📖 Yûsuf Suresi 21. Ayette “Ona Güzel Bak; Belki Bize Faydası Olur veya Onu Evlat Ediniriz... Allah İşinde Galiptir, Fakat İnsanların Çoğu Bilmez”

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 21. Ayette “Ona Güzel Bak; Belki Bize Faydası Olur veya Onu Evlat Ediniriz... Allah İşinde Galiptir, Fakat İnsanların Çoğu Bilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 20. ayette Yûsuf’un değersiz bir bedelle, sayılı birkaç dirheme satıldığını görmüştük. İnsanların ona biçtiği fiyat son derece düşüktü; fakat 21. ayet, insanların göremediği daha büyük bir sürecin işlemekte olduğunu gösterir. Yûsuf’u Mısır’da satın alan kişi eşine, ‘Ona güzel bak; belki bize faydası olur veya onu evlat ediniriz’ der. Ayetin devamında ise Allah, Yûsuf’u o ülkede yerleştirdiğini, ona olayların/rüyaların yorumundan öğreteceğini ve ‘Allah işinde galiptir; fakat insanların çoğu bilmez’ buyurur. Böylece kıssa çok güçlü bir gerçeği ortaya koyar: İnsanlar kendi planlarını yapar, fakat hiçbir insan planı Allah’ın bilgisi ve hükümranlığının dışına çıkamaz. Bu gerçek insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; tam tersine insanın sınırlılığını hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 21. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Mısır’da onu satın alan kişi eşine, ‘Ona güzel bak. Belki bize faydası olur veya onu evlat ediniriz’ dedi. İşte böylece Yûsuf’u o ülkede yerleştirdik ve ona olayların/rüyaların yorumundan öğretelim diye böyle yaptık. Allah işinde galiptir; fakat insanların çoğu bilmez.” Ayetin Arapçası ise “Ve kâle’llezî’şterâhu min Mısra limraetihî ekrimî mesvâhu asâ en yenfeanâ ev nettehizehû veledâ. Ve kezâlike mekkennâ li-Yûsufe fi’l-ardı ve li-nuallimehû min te’vîli’l-ehâdîs. Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne eksera’n-nâsi lâ ya‘lemûn.” şeklindedir.

Bu ayet Yûsuf’un hayatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Kuyu geride kalmış, düşük bedelle satılma gerçekleşmiş ve şimdi Yûsuf Mısır’da belirli bir eve yerleştirilmiştir. Dışarıdan bakıldığında hâlâ özgürlüğünü kendi belirleyen bir genç değildir; fakat kıssanın ilahî yönü açısından gelecekteki büyük görevin zemini kurulmaya başlamaktadır.

Ayetin dikkat çekici tarafı, insan planı ile ilahî takdirin aynı anda gösterilmesidir. Yûsuf’u satın alan kişi kendi ailesi açısından bir plan yapar; Allah ise Yûsuf’un hayatını çok daha geniş bir hikâyeye doğru götürmektedir. İnsan bir adım görür, Allah bütün yolu bilir.

2️⃣ Yûsuf’u Mısır’da Satın Alan Kişi Kimdi ❓​

Kur’an bu ayette kişinin özel adını vermez; yalnızca “Mısır’da onu satın alan kişi” der. Kıssanın ilerleyen bölümlerinde bu evin yüksek statülü bir çevreye ait olduğu daha açık biçimde anlaşılacaktır ve Yûsuf Suresi’nin ilerleyen ayetlerinde “Azîz” unvanı geçecektir.

Tefsir ve tarih rivayetlerinde bu kişinin özel adı hakkında farklı bilgiler aktarılmıştır. Fakat bunları Kur’an’ın açık bilgisi seviyesine taşımamak gerekir. Buradaki asıl mesele kişinin adı değil, Yûsuf’a yaklaşımındaki değişikliktir: Önceki insanlar onu ticaret malı olarak görürken bu kişi, en azından ilk aşamada, ona iyi davranılması gerektiğini söylemektedir.

Bu da kıssanın atmosferini değiştirir. Yûsuf bir fiyat etiketinden yeniden bir insan olarak görülmeye başlanmaktadır.

3️⃣ “Ona Güzel Bak” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “ekrimî mesvâhu” ifadesi, “onun kalacağı yeri güzel tut, ona değerli ve iyi davran, güzel şekilde barındır” gibi anlamlar taşır. “İkrâm” kökü değer vermek, onurlandırmak ve iyi muamele etmek anlam alanına sahiptir.

