Yûsuf Suresi 50. Ayette “Hükümdar ‘Onu Bana Getirin’ Dedi; Yûsuf ise ‘Efendine Dön ve Ellerini Kesen Kadınların Durumu Neydi, Ona Sor’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 49. ayette Hz. Yûsuf, yedi yıllık kıtlığın ardından yeniden yağmurun, üretimin ve toparlanmanın başlayacağı bir yıl geleceğini haber vermişti. Hükümdarın rüyasını böylesine doğru ve kapsamlı biçimde yorumlaması sarayda büyük dikkat uyandırır. 50. ayette hükümdar ‘Onu bana getirin’ der; fakat Hz. Yûsuf yıllardır beklediği özgürlük fırsatı karşısında hemen zindandan çıkmayı seçmez. Önce kendisini hapse götüren olayın araştırılmasını ve ellerini kesen kadınların meselesinin açıklığa kavuşturulmasını ister. Böylece ayet, yalnız özgürlüğü değil itibarın, masumiyetin ve adaletin kamu önünde ortaya çıkmasının da önemli olduğunu gösterir. Yûsuf’un sabrı, haksızlığı unutmak veya iftirayı kabullenmek değildir; gerektiği anda hakkın ortaya çıkarılmasını istemektir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 50. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Hükümdar, ‘Onu bana getirin’ dedi. Elçi Yûsuf’a gelince Yûsuf, ‘Efendine dön ve ona, ellerini kesen kadınların durumu neydi diye sor. Şüphesiz Rabbim onların düzenini çok iyi bilir’ dedi.” Ayetin Arapçası ise “Ve kâle’l-meliku’tûnî bihî. Felemmâ câehü’r-resûlu kâle’rci‘ ilâ rabbike fes’elhu mâ bâlu’n-nisveti’llâtî katta‘ne eydiyehunne. İnne rabbî bi-keydihinne alîm.” şeklindedir.Hükümdar artık Hz. Yûsuf’un rüya yorumundan etkilenmiştir ve onu huzuruna çağırmak ister. Normal şartlarda yıllardır haksız yere zindanda bulunan bir insanın hemen çıkmak istemesi son derece anlaşılır olurdu. Fakat Yûsuf başka bir öncelik belirler: Önce kendisine yöneltilen suçlamanın ve geçmişte yaşanan olayın açıklığa kavuşmasını ister.
Bu tavır, Yûsuf’un özgürlüğü küçümsediğini değil, özgürlüğün adaletle birlikte gelmesini istediğini gösterir.
Hükümdarın “Onu Bana Getirin” Demesi Neden Önemlidir
Hükümdar daha önce Hz. Yûsuf’u tanımıyordu. Fakat Yûsuf’un rüya yorumunun yalnız doğru sembol çözümü olmadığını, aynı zamanda yıllara yayılan bir ekonomik ve tarımsal plan içerdiğini görmüştür. Bu nedenle “Onu bana getirin” diyerek Yûsuf’la doğrudan görüşmek ister.Bu, bilgi sahibinin toplum içinde fark edilmesi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Yûsuf’un yıllardır zindanda olması onun bilgisini azaltmamış, fakat bu bilginin görünür hâle gelmesi için uygun bir vesile gerekmiştir.
Burada makamın bilgi üretmediğini bir kez daha görürüz. Saray Yûsuf’a ihtiyaç duymuştur; Yûsuf saraya yaklaşarak kendisini önemli hâle getirmemiştir.
Hz. Yûsuf Neden Hemen Zindandan Çıkmadı
Çünkü onun için yalnız fiziksel özgürlük değil, adının ve itibarının temizlenmesi de önemlidir. Eğer Yûsuf hiçbir araştırma yapılmadan zindandan çıksaydı, insanlar hâlâ onun geçmişte suç işlediğini fakat hükümdarın affıyla serbest kaldığını düşünebilirdi.Yûsuf ise affedilmiş bir suçlu olarak değil, haksız yere suçlanmış masum biri olarak çıkmak istemektedir. Bu yüzden elçiyi geri gönderip geçmiş olayın araştırılmasını talep eder.
