📖 Yûsuf Suresi 33. Ayette “Rabbim! Zindan, Bunların Beni Çağırdığı Şeyden Bana Daha Sevimlidir. Tuzaklarını Benden Uzaklaştırmazsan Onlara

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 33. Ayette “Rabbim! Zindan, Bunların Beni Çağırdığı Şeyden Bana Daha Sevimlidir. Tuzaklarını Benden Uzaklaştırmazsan Onlara Meyledebilir ve Cahillerden Olabilirim” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 32. ayette Aziz’in eşi Hz. Yûsuf’a yönelik isteğini artık açıkça kabul etmiş, buna rağmen geri adım atmak yerine ‘Emrimi yapmazsa mutlaka hapsedilecek ve aşağılananlardan olacaktır’ diyerek tehdide başvurmuştu. 33. ayette Yûsuf bu ağır baskı karşısında Rabbine yönelir ve ‘Zindan, bunların beni çağırdığı şeyden bana daha sevimlidir’ der. Bu söz, hapishanenin güzel olduğu anlamına gelmez; Yûsuf, iki kötü seçenek arasında ahlaken daha katlanılabilir olanı tercih etmektedir. Ayetin ikinci yarısı ise onun olağanüstü tevazuunu gösterir: Kendisini mutlak biçimde güvende görmez, Allah’ın yardımına muhtaç olduğunu kabul eder ve yanlışın içine sürüklenmemek için Rabbine sığınır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 33. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf dedi ki: ‘Rabbim! Zindan, bunların beni çağırdığı şeyden bana daha sevimlidir. Eğer onların tuzağını benden uzaklaştırmazsan onlara meyledebilir ve cahillerden olabilirim.’” Ayetin Arapçası ise “Kâle rabbi’s-sicnu ehabbu ileyye mimmâ yed‘ûnenî ileyh. Ve illâ tasrif annî keydehunne asbu ileyhinne ve ekun mine’l-câhilîn.” şeklindedir.

Bu ayet, Yûsuf’un yalnız dış baskıyla değil, kendi insanî zayıflığı ihtimaliyle de yüzleştiği çok derin bir dua içerir. O, “Ben kesinlikle etkilenmem, bana hiçbir şey olmaz” diyerek kendine güven gösterisi yapmaz. Tam tersine, Allah’ın koruması olmadan insanın zorlanabileceğini kabul eder.

Bu nedenle Yûsuf 33 hem ahlaki direnç hem de manevî tevazu ayetidir.

2️⃣ “Rabbim! Zindan Bana Daha Sevimlidir” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Yûsuf “es-sicnu ehabbu ileyye”, yani “zindan bana daha sevimlidir” der. Buradaki “daha sevimli” ifadesi, zindanı olumlu veya arzu edilir bir hayat biçimi hâline getirmez. Yûsuf, kendisine sunulan iki kötü ihtimali karşılaştırmaktadır.

Bir tarafta özgürlüğünü kaybetmek vardır; diğer tarafta ise kendisini yanlış bir cinsel ilişkiye zorlayan baskıya teslim olmak. Yûsuf, ahlaki bütünlüğünü kaybetmektense özgürlüğünün sınırlandırılmasını tercih edeceğini ifade eder.

Bu yüzden ayetin anlamı “Hapishane güzeldir” değil, “Bazı durumlarda ahlaki bütünlüğü korumak dünyevî rahatlıktan daha değerlidir” şeklindedir.

3️⃣ Bu Ayet Acı Çekmeyi veya Hapishaneyi Yüceltiyor mu ❓​

Hayır. Kur’an hapishaneyi romantikleştirmez. Özgürlüğün kaybı ağır bir bedeldir ve Yûsuf ilerleyen ayetlerde de zindandan çıkmak isteyecektir. Dolayısıyla hapis kendi başına erdem değildir.

Erdem, Yûsuf’un yanlış yapmamak uğruna ağır bir bedeli göze alabilmesidir. Aynı durum hayattaki başka alanlarda da geçerli olabilir. Bir insan dürüst kaldığı için iş kaybedebilir veya haksız bir düzende baskı görebilir; bu, iş kaybetmenin veya baskı görmenin iyi olduğu anlamına gelmez.

Övülen acı değil, doğruyu koruyan iradedir.