Yûsuf birkaç ayet önce kardeşleri tarafından kuyuya bırakılmış, ardından ticaret malı gibi görülmüş ve düşük bedelle satılmıştı. Şimdi ilk kez yeni bir evde biri onun hakkında “Ona güzel davran” demektedir.

Bu, Yûsuf’un yaşadığı haksızlıkların bittiği anlamına gelmez; ileride yeni bir ağır sınav gelecektir. Fakat ayet, hayatın bir aşamasında gördüğümüz muamelenin sonsuza kadar değişmeden kalmak zorunda olmadığını da gösterir. Bir yerde değersiz görülen insan, başka bir yerde insanlık onuruna daha uygun bir muameleyle karşılaşabilir.

4️⃣ İyi Muamele Yûsuf’un Satın Alınmış Olması Gerçeğini Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır. Bir kişinin Yûsuf’a iyi davranmak istemesi olumlu bir unsurdur; fakat bu, Yûsuf’un kendi iradesi dışında el değiştirmiş olması gerçeğini ortadan kaldırmaz. İyi davranılan bir haksız düzen, sırf iyi davranıldığı için tamamen adil hâle gelmez.

Bu ayrım günümüzde de önemlidir. Bir işveren çalışanına nazik davranabilir ama onun temel hakkını ihlal ediyor olabilir. Bir aile bir hizmetliye sıcak davranabilir ama çalışma koşulları yine haksız olabilir. İyi kişisel davranış değerlidir; fakat yapısal adaletsizliği otomatik olarak çözmez.

Kur’an’ın kıssası bu konuda basit bir tablo sunmaz. Yûsuf kötü muameleden daha iyi bir ortama geçer; fakat özgürlüğü bakımından hâlâ tam bağımsız değildir. İyileşme ile tam adalet aynı aşama olmayabilir.

5️⃣ “Belki Bize Faydası Olur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Yûsuf’u satın alan kişi eşine, “Belki bize faydası olur” der. Bu ifade, Yûsuf’un yetenekli, güvenilir veya gelecekte işe yarayabilecek biri olarak görülmüş olabileceğini düşündürür.

Burada insanı yalnız faydasına indirgememek gerekir. Ayetteki kişinin Yûsuf’a iyi davranılması gerektiğini söylemesi olumlu bir yaklaşım içerirken, “bize faydası olur” ifadesi aynı zamanda onun Yûsuf’u kendi ailesi açısından değerlendirdiğini de gösterir.

İnsanların birbirine fayda sağlaması kötü değildir. Aile üyeleri, çalışanlar, dostlar ve toplum bireyleri birbirlerine katkıda bulunabilirler. Problem, insanı yalnızca “Bana ne kazandırır?” sorusuyla değerlendirmeye başladığımızda ortaya çıkar.

Faydalı olmak insanın değerine katkı sağlayabilir; fakat insanın bütün değeri faydasından ibaret değildir.

6️⃣ “Onu Evlat Ediniriz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “ev nettehizehû veledâ”, “veya onu evlat ediniriz / onu oğul ediniriz” anlamına gelir. Yûsuf’u satın alan kişi, onun evin içinde sıradan bir hizmetli olarak kalmasının ötesinde, aile içinde çok daha yakın bir konuma gelebileceğini düşünmektedir.

Burada önemli bir yöntem ayrımı gerekir. Ayet Hz. Yûsuf dönemindeki bir niyeti anlatmaktadır. Bunu doğrudan İslam hukukunda daha sonra oluşan nesep, miras ve evlat edinme hükümlerinin tamamıyla aynılaştırmak doğru değildir.

İslam geleneğinde yetim veya korunmaya ihtiyaç duyan çocuğun bakımını üstlenmek büyük bir iyilik olarak görülürken, biyolojik nesebi değiştirmek ayrı bir hukuki meseledir. Dolayısıyla Yûsuf 21, modern hukuk veya fıkıhtaki evlat edinme düzenlemelerini tek başına açıklayan bir ayet değildir. Burada anlatılan esas şey, Yûsuf’un o evde aileye yakın bir konuma getirilme ihtimalidir.

7️⃣ Yûsuf’un Satın Alınan Bir Gençten Aileye Yakın Görülmeye Başlaması Ne Gösteriyor ❓​

Bu değişim, insanların ilk değerlendirmelerinin ne kadar sınırlı olabileceğini gösterir. Birileri Yûsuf’u birkaç dirheme elden çıkarılacak biri olarak görürken, onu satın alan kişi “Belki bize faydası olur, hatta oğul ediniriz” diyecek kadar farklı bir potansiyel görmektedir.

Aynı insan, farklı kişilerin gözünde bambaşka değerlendirmelere maruz kalabilir. Bu durum insanların her değerlendirmesinin eşit derecede doğru olduğu anlamına gelmez; daha çok, insan yargısının ne kadar sınırlı olabileceğini gösterir.

Bu nedenle başkalarının bizi bir aşamada küçümsemesini, kimliğimizin kesin hükmü hâline getirmemeliyiz. Aynı şekilde bir insanı ilk karşılaşmadaki konumuyla küçümsememek gerekir. İlk izlenim, bütün insan değildir.

8️⃣ “İşte Böylece Yûsuf’u O Ülkede Yerleştirdik” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve kezâlike mekkennâ li-Yûsufe fi’l-ard” buyurulur. “Temkîn”, yerleştirmek, imkân sağlamak, sağlam bir konum hazırlamak ve bir alanda güç veya hareket imkânı kazandırmak gibi anlamlar taşıyabilir.

Burada Yûsuf henüz Mısır’ın yöneticisi değildir. Dolayısıyla “Allah onu ülkede yerleştirdi” ifadesini, bu anda hemen siyasi iktidar sahibi olduğu şeklinde anlamak doğru olmaz. Daha çok, Yûsuf’un ilerideki görevine uzanan sürecin zemininin hazırlanması söz konusudur.

Kuyuya bırakılması dışarıdan tamamen düşüş gibi görünüyordu. Mısır’a satılması da mağduriyet içeriyordu. Fakat şimdi o ülke, Yûsuf’un ileride büyük sorumluluk üstleneceği yer olacaktır. Aynı mekân bugün esaret yeri, yarın sorumluluk alanı hâline gelebilir.

9️⃣ Allah Yûsuf’u Mısır’a Yerleştirdiyse Kardeşlerin Yaptığı Şey Doğru mu Olmuş Oluyor ❓​

Hayır. Bu ayrımı korumak son derece önemlidir. Allah’ın Yûsuf’un başına gelen haksızlıklardan daha sonra hayırlı sonuçlar çıkarması, kardeşlerin davranışını geriye dönük olarak doğru veya gerekli bir iyilik hâline getirmez.

Kardeşler Yûsuf’u kıskançlıkla kuyuya bırakmıştır ve bundan sorumludurlar. Allah ise onların kötü tercihlerini, Yûsuf’un hayatındaki nihai sonucu belirleyen tek güç hâline getirmemiştir.

Bu yüzden “Allah böyle istedi, demek kardeşler aslında doğru yaptı” sonucu yanlıştır. İlahi takdir ile insanın ahlaki sorumluluğu birbirinden ayrılmalıdır.

Allah kötülükten hayır çıkarabilir; bu, kötülüğün ahlaken hayır olduğu anlamına gelmez.

🔟 “Ona Te’vîlü’l-Ehâdîsten Öğretelim” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette yeniden “te’vîlü’l-ehâdîs” ifadesi karşımıza çıkar. Aynı ifade Yûsuf Suresi 6. ayette Hz. Yakup’un Yûsuf hakkında söylediği sözlerde de geçmişti. Tefsirlerde bunun özellikle rüyaların yorumunu ve olayların anlam ve sonuçlarını kavrama bilgisini ifade ettiği açıklanmıştır.

Yûsuf’un ilerleyen hayatında rüyaların yorumlanması çok önemli olacaktır. Hapishanedeki iki kişinin rüyası ve daha sonra hükümdarın rüyası, Yûsuf’un hayatının yönünü değiştirecektir.

Ancak bu bilgi falcılık veya bağımsız gayb bilgisi olarak anlaşılmamalıdır. Ayet açıkça Allah’ın Yûsuf’a öğreteceğini belirtir. Yani Yûsuf’un bilgisi Allah’tan bağımsız sınırsız bir güç değildir.

Özel bilgi, özel sorumluluk getirir; mutlak bilgi sağlamaz.

1️⃣1️⃣ Yûsuf’a Öğretilen Bilgi Günümüzde Her Rüya Yorumcusuna Verilmiş Sayılır mı ❓​

Hayır. Hz. Yûsuf’un kıssası, bugünkü her rüya yorumcusunun peygamberî kesinliğe sahip olduğunu göstermez. Yûsuf’un bilgisinin doğruluğunu Kur’an’ın vahyi üzerinden biliyoruz.

Bugün biri bir rüya hakkında ihtiyatlı yorum yapabilir; ancak “Bu rüya kesin olarak gelecekte şunu gösterecek” şeklindeki iddialar ayrıca delil gerektirir. İnsanların korkularını veya umutlarını kullanarak kesin gelecek bilgisi satmak, Yûsuf’un özel ilahî bilgisini örnek göstermekle meşrulaştırılamaz.

Ayetin mesajı falcılık değildir. Allah’ın Yûsuf’a özel bir bilgi öğretmesidir.

1️⃣2️⃣ “Allah İşinde Galiptir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin en güçlü ifadelerinden biri “Vallâhu gâlibun alâ emrihî” cümlesidir. Genel anlamıyla “Allah işinde galiptir / Allah hükmünü gerçekleştirmeye kadirdir” demektir.

Tefsirlerde “emrihî” zamirinin anlamı ve vurgusu hakkında farklı nüanslar bulunabilir; genel anlam, Allah’ın iradesinin ve hükmünün insanların planları tarafından boşa çıkarılamayacağıdır.

Kardeşler Yûsuf’u ortadan kaldırmak istemiştir. Tüccarlar onu ucuz bir mal gibi görmüştür. Başkaları onun hayatı üzerinde kendi planlarını yapmaktadır. Fakat bütün bu insan planlarının üstünde Allah’ın kuşatıcı bilgisi ve hükümranlığı vardır.

Bu ifade insanı pasifliğe değil, insan gücünün mutlak olmadığını anlamaya çağırır.

1️⃣3️⃣ “Allah İşinde Galiptir” Demek İnsan İradesini Yok mu Sayar ❓​

Hayır. Eğer insan iradesi ve sorumluluğu anlamsız olsaydı kardeşlerin kıskançlığı, yalanı ve haksızlığı ahlaki olarak eleştirilemezdi. Oysa kıssa onları açıkça sorumlu aktörler olarak gösterir.

Allah’ın nihai hükümranlığı ile insanın gerçek fakat sınırlı iradesi aynı anda bulunabilir. İnsan karar verir, plan yapar ve yaptığından sorumludur; fakat evrenin bütün sonuçlarını kontrol edemez.

Kardeşler Yûsuf’u kuyuya atmayı seçebilirler; fakat Yûsuf’un bütün geleceğini belirleyemezler. Onların gücünün sınırı tam burada ortaya çıkar.

İnsan tercih eder; Allah’ın hükümranlığı insan tercihinden daha büyüktür. Bu, insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet “Nasıl Olsa Allah’ın Planı Var, Hiçbir Şey Yapmaya Gerek Yok” mu Diyor ❓​

Hayır. Böyle bir fatalizm Yûsuf kıssasının bütününe aykırıdır. Yûsuf ileride rüyayı yorumlayacak, ekonomik tedbir önerecek, kıtlık yılları için planlama yapacak ve sorumluluk üstlenecektir. Yani Allah’ın hükümranlığına iman, insan çabasını anlamsızlaştırmaz.

İnsan “Allah işinde galiptir” diyerek çalışmayı, güvenlik önlemlerini veya adalet arayışını terk etmemelidir. Tam tersine elinden gelen doğru çabayı gösterirken sonucu mutlak biçimde kontrol edemediğini bilmelidir.

Tevekkül, plan yapmamayı değil; planını ilahlaştırmamayı öğretir.

1️⃣5️⃣ İnsan Planı ile Allah’ın Takdiri Nasıl Birlikte Düşünülmelidir ❓​

Yûsuf kıssası bu soruya çok güçlü bir anlatımla cevap verir. Kardeşlerin bir planı vardır: Yûsuf’u babalarından uzaklaştırmak. Kafilenin bir planı vardır: Yûsuf’u ekonomik değere dönüştürmek. Mısır’da onu satın alan kişinin de bir planı vardır: Ondan faydalanmak veya onu aileye dahil etmek.

Fakat bu planların hiçbiri bütün hikâyeyi bilmiyor.

Allah ise Yûsuf’un nereden nereye gideceğini, hangi olaylarla karşılaşacağını ve sonunda nasıl bir sorumluluk üstleneceğini bilir. Bu yüzden ilahî takdir, insanların gerçek tercihlerinin içinden geçerek onların göremediği daha geniş bir sonucu ortaya çıkarabilir.

Ancak buradan “Her olayın gizli sebebini biz biliyoruz” sonucu çıkarılamaz. Allah’ın hikmeti vardır; insan çoğu zaman bu hikmetin özel ayrıntılarını bilmez.

1️⃣6️⃣ “Her Şeyin Bir Sebebi Var” Demek Bu Ayete Göre Her Zaman Doğru mudur ❓​

İman açısından hiçbir şeyin Allah’ın bilgisi ve hükümranlığı dışında olmadığı söylenebilir. Fakat insanların sık kullandığı “Her şey kesin şu sebeple oldu” cümlesi çok daha iddialıdır.

Yûsuf’un kıssasında olayların sonraki bağlantısını vahiy sayesinde görebiliyoruz. Kendi hayatımızda ise çoğu zaman belirli bir acının niçin gerçekleştiğini kesin olarak bilemeyiz. Bir hastalık, kayıp veya haksızlık yaşayan insana “Allah bunu sana kesin şu dersi vermek için yaptı” demek, elimizde vahiy yoksa Allah adına bilmediğimiz bir sebep üretmek olabilir.

Daha doğru tavır şudur: Allah’ın hikmetine inan, fakat bilmediğin özel hikmeti kendi tahmininle doldurma.

1️⃣7️⃣ “İnsanların Çoğu Bilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “ve lâkinne eksera’n-nâsi lâ ya‘lemûn”, yani “fakat insanların çoğu bilmez” ifadesiyle sona erer. Burada vurgu, insanların olayların görünmeyen bütün bağlantılarını ve Allah’ın hükmünün nasıl gerçekleşeceğini tam olarak kuşatamamasıdır.

Bu ifade insan zekâsına hakaret değildir ve fiziksel veya zihinsel yetersizlikle ilgili değildir. İnsan bilgisinin sınırlılığına işaret eder.

Kardeşler ne yaptıklarının bütün gelecekteki sonuçlarını bilmiyorlar. Yûsuf’u satanlar onun ileride kim olacağını bilmiyorlar. Onu satın alan kişi bile kendi evine gelen bu gencin gelecekte ülkenin kaderinde nasıl rol oynayacağını bilmiyor.

İnsan sahneyi görür; bütün senaryoyu değil.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 20 ve 21 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 20’de Yûsuf az bir bedelle, sayılı birkaç dirheme satılmış ve ona fazla değer verilmemişti. Yûsuf 21’de ise Mısır’daki yeni sahibi onun hakkında “Ona güzel bak; belki bize faydası olur veya onu evlat ediniriz” demektedir. Böylece bir ayet içinde bile insanların Yûsuf’a bakışı değişmeye başlar.

Ayetin devamında ise asıl büyük perspektif gelir: “Böylece Yûsuf’u o ülkede yerleştirdik... Allah işinde galiptir.” İnsanların Yûsuf’a biçtiği ekonomik fiyatın ötesinde, Allah’ın onun hayatında açacağı çok daha büyük bir alan vardır.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 22. ayette, Yûsuf’un olgunluk çağına ulaştığında Allah’ın ona “hüküm ve ilim” verdiği bildirilecek ve “İşte biz güzel davrananları böyle ödüllendiririz” buyurulacaktır. Bu ayette özellikle olgunluk, bilgi ile hikmet arasındaki ilişki, ilahî ödülün yalnız maddi başarı olmadığı ve ihsanın kusursuzluk anlamına gelmediği üzerinde durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 21. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 21. ayet, Yûsuf kıssasında insan planı ile ilahî takdirin en açık biçimde yan yana geldiği ayetlerden biridir. Yûsuf birkaç ayet önce kuyuya atılmış, ardından ticaret malı gibi görülmüş ve düşük bedelle satılmıştır. Şimdi ise Mısır’daki yeni evinde biri onun için “Ona güzel bak” demektedir. Aynı genç, birkaç farklı insan grubunun gözünde bambaşka biçimlerde değerlendirilmiştir. Bu değişim bize ilk olarak şunu öğretir: İnsanların sana bugün nasıl davrandığı, geleceğinin ve gerçek değerinin nihai hükmü değildir.