Bu davranış son derece önemli bir adalet anlayışı gösterir: Bazen özgür bırakılmak yetmez; haksız suçlamanın da düzeltilmesi gerekir.
Bu Tavır Hz. Yûsuf’un Gururlu Olduğunu mu Gösteriyor
Hayır. Buradaki mesele kişisel kibir değil, hak ve itibarın korunmasıdır. İnsan kendisine atılmış ağır bir iftiranın açıklığa kavuşturulmasını isteyebilir ve bu isteği kibir olarak görülmemelidir.Yûsuf saraya “Beni nasıl yıllarca beklettiniz, şimdi ben gelmiyorum” şeklinde tepki göstermiyor. Hükümdarı aşağılamıyor, intikam talep etmiyor; yalnızca olayın araştırılmasını istiyor.
Bu nedenle Yûsuf’un tavrı, kırgınlıkla güç gösterisi yapmak değil, adaletin tamamlanmasını istemektir.
“Ellerini Kesen Kadınların Durumu Neydi?” İfadesi Neyi Hatırlatıyor
Bu ifade, Yûsuf Suresi 31. ayette anlatılan olaya gönderme yapar. Aziz’in eşi, şehirde kendisini eleştiren kadınları davet etmiş, onlara yiyecek hazırlamış ve ellerine bıçak vermişti. Hz. Yûsuf karşılarına çıkınca kadınlar onun güzelliği karşısında büyük şaşkınlık yaşamış ve ellerini yaralamışlardı.Şimdi Yûsuf yıllar sonra doğrudan bu kadınların tanıklığına dikkat çeker. Çünkü onlar olayın gelişimini, Aziz’in eşinin Yûsuf üzerindeki baskısını ve Yûsuf’un tavrını bilen kişiler arasındadır.
Yûsuf’un sorusu aslında şunu hedeflemektedir: “O gün gerçekten ne olmuştu, araştırılsın.”
Hz. Yûsuf Neden Aziz’in Eşinin Adını Doğrudan Söylemiyor
Ayet dikkat çekici biçimde “Ellerini kesen kadınların durumu neydi?” der; Yûsuf doğrudan Aziz’in eşini adıyla suçlayan sert bir ifade kullanmaz. Kur’an zaten onun adını burada da vermez.Bunun nedenine dair farklı yorumlar yapılmıştır. Bazı müfessirler Yûsuf’un incelikli bir üslup kullanarak suçlamayı doğrudan kişiselleştirmediğini, fakat olayın araştırılması için yeterli işareti verdiğini düşünürler.
Buradan kesin biçimde “Yûsuf onun adını şu özel sebeple söylemedi” demek zor olabilir. Fakat açık olan şudur: Yûsuf hakikatin araştırılmasını isterken hakaret dili kullanmaz.
“Kadınların Durumu Neydi?” Sorusu Bir Soruşturma Talebi midir
Evet, bağlam bakımından öyledir. Yûsuf elçiye “Efendine dön ve ona sor” demektedir. Bu, geçmiş olayın yeniden gündeme getirilmesi ve yetkili kişinin araştırma yapması anlamına gelir.Yûsuf kendi masumiyetini yalnız “Ben masumum, bana inanın” diyerek ilan etmekle yetinmez. Olayda bulunan kişilerin dinlenmesini ve geçmişteki delillerin değerlendirilmesini ister.
Bu, adalet açısından çok önemli bir ilkedir: İddia kadar soruşturma da gerekir. İnsan kendi lehine konuşabilir; fakat kamusal itibarı etkileyen ağır suçlamalarda bağımsız inceleme çok değerlidir.
Yûsuf’un Kendini Savunması Sabrına Aykırı mı
Hayır. Sabır, insanın her haksızlığa sessiz kalması anlamına gelmez. Yûsuf yıllarca zindanda sabretmiştir; fakat fırsat geldiğinde masumiyetinin ortaya çıkarılmasını istemektedir.Bu, sabır kavramının pasiflikle karıştırılmaması gerektiğini gösterir. İnsan sabırlı olabilir ve aynı zamanda hakkını arayabilir, delil sunabilir, iftiraya cevap verebilir ve yasal yolları kullanabilir.
Sabır, adaletten vazgeçmek değildir. Bazen sabrın bir parçası, doğru zamanı bekleyip sonra hakkı kararlı biçimde talep etmektir.
Affetmek İftirayı Araştırmamak mı Demektir
Hayır. Affetmek ile hakikatin ortaya çıkarılması farklı konulardır. İnsan birini kişisel olarak affedebilir ama yine de olayın gerçeğinin bilinmesini, mağduriyetin giderilmesini veya sistemin düzeltilmesini isteyebilir.Yûsuf burada intikam istemiyor; fakat geçmişteki olayın üzerinin kapatılmasına da razı olmuyor. Bu iki tavır birlikte bulunabilir.
Bu nedenle “Affettiysen susmalısın” veya “Hakkını arıyorsan affetmemişsin” şeklindeki basit ikilikler doğru değildir. Merhamet ile adalet birbirinin düşmanı değildir.
İnsan İtibarını Korumak Neden Önemlidir
Çünkü ağır bir suçlama, yalnız fiziksel özgürlüğü değil kişinin toplumdaki güvenilirliğini de etkileyebilir. İnsan hapisten çıkabilir fakat herkes onu hâlâ suçlu biliyorsa, haksızlığın önemli bir bölümü devam ediyor olabilir.Yûsuf’un önünde artık yeni bir görev ve kamusal sorumluluk ihtimali vardır. Böyle bir durumda geçmişteki suçlamanın açıklığa kavuşması daha da önem kazanır. Güven gerektiren bir makamda kişinin hakkındaki ağır bir ithamın belirsiz kalması, hem kişinin kendisi hem toplum açısından sorun yaratabilir.
Bu nedenle adalet bazen yalnız cezayı kaldırmak değil, yanlış kaydı ve yanlış algıyı düzeltmek anlamına da gelir.

Yûsuf Neden Hükümdarın Çağrısını Bir Fırsat Olarak Kullanıyor
Çünkü yıllardır kendisine ulaşmayan adalet mekanizması ilk kez onun sözünü dinlemeye hazır hâle gelmiştir. Daha önce zindandan çıkmak için bir arkadaşına kendisini hatırlatmasını istemiş fakat bu girişim sonuç vermemişti. Şimdi hükümdar bizzat Yûsuf’u çağırmaktadır.Yûsuf bu fırsatı yalnız kişisel özgürlüğü için değil, geçmişteki haksızlığın araştırılması için kullanır. Böylece elindeki yeni imkânı yalnız makam kazanmak için değil, adaletin tamamlanması için değerlendirir.
Bu bize şunu öğretir: Fırsat geldiğinde yalnız sonuç değil, sürecin doğruluğu da önemlidir.

“Rabbim Onların Düzenini Çok İyi Bilir” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda Hz. Yûsuf “İnne rabbî bi-keydihinne alîm”, yani “Şüphesiz Rabbim onların düzenini çok iyi bilir” der. Burada Yûsuf Allah’ın olayın bütün iç yüzünü bildiğini ifade eder.Bu cümle, Yûsuf’un Allah’ın bilgisini nihai güvence olarak gördüğünü gösterir. İnsanlar yıllarca onun hakkında yanlış kanaate sahip olabilir; fakat Allah gerçeği bilmektedir.
Ancak bu ifade, “Allah zaten biliyor, o hâlde insan soruşturmasına gerek yok” anlamına gelmez. Tam tersine Yûsuf aynı cümlede insanlardan araştırma yapılmasını istemektedir. İlahi bilgi, insanî adalet mekanizmasını gereksiz kılmaz.

Allah Her Şeyi Biliyorsa Neden İnsanların Araştırma Yapmasına İhtiyaç Var
Çünkü insanların toplumsal ve hukuki kararları delil, tanıklık ve araştırma üzerinden verilmelidir. Allah kalpleri ve bütün gerçekliği bilir; insanlar ise bu mutlak bilgiye sahip değildir.Yûsuf tam da bu yüzden hükümdara “Sor” demektedir. Allah’ın bildiği gerçek, insan toplumu içinde araştırma ve tanıklık yoluyla görünür hâle getirilecektir.
Bu son derece önemli bir ilkedir: “Allah biliyor” sözü mahkemede delilin yerine geçmez. İnsanlar bilmedikleri şey hakkında kanıt aramak zorundadır.

Ayetteki “Keyd” Bütün Kadınların Hilekâr Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır. Buradaki “keyd”, bu belirli olayda kullanılan plan, düzen veya baskı stratejisiyle ilgilidir. Ayeti bütün kadınlara genelleyerek “Kadınların doğası hilekârdır” şeklinde okumak doğru değildir.Kıssanın önceki bölümlerinde de bu konuda dikkatli olmak gerekir. Belirli kişilerin belirli davranışları, bütün bir cinsiyetin değişmez karakteri hâline getirilemez.
Kur’an’ın anlattığı olay somuttur. Ahlaki sorumluluk bireyseldir; cinsiyet üzerinden toplu suçlama üretmek ayetin bağlamını aşar.

Yûsuf Kadınları Suçlu İlan Edip Hükmü Baştan Vermiş Olmuyor mu
Yûsuf yaşanan olayın tarafıdır ve kendisine karşı yürütülen baskıyı bilmektedir. Bununla birlikte hükümdardan istediği şey olayın araştırılmasıdır. Bir sonraki ayette kadınların kendileri Yûsuf hakkında gerçeği açıklayacaktır.Yani Yûsuf’un talebi “Ben söyledim, başka delile gerek yok” şeklinde değildir. Tam tersine tanıkların ve ilgili kişilerin dinlenmesini sağlayacak bir süreci başlatır.
Bu nedenle ayet, kendi mağduriyetini anlatmak ile yargısız infaz arasında önemli bir fark olduğunu gösterir. Mağdur konuşabilir; fakat kamusal hüküm yine delil ve araştırmayla güçlenir.

Haksız Yere Suçlanan Bir İnsan Ne Yapabilir
Yûsuf’un tavrı genel bir hukuk prosedürü belirlemese de önemli ilkeler düşündürür. İnsan mümkünse delillerini koruyabilir, tanıkları gösterebilir, resmî inceleme isteyebilir ve hukuki yolları kullanabilir.Özellikle ağır suçlamalarda sosyal medyada karşılıklı hakaretleşmek yerine, güvenilir ve meşru süreçlerle gerçeğin araştırılması daha sağlıklı olabilir. Bununla birlikte her mağdurun Yûsuf gibi sakin, güçlü veya stratejik davranması beklenmemelidir; travma insanların tepkilerini farklılaştırabilir.
Mağduriyet yaşamak, kusursuz tepki verme yükümlülüğü doğurmaz. Adalet sistemi, mağdurun davranış biçimine göre değil kanıta göre çalışmalıdır.

Yûsuf’un Hemen Çıkmaması Özgürlüğü Değersiz Gördüğü Anlamına mı Gelir
Hayır. Yıllarca zindanda kalmış bir insan için özgürlüğün değersiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Yûsuf’un yaptığı, özgürlüğün birkaç adım gecikmesini göze alarak daha sağlam ve temiz bir çıkış istemektir.Bu, herkesin aynı durumda aynı tercihi yapması gerektiği anlamına gelmez. Başka bir masum kişi hemen çıkmayı tercih edebilir ve bu da ahlaken yanlış olmayabilir.
Yûsuf’un özel tercihi, onun karakterini ve ileri görüşlülüğünü gösterir; mağdurlar için evrensel bir zorunluluk oluşturmaz.

Yûsuf Suresi 49 ve 50 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 49’da Hz. Yûsuf bütün toplumu ilgilendiren ekonomik bir toparlanma yılı hakkında bilgi vermişti. Yûsuf 50’de ise hükümdar bu bilginin sahibini saraya çağırır. Böylece kamusal bilgi ile kişisel adalet aynı noktada buluşmaya başlar.Yûsuf topluma fayda sağlayacak bilgiyi paylaşmıştır; fakat bu durum kendi uğradığı haksızlığı unutmasını gerektirmez. Tam tersine şimdi kendi masumiyetinin de araştırılmasını ister. Bu, topluma hizmet etmek ile kişisel hakkını aramak arasında zorunlu bir çelişki olmadığını gösterir.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 51. ayette, hükümdar kadınlara “Yûsuf’u kendinizden murat etmeye çalıştığınızda durumunuz neydi?” diye soracak; onlar da “Hâşâ lillah! Biz onda hiçbir kötülük bilmiyoruz” diyeceklerdir. Ardından Aziz’in eşi “Şimdi gerçek ortaya çıktı; onu ben kendimden murat etmeye çalışmıştım, o gerçekten doğru söyleyenlerdendir” diyerek açık bir itirafta bulunacaktır. Böylece Yûsuf’un yıllardır beklediği kamusal masumiyet açıklaması gerçekleşecek ve itiraf, sorumluluk, delil ve itibarın iadesi gibi son derece önemli konular gündeme gelecektir.

Sonuç: Yûsuf Suresi 50. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 50. ayet, kıssanın en güçlü adalet sahnelerinden birinin başlangıcıdır. Hz. Yûsuf yıllardır zindandadır ve nihayet hükümdar “Onu bana getirin” diyerek özgürlüğün kapısını açar. Fakat Yûsuf hemen dışarı çıkmaz. Önce geçmişte kendisinin hapse atılmasına yol açan olayın araştırılmasını ve ellerini kesen kadınların durumunun sorulmasını ister. Bu tavır, özgürlüğün önemli olduğunu fakat masumiyetin kamu önünde ortaya çıkmasının da ayrı bir değer taşıdığını gösterir.Ayetin ilk büyük mesajı, sabır ile hakkını aramanın birbirine zıt olmadığıdır. Yûsuf yıllarca sabretmiştir; fakat sabrı, haksızlığı kabul etmek anlamına gelmemiştir. Uygun zaman geldiğinde hakkın araştırılmasını talep eder. Bu nedenle sabrı pasif boyun eğme şeklinde yorumlamak doğru değildir. Sabır, insanın doğru çizgisini korumasıdır; gerektiğinde adalet istemesine engel değildir.
İkinci büyük mesaj, özgürlük ile itibar arasındaki farktır. Bir insan hapisten çıkarılabilir fakat toplum onu hâlâ suçlu biliyorsa mağduriyet tamamen sona ermemiş olabilir. Yûsuf yalnız kapının açılmasını değil, hakkında oluşmuş yanlış kanaatin de düzeltilmesini istemektedir. Çünkü insanın adı, güvenilirliği ve onuru da gerçek haklardandır.
Bu özellikle kamusal hayatta önemlidir. Yanlış suçlama düzeltilmeden yalnız cezanın kaldırılması, her zaman tam adalet değildir. Bazen açık bir aklanma ve kayıtların düzeltilmesi gerekir.
Üçüncü büyük mesaj, Yûsuf’un affedilmek istememesidir. Ayetin bağlamında Yûsuf kendisini suçlu kabul edip hükümdardan merhamet talep etmiyor; olayın gerçeğinin araştırılmasını istiyor. Bu çok önemli bir farktır. Masum bir kişiye “Hadi seni affettik” demek, eğer gerçekte suç işlemediyse adalet değildir.
Masumiyet ile af aynı şey değildir. Af suçun varlığını varsayabilir; aklanma ise suçlamanın yanlışlığını ortaya çıkarır. Yûsuf’un istediği ikinci türden bir açıklıktır.
Dördüncü büyük mesaj, hakikatin araştırmaya ihtiyaç duyduğudur. Yûsuf kendi sözünü mutlak delil olarak dayatmıyor. Kadınların durumunun sorulmasını istiyor. Bir sonraki ayette de onların tanıklığı ve Aziz’in eşinin itirafı gelecektir.
Bu, adaletin yalnız taraflardan birinin iddiasıyla değil, tanıklık ve araştırmayla güçlenmesini gösterir. İnsan kendi masumiyetini bilir; fakat toplumun da bunu adil süreçle öğrenmesi gerekir.
Beşinci büyük mesaj, Allah’ın her şeyi bilmesi ile insan yargılamasının farklı düzlemler olduğudur. Yûsuf “Rabbim onların düzenini çok iyi bilir” der; fakat yine de hükümdardan soruşturma ister. Eğer “Allah biliyor” demek insanî araştırmayı gereksiz kılsaydı Yûsuf’un bu talebine ihtiyaç kalmazdı.
Dolayısıyla dinî toplumlarda “Allah gerçeği biliyor” sözü delil sistemini ortadan kaldırmamalıdır. İnsan mahkemeleri, kurumları ve toplumsal değerlendirmeler kanıtla hareket etmek zorundadır.
Altıncı büyük mesaj, Yûsuf’un adalet talebini intikama dönüştürmemesidir. Kadınların cezalandırılmasını veya Aziz’in eşinin aşağılanmasını isteyen bir ifade kullanmaz. Sorduğu şey “Durumları neydi?” şeklindedir. Yani önce gerçek ortaya çıksın.
Bu, adalet ile intikam arasındaki farkı gösterir. Adalet hakikatin ve hakkın yerine konmasını ister; intikam ise karşı tarafın acı çekmesini amaç hâline getirebilir. Yûsuf’un dili birincisine daha yakındır.
Yedinci büyük mesaj, mağdurun konuşma hakkıdır. Yûsuf geçmişte susturulmuş, hakkında yanlış bir algı oluşturulmuş ve zindana gönderilmiştir. Şimdi söz hakkı doğduğunda kendi olayını yeniden gündeme getirir. Bu, mağdurun geçmişteki haksızlığı konuşmasının otomatik olarak kin veya fitne sayılamayacağını gösterir.
Elbette suçlama yapılırken delil önemlidir; fakat “Geçmişi açma, sus, konu kapanmış olsun” baskısı da adalet değildir. Bazen geçmişin konuşulması tam olarak adaletin başlayabilmesi için gereklidir.
Sekizinci büyük mesaj, affetme ile güvenin ve kamusal kayıtların farklı şeyler olduğudur. İnsan kalbinde birini affedebilir ama o kişiyle aynı güven ilişkisine dönmek zorunda olmayabilir. Benzer biçimde toplum da gerçeklerin kayıt altına alınmasını isteyebilir.
Affetmek “Hiçbir şey olmamış gibi davranmak” anlamına gelmez. Özellikle başkalarının da zarar görme ihtimali varsa olayın gerçeğinin bilinmesi önem kazanabilir.
Dokuzuncu büyük mesaj, Yûsuf’un acele etmeyen karakteridir. Yıllarca zindanda kaldıktan sonra kapı açıldığında bile düşünmeden koşmuyor. Bu derece uzun bir bekleyişin ardından böyle davranabilmek onun kontrol, sabır ve ileri görüşlülüğünü gösterir.
Ancak bunu mağdurlar için zorunlu standart hâline getirmemek gerekir. Her insan aynı psikolojik kapasiteye sahip değildir. Yûsuf’un yüksek erdemi, başkasının daha farklı ve insani tepkisini suçlama gerekçesi değildir.
Onuncu ve ayetin belki en güçlü mesajı, adaletin yalnız özgürlüğe kavuşmak değil, doğru hikâyenin geri kazanılması da olabileceğidir. Yûsuf’un hayatının hikâyesi başkaları tarafından çarpıtılmıştır: Suçlu gibi gösterilmiş ve yıllarca bunun sonucunu yaşamıştır. Şimdi ise gerçek hikâye kamu önünde ortaya çıkacaktır.
Bu yüzden Yûsuf’un talebi yalnız “Beni çıkarın” değildir; daha derin biçimde “Gerçeğin ne olduğu ortaya çıksın” talebidir.
Yûsuf Suresi 50. ayetin bütün mesajı şu çerçevede özetlenebilir: **Haksızlığa sabretmek, haksızlığı doğru kabul etmek değildir. Özgürlüğü iste ama gerektiğinde itibarının ve masumiyetinin de ortaya çıkarılmasını talep et. Af ile aklanmayı, sabır ile sessizliği, merhamet ile adaleti birbirine karıştırma. Allah’ın her şeyi bildiğini kabul ederken insanî soruşturma ve delil ihtiyacını ortadan kaldırma. Mağdurun konuşmasını kin diye susturma ve kendi hakkını arayan insanı kibirli sayma. Çünkü gerçek adalet bazen zindan kapısının açılmasıyla değil, insanı o zindana götüren yalanın da açığa çıkmasıyla tamamlanır.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 51. ayette, hükümdar kadınları çağırarak “Yûsuf’u kendinizden murat etmeye çalıştığınızda durumunuz neydi?” diye soracak; kadınlar “Hâşâ lillah! Biz onda hiçbir kötülük bilmiyoruz” diyeceklerdir. Ardından Aziz’in eşi “Şimdi gerçek ortaya çıktı; onu ben kendimden murat etmeye çalışmıştım, o gerçekten doğru söyleyenlerdendir” diye açıkça itirafta bulunacaktır. Bu ayet özellikle itirafın değeri, sorumluluğun sonunda kabul edilmesi, toplu tanıklık, mağdurun itibarının iadesi ve geç gelen hakikatin yine de önemli oluşu bakımından son derece güçlü olacaktır.
Ve belki Yûsuf Suresi 50. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Haksızlığa uğrayan bir insan sonunda özgürlüğüne kavuştuğunda, “Çıktın işte, daha ne istiyorsun?” mu diyoruz; yoksa yanlış suçlamanın ve itibar kaybının da düzeltilmesi gerektiğini anlayabiliyor muyuz? Bir olayın gerçeğini araştırmadan yalnız güçlü olanın sözünü mü kabul ediyoruz? Ve sabrı, insanların hakkını aramasını susturan bir kelimeye çevirmeden hem merhameti hem adaleti aynı anda koruyabiliyor muyuz?
“Yûsuf 50, hükümdarın ‘Onu bana getirin’ demesine rağmen Hz. Yûsuf’un hemen zindandan çıkmadığını; önce ellerini kesen kadınların durumunun araştırılmasını istediğini anlatır. Bu tavır, sabrın sessizce haksızlığa boyun eğmek olmadığını gösterir. Özgür bırakılmak ile masumiyetin ortaya çıkarılması aynı şey değildir; insan hem özgürlüğünü hem itibarını koruma hakkına sahiptir. Yûsuf intikam istemez, hakikatin araştırılmasını ister. Çünkü adalet bazen kapının açılmasıyla değil, o kapının neden yıllarca kapalı kaldığının gerçeğinin ortaya çıkmasıyla tamamlanır.”
Ersan Karavelioğlu