4️⃣ İnsan Her Zaman “Doğruyu Seçersem Dünyada Kazanırım” Diye Düşünebilir mi ❓​

Hayır. Yûsuf kıssası bunun tam tersini gösteren güçlü örneklerden biridir. Yûsuf doğru davranır, iffetine sahip çıkar ve yine de hapis tehdidiyle karşılaşır.

Bu bize çok önemli bir ölçü verir: Dünyadaki başarı her zaman doğruluğun, zarar görmek de yanlışlığın kanıtı değildir. İnsan bazen doğru karar verdiği hâlde kısa vadede bedel ödeyebilir.

Dolayısıyla “Başına kötü bir şey geldiyse demek ki yanlış yaptın” anlayışı Kur’anî değildir. Yûsuf’un başına gelen zorluk, onun ahlaken hatalı olduğunu değil, tam tersine doğruyu koruduğunu gösteren bir bağlamda gerçekleşir.

5️⃣ “Bunların Beni Çağırdığı Şey” İfadesi Kimleri Kastediyor ❓​

Ayette Hz. Yûsuf “mimmâ yed‘ûnenî ileyh”, yani “bunların beni çağırdığı şeyden” der. Burada çoğul ifade kullanılması dikkat çekicidir. Tefsirlerde bu çoğulun nasıl anlaşılacağı konusunda farklı açıklamalar vardır.

Bazı yorumlarda şehir kadınlarının da Aziz’in eşinin baskısını desteklediği veya Yûsuf’u onun isteğini kabul etmeye teşvik ettiği düşünülmüştür. Bazı açıklamalarda ise çoğul kullanım, içinde bulunduğu bütün sosyal baskı ortamını ifade eden daha geniş bir anlatım olarak değerlendirilir.

Kur’an her kadının Yûsuf’a birebir aynı teklifi yaptığını açıkça söylemediği için “Hepsi kesin Yûsuf’tan ilişki istedi” şeklinde aşırı kesin bir yorum doğru olmaz. Metnin açık noktası, Yûsuf’un birden fazla kişiden gelen bir baskı atmosferiyle karşı karşıya olduğudur.

6️⃣ Sosyal Baskı Bireysel İradeyi Nasıl Etkileyebilir ❓​

Bir insanın tek bir kişiye karşı koyması ile çevresindeki birçok insanın aynı yönde baskı yapması aynı şey değildir. Sosyal çevre, “Herkes böyle düşünüyor, sen de kabul et” şeklinde güçlü bir psikolojik etki oluşturabilir.

Yûsuf yalnız Aziz’in eşinin arzusuyla değil, artık bir çevrenin oluşturduğu baskıyla da karşı karşıya görünmektedir. Bu, ahlaki sınavı daha zor hâle getirir.

Günümüzde de insan işyerinde, arkadaş çevresinde veya sosyal medyada “Bunda ne var, herkes yapıyor” baskısıyla karşılaşabilir. Fakat çoğunluğun bir davranışı normalleştirmesi, onu otomatik olarak doğru yapmaz. Ahlaki ölçü, kalabalığın sayısıyla belirlenmez.

7️⃣ Yûsuf Neden “Ben Zaten Direnirim” Demek Yerine Allah’a Dua Ediyor ❓​

Çünkü Yûsuf kendi iradesini mutlaklaştırmaz. O, önceki ayetlerde son derece güçlü bir ahlaki direnç göstermiştir; buna rağmen Allah’ın yardımına ihtiyaç duyduğunu açıkça kabul eder.

Bu çok önemli bir tevazu örneğidir. İnsan bazen belirli bir konuda yıllarca doğru davranmış olduğu için “Ben artık bu konuda asla düşmem” diyebilir. Oysa insan şartlara, zamana ve baskıya göre zorlanabilir.

Yûsuf’un duası bize şunu öğretir: Kendi ahlakına güven ama kendini yanılmaz sanma; Allah’tan yardım istemeyi bırakma.

8️⃣ “Onların Tuzaklarını Benden Uzaklaştırmazsan” Ne Anlama Gelir ❓​

Yûsuf “ve illâ tasrif annî keydehunne”, yani “eğer onların düzenini benden uzaklaştırmazsan” der. Burada yine “keyd” kelimesi kullanılır. Önceki ayetlerde de bu kelime sosyal ve psikolojik düzenler için geçmişti.