Yûsuf’un kardeşleri onu rakip olarak görmüştü. Kafile ekonomik fırsat olarak görmüştü. Mısır’da onu satın alan kişi ise potansiyel fayda ve hatta aile bağı ihtimali görmektedir. Fakat bunların hiçbiri Yûsuf’un bütün gerçeğini bilmiyor.

İnsanların bakışı parçalıdır.

Allah’ın bilgisi ise bütünü kuşatır.

Ayetin ikinci büyük mesajı iyi muamelenin değeridir. Yûsuf’un yeni ortamında ilk söylenen şeylerden biri “ona güzel bak”tır. İnsanların geçmişte ona yaptığı haksızlıklar, yeni karşılaştığımız bir insana kötü davranmamız için gerekçe değildir. Aksine savunmasız bir insanla karşılaştığımızda ona onuruyla davranmak ahlaki sorumluluktur.

Bir çocuğun, yabancının, çalışanın veya bize bağımlı hâle gelmiş kişinin güçsüzlüğünü kullanmak yerine güvenliğini ve onurunu gözetmek gerekir.

Üçüncü büyük mesaj insanı yalnız faydasına indirgememektir. “Belki bize faydası olur” ifadesi insan ilişkilerinde karşılıklı faydanın doğal olabileceğini gösterir; fakat Yûsuf’un değeri yalnız ev sahibine sağlayacağı faydadan ibaret değildir.

Bugün de insanları yalnız üretkenlikleri üzerinden değerlendirdiğimizde yaşlıyı, hastayı, çocuğu veya çalışamayanı kolayca ikinci plana itebiliriz.

İnsan faydalı olduğu için insan değildir; insan olduğu için değere sahiptir.

Dördüncü büyük mesaj Allah’ın bir insanı adım adım hazırlayabilmesidir. Yûsuf bir anda yüksek makama çıkarılmaz. Önce Mısır’a gelir, bir ev ortamına yerleşir, büyür, öğrenir ve daha sonra başka sınavlardan geçer. Allah’ın Yûsuf’u ülkede “yerleştirmesi”, uzun bir sürecin başlangıcıdır.

Bu, hayatın her gelişmesini anında sonuç olarak görmememiz gerektiğini düşündürür. Bazen bulunduğumuz yer varış noktası değil, hazırlık aşaması olabilir.

Ancak kendi hayatımız için “Allah beni kesin şu makama hazırlıyor” gibi gayb iddialarında bulunmamak gerekir. Yûsuf’un geleceğini vahiyden biliyoruz; bizim geleceğimiz hakkında aynı bilgiye sahip değiliz.

Beşinci büyük mesaj bilginin Allah’ın nimeti oluşudur. Yûsuf’a te’vîlü’l-ehâdîsten öğretilecektir. Bu bilgi onun hikâyesinde büyük bir rol oynayacaktır, fakat onu her şeyi bilen bir varlığa dönüştürmez.

Bilgi arttıkça insanın kibri değil sorumluluğu artmalıdır.

Gerçek bilgi:

“Ben herkesten üstünüm.”

demekten çok,

“Bu bilgiyi doğru yerde nasıl kullanacağım?”

sorusunu doğurmalıdır.

Altıncı büyük mesaj “Allah işinde galiptir” ifadesini fatalizmden korumaktır. Allah’ın hükümranlığı mutlak olabilir; fakat kardeşlerin, tüccarların ve Yûsuf’un kendi eylemleri anlamsız değildir. Her biri karar verir ve yaptığıyla sorumluluk taşır.

Allah’ın nihai hükmü insan çabasını iptal etmez.

Yûsuf’un ileride yapacağı şeyler bunun en açık kanıtıdır: Planlama yapacak, sorumluluk alacak, karar verecek ve ekonomik kriz için tedbir geliştirecektir.

İman, eylemsizliğin mazereti değildir.

Yedinci büyük mesaj insanın planını mutlaklaştırmamasıdır. Kardeşler Yûsuf’u hayatlarından çıkardıklarını sanırlar. Kafile onu ucuz bir kazanç olarak görür. Mısır’daki ev sahibi de kendi ailesi açısından plan yapar. Fakat hiçbiri hikâyenin tamamını kontrol edemez.

Biz de hayatımızda plan yapmalıyız; fakat planımız bozulduğunda dünya tamamen bitmiş gibi düşünmemeliyiz. İnsan planı önemlidir ama mutlak değildir.

Bu tevazu, insanı hem sorumlu hem esnek kılar.

Sekizinci büyük mesaj Allah’ın hikmetine inanırken bilmediğimiz hikmeti uydurmamaktır. Yûsuf kıssasında neden-sonuç zincirini vahiy sayesinde belli ölçüde görebiliyoruz. Fakat kendi hayatımızdaki her acının görünmeyen nedenini aynı kesinlikle açıklayamayız.

Bir insan yas tutuyorsa ona:

“Bu kesin daha iyisi olsun diye oldu.”

demek bazen acısını küçümseyebilir.

Daha merhametli ve daha bilgili tavır:

“Neden böyle olduğunu bütünüyle bilmiyorum; fakat yanında olabilirim ve Allah’ın hikmetinden ümidimi kesmem.”

diyebilmektir.

Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı insanın gördüğü anı bütün hikâye sanmamasıdır. Yûsuf kuyudayken kardeşleri kazanmış gibi görünüyordu. Satılırken tüccarlar onun geleceğini belirlemiş gibi görünüyordu. Şimdi Mısır’daki ev sahibi onun hayatının yönünü tayin ediyor gibi görünüyor.

Fakat ayet bütün bu sahnelerin ortasında:

“Allah işinde galiptir.”

diyor.

Bu cümle, insanın hiçbir şey yapmamasını değil, insanların son sözü söyleyen mutlak güç olmadığını hatırlatır.

Birileri seni küçümseyebilir.

Birileri sana haksızlık edebilir.

Bir plan bozulabilir.

Bir kapı kapanabilir.

Bunların hiçbiri bize otomatik olarak güzel bir dünyevî son garanti etmez; fakat aynı şekilde bugünkü görüntünün bütün geleceği tükettiğini de kanıtlamaz.

Yûsuf Suresi 21. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: İnsanların sana biçtiği rolü kaderinin tamamı sanma. Sana emanet edilen insana güzel davran. Faydayı insan değerinin tek ölçüsü yapma. Allah’ın bir kötülükten hayır çıkarabilmesini kötülüğü yapanı aklamak için kullanma. İlahi takdire inanırken kendi sorumluluğunu terk etme. Bilmediğin hikmeti Allah adına uydurma. Ve plan yaparken unutma: Sen bir sonraki adımı görebilirsin; Allah ise bütün yolu bilir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 22. ayette, Yûsuf’un yeni bir hayat dönemine ulaştığı bildirilecek ve “Olgunluk çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz muhsinleri böyle ödüllendiririz” buyurulacaktır. Bu ayet özellikle olgunluğun yalnız yaş almak olmadığı, ilim ile doğru hüküm verme arasındaki ilişki, ihsanın ne olduğu ve Allah’ın ödülünü sadece para veya makam şeklinde anlamamak gerektiği bakımından çok önemli olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 21. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hayatımızda kendi planımız bozulduğunda her şeyin bittiğini mi sanıyoruz, yoksa bilgimizin sınırlı olduğunu kabul edebiliyor muyuz? Başkalarına yalnız bize sağlayacakları faydayla mı değer veriyoruz? Ve “Allah’ın takdiri” derken sorumluluktan mı kaçıyoruz, yoksa elimizden gelen doğru çabayı gösterip sonucu Allah’a bırakmayı mı öğreniyoruz?

“Yûsuf 21, Mısır’da Yûsuf’u satın alan kişinin ‘Ona güzel bak; belki bize faydası olur veya onu evlat ediniriz’ dediğini, ardından Allah’ın Yûsuf’u o ülkede yerleştirdiğini ve ‘Allah işinde galiptir; fakat insanların çoğu bilmez’ buyurduğunu bildirir. İnsanlar kendi hesaplarını yapar, fakat hesaplarının bütün sonuçlarını kuşatamazlar. Allah’ın hükümranlığı insan sorumluluğunu kaldırmaz; insanın mutlak olmadığını hatırlatır. Çabanı göster, tedbirini al, kimseyi yalnız faydasına indirgeme ve göremediğin geleceği kendi bugünkü korkularınla sınırlama. Çünkü insan bir sahneyi görür; Allah hikâyenin tamamını bilir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt