un gördüğü rüyanın gelecekte ne kadar büyük bir yolculuğa işaret ettiğini ilk kez daha açık biçimde ortaya koyar. Hz. Yakup, oğluna yalnız:“Güzel bir geleceğin olacak.”
demiyor; Allah’ın onu seçeceğini, öğreteceğini ve nimetini tamamlayacağını söylüyor.
Ayetin ilk büyük mesajı seçilmişliğin ayrıcalıktan çok sorumluluk olduğudur. İnsan bazen “seçilmiş” kelimesini diğerlerinden üstün olmak, hesap vermemek veya özel dokunulmazlığa sahip olmak gibi anlayabilir. Oysa Hz. Yûsuf’un hayatı bunun tam tersini gösterecektir. Seçilmiş Yûsuf yıllarca ağır sınavlardan geçecektir. Onun gerçek büyüklüğü, kendisine verilen nimeti sabır, iffet, adalet ve merhametle taşımasında ortaya çıkacaktır.
Bu nedenle Allah’ın insana bir yetenek veya imkân vermesi:
“Ben herkesten üstünüm.”
demek için değil,
“Bu nimetin sorumluluğunu nasıl taşıyacağım?”
diye düşünmek için sebeptir.
Ayetin ikinci büyük mesajı bilginin Allah’tan bir nimet olmasıdır. Hz. Yûsuf’a “te’vîlü’l-ehâdîs” öğretilecektir. Bu bilgi onun kendi kendine sahip olduğu bağımsız gayb gücü değildir. Allah’ın öğrettiği bir bilgidir.
Bu ilke insanı bilgi karşısında tevazuya çağırır.
Çok bilgili olabiliriz.
Bir alanda uzmanlaşabiliriz.
İnsanların fark etmediği ilişkileri görebiliriz.
Ama:
“Her şeyi kendi gücümle biliyorum.”
kibri başka bir şeydir.
Gerçek bilgi, insana yalnız güç değil sorumluluk ve tevazu da kazandırmalıdır.
Üçüncü büyük mesaj rüya yorumunu falcılığa dönüştürmemektir. Hz. Yûsuf’a özel bir bilgi verilmiştir. Bundan:
“Ben de her rüyadan geleceği kesin okurum.”
sonucu çıkarılamaz.
Bir kişinin rüya yorumu üzerine hayatımızın en önemli kararlarını kurmak, hele bunu kesin gayb bilgisi gibi görmek doğru değildir.
Kur’an Yûsuf'un rüya yorumunu anlatır; fakat onu insanların geleceğini satan bir kehanet endüstrisine dönüştürmez.
Dördüncü büyük mesaj nimetin yalnız para olmadığıdır. İnsan bazen “Allah bana nimet verdi” deyince yalnız serveti, evi, arabayı veya makamı düşünür.
Yûsuf 6 bize daha geniş bir nimet anlayışı sunar.
İlim nimettir.
Hidayet nimettir.
Ahlaki direnç nimettir.
Doğru zamanda doğru karar verebilmek nimettir.
İnsanın gücü eline geçtiğinde zalimleşmemesi de çok büyük nimettir.
Maddi bolluk nimet olabilir; fakat nimetin tamamı değildir.
Beşinci büyük mesaj acının nimetin yokluğu anlamına gelmediğidir. Yûsuf’un üzerinde Allah’ın nimeti tamamlanacaktır ama önünde ağır acılar vardır.
Bu yüzden insan kendi hayatında sıkıntı yaşadığında:
“Allah beni terk etti.”
diye hemen hüküm vermemelidir.
Aynı şekilde başka birinin acısını:
“Demek Allah ondan razı değil.”
şeklinde yorumlamak da doğru değildir.
Dünyevî şartlar Allah katındaki değerin basit göstergeleri değildir.
Altıncı büyük mesaj soy ile ahlakı birbirinden ayırmaktır. Yûsuf, İbrahim, İshak ve Yakup gibi büyük peygamberlerin ailesindendir. Fakat kıssa birazdan bu ailenin içinde bile ağır kıskançlık ve günahların yaşanabildiğini gösterecektir.
Bu son derece önemli bir Kur’an ilkesidir:
İyi aileden gelmek, iyi insan olmayı otomatikleştirmez.
Aynı şekilde problemli bir ailede doğmuş olmak da insanı kötü olmaya mahkûm etmez.
Her insan kendi tercihlerinden sorumludur.
Yedinci büyük mesaj Allah’ın bilgisi ile insan bilgisinin farkıdır. Yûsuf’un kardeşleri birazdan kendi planlarını son derece akıllıca bulacaklardır. Onlara göre Yûsuf’u uzaklaştırırlarsa babalarının sevgisi kendilerine kalacaktır.
Fakat planlarının gerçek sonucu bambaşka olacaktır.
İnsan sık sık kısa vadeyi görür.
Allah bütün hikâyeyi bilir.
Bu, insanın plan yapmaması anlamına gelmez; planlarının sınırlı bilgiye dayandığını bilmesi anlamına gelir.
Sekizinci büyük mesaj hikmetin her zaman hemen görünmemesidir. Allah Hakîm’dir; fakat insan olayın gerçekleştiği anda bütün hikmeti çözmek zorunda değildir.
Bazen yıllar sonra bazı şeyleri daha iyi anlarız.
Bazen hiç anlayamayabiliriz.
Bu yüzden:
“Şu olayın neden olduğunu kesin biliyorum.”
diye başkasının hayatına kolayca metafizik açıklama yazmamak gerekir.
Özellikle acı yaşayan birine:
“Allah bunu sana kesin şu sebeple yaptı.”
demek elimizde vahiy yoksa haddimizi aşabilir.
Daha merhametli ve doğru yaklaşım:
“Nedenini bilmiyorum; ama yanında olabilirim.”
diyebilmektir.
Dokuzuncu ve belki ayetin en güzel mesajlarından biri tevekkül ile tedbirin yan yana yürüyebilmesidir. Hz. Yakup bir yandan:
“Rabbin seni seçecek.”
diyor.
Öte yandan bir önceki ayette:
“Rüyanı kardeşlerine anlatma.”
diyor.
İşte Kur’an’ın tevekkülü budur.
Allah’a güvenmek, kapıyı açık bırakıp:
“Allah korur.”
demek değildir.
Allah’a güvenmek, gereken tedbiri aldıktan sonra sonucu O’na bırakmaktır.
İnanç insanı tedbirsizleştirmemeli; tedbir de insanı Allah’tan bağımsızlık vehmine sürüklememelidir.
Yûsuf Suresi 6. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Allah’ın seçmesi kibir değil sorumluluk doğurur. Hz. Yûsuf’a verilecek te’vîlü’l-ehâdîs özel ilahî bir öğretidir; bunu günümüz falcılığına dönüştürme. Nimeti sadece servet ve makam sanma. Sıkıntıyı Allah’ın seni terk ettiğinin kanıtı olarak görme. Soyu manevi dokunulmazlık sayma. Allah’ın Alîm ve Hakîm olduğunu kabul ederken, kendi sınırlı yorumunu ilahî hikmetin kendisi gibi sunma. Ve Allah’a güvenmenin tedbiri terk etmek anlamına gelmediğini unutma.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 7. ayette, kıssanın bu noktaya kadar neden anlatıldığına dair önemli bir işaret gelecektir: “Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar için nice ayetler ve ibretler vardır.” Bu ayette özellikle “âyet” kavramının mucize anlamıyla sınırlı olmadığı, Yûsuf kadar kardeşlerin davranışlarından da ders çıkarılabileceği, aile içi kıskançlığın nasıl büyüdüğü ve kıssaları yalnız başkalarını yargılamak için değil kendimizi anlamak için okumamız gerektiği üzerinde durmak gerekecektir.
Ve belki Yûsuf Suresi 6. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Allah’ın bize verdiği bir yetenek, imkân veya başarı karşısında “Ben üstünüm” mü diyoruz, yoksa “Bunun sorumluluğunu nasıl taşımalıyım?” diye mi soruyoruz? Hayatımızdaki sıkıntıları nimetin bittiğinin kanıtı mı sanıyoruz? Ve bilmediğimiz bir olayın hikmetini kesin biliyormuş gibi konuşmak yerine, Allah’ın Alîm ve Hakîm olduğunu kabul edecek kadar tevazu gösterebiliyor muyuz?
“Yûsuf 6, ‘Rabbin seni seçecek, sana olayların yorumundan öğretecek ve nimetini senin üzerinde ve Yakup ailesi üzerinde tamamlayacaktır’ buyurur. Seçilmek üstünlük taslama hakkı değil, emanet ve sorumluluk taşımaktır. Allah’ın verdiği bilgi gaybı bağımsızca bilmek değildir; nimet yalnız servet değildir; sıkıntı da nimetin kaybolduğu anlamına gelmez. Tedbirini al, bilgini kibir değil hizmet için kullan ve hikmetini anlayamadığın olaylarda kendi yorumunu Allah’ın kesin hükmü gibi sunma. Çünkü Rabbin Alîm’dir, Hakîm’dir; insan ise hikâyenin yalnız gördüğü kadarını bilir.”
Ersan Karavelioğlu