Buradaki keyd, Yûsuf’u iradesinden döndürmeye çalışan baskı, yönlendirme ve tehditleri ifade eder. Bu yalnız sözlü bir ikna çabası değildir; hapis tehdidiyle desteklenen ciddi bir güç kullanımı vardır.

Yûsuf bununla tek başına savaşmanın yeterli olmayabileceğini hisseder ve Rabbinden baskının etkisini kırmasını ister.

9️⃣ Allah’tan Yardım İstemek İnsan İradesini Zayıflatır mı ❓​

Hayır. Tam tersine Yûsuf’un duası, insan iradesi ile ilahî yardımın birlikte işleyebileceğini gösterir. Yûsuf dua eder ama pasifleşmez; daha önce kapıya koşmuş, teklifi reddetmiş ve sınırını açıkça belirtmiştir.

Dolayısıyla dua eylemsizliğin bahanesi değildir. Allah’tan yardım isteyen insan, kendi yapabileceği doğru tedbirleri de alır.

Ahlaki mücadelede sağlıklı denge şudur: “Ben hiçbir şey yapmayayım, Allah beni korusun” da doğru değildir; “Ben kendi gücümle yeterim, Allah’ın yardımına ihtiyacım yok” anlayışı da doğru değildir. Yûsuf’un tavrı bu ikisinin ortasında güçlü bir denge kurar.

🔟 “Onlara Meyledebilirim” Sözü Hz. Yûsuf’un Günah İşlemek İstediğini mi Gösterir ❓​

Hayır. Ayetteki “asbu ileyhinne” ifadesi, yönelme veya meyletme ihtimalini ifade eder. Yûsuf bunu kesin gerçekleşmiş bir günah olarak değil, Allah’ın koruması olmadan insanın etkilenebilme ihtimali olarak söyler.

Bu, onun önceki ahlaki direncini iptal etmez. Tam tersine kendi insanî tabiatını inkâr etmeden Rabbine ihtiyaç duyduğunu kabul ettiğini gösterir.

İnsanın “Ben bu ortamda zorlanabilirim” demesi günah itirafı değildir; çoğu zaman sağlıklı öz farkındalıktır. Kendi zayıf noktalarını bilmek, insanın daha iyi tedbir almasını sağlar.

1️⃣1️⃣ İnsan Kendi Zayıflığını Kabul Ettiğinde İmanı Zayıf mı Olur ❓​

Hayır. Kendi sınırlarını bilmek çoğu zaman olgunluğun göstergesidir. İnsanın “Ben de hata yapabilirim” diyebilmesi onu daha dikkatli ve daha gerçekçi kılar.

Asıl risk bazen “Ben asla yanılmam, beni hiçbir şey etkileyemez” düşüncesidir. Bu tür aşırı özgüven insanı tedbirsiz bırakabilir.

Yûsuf, Allah’ın seçkin bir kulu olmasına rağmen kendi gücünü mutlaklaştırmaz. Bu tavır bize manevi tevazunun ne kadar önemli olduğunu gösterir.

1️⃣2️⃣ “Cahillerden Olabilirim” İfadesindeki “Cahil” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve ekun mine’l-câhilîn”, yani “cahillerden olurum” denir. Buradaki cehaleti yalnız okuma yazma bilmemek veya bilgi eksikliği olarak anlamak doğru değildir.

Kur’an dilinde “cehl”, bazen insanın bildiği hâlde akılsızca, ölçüsüzce veya ahlaki farkındalıktan uzak biçimde davranmasını ifade eder. Yûsuf burada “Bilgisiz biri olurum” demekten çok, “Yanlışın içine girerek hikmetsiz ve ölçüsüz davrananlardan olurum” anlamında konuşmaktadır.

Dolayısıyla cahillik burada akademik eğitim düzeyi değil, ahlaki davranış biçimidir.

1️⃣3️⃣ Eğitimli veya Bilgili Bir İnsan Ahlaken “Cahilce” Davranabilir mi ❓​

Evet. Bir insan çok yüksek eğitim almış olabilir, büyük bir zekâya sahip olabilir ve yine de öfke, arzu, kibir veya çıkar nedeniyle son derece ölçüsüz davranabilir.

Kur’an’ın cehalet anlayışı bu yüzden yalnız bilgi miktarıyla ilgili değildir. İnsan doğruyu biliyor ama bildiğinin tersini yapıyorsa, davranışında bir tür ahlaki cehalet gösterebilir.

Yûsuf’un duası da bunu ifade eder. O doğruyu biliyor; fakat yanlışın baskısına teslim olmanın kendisini cahilce davrananlardan hâline getireceğini söylüyor.

1️⃣4️⃣ Yûsuf’un Duası Korku mu, Tevazu mu ❓​

İkisinin birbirini dışlaması gerekmez. Yûsuf içinde bulunduğu baskının ciddiyetini görmektedir. Bu nedenle Rabbinden yardım istemesi bir tehlike bilinci taşır.

Fakat bu korku panik veya iman zayıflığı değildir. Daha çok “Allah’ın yardımı olmadan kendime mutlak güvenmiyorum” diyen bir tevazudur.

İnsan bazen ahlaki tehlikeyi küçümseyerek değil, ciddiye alarak korunur. Riskin farkında olmak korkaklık değildir; tedbirin başlangıcı olabilir.

1️⃣5️⃣ Bir İnsan Günaha Düşmemek İçin Ortamdan Uzaklaşabilir mi ❓​

Evet. Yûsuf’un önce kapıya koşması, sonra zindanı yanlışın içinde kalmaya tercih etmesi bu açıdan çok güçlü bir örnektir. İnsan sürekli zorlandığı bir ortamda mesafe koyabilir, iletişimi sınırlayabilir veya fiziksel olarak uzaklaşabilir.

Bu, yalnız cinsel meseleler için geçerli değildir. Bağımlılık, öfke veya başka davranışlarda da tetikleyici ortamdan uzaklaşmak hikmetli olabilir.

Kendini korumak, kendini tanımaktır. İnsan bazen en güçlü iradeyi ortamı terk ederek gösterir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Taciz veya Baskı Yaşayan Birine “Hapse Razı Ol” mu Diyor ❓​

Hayır. Yûsuf’un yaşadığı özel olaydan bütün mağdurlar için böyle bir kural çıkarılamaz. Kimseye “Yûsuf da zindanı seçti, sen de baskıya katlan” denilemez.

Bir insan taciz, tehdit veya şiddet yaşıyorsa mümkün olan en güvenli yolu seçme hakkına sahiptir. Yetkili kurumlara başvurabilir, bulunduğu yerden uzaklaşabilir, güvenilir kişilerden yardım isteyebilir ve hukuki destek alabilir.

Yûsuf’un duası, mağdurların acı çekmesini kutsallaştırmaz. Ayetin övdüğü şey mağduriyet değil, baskı altında ahlaki sınırı koruma kararlılığıdır.

1️⃣7️⃣ Her Mağdur Yûsuf Gibi Hemen ve Güçlü Biçimde Direnmek Zorunda mıdır ❓​

Hayır. Yûsuf peygamber olarak son derece güçlü bir örneklik gösterir; fakat bütün insanların travma karşısındaki tepkileri aynı olmaz. Bazı insanlar kaçar, bazıları donar, bazıları korkudan konuşamaz veya ne yapacağını hemen anlayamaz.

Bu tür tepkiler otomatik olarak rıza anlamına gelmez. Özellikle ciddi güç dengesizliği veya tehdit altında insanın hareket kabiliyeti kısıtlanabilir.

Dolayısıyla Yûsuf’un örnekliği, mağdurları suçlamak için değil, sınır koymanın değerini göstermek için kullanılmalıdır. Yûsuf’un gücüne sahip olamayan bir mağdur, failin davranışından sorumlu hâle gelmez.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 32 ve 33 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 32’de Aziz’in eşi açık biçimde “Emrimi yapmazsa hapsedilecek” diyerek tehditte bulunmuştu. Yûsuf 33’te bu tehdide karşı bir pazarlık veya teslimiyetle değil, dua ile cevap verir: “Rabbim, zindan bunların beni çağırdığı şeyden bana daha sevimlidir.”

Böylece güç sahibinin tehdidine karşı Yûsuf’un ahlaki önceliği belirginleşir. Özgürlüğü değerlidir ama ahlaki bütünlüğünü daha değerli görür. Aynı zamanda kendi dayanıklılığını ilahlaştırmaz; Allah’tan yardım ister.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 34. ayette, Allah’ın onun duasını kabul ettiği ve kadınların düzenini ondan uzaklaştırdığı bildirilecektir. Ayetin sonunda “Şüphesiz O işitendir, bilendir” denilerek Yûsuf’un gizli duasının bile Allah’ın bilgisi ve işitmesi dışında olmadığı vurgulanacaktır. Bu ayet özellikle duanın kabulü, ilahî koruma, insan iradesi ve ‘Allah işitir ve bilir’ ifadelerinin antropomorfik olmayan biçimde anlaşılması açısından çok önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 33. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 33. ayet, insanın ahlaki baskı karşısındaki en güçlü dualarından birini içerir. Yûsuf’un önünde iki ağır seçenek vardır: Bir yanda hapis, diğer yanda ise istemediği ve ahlaken yanlış gördüğü bir ilişkiye boyun eğmek. Yûsuf özgürlüğünü küçümsemez; fakat ahlaki bütünlüğünü özgürlüğünden daha üstün tutar. Bu yüzden zindanı, kendisinden istenen yanlış davranışa tercih ettiğini söyler.

Ayetin ilk büyük mesajı doğrunun her zaman kısa vadede rahatlık getirmediğidir. Yûsuf doğruyu seçmektedir ama karşılığında ödül değil, hapis tehdidiyle karşılaşır. Bu, insanın dünyadaki sonuçları hakikatin tek ölçüsü hâline getirmemesi gerektiğini gösterir. Bir tercih sana pahalıya mal oldu diye yanlış olmak zorunda değildir; bazen doğru olan, bedel gerektirir.

İkinci büyük mesaj acı çekmeyi kutsallaştırmamaktır. Yûsuf zindanı sevdiği için değil, daha ağır gördüğü ahlaki kötülükten kaçınmak için tercih eder. Bu nedenle ayet, insanlara “Ne kadar çok acı çekersen o kadar iyi insansın” demez. Övülen şey acı değil, acı tehdidi altında bile sınırı koruyabilmektir.

Üçüncü büyük mesaj kendi zayıflığını tanımanın ahlaki güç olduğudur. Yûsuf çok güçlü bir direnç göstermiş olmasına rağmen “Beni hiçbir şey etkileyemez” demez. Rabbine dönerek, onların düzeni kendisinden uzaklaştırılmazsa zorlanabileceğini kabul eder. Bu, insanın kendi sınırlarını bilmesinin ne kadar değerli olduğunu gösterir.

Aşırı özgüven insanı tedbirsiz bırakabilir; tevazu ise insanı koruyabilir. “Ben de düşebilirim” diyebilmek, bazen düşmemek için atılan ilk adımdır.

Dördüncü büyük mesaj dua ile iradeyi karşı karşıya getirmemektir. Yûsuf Rabbine dua eder ama daha önce zaten harekete geçmiş, kapıya koşmuş ve teklifi reddetmiştir. Onun duası eylemsizliğin bahanesi değil, eylemin manevi desteğidir.

İnsan Allah’tan yardım isterken kendi sorumluluğunu da yerine getirir. Tevekkül tedbirsizlik değildir.

Beşinci büyük mesaj sosyal baskının gücünü küçümsememektir. Ayetteki çoğul ifade, Yûsuf’un artık tek bir kişinin talebinden daha geniş bir baskı ortamıyla karşı karşıya olduğunu düşündürür. İnsan bazen tek başına doğru bildiğini savunurken çevresinin tamamı onu başka yöne çekebilir.

Kalabalığın “Bunda ne var?” demesi yanlışı doğru yapmaz. İnsan ahlaki ölçüsünü çoğunluğun rahatlığına göre sürekli değiştirmemelidir.

Altıncı büyük mesaj “cahil” kavramının yalnız bilgisizlik anlamına gelmediğidir. Yûsuf yanlış davranırsa cahillerden olabileceğini söyler. Oysa Yûsuf zaten Allah’ın kendisine ilim verdiği biridir. Demek ki insan çok bilgili olduğu hâlde ahlaken cahilce davranabilir.

Bilgi tek başına karakter değildir. Bilginin davranışa dönüşmesi gerekir.

Yedinci büyük mesaj insanın kendisini riskli ortamdan koruyabileceğidir. Yûsuf’un tavrı, “Ben ne kadar tehlike olursa olsun orada kalıp kendimi test ederim” şeklinde değildir. O çıkış arar, Rabbine sığınır ve gerekirse ağır bedeli göze alır.

Bu bize çok pratik bir hikmet öğretir: Kendi zayıf noktanı biliyorsan tedbir al. Uzaklaşmak bazen korkaklık değil, olgunluktur.

Sekizinci büyük mesaj mağduru peygamber düzeyinde direnemediği için suçlamamaktır. Yûsuf olağanüstü bir ahlaki örnektir. Fakat insanların tehdit, taciz veya baskı karşısındaki tepkileri farklı olabilir. Korkudan donmak, konuşamamak veya hemen çıkış yolu bulamamak rıza anlamına gelmez.

Failin sorumluluğu mağdurun tepkisinin mükemmelliğine bağlı değildir.

Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı ahlaki özgürlüğün fiziksel özgürlükten bile daha derin olabileceğidir. Yûsuf fiziksel olarak hapse atılabilir; fakat iradesini teslim etmeyi reddeder. Aziz’in eşinin gücü onun bedenini kapatabilir, fakat ahlaki kararını satın alamaz.

Bu çok derin bir özgürlük anlayışıdır. İnsan dışarıdan özgür görünüp arzularının kölesi olabilir; başka biri fiziksel baskı altında bulunup içsel ahlakını koruyabilir. Yûsuf’un duası bu ikinci tür özgürlüğün en güçlü örneklerinden biridir.

Yûsuf Suresi 33. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Doğrunun her zaman kolay olmayacağını kabul et. Acıyı kutsallaştırma ama yanlış uğruna rahatlığı seçmek zorunda olmadığını bil. Kendi zayıflığını inkâr etme; onu tanı ve tedbir al. Allah’tan yardım isterken kendi sorumluluğunu yerine getir. Kalabalığın baskısını hakikatin ölçüsü yapma. Tehdit altında ahlaki sınırını korumaya çalış; fakat aynı gücü gösteremeyen mağdurları da suçlama. Ve unutma: Gerçek güç, ‘Bana hiçbir şey olmaz’ demek değil, ‘Rabbim, beni koru; ben de doğruyu seçmek için elimden geleni yapacağım’ diyebilmektir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 34. ayette, Allah’ın Yûsuf’un duasını kabul ettiği ve kadınların düzenini ondan uzaklaştırdığı bildirilecektir: “Rabbi onun duasını kabul etti ve onların tuzağını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Bu ayet özellikle duanın kabulünün her zaman istediğimiz biçimde gerçekleşip gerçekleşmediği, ilahî korumanın insan iradesiyle nasıl birlikte işlediği ve Allah’ın ‘işitmesi’ ile ‘bilmesi’ ifadelerinin insan özelliklerine benzetilmeden nasıl anlaşılması gerektiği bakımından son derece önemli olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 33. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Doğruyu seçmenin bize gerçekten bedel ödettiği bir anda ne yapıyoruz? Kendi irademize aşırı güvenip tedbiri mi bırakıyoruz, yoksa zayıf yanlarımızı bilerek Allah’tan yardım istiyor muyuz? Ve en önemlisi, rahatlık ile ahlaki bütünlük karşı karşıya geldiğinde hangisini daha değerli görüyoruz?

“Yûsuf 33, Hz. Yûsuf’un ‘Rabbim! Zindan, bunların beni çağırdığı şeyden bana daha sevimlidir’ diyerek ahlaki bütünlüğünü dünyevî rahatlığın önüne koyduğunu gösterir. Ancak onun duası aynı zamanda büyük bir tevazudur: ‘Beni korumazsan zorlanabilirim’ der ve kendi iradesini mutlaklaştırmaz. Bu ayet acıyı değil, bedel pahasına doğruyu korumayı; kibri değil, kendi zayıflığını bilerek Allah’a sığınmayı öğretir. Gerçek güç, insanın kendisini yenilmez sanması değil, doğruyu seçerken Rabbine ne kadar muhtaç olduğunu bilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt